Arslan derin bir nefesle başını sonunda gömüldüğü boyundan kaldırıp yanağını avucunun içine yaslayarak elalarını uzun uzun yüzüne dikince Gökmen, onun sırtında ve kalçalarında gezdirdiği ellerini beline sarıp sorar gibi kaşlarını kaldırdı.
"Ne oldu?" dedi bel boşluğunu okşarken.
"İki hafta senden nasıl uzak kaldığımı sorguluyorum." dedi esmer derin bir nefes verirken. "Kafayı yemişim."
Gökmen onun sözlerine gülmek istese de kendini zorlayarak tek kaşını tehditkar bir şekilde havaya kaldırdı. "Hatırlatıp kendi bacağına sıkmak istediğine emin misin? Hayır modumu illa sikeceksen-"
Dudakları anında esmerin dudakları tarafından kavranınca sustu. Dudaklarını büzerek susturucu öpücüğe karşılık verirken ağzının içinde homurdandı. "İçimden çık artık." diye söylendi kafasını çevirerek dudaklarını ondan koparırken.
"İçin çok rahat, iyi böyle." dedi Arslan, önüne serilen kızarık yanakta minik öpücüklerle dolanırken.
Gökmen homurdanarak onu yana devirince sırıtarak çıktı sevgilisinin içinden. Sırt üstü kendini yatağa bırakıp sönmüş aletine takılı kondomu çıkarıp ucunu bağlarken, "Huysuz." diye söylendi sırıtmaya devam ederek.
Kondomu bir köşeye atıp ona göz deviren sevgilisini tutup göğsüne çekti. Gökmen itiraz etmeden başını omzuna yaslayıp, bir bacağını bacaklarının üzerine atınca sırıtışı yerini sevgi dolu bir gülümsemeye bıraktı. Bir elini onun nemlenmiş saçlarına atıp oynarken, kafasını kaldırıp açılan alnına bir öpücük kondurdu. Ardından bir süre sessizce anın tadını çıkardılar. Gökmen Arslan'ın göğsünde görünmez daireler çizdi, Arslan söz verdiği gibi sarı tutamları şefkatle sevdi.
Sonunda dudaklarını aralayan yine Arslan oldu. Gün doğmak üzereydi. Yakında balkabağına dönüşmeden bu evden gitmesi gerekecekti. O yüzden Gökmen'in kafasındaki bütün soru işaretlerini temizleyip öyle çıkmak istiyordu bu evden. Yarın sabah ondan kaçan, kurulmuş bir Gökmen bulmak istemiyordu. Yine kovalardı. Yine ikna etmek için didinip dururdu ama artık iyi olmak istiyordu.
"Sen gittikten sonra Seher'le konuştum." diye fısıldadı. Göğsünde gezen parmaklar anında durup sarışının bedeni kaskatı kesince o da gerildi.
"Bir daha benim yatağımda o kadının adını ağzına alırsan-"
"Celallenme hemen, önce bir dinle." dedi dudaklarını onun alnına yaslayıp yatıştırıcı bir öpücük kondururken.
"İstemiyorum dinlemek falan amına koyayım. Sikme modumu dedim." dedi Gökmen kaşlarını çatıp onun kollarından sıyrılmaya çalışınca onu daha sıkı sarıp engel oldu.
"Sen gittikten sonra yanıma geldi. Giderken bana öyle bir bakış attın ki önce gelemedim peşinden. Öyle çöküp kaldım kaldırıma. Ne yapacağımı bilemedim. Seni kaybettim, bir daha suratıma bakmazsın diye ödüm koptu..."
Her cümleden sonra Gökmen biraz daha çırpınmayı bıraktı. Sonunda hala kaskatı ama sessiz ve hareketsiz olduğu yerde kalınca Arslan yutkunup devam etti.
"Ben ömrümde böyle bir korku, böyle bir çaresizlik yaşamadım Gökmen. Aklım durdu sanki lan. Öyle salak salak oturdum güveleri izledim. Hani bir kere, parkta yanıma gelmiştin. Ben güveleri izliyordum. Sana orada, 'Ben de bu güveler gibiyim son zamanlarda. Kendi sonumu hazırladığımı biliyorum ama ışığın cazibesine karşı koyamıyorum.' demiştim. Sendin o. Işığım sendin. Sen öyle bakıp çekip gidince dedim söndü ışığım, kaybolacağım."
O göğsünü şişiren bir nefes alıp verirken, Gökmen onun göğsünde titreyen gözbebekleri ve düğümlenen boğazıyla öylece durdu. Bir yanı kıpır kıpır olsa da, diğer yanı anlamsız bir duygu yoğunluğuyla sarsılıyor; mavilerini sulandırıyordu.
Arslan, temkinli bir sesle, "Sonra Seher geldi işte yanıma." dediğinde içini saran bütün güzel duygular var olduğu hızla silindi. Dişleri birbirine geçerken, "Eeee?" dedi sert bir şekilde.
Tek bir yanlışa ağzına sıçılacağını anlayan Arslan gergince alt dudağını yalayıp, "Anlamış." diye mırıldandı. "Bizi yani."
Gökmen bir an apışıp kalsa da ikinci an ışık hızında doğruldu yerinde. "Ne demek anlamış?" dedi kaşları havada, kalbi gümbür gümbür.
Arslan, onun yüzündeki gergin ama bir yandan da tatminkâr ifadeyle iç geçirdi.
"Bir de bana kıskanç diyorsun anasını satayım, hele keyfe bak hele." diyerek sırıtarak onu tekrar göğsüne çekti.
"Nasıl anlamış? Gittim diye anlamamıştır herhalde amına koyayım? O kadar zeki bir şeye benzemiyordu."
"Rahat dur da anlatayım." dedi Arslan daha geniş sırıtıp, tekrar doğrulmaya çalışan sarışını göğsünde sabit tutmak için uğraşırken.
Gökmen homurdanarak da olsa kalkma çabalarından vazgeçince Arslan bir elini onun saçlarına atıp kaldığı yerden devam etti. "Halimden, sen gidince gözlerime yerleşen korkudan falan herhalde. Ne bileyim. Kadınlar anlıyor işte oğlum. Aşkı gördüklerinde gözünden tanıyorlar. "
Gökmen karanlık bir zevkle kıvrılan dudaklarına engel olamadı. Acıyacak, onun için üzülecek falan değildi. O kadar medeni ya da iyi yürekli değildi Gökmen. "Eee sonra? Siktir olup gitti mi sonunda artık?" derken sesine yerleşen keyifle Arslan güler gibi bir nefes verdi. Kendisi de benzer bir durumda olsalar benzer bir keyif hissedeceğini bilediği için Gökmen'in bu hali dişlerini kamaştırmaktan başka bir şeye sebep olmuyordu.
"Ne ima ettiğini anlıyorum ama Seher öyle yapışkan bir kız değil Gökkuş."
"Belli amına koyayım, ondan zamkla yapıştırılmış gibi oturup kaldı o sandalyeye gurursuz."
Arslan onun dudaklarına parmak ucuyla bir fiske indirip, "Sus da anlatayım, sonra kusarsın nefretini." dedi gülerek. Böyle konuşmaması için kızmak isteyen bütün hücrelerini güçlükle bastırdı. Seher'i koruyorsun diye bir daha patlarsa bu sefer o topu döndüremeyeceğini biliyordu.
Gökmen dudaklarını bükerek homurdanınca devam etti. "Bir açıklama istiyordu. Ben de yaptım. O defter de sonsuza kadar kapandı. Ama asıl sıkıntımız bu değil..."
Gökmen'in bakışları merakla yüzüne dönünce Arslan da gözlerini aşağı çevirip mavilerle buluştu. Söyleyip söylememek arasında kaldığı birkaç uzun saniyenin ardından söylememeye karar verdi. Mahmut'un da ilişkilerini fark ettiğini söylemek demek kendi bacaklarına sıkmak demekti. Zira Gökmen öğrenince gerilecekti. Gergin bir Gökmen, kontrolsüz bir Gökmen demekti ve Arslan pimi çekilmiş bir bombayla işleri daha da karıştırmak istemiyordu. Kendi başına halledecekti. Yarın ilk iş, Mahmut'un çenesini sonsuza kadar kapatacaktı.
Dudaklarına hınzır bir gülümseme yerleştirirken, yavaşça sırtını yataktan kaldırıp Gökmen'i sırt üstü yatağa devirdi. Afallayan sarışın ona şaşkın şaşkın bakarken, onun ellerini bileklerinden kavrayıp yatağa çiviledi. Alnını alnına dayayıp, burunlarının ucunu birbirine sürterken, "Asıl sıkıntımız sana doyamamam sarı." diye mırıldandı. "Yine açım ben. Ne yapacağız?"
Gökmen onun tavrıyla kıvrılmak isteyen dudaklarını güçlükle zapt etti. "Ben de bir şey oldu sandım, mal herif." diye homurdandı, başını yataktan kaldırıp alnını onun alına vururken.
"Oldu işte. Sana acıktım." dedi Arslan, onun bacaklarını ittirerek bir kez daha bacaklarının arasına yerleşirken.
Gökmen bu sefer dudaklarını zapt edemedi. Ağzından kaçan kıkırtıya engel olamazken, "Of, harbi salaksın sen." dedi.
Arslan sırıtıp, yanağına şap diye bir öpücük kondurdu. "Sen salak ettin beni, senden önce zeki bir adamdım ben."
"Yooo sen çocukluğundan beri salaktın. Bak şuradaki resmine de hatırla. Böyle elinde bir top, apti apti dolanıyordun etrafta." dedi Gökmen sırıtarak çenesiyle duvardaki Arslan'ın çocukluk karikatürünü gösterdi.
Arslan'ın bakışları onun gösterdiği karikatüre kısaca değince zihninde tüm bu kaos sırasında unuttuğu çok önemli bir detay pörtledi.
"Laaaaaan!" dedi bir anda doğrulurken. "Benim resmim nerede?"
Gökmen onun ani tepkisiyle apışıp kalırken yüzündeki gülümsemenin çapı küçüldü. "Orada duruyor ya işte." dedi anlamayarak.
"Onu demiyorum sarı. Atölyede beni çizdiğin resim. Az daha unutuyordum amına koyayım. Nasıl unuturum ya? " dedi Arslan ayaklanırken. Baksırını giyerken gözleri fıldır fıldır heyecanla odada dönüyordu. Burada olmayacağını, en azından açık bir şekilde, biliyordu ama yine de heyecanlanmıştı. Neredeyse gidip almaya gönüllüydü.
Gökmen huzursuz bir şekilde hemen onun ardından doğrulurken, "Yok resim falan. Sana kızınca yaktım ben onu." diye homurdandı.
Arslan'ın gözleri jet hızında onu buldu. Ela hareleri anında saran sertlikle sertçe yutkunup saçlarını huysuzca karıştırdı.
"İbreti alem olsun diye yakarım seni Gökmen, doğruyu söyle." dedi Arslan elleri belinde sertçe ona bakarken.
Gökmen ona kirpiklerinin altından kısa bir bakış atıp pes eder gibi omuzlarını çökertti. Bu da taktı mı takıyordu ya!
Çenesiyle dolapla duvar arasındaki küçük boşluğa sıkıştırdığı Kraft kağıdı ile kaplı tabloyu gösterirken, "Yemedik tablonu. Şurada." diye homurdandı.
Arslan'ın gözleri anında işaret edilen yere dönünce çıplaklığını umursamadan hızla ayaklanıp onun önüne geçti.
"Önce söz ver. Burada açmayacaksın. Eve gidince açacaksın."
Arslan ona boş bir bakış atıp onu aşarak resme doğru ilerleyince Gökmen aceleyle bir kez daha önüne geçti. Ellerini onun omuzlarına koyup durdurdu. "Önce söz ver kedi. " dedi kararlı bir şekilde. O resme yanındayken bakarsa Gökmen utancından bütün evi ateşe verebilirdi. "Vallahi de billahi de resmi de kendimi de yakarım."
"Oğlum resimde cıbıl cıbıl yatan benim, sen niye dertleniyorsun ya allah allah?"
Gökmen şimdiden kızaran yüzüyle omuzlarını silkip ona kararlı bir şekilde bakmaya devam edince Arslan pes etmiş bir nefes verdi. "İyi tamam, eve gidince açarım." diye homurdandı.
Gökmen ona temkinli bir bakış atınca, "Sarı tamam dedik. Çekil hadi." dedi gözlerini devirerek. "Ayrıca üstüne bir şey giy, gün doğacak birazdan nefsimle oynama amına koyayım."
Gökmen açıktaki kasıklarına kısa bir bakış atıp, ellerini geriye çekince Arslan neredeyse fırlayarak duvar kenarındaki pakete ulaştı. O, değerli resminin koyulduğu yer hakkında söylenerek dar alandan güçlükle paketi çıkarırken Gökmen de onu kontrol ederek baksırını bulup üstüne geçirdi.
Arslan'ın paketin bant kısımlarıyla oynadığını görünce uçarak ona ulaştı. Paketi iki yanından tutup ona kaşlarını çattı. "Sikerim belanı, söz verdin." dedi kıpkırmızı bir suratla.
Arslan bir ona, bir pakete baktıktan sonra güler gibi bir nefes verdi. "Yemin ederim çocuk gibisin ya. Ha yanında bakmışım, ha evde."
Gökmen çatılı kaşlarını bozmadan ona aynı ifadeyle bakmaya, paketi sıkıca tutmaya devam edince bıkkın bir nefes verdi. "Tamam bırak hadi, açmıyorum. Bir sigara içelim, gideyim sonra."
"Gidene kadar kenarda kalsın. Güvenmiyorum sana amına koyayım."
Arslan gözlerini devirip homurdanarak paketi bırakınca Gökmen zaferle paketi alıp ondan uzak olacak bir köşeye yerleştirdi.
Esmer homurdanarak üstünü giyinirken Gökmen de gergin bir ifadeyle izleyerek onu taklit etti. Sonunda paket Gökmen'in kolunun altında birlikte balkona çıktılar. Balkonda bıraktığı ayakkabılarını giyen Arslan'dan bol bol ters bakışlar kazansa da sarışın umursamadı. Resmi ayaklarının dibine bırakıp sigarasının ucunu tutuşturduktan sonra aydınlanmaya başlayan gökyüzüne kısa bir bakış atıp gergince boğazını temizledi.
"Yarın bak, bu gece bakma."
Yanında sigarasının ucunu tutuşturan esmer ona yandan hem şaşkın hem ters bir bakış attı. "Oğlum sen böyle yaptıkça meraktan kuduruyorum lan. Alt tarafı beni çizdin. Neyden bu kadar utanıyor olabilirsin?" dedi şaşkınca.
"Ne utanması amına koyayım? Utanmıyorum. Sadece biri benim yanımda çalışmama bakınca geriliyorum." dedi Gökmen bir ayağını sallayıp bakışlarını kaçırırken. "Sırf birinin resmime yaptığı yorumu duymamak için sene sonu sergilerine bile katılmıyorum oğlum ben."
Aslında içten içe resmi görünce yüzünde nasıl bir ifade olacağını merak ediyordu. Ela harelerine yerleşecek yoğun bakışı, dudaklarının kıvrılışını, yüzünü kaplayacak aydınlık ifadeyi bu iki haftada birçok kez hayal etmiş; her seferinde içi kıpır kıpır olmuştu. Lakin diğer yandan Arslan resme bakıp da onun gördüklerini görür diye utanıyordu.
Arslan'ın elaları dikkatle yüzünde dolanırken sigarasını dudaklarına yanaştırıp ona yandan kısa bir bakış attı.
"Öyle olsun bakalım." dedi esmer sonunda inanmamış gibi dudaklarını büzüp sigarasından bir nefes çekmeden önce.
Bir süre ikili sessiz gecede yan yana oturup yaz havasının tadını çıkardı. Arslan arada omzunu omzuna hafifçe çarpıp, Gökmen'in bakışları ona dönünce sırıtmasa sessizlik huzur verici olabilirdi. Lakin esmer heyecanını bu şekilde dışa vurduğundan Gökmen bir türlü yaz sabahının tadını çıkaramıyor, Arslan omzunu omzuna çarpıp ona sırıttıkça gözlerini devirip homurdanıyordu.
Sabah ezanının sesiyle birlikte Arslan'ın gitme vakti gelince pamuğuna dayanan izmaritleri küllüğe söndürüp ayaklandılar. Arslan sağına soluna, boş sokağa dikkatli bakışlar atıp sevgilisinin yanağını kavrayıp son bir öpücük kondurarak, "Yarın ararım seni. Dükkânda mı olacaksın?" diyerek resim paketini koltuğunun altına sıkıştırırken Gökmen elleri şortunun cebinde bir omzu balkon pervazına yaslı onu izledi.
"Yok, yarın gitmem artık herhalde. Akşama kadar uyurum anca." diye mırıldandı. Onun da gözleri balkonuyla aynı hizadaki kapalı camlara uğrarken. Allah'tan börtü böcek çok olduğu için ev halkının çoğu bahçe tarafındaki camlarını kapalı tutuyordu. Yoksa bu kadar sese çoktan yakalanmış olurlardı.
Arslan kafasını sallayarak onu onayladıktan sonra birer sulu öpücük de dudağının köşesine ve yanağına kondurunca Gökmen istemsizce sırıttı.
"Öpmelere doyamadın bugün amına koyayım. Git artık." dedi boynunu okşayan eli tutup teninden çekerken.
"Doyulur mu oğlum sana?" dedi Arslan onu umursamadan bir öpücük de çenesine kondurdu. "Şu tatlılığa bak, bal şerefsizim bal."
"Sensin tatlı, piç. Siktir git lan artık, yakalanacağız en sonunda göreceksin balı." dedi Gökmen onu ittirirken.
Arslan sırıtarak onu ittiren eli yakalayıp bir öpücük de avuç içine kondurunca Gökmen pes etti. Avucunu Arslan'ın yüzüne bastırıp, "Al ye amına koyayım. Ye de rahatla." diye homurdandı, suratını ittirerek.
Arslan avuç içine dişlerini geçirince dişlerinin arasından acılı bir nefes çekerek elini kendine geri çekti. Ona kaşlarını çatıp kötü bir bakış atınca esmer sırıtıp ona havadan öpücük attı. Üzerine doğru gelen tekmeden kıvrak bir hareketle sıyrılıp, "Tatlı rüyalar yavrum." diyerek ağaca yöneldi. Gökmen ona hareket çekince sessizce kıkırdadı.
O koltuk altına sıkıştırdığı paket yüzünden ekstra dikkatli bir şekilde ağaçtan inerken Gökmen gergin bir şekilde onu izledi. Neyse ki esmer birkaç dal indikten sonra paketi aşağı dallardan birine yaslamayı akıl edebildi. Yoksa düşüp kafasını gözünü yarması işten bile değildi.
Sonunda Arslan karanlık bahçede eğilerek hızla ilerleyerek bahçeden sağ salim çıkınca Gökmen derin bir nefes aldı. Kaldırıma ulaşmış ona öpücük atan delikanlıya el sallayıp o evine girene kadar dudaklarında yumuşak bir gülümseme, gözlerinde derin bir sevgiyle onu izledi.
Arslan evine girince göğsünü şişiren derin bir nefes alıp verdi. "Ne geceydi amına koyayım..." diye kendi kendine söylendi. Aynı gün içerisinde duygu durumunun bu kadar değiştiği bir gün yaşadığını hatırlamıyordu. Bir insanın yaşayabileceği bütün duyguları bir akşama sığdırmayı başarabilmiş ve hala akıl sağlığını koruyabiliyor oluşu takdir edilesiydi. Güzel bir duşu ve deliksiz bir uykuyu sonuna kadar hak etmişti. On iki gündür uykuları bile yarım yamalak, bölük pörçüktü.
Bu düşünceyle odasına dönüp havlusunu aldığı gibi kendini banyoya attı. Sıcak, kemiklerini bile yumuşatan bir duş aldıktan sonra odasına geri döndü. Saçlarını kurularken sonunda aydınlanmış havaya memnuniyetsiz bir bakış atıp hızlı bir şekilde üstünü giyindi. Şortunun cebinde kalmış telefonunu şarja takmak için çıkarıp şortu kirli sepetine atarken telefonunun bildirim ekranında Arslan'ın adını görünce durakladı. Havadaki kaşları ve içten içe mesaj atmasına neden olan sebebi bildiğinden alt dudağını heyecanla kıstırarak mesajı kaydırdı.
Arslan:
Gökkuş...
Oğlum ben sana çok aşığım lan.
*Ses*
Gökmen okuduğu mesajla dudaklarına yerleşen, yankısı gözlerine varan gülümsemeye engel olamadı. Kalbi sıcacık bir hisle sarmalanırken gönderilen sesi oynattı.
Aşığım sana doyamıyorum
Ne de güzelsin bakamıyorum
Seni sevmeye kıyamıyorum
Bu ne büyük aşk, anlamıyorum
Coşkun Sabah'ın sesinden çalan şarkıyla kıkırdadı. "Salak herif, aşka geldi iyice." dedi sırıtarak. Dünkü halleriyle şimdiki arasındaki uçurum dengesini bozsa da günler sonra ilk defa adam akıllı nefes aldığını hissediyordu. Dibi gördükten sonra, mutluluğun kıymetini daha iyi anlıyordu insan.
Tam o sırada telefonundan çalan şarkı daha yüksek, bütün mahalleyi inletecek bir gürlükte çalmaya başlayınca neye uğradığını şaşırdı. Hayır, müzik telefonundan gelmiyordu. Dışarıdan geliyordu.
Büyüyen gözleri balkonun ardına düşerken, bir an için ne tepki vereceğini bilemeyerek öylece kalakaldı. Çok garip bir tesadüf olduğunu düşündü önce. Durumu ayıkamadı. Birazdan şarkıya bağıra bağıra eşlik eden fazlasıyla tanıdık başka bir ses duyunca, "Laaaan! Ne oluyor amına koyayım?" diyerek neredeyse uçarak kendini balkona attı.
Gördüğü görüntü ile kalbi boğazında atarak, büyümüş gözlerle mal gibi kaldı. Arslan, arabasının kapıları sonuna kadar açık, ona attığı şarkıyı son ses açmış, bağıra çağıra şarkıyı söylerken balkonuna bakıyordu.
"Aşığım sanaaaaaa! Doyamıyorummm!"
Gökmen titrek bir nefes aldı. Ha siktir, sonunda çıldırtmıştı adamı galiba.
"Ne de güzelsin bakamıyorummmmmm!"
"Laaaan! Manyak herif! Ne yapıyorsun?" diye bağırdı korkuyla demirlere tutunurken.
Arslan, sonunda beklediği kişiyi görünce sırıtarak, gözleri parlayarak daha yüksek sesle devam etti.
"Ne de güzelsinnn bakamıyorummmm!"
Gökmen neredeyse yerinde tepindi. "Sussana lan! Canına mı susadın?" diye bağırdı saçlarını yolarken.
"Canıma susadım! Ölüyorum aşktan, bu nasıl aşk ulan?" diye bağırdı Arslan. Sonra şarkıya kaldığı yerden devam etti.
Gökmen onu durduramayacağını anlayınca gözbebekleri titreyerek, dudakları aralık öylece mal gibi kaldı. Esmerin kafasında birkaç tahtanın eksik olduğunu hep biliyordu. Ama bu kadar manyaklaşabileceğini Gökmen bile tahmin edememişti.
Biraz sonra hem kendi evindeki pencereler hem Arslan'ın evindeki pencereler uykulu ve şaşkın yüzlerle dolmaya başlayınca Gökmen'in bacakları titredi. Ha siktir... Sıçmışlardı.
Penceresini açıp dışarı sarkan ablası, "Ne oluyor sabah sabah be?" diye bağırdı. Sonra Arslan'ı gördü. Dudakları aralık, aynı Gökmen gibi mal gibi kalırken, "Oha!" diye bağırdı. O sırada yanından dışarıya bakmaya çalışan Atakan'ın kafasını ittirip, hemen yan balkonda put kesmiş Gökmen'i fark edince, "Ne yapıyor bu deli? Sarhoş mu? " dedi kardeşine dehşet içinde.
"Aşk sarhoşu herhalde." dedi ablasının yan odasının penceresinden sarkan uyku sersemi, kaşları çatılı Gökberk. "La biri sustursun şunu! Şişttt amcık! Siktir git zıbar lan, sarhoş piç!"
Arslan ona hareket çekip daha da kendini vererek şarkısını söylemeye devam edince, Gökberk yüzünü buruşturup iki elini ona doğru sallarken, "Sana doğan güneşin amına koyayım yaaa!" diye homurdandı.
Gökmen, kendi ailesinin tepkilerini de, Arslan'ın annesinin ve babasının bağırtısını da kendi kalp atışlarıyla gümbürdeyen kulakları yüzünden hayal meyal duydu. Titreyen mavileri, hala bağıra çağıra şarkı söyleyen parlayan gözlerini ondan çekmeyen Arslan'da takılı kalmıştı. Bacakları titrediğinden önündeki demirlere sıkı sıkı tutunmuştu. Ne hissedeceğini bilmiyordu. Korkusu heyecanına, şaşkınlığı öfkesine, aşkı mutluluğuna karışmıştı.
Akın, evden terliklerle saçı başı dağılmış bir halde fırlayarak kardeşine koştururken aynı anda kendi evlerinin kapısı da duvara çarparak açıldı. Gökmen'in gözleri babasını elinde tüfekle, annesini ve abisini onu tutmaya çalışırken görünce korkuyla büyüdü.
"Aha, babam bu sefer kesin vuracak! Yürü be baba!" diyen Gökberk'in keyifli sesiyle Gökmen bembeyaz kesti.
"Ay! Göktuğ tut babamı!" diye bağırarak muhtemelen onlara destek çıkmak için içeri koşturan ablasının aksine Gökmen nefes bile almıyordu.
Sonunda müzik sesi kesilmişti. "Seviyorum ulan!" diye bağıran manyağı Akın sürükleyerek eve sokmaya çalışırken Gökmen'in sinirleri boşaldı. Dudaklarından önce güler gibi bir nefes çıktı. Sonra demirlere tutunup kafayı kırmış gibi gülmeye başladı. Annesi aşağı inince fırsatı değerlendirip cama kurulmuş Atakan, dayısına şaşkın bir bakış attı. "Bu da delirdi sonunda ya." dedi yanında seslerden korkup ağlayan Naz'a doğru.
Babası yola doğru bir kurşun sıkınca çocuklar çığlık attı, Akın ve Arslan eğilerek kendi evlerine doğru kaçtı. Gökmen ise kurşunun caddede açtığı oyuğa bakarak, babasının küfürlerini ve ailesinin onu eve geri sokma çabalarını dinleyerek biraz daha yarıldı. Gözlerinden gelen yaşlarla, katıla katıla gülerken onu artık taşımayan bacaklarıyla demirlerin arkasına çöktü. Alnını demirlere yaslayıp, avuç içiyle demiri yumrukladı. Tam o an herkesin canının selameti için bir daha asla ama asla Arslan için resim yapmayacağına kendi kendine yemin etti.