***
Zukharan daha fazla bu şekilde Kiera'ya bakmaya dayanamadı.
“Ya sessiz kalmak istedim ama yapma bunu dostum. Hadi, kaldır şu koca kafanı ve kızımıza bak.”
Zuko'nun sabrı zorlanıyordu, hem de son damlasına kadar. Karşısında Kiera, güneş ışınları gibi dağılmış kızıl saçlarıyla masum masum uyurken gerçekten zordaydı.
“Az kaldı Zukra, çok az kaldı. Şuradan çıkalım, o nehre atlayacağım,” dedi.
Zukharan biraz daha neşeliydi. Dönüşümünden sonra çok büyük bir devrim yaşamış, ateş çıkartmıştı; bu onu bir tık güçlü yapmış, soğuk suya direncini yükseltmişti.
“Bu sefer işe yaramayabilir dostum, g*tünün donmasıyla kalırsın.”
“O ne demek şimdi? Oynama benimle.”
“Ateşli kalbimi kırıyorsun dostum ama sakin ol. Az önce evrimde bir ilk yaşadık. İlk defa ateş çıkardık, yani yaşam ateşim katlandı.”
Zuko pek sevinemedi bu duruma. Zukharan'ı zapt etmenin tek yolu suya atlamasıydı ve şu an onun işe yaramayacağını söylüyordu.
“S*ktir, bu hiç iyi olmadı,” dedi çaresizlikle.
“Sen bir de çiftleşince gör,” diye kendinden emin konuştu Zukharan. Teorisine göre çiftleşmek onu daha fazla güçlendirecekti. Bilmediği şeyler de vardı.
“Senin çiftleşmene…” diye söylense de Zuko da şu an Kiera'nın tenine dokunmak için can atıyordu. Kiera uyanacak gibi değildi. Oturduğu yerden kalktı, Kiera'nın üzerine örttüğü örtüyü ona iyice sardı, kolları arasına alıp yanına uzandı.
Yıllardır hayalini kurmuştu ona böylesine sarılıp yatmanın. Ergenliğinden bu yana nasıl hayaller kurmuştu… Onunla ilgili rüyaları fazla ateşliydi. Öyle ki son bir yıldır çok daha iyi anlıyordu o rüyaların görselini.
Her seferinde bir ateş çemberi içinde oluyordu, yanında her daim Kiera vardı. Her birliktelikleri o ateşi yükseltiyor, Zuko o ateşin sıcaklığı ve rahatlamasıyla uyanıyordu. Gerçek dünyası asla Kiera'ya göre değildi.
Kendisi bir ejderhaydı ve Kiera da insan… Kiera ile birlikte o ateşin içinde durması mümkün değildi. Öyleyse şimdi bu masum sarılmanın tadını çıkarabilirdi.
Kızıl saçlarını okşadı, sarılıp derince bir soluk çekti. Kiera mı sıcaktı yoksa kendi ateşi mi yakıyordu bilmiyordu ama bırakası yoktu. Zukharan da sustu, sessizce kendini dinlenmeye bıraktı. Bu gece yaşadığı ilk ateş çıkarma eylemi onu da yormuştu; Kiera’nın varlığıyla huzura kapattı gözlerini.
Şafak sökerken Kiera kıpırdandı. Sıcak bir ortamın içindeydi ama çözemedi. Kafası uyuşuk gibiydi. Onun hareketlenmesine Zuko gözlerini açtı. Gevşeyen kolları arasında Kiera dönünce Zuko’yu gördü.
“Sen… Burada ne işin var?” Kafasını toplamaya çalışırken yatağın içinde ve çıplak olduğunu fark etti. Zuko sinirle kalktı, arkasını döndü.
“Üzerini giyin, öyle konuşalım.” Derken aslında saklamak istediği şey öfkesinden çok daha farklı bir şeydi. Önünde onu geceden bu yana zorlayan erkekliği, acı dolu bir sızlamayla yine Zuko’yu zorluyordu.
“Dostum yapma bunu, hadi üzerini giymeden… Hadi hadi hadi! Konuşalım, haykıralım, sonra da ateşli bir şekilde çiftleşelim.”
Zukharan’ın çenesi açılmış, Zuko’yu darlıyordu. Kiera arkada ne olduğunu çözmeye çalışırken bir yandan da giyindi. Zuko hızla, “Bekle, geliyorum,” deyip çadırdan dışarı attı kendini.
Sabahın o keskin ayazı bile bir nebze ateşini söndürmeye yetmedi. Damarlarında şehvetten yükselen ateşin sıcaklığı dolaşıyordu.
“Biraz dursan mı artık? O bir insan Zukra. Bunu ona yapamam. Yapmamalıyız. Dayanamaz,” diye zihninden sesini yükseltti. Çaresizdi. En az Zukharan kadar o da Kiera’ya dokunmak, ona aşık olduğunu haykırmak istiyordu ama her geçen gün güçlenmesi, Kiera’ya zarar vereceğini düşündürüyordu.
Zukharan sessiz kaldı. Şimdi işin ucunda kaçması gibi bir ihtimal vardı ve Zukharan, Kiera’dan uzaklaşmak istemediği için sustu.
Biraz olsun kendine gelip sakinleşince geri içeriye girdi. Kiera'yı kenarda duran aynanın karşısında, eli yüzündeki lekede, öylece bakarken gördü.
“Sen bunu nasıl yaparsın Kiera? Sana buraya gelmemen gerektiğini, ihtiyacın olmadığını defalarca söyledim,” diye sesini sakin tutmaya çalışsa da öfkeli çıkmıştı. Ama Kiera'nın bunu fark ettiği pek söylenemezdi.
“Ayin olmadı mı? İşe yaramamış,” diye fısıldadı Kiera titrek sesiyle. Zuko bu sözlerle daha fazla sinirlendi.
“Kiera kendine gel! Bilmediğin bir yerde çırılçıplak uyandın ve bütün derdin hâlâ leke mi?”
“Uyandığımda yanımda sen olmasaydın korkardım ama sen vardın Zuko. Evet, durum biraz utanç vericiydi, merak da ediyorum ama sen… Sen vardın Zuko.” Kiera konuşurken yavaş adımlarla yaklaştı.
“Ne oldu bana? Sen ne zaman geldin? Ben neden o haldeydim? Şifacı nerede?”
Kiera’nın sorularıyla Zuko derin bir nefes alıp sinirini sakinleştirmeye çalıştı.
“Şifacı deyip durma. O adam sana… dokunacaktı. Şu kadar Kiera, şu kadar geç kalsaydım felaketim olacaktı,” derken parmağının ucunu gösterdi. “Yetişemeseydim… Yapma bunu Kiera, neden aileni bırakıp gece vakti buraya geldin?”
O, Kiera ile konuşurken zihninde Zukharan söylemeden duramadı:
“Konuş dostum işte böyle; biz onu seviyoruz, o çok güzel. Anlat ona hadi.”
Zukharan’ın sözlerini duymazlıktan geldi. Biraz daha zorlarsa Kiera’nın dudaklarına yapışıp ona aşık olduğunu haykıracaktı.
“Zuko ben…”
“Sen ne, Kiera?” dedi ve bir adım daha yaklaştı. Kiera’nın sulanmış gözlerine baktı. Elini Kiera’nın yüzüne doğru uzattı. İncitmekten korkar gibi yanağını okşadı. Aralarındaki çekim onları birbirine yaklaştırırken Zukharan nefesini tutmuş, soluksuz beklemeye başladı.
“Kiera… Sen… Çok güzelsin,” diye fısıldarken yüzleri birbirine biraz daha yaklaştı. Etraflarında sanki görünmez bir ateş çemberi onları sarıp sarmalıyordu; tenleri ısınmaya hatta yanmaya başladı.
“Zuko, ben sana aşığım…” sözleri döküldü Kiera’nın ağzından. İkisinin de gözleri kapandı. Zukharan nefes almayı dahi bırakmış, bu teması beklemeye başlamıştı. Dudakları birbirine yaklaştı, nefesleri birbirine karıştı. Dudakları birbirine ufakça sürtündü. Aralarında kimsenin görmediği bir kıvılcım çaktı. Kiera’nın bedenine hiç hissetmediği bir akım girdi. Yakınlaşma biraz daha ileriye gidecekti ki…
“Şifacı… Şifacı… Yardım edin!” diyen sesle öylece kaldılar.
“Hay babanın ateş çemberine be!” diye Zukharan söylenirken, Zuko ve Kiera birbirinden uzaklaştı. Ortam aniden soğudu, öyle ki sanki bir büyü bozuldu o anda.
Bir adam girdi kucağında bir kız çocuğu ile. Çaresiz bir baba kasabadan buraya kızı kucağında koşmuş, zor nefes alıyordu. Kiera ve Zuko kendini topladı, çaresiz adamın yanına gitti.
“N'olur yardım edin! Şifacı nerede? Kızım… Kızım nefes almıyor!”
Babasının kucağındaki küçük kızın yüzü morarmış, cansız bedeni babasının kolları arasında, gözleri kapalı duruyordu. O an bir şey oldu; Kiera küçük kıza dokunduğunda sanki boğazında bir yumru hissetti. Nefesi kesildi.
Elini çektiğinde kalbinin atışları kulaklarında çınlıyordu. Tekrar dokundu kıza, yine aynı his; boğazı tıkandı.
“Boğazında bir şey var, nefes almasını engelliyor!” diye heyecanla haykırdı. Zuko anında küçük kızı babasının kucağından alıp ters çevirdi. Sırtına vuracakken Zukharan’ın sesi yankılandı zihninde:
“Yavaş ol dostum, sakince dene.”
Zukharan haklıydı; bu ufak darbe küçük kıza fazla güçlü gelip zarar verebilirid. Sakince sırtına vurdu. Yüzü aşağıya bakan kızın ağzından bir parça fırlayıp yere düştü. Küçük kız öksürürken babası kızının sesini duyduğu için rahat bir soluk bıraktı.
Kiera; kız ve babası için su buldu. Küçük kız kendine geldiğinde babası şükranlarını sunup çıktı. İkili baş başa kaldığında ne yapacaklarını bilemediler. O adam gelmeseydi öpüşeceklerdi. Şimdi tekrar öper miydi Zuko Kiera’yı, yoksa susacaklar mıydı?
Kiera aşık olduğunu itiraf etmişti etmesine; peki ya Zuko için durum neydi? Kiera’nın zihni karmakarışıktı. Bir de ortalarda olmayan şifacı sorunu vardı. Zuko o adama ne yapmıştı, çok merak ediyordu. Çadırın içindeki kokularda hiç yardımcı değildi.