3.bölüm

1743 Kelimeler
1 hafta sonra. Dünya hiç adil değildi. Bir tarafı üzerken bir tarafı mutluluğa boğuyordu....Tıpkı Baweşin'le Adar ağa gibi. İki aileye yakışacak şekilde bu gün içerisinde kına yarında düğün yapılacaktı. Hozan ailesi tarafından tüm Mardine'e haber verilmişti. Evin en büyük oğlu evlendiğinden herkesin bu düğüne teşrif ederek sevinçlerine ortak olmaları istenmişti. Son bir haftada düğün ve kına için gerekli olan bütün hazırlıklar yapılmıştı. Nişan olayını es geçmişlerdi çünkü gelin hanım istememişti. Gerçi düğünüde istememişti ama Adar ağa sevdiginin hiçbir şeyini eksik etmeden telli duvaklı davullu zurnalı konagına gelin gelmesini istemişti. "Ağam sonunda sevdiğine kavuşuyorsun. Bir yıldır anlatıp resmini bile göstermediğin yengemiz geliyor yani." Yanına sırtına vurarak oturan kardeşi Ardıl'la bakıp gülümsedi Adar ağa. Çardakta oturmuş avluda ordan oraya koşan çalışanları izliyor bu telaşın nedenini bildiğinden kendi kendine keyifleniyordu. "Evet koçum sonunda bu konağa bir gelin geliyor. Darısı yakında senin başına inşallah." Diyerek kardeşine gülümsedi. Ardıl abisinin ağzı kulaklarındaki haline görünce "Yenge hanımın konusu açılınca ağa olduğunu unutup 15 yaşındaki ergene dönüşüyorsun abi. Bu kadar mı seviyorsun? Ne yaptı sana bu kız anlamış değilim." Dedi Son zamanlarda abisinin değişmiş hallerine alışık değildi. Bu kız ne hale getirmişti onu hem 18 yaşındaki bir kız... "Beni sevda bu hale getirdi bremin!(erkek kardeşim) senide göreceğiz. Sevda düşsün bir yüreğine bakalım hele gör bak ne hale geleceksin." "Yok abi o yollara hiç girmem ben böyle iyiyim ben." Dedikten sonra kocaman gülümsedi. Ne işi olurdu aşkla meşke hiç inanmıyordu zaten. Böyle kafası rahatken ne gerek vardı bu kadar tantanaya. "Büyük konuşma bremin, gün gelir devran dönerde sevdaya düşersen işte o zaman hatırlatırım sana bu konuşmaları." Ardıl abisine bakıp elini "Yaw he he' dercesine salladı. O günün geleceğini sanmıyordu. istanbul'da birkaç takıldığı kız oluyordu lakin hiç bir duygu beslememişti bu güne kadar bundan sonrada olacağa benzemiyordu. &&&&&& Baweşin yatağında üzerindeki bornozu, gözlerindeki yaşıyla oturmuş karşısındaki dolabına asılı duran bindallısına bakıyordu. Bu akşam kınası vardı. Bu evdeki son gecesiydi artık. Her kız gibi baba evinden uçup gidecekti. Artık bu eve kendi el olacaktı.18 yıllık odasına göz gezdirdi. Bu odadaki son saatleriydi. Bir daha bu odaya kendini ait hisetmiyecekti ne yazık ki. Son bir haftadır uykusuz olan gözleriyle zor ayakta duruyordu. Babası ve Ciwan abisiyle iki kelime bile etmemişti doğru düzgün. İkisine karşı nefret besliyordu göz göre göre kızını ölüme atıyordu ve buna tek kelime etmeyen abisiyle konuşmak dahi istemiyordu. Abisi Hazar'ın bu olanlardan hiç birinden haberi yoktu. Sipan ağa evdeki herkesle konuşup talimat vermiş olanlardan haberdar edilmesini men etmişti. Kimse ağzından en azından düğün bitene kadar bir şey kaçırmayacaktı. Çünkü biliyordu deli oğlu bu konağı başlarına yıkardı. Baweşin'in telefonu elinden alınmış abisiyle irtibatı kesilmişti. Kaç kez evin telefonunu arayan abisi Baweşin'i sorması bahanelerle geçiştirilmiş konuşmalarına izin verilmemişti. Bu iş Hazar'ın da garibine giderken işkillenmişti. Nede olsa kokusu çıkar yakında diye düşündüğünden bir süre beklemeye karar vermişti genç adam. Baweşin her ne kadar abisiyle konuşmak için elinden gelen herseyi yapmış olsada evdekilerin sürekli kendisini kontrol etmesi yüzünden abisine ulaşamamıştı. Bir gün Sipan ağanın evde olmadığı bir vakit Avzem xanım Baweşin'in telefonunu verip abisini aramasına izin vermişti. Lakin o günde abisinin çalan telefonuna bir türlü cevap verilmemişti. "Kız sen daha giyinmedin mi? Birazdan kuaför gelir hadi kalk hazırlan iki saate damat tarafı da gelir hadi." Diye serzenişte bulunan Berçem ile oflayarak ayağa kalktı. "Keşke bugün cenazem çıksaydı bu evden." dedi hırsla. "Tövbe de kız öyle beddua mi olur tövbe tövbe." derken bir taraftan elleriyle kulağını çekip başına vuruyordu Berçem. Baweşin başını sallayıp "Hiç biriniz anlamıyorsunuz beni" diyerek dolaptaki bindallısını yatağa serip üzerindeki bornozunu çıkarttı. Üzerine hemen geçirdiği bindallısıyla aynanın karşısına geçti. "Ay! baweşin çok yakıştı ya çok güzelsinde maşallah. Kuzenim olmasan kıskanırdım!" Kuzeninin sözleriyle göz devirdi. Evet çok güzeldi genç kız bunun tabiki farkındaydı. Mesela iki yıldır kapısında görücüler eksik olmazdı. Civardaki ağalar bile oğullarına istemişti genç kızı ama o zamanlar okuluna devam ettiği için babası hepsini geri çevirmişti. Bunun sebebiyse Hazar abisiydi. Babasına kalsaydı daha onbeşinde evlenmişti. Yaşına göre olgun hatlara sahipti genç kız bu yüzdende yaşı pek mühim etmeden görücüsü geliyordu. İçeriye gelen kuaförlerle makyaj masasına geçip oturdu. Kendisine gösterilen bir kaç kataloglara bakma gereği duymadan keyfinize göre yapın diyerek geçiştirmişti. Hevesli değildiki zaten bu hazırlıklara gerek yoktu. Yaklasık bir saate yakın saçını makyajını yapan çalışanlarla aynadaki görüntüsüne baktı. Saçı omuzlarına ince ince dalgalar halinde düşerken, kafasına takılmış olan taçla resmen prensesler gibi olmuştu. Yüzündeki göz makyajının belirginliği iri kahvelerini ortaya çıkarmış, dudağındaki toprak rengi rujuyla gayet güzel bir görüntü yakalanmıştı. "Çok güzel oldunuz gelin hanım." diyen çalışana bakıp gülümsemeye çalıştı. Gerçektende iyi iş çıkarmışlardı. Dışardan gelen zılgıt sesleriyle damat tarafındaki kadınların geldigini anladı. Odasının kapısının çalınıp açıldıktan sonra içeri giren Avzem xanım genç kızın yanına yaklaşarak "Keçamın çok güzel olmuşsun." Dedikten sonra yaşlı kadının gözleri dolarken eğilerek genç kızın alnını öptü.  (Baweşinin bindallısı:) Genç kız onu büyüten kadının gözlerinin dolduğunu görünce oda sarılarak ağlamaya başladı. "Şişt şimdi değil kınayı yakarken ağlıyacaksın dur şimdi makyajın bozulacak" Diyen kuzenine aldırmadan etmeden döktü incilerini. "Hade kızım ört başını seni bekliyorlar."dayesinin sesiyle gözündeki yaşları elindeki peçeteyle silip başını kırmızı örtüyü geçirdi. "Ben önden Baweşin sende arkamdan gel. Kızlar sizde Baweşin'in arkasından gelin." diyerek eline köşede duran kına tepsisini alıp kuzenlerine bir bir talimat verdi Berçem. Multiyi açın aynen onun gibi hayal edin:)) Hine binin li teştekin (Kınayı getirin leğene koyun) Şir ú şerbete çekin (Süt ve şerbet yapın) Kevçi bi kevi rûn lekin (Kınayı kaşık kaşık yapın) Binin li deste zâvekin (Getirin damadın eline sürün) Binin li sere bûké kin (Getirin gelinin başına sürün) Sırayla konağın merdivenlerinden inip aşagıya iniyorlardı genc kızlar ağızlarındaki türküyle. Şarika bûke héftreng e (Gelinin duvağı yedi renklidir) Daye rabe dereng é (Anne kalk vakit geçtir) Dâwet hati ber déri (Düğün gelmistir kapıya) Dâwet hati ber mâlé (Düğün gelmistir evin yanına) Bihna zâwe pir teng e (Damadın canı sıkılır) Bihnâ bûke pir teng é (Gelinin canı sıkılır) Baweşin avlunun ortasındaki sandalyeye oturmuş etrafinda kızlar çember oluşturup türkülerine devam ediyordu. Şarkıda geçen anne kelimesiyle gözyaşlarına hakim olamadı. Kızlar türküye başlamadan önce başlamıştı ağlamaya zaten. Ne zor bir geceydi. Yanına gelip avucunu açan kaynanasıyla başını kaldırıp örtünün altından görebildiği kadarıyla kendisine gülümsüyordu. "Kızım elini açma adettir altın koymadan açma." Kulağına konuşan Berçem'le sabır diledi. Her şey tamdı sanki de bir bu eksik kalmıştı. Sultan hanım elini açmayan gelinine bakıp koca bir gülümseme yerleştirdi yüzüne. Diğer elindeki tam iki cumhuriyet altını her iki eline yerleştirip avucuna kınayı yaktı. Başındaki örtüyü kaldırıp "Bundan sonra hem gelinim hem kızımsın." Dedikten sonra alnından öptü gelininin. Kızlar ise hala şarkılarına devam ediyorlardı. Berbû hatın ber malé (Düğün alayı gelmiştir kapıya) Rabe bûke délalé (Kalk güzel gelin) Ha dilan dilan dilan (Ha düğün düğün düğün) Stran dilan u lilan (Şarkı zılgıt ve düğün) Çı bûkeki delalé (Nede güzel bir gelindir) Zawâ bu xwedi mâlé (Damat artık ev reisidir) Avzem xanım köşede oturmuş genç kız için ağlıyordu. Keşke bu özel günde her genç kız gibi annesi yanında olup birbirlerine sarılıp ağlasalardı diye içinden geçirdi. Bunu hissetmiş gibi Baweşin kafasını çevirip dayesine baktı. Birden ayaklanıp kendisine sarılmasıyla ikiside hıçkırıklarla ağladılar başladılar. Bu manzara karşısında avludaki kadınlarında gözleri doldu. Avzem daye kendisine sıkıca sarılıp hıçkırıklarla ağlayan kızla yüreği parçalandı. Kendisini anası yerine görmüştü bunca zaman. Avzem dayede hiç olmayan kızı yerine koymuştu. Genç kızın yüzünü avuçlarının arasına alıp baş parmağıyla dökülen incilerini sildi. Bu evdeki son gecesi olan kıza bakıp "Ah benim bextreş keçamın!(bahtı kara kızım). Ah benim yaralı ceylanım. Tek temennim o evde sana gözleri gibi bakmaları...kaderin buymuş keçamın elden ne gelir bizede boyun eğmek kalır. Kurbanın olayım dafa fazla ağlayıpta yakma bu yüreğimi." Diye kısık sesle genç kıza teselli vermeye çalıştı. Baweşin Avzem dayesine sözleriyle bakıp hıçkırıklarla tekrar boynuna sarıldı. Annesinin kokusunu arar gibi kokladı kınalı saçları. Avludaki kadınlar da bu öksüz kıza bakıp yürekleri parçalandı. Her kız bu özel gününde gözü anasını arardı. Bu kız daha gözlerini dünyaya açmadan,anasının kokusunu bilmeden öksüz kalmıştı. Sultan hanım gelinine bakıp iç geçirdi. Genç kızın durumu kendisini o kadar etkilemişti ki o anda kendine kendine söz verdi. Gelin geldiği evde el üstünde tutulmasını sağlarken kendine kaynanalık değil analık yapacaktı. Berçem kuzeninin haline bakıp ortamı neşelendirmek için gelen davul ve zurnaya işaret verdi. Baweşin'i kolundan çekip"Yeter artık içimizi şişirdin keçe!(kız)"diyerek gülümsedi. Hemen ardından gelen davulun sesiyle halay çekmeye başladı. Baweşin istemedende olsa ayak uydurmaya başladı deli kuzenine. Damat tarafı yaklaşık bir saat kız tarafında kalıp geri dönmüşlerdi. Sıra damadın parmağına yakılacak kınadaydı. Adar ağa ise konağın avlusunda yanındaki dostları ve arkadaşlarıyla oturmuş halay çekenleri izliyorlardı. "Ağam böyle oturacak mıyız? Hadi kalk herkes nasıl oynanır görsün bir." Diyen en yakın dostu Miran'la bakış atıp gülümsedi. Sağ tarafında oturmuş telefonuyla uğraşan kardeşi Ardıl'a dönüp "Kalk bremin abi kardeş bir meydanı çoşturalım." Dedikten sonra yerinden kalktı. Avlunun ortasında duran iki kardeşle herkes köşesine çekilip meydanı gençlere bıraktılar. Adar ağa kardeşi Ardıl, Azad ve yakın dostlarıyla ortada karşılıklı bir güzel oyun havası oynamaya başladılar. Köşede sandalyede oturan Ağit ağa ise oğullarını gururla izlemeye başlamıştı. Gelen kınayla beraber damadı sandalyeye oturtarak dayesi serçe parmağına kına sürerken, sağdıcı olan Miran cebinden iki yüz lirayı peçete niyetine parmağına doladı. Arada "Ki zawa ki zawa? Adar ağaya zawa. (kim damat kim damat Adar ağadır damat)."diyen dostlarının sesleri ve kadinların çığlıkları zılgıtlarıyla bir güzel eğlenmeye devam ettiler. Kına yakılmasından sonra gençler tekrar kalkıp halay çekip bir güzel oynamaya devam ettiler. Bir ara Ardıl halay başına geçip kendini neredeyse kaybetti, zira halay çekmeyi çok severdi. İlerleyen saatlerde herkes evine giderken ev ahaliside yarın sabah hakkında birkaç birsey konuşup odalarına çekildiler. Gün herkes açısından yeterince yorucu olmuştu çünkü. Sultan hanım odasında kocası Ağit ağayla kınada olanları konuşuyordu bir tarafı mutlu bir tarafı hüzünlüydü. Awşin yarın giyecek olan kaftanını üzerine tekrar geçirip deniyordu. Çok heyecanlıydı genç kız nede olsa ailedeki ilk düğündü. Azad ise odasında sevdiği kızla konuşuyordu. Daha doğrusu kızın kıskançlıklarıyla uğraşıyordu. Bu geceki yaşıtlarındaki kızların kendisine yiyecek gibi bakmasından şikayetçiydi. Azad ise yarın kendisini çok güzel yapmasını istemiyordu bir tarafta düğünle uğraşıp bir tarafta kızla uğraşamazdı. Adar ağa parmağındaki kınaya bakıp iç geçirdi. Yarından sonra sevdiği yanında olacak bu odada birlikte uyanacağı günleri olacaktı. Ardıl ise yatağında uzanmış eli başının altında tavanı izliyordu. Sabahtan bu yana kalbinde oluşan hissi bir türlü anlamlandıramıyordu. Bu sabah annesinin birkaç isteği üzerine çarşıya çıkarken kendini tekrar o tepede bulmuştu. Yüreğine öyle bir sıkıntı çöreklenmişti ki, bazen nefesinin kesildiğini hissediyordu. Son iki gündür içindeki sıkıntının hayra çıkmasını dilerken yavaş yavaş gözleri uykuya yenilmeye başladı. Baweşin ise odasında pencereyi açmış dolunayı izliyordu. Yarından itibaren onun için herşey değişecekti. Gözlerinin yaşıyla divanda dizlerini kendine çektikten sonra kafasını dizlerine dayayıp gözlerini kapattı. Keşke bir mucize olsaydıda yarın o düğün olmasa diye dua etti. Yarın herkes için yeni bir gün yeni bir sayfa açılıyordu ama bu sayfadaki her bir satırda gözyaşı olacaktı.....
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE