AŞIĞIM SANA(1)

3662 Kelimeler
Bölüm Şarkısı: Coşkun Sabah- Aşığım Sana Aynadaki aksiyle bakışan sarışın delikanlı, kızarmış burnuna, şişmiş dudaklarına, tahriş olmuş elmacık kemiklerine ve akına kan oturmuş gözlerine sertçe bakarken kendine karşı duyduğu memnuniyetsizlik bütün yüzünden okunuyordu. Baştan aşağı rezil bir haldeydi. Ağlamak neydi ulan? Bu kadar mı güçsüzdü? Bu kadar mı acizdi? Şimdi nasıl bakacaktı Arslan'ın yüzüne? Göğsünü şişiren bir nefes alıp verirken bakışlarını kendi aksinden kaçırıp akan suya çevirdi. Avuçlarını musluğun altına tutup buz gibi suyu avuçlarına doldurduktan sonra lavaboya doğru eğilip yüzüne çarptı. Kırmızılığını alır umuduyla birkaç kez aynı şeyi tekrarladıktan sonra ıslak ellerini saçlarından geçirip geriye doğru taradı. Arslan odada onu bekliyordu hala ama Gökmen onun kollarının arasından sıyrılır sıyrılmaz kaçtığı banyoda oyalanıp duruyor, onun yanına dönecek cesareti bir türlü bulamıyordu. İçten içe çok uzun süre dönmezse çeker gider diye umuyordu lakin onunla son kez konuşmadan, aralarının iyi olduğuna emin olmadan gitmeyeceğini biliyordu. Gerçi Gökmen'in kendisi de aralarının iyi olup olmadığından emin değildi. Yüzü Arslan'ın boynunda, kolları sıkı sıkı sırtına dolanmış bir halde onun kollarında geçirdiği dakikalarda yumuşamıştı. Günlerdir içini sarmış katran karası bulutlar dağılmış, göğsünde açılmış içinden bir türlü çıkmayı başaramadığı derin çukurlar bir bir kapanmış, fırtınası dinmişti. Lakin hala tam olarak affetmemişti onu. Teninin altında dolanan ince öfke yerli yerinde duruyordu. Yanaklarını şişirerek bir nefes vererek oflarken kızarık yüzüne son bir öfkeli bakış atıp hala akan suyu kapattı. El havlusuyla yüzünü sertçe kuruladıktan sonra havluyu neredeyse fırlatarak aldığı yere bırakıp banyoyu terk etti. Sessizliğin hakim olduğu koridora çıkınca iki uca da temkinli birer bakış attı. Kavga ederken sesleri çok yükselmişti. Birinin seslerine uyanmış olması işten bile değildi. Neyse ki, üst katta ablası ve Gökberk'ten başka kimse yoktu. Gökberk'in uykusu ağırdı. Ablası da tehlike teşkil etmiyordu. Bu kattaki en tehlikeli isim şam şeytanı Atakan'dı ama o da bir şey duysa fırsatı çoktan değerlendirip tehdit etmek için bir yerlerden fırlamış olurdu. Bir süre beklese de hiçbir odadan ses gelmeyince burnunu çekip acelesiz adımlarla kendi odasına ilerledi. Kapıyı açıp içeri girmeden önce birkaç saniye bir eli kapı kulpunda oyalanıp kendini onunla bir kez daha yüzleşmeye hazırladı. Derin bir nefes verdikten sonra kulpu indirip gıcırdayan kapıyı ittirerek içeri girdi. Girer girmez gözleri balkon kapısının önünde durmuş, elindeki tütünü kısaltarak sokağı izleyen Arslan'ın geniş sırtıyla karşılaştı. Kapının açılmasıyla omzunun üzerinden başını çevirip ona bakan esmerle göz göze gelince, bakışlarını hızla kaçırdı. İçeri girip kapıyı arkasından kapatıp kilitlerken, "Sen hala burada mısın?" dedi soğuk bir sesle. Arslan, yüzünü ona dönüp sırtını balkon camına yasladı. Gözleri sarışının ıslak saçlarında dolanırken, sigarasını bir kez daha dudaklarına götürüp, "Gitse miydim?" dedi. "Yok, bak keyfine. Nasıl olsa canın istediğinde gelmene, canın istediğinde günlerce yüzünü göstermemene alıştık artık." dedi Gökmen dudaklarına yapay bir gülümseme kondurup yatağına doğru ilerlerken. Arslan onun sözlerinin üzerine sessizleşince umursamadan yatağına fırlattığı hırkayı alıp dolabına yöneldi. Dolabının kapağını açıp hırkayı boş bir askıya yerleştirirken beden dili öfke saçıyordu. Öfkesi kendineydi. O akşam boyunca verdiği tepkilere, ağlayışına... Lakin hıncını Arslan'dan çıkarmak istiyordu. Dolabın kapağını sertçe kapatırken arkasında hissettiği bedenle kaskatı kesti. Arslan'ın alnı başının arkasına yaslanıp elleri iki yanından dolaba yaslanınca bir eli dolabın kapak kulpunda öylece donakaldı. "Gökkuş..." diye fısıldadı esmer. Nefesi ensesindeki tüyleri ürpertirken Gökmen güçlükle yutkundu. "İstediğin kadar kız, say, söv; hepsi kabulüm. Sonuna kadar hak ettim, biliyorum. Ama o parçalamak için aylarımı verdiğim duvarları tekrar dikme önüme. Gerçek seni görmek için çok bekledim ben lan." İlginçti. Gökmen o söyleyene kadar o duvarları tekrar örmeye başladığının farkında bile değildi. Lakin o söyleyince yapmaya çalıştığı şeyin bu olduğunu fark etti. Zayıflığını, acizliğini görmesinden utanmış, kendini öfkeden bir duvarın ardına saklamaya çalışıyordu. İlk andan yakalanmıştı. Elleri yumruk olurken başını yere eğdi. Gözleri çıplak ayaklarına düşerken, "Pişman edip durma o zaman." diye fısıldadı. "Zayıflıklarımı, yaralarımı göstermekten korkutma beni Arslan. O yarayı günü gelince deşer mi diye düşündürtme bana. Çünkü bunu yapıyorsun. Sana ne zaman kendimi açsam ertesi gün ağzıma sıçıyorsun." Esmerin bir kolu beline dolayıp sıcak göğsü sırtına yaslanınca sustu. "Özür dilerim." diye fısıldadı burnunu ensesindeki saçlara sürtüp içine derin bir nefes çekerken. "Bir daha asla sarı. Yemin ederim, bir daha asla..." Gökmen ona biraz daha kızmak, terslemek, hıncını alana; göğsündeki öfke tohumları kuruyup kalana kadar soğuk davranmak istedi ama yapamadı. Örmeye çalıştığı duvar Arslan dudaklarını ense köküne yaslayıp koklaya koklaya bir öpücük kondurunca toz duman oldu. Gergin omuzları almaya devam ettiği minik öpücükler ve verdiği derin nefesle çözülürken, "Tamam lan, anladık. Kedi gibi sırnaşıp durma, geri bas." diyerek kafasını kaçırmaya çalıştı. Dirseğiyle onu ittirerek kendinden uzaklaştırmaya çalıştıysa da esmer kolunu daha sıkı beline dolayarak ayrılmayı reddetti. Boynuna bu sefer biraz önceki masum öpücüklerin zıttı ıslak bir öpücük kondururken, "Sırnaşasım var ama..." diye mırıldandı. Karnını saran kolunu çözüp elini sinsi sinsi atletinin içine sokup kasılan karın kaslarında gezdirdi. "Hem de çok..." Sesinin biraz önceki masum tonu yerini daha koyu bir şeylere bırakmıştı. Tehlikeli ve hızlı değişim Gökmen'i birkaç saniye için afallattı. Hemen ardından kaşları çatıldı. Onu hissetmeyeli, teni tenine karışmayalı haftalar olmuştu. O iki hafta Gökmen için işkenceden farksızdı. Onu düşünerek kendine dokunmayı gururuna yediremediğinden en son ergenliğinde izlediği pornolardan medet umarak kendi kendine takılmış; en sonunda zihninin gerisinde onu yatağa bastırıp içine sertçe kayan bir Arslan hayaliyle boşalmıştı. Sonra kendine küfrede küfrede temizlenmiş, balkona çıkıp karşı eve nah çekerek bu sefer de onu bu hale düşürdüğü için Arslan'a bol bol küfür etmişti. Bu yüzden sevgilisinin şu anki tavrıyla bedenindeki bütün kan aniden kasıklarına doğru taarruza geçince, karnı heyecanla kasılınca şaşırmadı. Onu öyle çok özlemişti ki, ensesine bırakılan nefesler bile tek başına boşalması için yeterliydi. Yine de tüm yaşananlardan sonra ona direkt kollarını açmak yanlış hissettiriyordu. Zayıf ve iradesiz... Adam ona yalnızca birkaç saat önce eski aşkının önünde bağırmıştı. Yalnızca iki hafta önce karşısına geçip alttan alta orospu iması yapmıştı. Nasıl hiçbir şey olmamış gibi onunla sevişecekti? "Sevişmek istiyorsan hayal görüyorsun. Birazdan kapı dışarı edeceğim seni." dedi. Kasılmış karnında dolanan eli bileğinden kavrayıp atletinin içinden zorla çıkardı. Esmerin bileğini parmaklarıyla ezerken, "Afettim dediysem o kadar da uzun boylu değil Arslan efendi. Önce bir bırak içim soğusun dimi?" diye devam etti dişlerinin arasından. Ancak sert tavrı yanıtsız kaldı. Arslan bileği Gökmen tarafından ezilmiyormuş gibi sakince, "Yeterince hayalini gördüm sarı, gerçeğini istiyorum artık." diye fısıldadı dudaklarını teninden çekmeden. Titrek bir soluk verdi. Gökmen onun uzun kirpikleri titreşerek kulak kepçesine sürtünürken onun kirpikleriyle birlikte titredi. "Çok özledim Gökmen. Kokunu, tadını, inlemelerini..." diye fısıldamaya devam etti. Sesi vesvese veren bir şeytan kadar tatlı ve baştan çıkarıcıydı. Yetmiyormuş gibi dudakları kulağının altındaki bir noktayı ıslattı. Ağzının içine çekip hafifçe emdi, hassaslaşan deriye dişlerini sürttü. "Sen de özlemişsin. Bak..." diye fısıldadı kasıklarını kalçalarına bastırırken. "Kollarımın arasında nasıl da şimdiden eriyorsun." Gökmen neredeyse bir iniltinin kaçacağı dudaklarını ısırarak kendine engel oldu. Esmerin bedeninin tüm girinti ve çıkıntılarının artık daha çok farkındayken, sıcaklığı tenini kavurmaya başlarken sertçe yutkundu. Solukları kesik kesik bir hal alırken diliyle kuruyan dudaklarını yavaşça yokladı. Yapabilirdi. Direnebilirdi. O kadar da iradesiz değildi. "Arslan yapma..." diye fısıldadı hala tuttuğu bileği sıkıştırıp alnını dolaba yaslarken. Sesi sızlanır gibiydi. Lakin şimdiden kalçalarını onun kasıklarına doğru bastırıyordu. "Daha konuşmamız gereken çok şey var. Sorunlarımızı halletmeden-" "Sonra konuşuruz. Seviştikten sonra..." dedi Arslan, zaferin parmaklarının ucunda olduğunu bilerek. Elini Gökmen'in sıkı tutuşuna rağmen sarışının boğazına yönlendirip, boğazını çenesiyle birlikte kavradı. Diğer elini de dolabın yüzeyinden çekip sarışının karnının alt kısmını okşadı. "İkimiz de terden sırılsıklam, bitkin bir haldeyken ve sen benim göğsümde dinlenirken, ben senin saçlarınla oynarken her şeyi konuşur, hallederiz sevgilim." dedi. Gökmen bu sefer dudaklarına yanaşan inlemeyi tutamadı. Birbirine bastırdığı dudaklarından kısık bir inilti çıkarken gözlerini kapayıp başını bir tarafa eğip esmerin dudaklarına yer açtı. Arslan onun vücudunun tepkileriyle dudaklarının kıvrılmasına engel olamadı. Kıvrılan dudaklarını ona sunulan boyuna yaslayıp küçük ama ıslak öpücüklerle, ara ara dişleriyle kıstırarak beyaz tende gezerken, diğer eli çoktan tekrar sinsice sarışının atletinin içine girmişti. Yukarı doğru okşayarak ilerleyen parmakları şimdiden hassaslaşmış göğüs ucuna sürtünürken, " Yalvartma beni daha fazla Gökmen. İkimizin de ihtiyacı olan şey bu, biliyorsun." dedi boğuk bir sesle. Gökmen'in pasif direnişi buraya kadardı. Ona yalvaran bir Arslan'ın fikri bile o tutmaya çalıştığı dizginlerin elinden kayıp gitmesine neden olmuştu. Neredeyse hırlayarak esmerin kollarının arasında döndü. Bir eli sertçe sevgilisinin ensesine diğeri beline kapanırken, dudakları hırsla orasını burasını öpmekten kızarmış dudakları buldu. Esmerin elleri anında kalçalarına inip dudakları, dudaklarının agresif tonuna uyum sağlarken Gökmen zevkle titredi. Arslan'la öpüşmeyi en az sevişmek kadar seviyordu. Öpücükleri onu tüketiyor, hükmediyor ve çıldırtıyordu. Ağızları birbirinin üzerinde hırçın bir ritimle hareket edip, dilleri ve dişleriyle diğerinin dudaklarını hırpalarken bedenlerinin alt kısmı birbirine temas etmek için kıvranıp duruyor, kasıkları birbirine her sürtüşünde ikisinin de dudaklarından kesik soluklar dökülüyordu. Gökmen, Arslan'ın onu sürekli durdurduğu o ilk zamanlar hissettiği saf, ilkel ve hırçın arzunun onu ele geçirdiğini; gözünü kararttığını hissediyordu. Yumuşak, hassas veya düşünceli dokunuşlar değil; hırpalayan, mahveden, hızlı dokunuşlar istiyordu. Arslan'ın tişörtünün eteklerini hızla kavrayıp çekiştirdi. Arslan dudaklarını ayırıp kollarını havaya kaldırarak ona yardımcı olunca bir çırpıda çıkarıp yere fırlattı. Aynısını hızla kendi atletine uygulayıp Arslan'ın tişörtünün yanına gönderdi kumaş parçasını. Birkaç saniyeliğine ayrılan dudakları aynı açlıkla tekrar birbirini bulurken, birbirine yaslanan çıplak göğüsleri bile yangınını harladı. Bir eli kara tutamları hırsla avuçlayıp başını bir tarafa eğmeye zorlayarak öpücüğe yön verirken Arslan'ın sırtını dolap kapağına çarpıp üzerine abandı. Bir eli esmerin pantolonunun düğmesini buldu. Aceleyle çözüp fermuarını indirirken dudakları dudaklarını terk etmiş, çenesine; oradan da çıkık âdemelmasına ilerlemişti. Dudaklarının geçtiği her yeri hırpalarken acımasızdı. Hıncını teninden çıkarıyor, geçtiği her yere kendinden izler bırakıyordu. Yavaş yavaş sevgilisinin göğsüne kaydırdı öpücüklerini. Her öpücükle birlikte bacakları biraz daha büküldü. Dudakları Arslan'ın içe göçüp duran sert karnına ulaştığında dizlerinin üstündeydi. Islak dudaklarını sevgilisinin karın kaslarında, kasık çizgisinde gezdirdi. Tenini dişleriyle hafifçe kıstırdı. Parmaklarını sürüyüp yarım bıraktığı işi halletmek amacıyla Arslan'ın pantolonunu aşağı doğru çekerken gözleri soluk soluğa, şimdiden dağılmış bir ifadeyle onu izleyen adamın elalarını buldu. Pantolon yere düşerken mavilerini o yırtıcı bakıştan ayırmadan parmaklarını siyah baksıra taktı. Ağır ağır sıyırdı kalçasından. Baksırın esaretinden kurtulan kalın erkekliği göbeğine doğru yükselirken Gökmen bakışlarını ağır ağır elalardan koparıp önündeki uzunluğa dikti. Damarları şimdiden belirginleşmiş alet kasıklarını sızlattı. "İstiyor musun?" diye fısıldadı nefesini bile isteğe önündeki uzunluğa bırakıp, bakışlarını beklentiyle daha da koyulaşmış elalara dikerken. Arslan sertçe yutkundu. Önünde diz çökmüş bir Gökmen en kirli hayallerinin başrolüydü. O sıcak ağzın düşüncesi bile aletinin seğirmesine neden oluyordu. Bir elini hala nemli olan sarı tutamlardan geçirip geriye taradı. "İstiyorum." derken sesi Gökmen'in mavilerinin koyulaşmasına, amacını unutmasına neden olacak kadar arzuluydu. Sarışın diliyle alt dudağını ittirirken ellerini uyluklarının iç kısmında yavaşça dolandırdı. Başparmaklarından biriyle esmerin gerilmiş toplarını sıvazladı. "O zaman yalvar." dedi gözlerini elalardan çekmeden. "Yalvar, sana istediğini vereyim." Sesinin beklenmedik intikamcı tınısıyla Arslan dondu. Suçluluk ve şehvet aynı anda bedenini istila ederken gözleri iki mavi küre arasında mekik dokudu. Âdemelması sertçe boğazını turladı. Bunun geldiğini görememişti. "Çok istiyorum Gökmen." diye fısıldadı, bir eli sarışının kızarık alt dudağının altını okşarken. "Ağzında olmayı, dudaklarının aletimin çevresinde gerildiğini görmeyi çıldıracak kadar çok istiyorum. Lütfen..." diye sızlandı. Sarışının tüm tüyleri diken diken oldu. Karnından kasıklarına doğru ılık bir sıvı akarken, neredeyse bir inlemenin kaçacağı dudaklarını birbirine bastırdı. Esmerin uyluklarını parmaklarının arasında ezerken kafasını çekip dudağının altını okşayan parmaktan kurtuldu. "Aferin." dedi elalara şehvetle bakarken. "Bak şimdi doğru yoldasın." "Kinci ku-ahh, siktir!" Arslan ansızın erkekliğinin ucuna kapanan kalın dudaklarla ellerini sarışının saçlarına gömüp inledi. Kafasının arkasını sertçe arkasındaki dolap kapağına vururken kalçaları istemsizce öne doğru fırladı. Lakin Gökmen'in kontrolcü elleri uyluklarını kavrayarak ona engel oldu. Arslan gözlerini açıp soluk soluğa ona baktı. Mavilerdeki tehditkar bakışla, pembe dudakların arasında kaybolmuş aletinin baş kısmının görüntüsüyle alt dudağını sertçe ısırdı. "Çok kötüsün sarı. Böyle intikam alınmaz." dedi boğuk bir sesle. Parmakları sarı tutamların arasına girip içinde bulundukları duruma zıt bir şefkatle geriye doğru taradı. "Azıcık insaf et." Gökmen cevap olarak dilinin ucunu aletinin başına sürtünce Arslan bir kez daha çaresizce inleyip sarı tutamları parmaklarının arasında sıkıştırdı. Onun zevkle kasılan yüzü, saçlarını yolan parmakları Gökmen'in kalbinin ayarlarıyla oynadı. Sözde Arslan'ı zorlayacaktı ama asıl zorlanan kendisiydi. Onu kıvrandırmaktan o an vazgeçti. Yoksa o gece bir utanç daha yaşayacak, kendine dokunmadan sadece onun uyarılmasından uyarılarak baksırına boşalacaktı. Kalçalarını kavrayıp onu ağır ağır dilinin üzerinde kaydırarak daha derinlere alırken tırnaklarını esmerin kalçalarına sürttü. Karşılığında boğuk bir inleme daha aldı. Başını yavaş çıldırtıcı bir ritimle oynatmaya başlarken, onu her seferinde daha derine aldı. Elleri esmerin kalçalarında, belinin kıvrımında, uyluklarının iç kısmında, toplarında dolandı. Gözleri ara ara gözünü kırpmadan onu izleyen adamın elalarına uğradı. "Kimse beni senin gibi çıldırtamaz sarı." diye fısıldadı sevgilisi, soluk soluğa. Bir elinin parmaklarının tersini elmacık kemiğinin üstünde nazikçe gezdirirken, mavi harelere derin bir sevgi ve korkutucu bir arzuyla baktı. "Hiç kimse senin hissettirdiklerini hissettiremez bana..." diye devam etti. Sözleri ve tavrı Gökmen'i dağıttı. Bunu ve daha fazlasını duymaya ihtiyacı vardı zira. Onu çıldırttığını duymaya, onun tarafından arzulandığını ve istendiğini görmeye her zamankinden daha çok ihtiyacı vardı. Onu dizlerinin üstüne çökerten duygunun kaynağı da bu ihtiyaçtı. Hem onu hem de kendi huzursuz ruhunu tatmin etmek için Arslan'ı adım adım çıldırttı. Her seferinde daha derine aldı sevgilisini. Şişmiş damarlarına dilini sürttü. Yanaklarını içe çekip vakumladı kalınlığını. Gerilen toplarıyla oynadı. Esmerin şimdi solukları hızlıydı. Isırdığı dudaklarından ara ara kısık iniltiler kaçıyordu. Biraz önce saçlarını şefkatle okşayan parmakları şimdi saçlarını sertçe avuçluyor, erkekliğini ağzına doğru sertçe ittiriyordu. Gökmen dudaklarının kenarlarını zorlayan kalınlık boğazına her dayandığında burnundan derin nefesler almak, tırnaklarını esmerin etine batırmak, sulanan gözlerini kırpıştırmaktan öte tepki vermiyor, onun zorlayıcı tavrına direnmiyordu. Arslan onun tam teslimiyetiyle kontrolünü yitirdiğini ve adım adım sınıra yaklaştığını hissettiğinde bütün iradesini kullanarak sarışını saçlarından tutarak geriye çekti. Afallayan sarışın ıslak, kızarık ve hızlı soluklar bırakan aralık dudaklarıyla kirpiklerinin altından tatlı tatlı ona bakınca Arslan neredeyse bir kez daha inleyecekti. Burada kendini zapt etmeye çalışıyordu ulan! Başparmağı sarışının dudaklarının altına akmış salyasıyla karışmış kendi sıvısını kurularken alt dudağını sertçe ısırdı. "Nasıl bir şeysin oğlum sen?" diye fısıldadı. Gökmen'in tepkisi dudaklarını kurulayan parmağa dilinin ucunu sürtmek, esmerin elalarına şuh bir bakış atmak olunca Arslan'ın bakışları daha da karardı. Onu kolundan tutup ayağa kaldırdı. Yüz yüze gelince çenesini sertçe kavrayıp ıslak dudaklarına sert, kontrolsüz bir öpücük kondurdu. "Yatağa geç." dedi dudaklarının üzerinde. Gökmen sertçe yutkunup, bu gece ağzına sıçılacağını ilan eden ela hareler arasında dolandı. O bakış karşısında bütün tüyleri diken diken olmuş, bedeni beklentiyle şimdiden kasılmıştı. Alt dudağını hafifçe dişleyip çenesini onun tutuşundan kurtardıktan sonra bakışmalarını bozmadan geri geri adımladı. Dizlerinin arkası yatağına değince yavaşça şortunun ve baksırının belini aynı anda kavrayıp, teninden sıyırdı. Yere düşen kumaş parçalarını tekmeleyerek kendinden uzaklaştırdıktan sonra bir elini sarı tutamlarından geçirip hala bıraktığı yerde bekleyen esmere son bir bakış atıp yatağına oturdu. Dirseklerinin üzerinde geri geri sürünerek başını yatak başlığına dayadıktan sonra tek dizini kırıp bacaklarını aralayarak beklentiyle esmere dikti bakışlarını. Arslan'ın uyluğunda asılı kalmış baksırı aşağı çekiştirirken kasılan kol kaslarını, sert karnını, mavilerine dikili siyaha dönmüş elalarını, ıslak aralık dudaklarını sıra sıra gözledi. Gözü nereye değse biraz daha arzuyla yandı. Bu adam onundu. Teni, dudakları, bedenindeki her kusur ve her mükemmel nokta onundu. Kalbi onundu. Ruhu onundu. Nefesi onundu. Sesi onundu. Arslan, her şeyiyle yalnızca Gökmen'e aitti. Bu düşüncede bağımlılık yapan; hem göğsünü ısıtıp hem kasıklarını sızlatan bir şeyler vardı. Arslan elalarını yüzünden çekmeden bir kez daha, bu sefer ikisi de çırılçıplak bir halde üzerine tırmanınca Gökmen birbirine yaslanan çıplak tenleriyle kısık bir inleme bıraktı sevgilisinin dudaklarının üzerine. Bacaklarını onun uyluklarına yaslarken ellerini sert, iyice belirginleşmiş sırt kaslarında ve sıkı kalçalarında gezdirdi. Arslan ise onu izliyordu sadece. Gözleri yüzünde dolanıyor, sanki aklına kazımaya çalışıyormuş gibi sonsuz bir dikkatle her zerresini özümsüyordu. "Gökmen..." diye fısıldadı adını, bir nefes gibi. Alnı nazikçe alnına kondu. "Ben harbiden çok seviyorum lan seni." Apansız ama içten sözlerle sarışın göğsünde bir sıcaklık hissetti. Tüm zihnini kaplayan şehvet sisine rağmen boğazı düğümlendi, mavileri titredi. Esmer sık sık onu sevdiğini söylüyordu ama ilk defa o sözcükleri bu kadar derinde hissetti Gökmen. Günlerdir içini kemirip duran ne kadar şüphe, ne kadar korku varsa bir bir silinip giderken bir eli sevgilisinin ensesini sıkı sıkı sardı. "Çok sev beni Arslan. Benim seni sevdiğim kadar çok..." diye fısıldadı. Arslan sözleriyle gözlerini kapayıp titrek bir soluk verdi. Sonra uzanıp içine derin bir nefes çekerek sıkı sıkı öptü onu. Bedenleri bir kez daha birbirine karışırken, ruhları da daha önce hiç olmadığı kadar karıştı birbirine o öpücükte. Parmakları bir kez daha, bu sefer daha önce hiç olmadığı kadar büyük bir aşkla keşfetti diğerinin kuytularını. Birbirlerini kaybetmeye çok yaklaşmış olmalarından mı bilinmez; her dokunuş, her öpücük daha kıymetliydi sanki. Daha anlamlı, daha sahici, daha sahiplenici... Gökmen onun ara ara kulağına fısıldadığı içten cümleleriyle, dokunuşlarıyla, öpücükleriyle uzandığı yerde eridi. Kalbi göğüs kafesinden fırlamak ister gibi atıyor, karnı kasılıp duruyor, bütün bedeni ürperiyor, aleti seğiriyordu. Hissettiği her şey saçmalık derecesindeydi. Dünyanın tamamı buğuluydu o an. Bir tek Arslan'ın varlığı netti. Onun nefesleri, onun sıcaklığı, onun sesi, onun varlığı... Arslan el yordamıyla yatağın başındaki komodinin çekmecesine uzanarak yerini bildiği jel ve prezervatif paketine ulaşırken Gökmen başını geriye atıp onu nefessiz bırakan öpücüğü bozdu. Esmerin dudakları anında çenesinin ucuna konarken soluklanmaya çalıştı. Kayganlaştırıcı jelin kapağının açılış sesiyle baygın bakan gözleri bacaklarının arasında doğrulan adamın elalarını buldu. Yoğun kıvamlı sıvı onun uzun parmaklarını kaplayıp, bir kısmı bacaklarının arasından yatağa dökülürken Gökmen sertçe yutkundu. Girişi beklentiyle kasıldı. Şimdiye kadar yalnızca bir kez adamakıllı sevişmişlerdi ve üzerinden üç hafta geçmişti. O yüzden canının feci bir şekilde yanacağını biliyordu. Yine de o acıyı arzulayacak kadar aklının ipinin ucunu kaçırmıştı. Arslan parmaklarıyla ağır ağır içini genişletip omuzlarına, köprücük kemiklerine, göğüs uçlarına dudaklarıyla işkence ederken, Gökmen esmerin vadettiği gibi mahvoldu onun kollarında. Acı yerini zevke bırakana, esmerin parmakları daha yerini tam öğrenemediği o haz veren yumruya dokunana kadar kaç öpücük paylaştılar ikisi de bilmiyordu. Sonunda Gökmen bacaklarını daha geniş aralayıp, başını geriye atarak, "Sikeyim, orası!" diye inleyerek soluyunca Arslan, güç bela zapt ettiği sabrının son kırıntısını da tüketti. Parmaklarını çekip dizlerinin üzerinde doğruldu. Baygın gözlerle ona bakan sarışını kolundan çekip tek hamlede yüz üstü döndürdü. Gökmen ağzının içinde sızlanıp alnını yastığa bastırarak yeni pozisyonuna uyum sağlamaya çalışırken Arslan sabırsız bir şekilde kondom paketini yırtıp hızla erkekliğine geçirdi. Ardından koyulaşmış elalarını bir saniye için önündeki görüntüde gezdirdi. Gökmen'in bacakları titriyordu. Bedeni beklentiyle kasılıyor, kasıldıkça sırt kasları belirginleşiyordu. Şimdiden ince bir ter tabakasıyla parlıyordu teni. Sıkı kalçaları çoktan havalanmıştı ve eğdiği başıyla omzunun üzerinden koyu gözlerle Arslan'ı izliyordu. Arslan dayanamadı, tükenen sabrına rağmen uzanıp ona dönük yanağa art arda sulu birkaç öpücük kondurdu. Gökmen öpücükleriyle gözlerini kapayıp, "Oyalanma artık. Yatırıp ben sikeceğim şimdi." diye homurdandı. Sabrı kalmamıştı ulan! Arslan onun sözleriyle sırıtsa da takmadan göğsünü onun sırtına yaslayıp öpücüklerini sarışının ensesine doğru ilerletti. Dudaklarını ense köküne bastırırken bakışlarını bedenlerinin arasına indirip bir eliyle erkekliğini yuvasına hizaladı. Yavaşça ittirdi kendini. Gökmen anında kasılıp, başının altındaki yastığı parmaklarının arasında ezip sıkılı dişlerinin arasından acı dolu bir inilti çıkarınca Arslan dudaklarını onun saçlarına yasladı. "Kasma kendini yavrum." diye fısıldadı saçlarının arasına. Gökmen onu dinleyip derin bir nefes alarak bacaklarını biraz daha aralayınca Arslan alnını öptüğü yere yaslayıp alt dudağını ısırarak birleştikleri noktayı karanlık bir zevkle izleyerek bir anda köküne kadar ittirdi. Kasıkları Gökmen'in kalçalarına çarpınca birinin dudaklarından acılı, diğerininkinden katıksız bir zevkle dolu kesik bir soluk döküldü. "Gökmen..." diye soludu esmer, bir eliyle sıkı sıkı yatak başlığına tutunurken, diğeriyle sarışının bel kıvrımını okşadı. "Tutamayacağım kendimi. Hazırlan." Sarışın sertçe yutkundu. İkiye ayrılıyormuş gibi hissediyordu. "Biraz bekle-" Arslan kendini yavaşça geriye çekip sertçe tekrar içine gömülünce cümlesi acılı bir iniltiyle kesildi. Sulanan gözleri geriye doğru kayarak kapanırken, "Sikeyim seni piç!" diye inledi. "Ben de seni yavrum." dedi Arslan sırıtarak sarışının ensesini öperken. Kendini geriye çekip, Gökmen'in bacaklarının üzerinde yaylanmasına neden olan bir şiddetle tekrar içine girince sarışın acıyla homurdanarak yüzünü yastığa bastırdı. Esmer, hareketi birkaç kez tekrarlayınca Gökmen daha fazla dayanamadı. "Arslan yanıyor, yavaş..." dedi titreyen ellerinden birini arkasına atıp onu durdurmaya yetecekmiş gibi Arslan'ın uyluğuna sardı. Arslan uyluğunu sıkan titreyen parmaklara yan gözlerle baktı. Gözleri sarışının kıpkırmızı kesmiş ensesine düşerken diliyle ön dişlerini yokladı. Kamaşan dişlerini o kızarık enseye geçirirken aletini ağır ağır içinde yuvarladı sarışının. Döndürdü, çekti, dibine vurdu. Her darbede biraz daha dağıldı Gökmen. Acı dolu kısık iniltileri yavaşça yerini daha keyifli, daha ateşli inlemelere bırakırken Arslan sonunda güçlükle zapt ettiği aklının ipini serbest bıraktı. Elleri altındaki beyaz tende kırmızı izler bırakacak bir şiddetle belini kavrarken, başparmaklarını Gökmen'in küçük kalçalarının üstüne dayayıp tenini sıvazlarken içinde sertçe gidip gelmeye başladı. Tutturduğu ağır ama sert ritim Gökmen'in nefesini kesti. Bir eli kendi erkekliğini bulurken, diğeriyle sıkı sıkı yatak başlığına tutundu. Yüzünü yastığa gömdü. Çünkü dudaklarından kaçan inlemelerin yüksekliğini artık ayarlayamıyordu. Kalçaları Arslan'ın kalçalarını yarı yolda karşılamaya başlarken, dudakları onu öpme ihtiyacıyla sızladı. "Arslan..." diye soludu boğuk bir inlemenin arasında. "Seni öpmek istiyorum." Talebi belini kavrayan ellerin tenini ezmesine neden olurken bir an sonra kendini sırt üstü yatağa devrilmiş olarak buldu. Uyluklarından çekilerek yatakta biraz daha aşağı konumlandırılırken baygın bakan gözleri sevgilisinin yırtıcı ifadesini yalnızca bir an için seçebildi. Zira bir an sonra içi tekrar sertçe doldurulmuş dudakları aynı sertlikle kavranmıştı. İnlemesini bu sefer esmerin dili boğarken bir kolunu onun boynuna dolayıp, diğeriyle ensesindeki saçları kavrayarak öpücüğüne karşılık verdi. Sonunda dudaklarındaki kaşıntı son bulmuştu. Bacaklarını aralayabildiği kadar aralayıp onu daha derine aldı. O gidip geldikçe aralarında sürtünen erkekliği ağır ağır sınıra taşınırken kayan gözlerini kapayıp tırnaklarını sevgilisinin kalçalarına geçirerek onu içinde sabit tutarak boğuk bir inlemeyle zirveye tırmandı. Göğüslerini ıslatan ılık sıvıyla Arslan, tutuşuna rağmen kasılıp gevşeyen delikte kalçalarını yavaş bir ritimle oynatarak orgazmını uzatırken, dudaklarına minik öpücükler kondurdu. "İyi misin?" diye soludu dudaklarına, ela hareleri Gökmen'in gevşeyen kırmızı yüzünde aç bir şekilde dolanırken. Gökmen kapalı gözkapaklarıyla yüzünde uyuşuk bir gülümsemeyle onu onaylayan bir ses çıkarınca Arslan o dudaklara son bir öpücük kondurup, dizlerinin üzerinde doğruldu. Sarışının orgazmın etkisiyle titreyen bacaklarını karnına doğru bastırıp içinde onu çabucak zirveye taşıyacak bir hızla gidip gelirken, başını geriye atıp hissettiği hazla gözlerini kapadı. Aralık dudaklarından kesik soluklar ve iniltiler bırakırken bedeni ter içindeydi. Rahatlamış Gökmen ise uzandığı yerde yarı sarhoş bir halde onun darbeleriyle sarsılarak onu izledi. Önündeki görüntüyü zihninin en kirli, en mahrem yerine kazırken bir kez daha o bağımlılık yapan düşünceyle tatmin etti kendini. Benim. Benden başka kimse onu böyle görmeyecek. Arslan biraz sonra dudaklarından kaçan küfürle hızla çenesini kavrayıp dudaklarına kapanarak içinde, en derininde sabit kalınca bacaklarını onun kalçalarına dolayıp, kara tutamlarını geriye tarayarak karşılık verdi sert öpücüğüne. Sonunda sevgilisi rahatlamış bir şekilde üzerine yığıldığında ve nefes nefese bir şekilde kollarını beline doladığında dudaklarını onun şakağına kaydırıp nefeslenmesine izin verdi. "Bu seferki çabuk oldu." dedi dudaklarını teninden çekmeden. "Güçten düşmüşsün. Daha çok antrenmana ihtiyacın var gibi. Arayı kapamamız şart oldu." Arslan sözlerine güler gibi bir nefes verip dudaklarını omzuna bastırınca kendi de uyuşukça sırıttı. Bir süre öyle kaldılar. Yer yer diğerinin teninde dudaklarının denk geldiği kuytulara yorgun ama içli öpücükler kondurdular.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE