12

654 Kelimeler
Yeryüzünü dolunayın ışıklarının kuşattığı bir gece yarısı kulüpten çıkmaya hazırlanıyordum. Bugün, diğer günlere oranla kulüpte biraz daha fazla oyalanmıştım çünkü her an kendime hatırlattığım yaklaşan turnuvanın telaşesi beni her geçen gün biraz daha sarıyordu. Islak saçlarımı hızlıca kurulayıp spor çantamı sırtlayarak kulüpten çıktığımda yolun sonundaki otobüs durağına doğru yürümeye başladım. Neyse ki günün son otobüs saatinin vaktini kaçırmamıştım. Hergün geçtiğim ıssız ama güvenilir sokakta sakin adımlarla yürürken önümdeki karaltıyı fark ettim. Benim gibi sakin adımlarla yürüyordu. Tek kulağına taktığı kulaklığın eşi aşağı doğru sarkıyordu. Sokak lambasının vurduğu saçlarının hafif dağınıklığı her zamanki gibi dikkatimi en çok bozan unsur olmuştu. Otobüs durağının önünde durup durağın benden daha uzaktaki direğine yaslanarak beklemeye başladığında ben hâlâ ona doğru yürüyordum. Aramızda az bir mesafe kaldığında hissetmiş gibi başını benden tarafa çevirdiğinde onu tanıdım. Mete kaşlarını çatmış bir şekilde beni süzüyordu. Gittikçe ona yaklaşırken tesadüfü aşan olaylar silsilesinin bizi sürekli karşılaştırmasının şaşkınlığıyla beraber utancını yaşıyordum. Durağın önünde durup oturaklardan birine oturduğumda ancak bakışlarını benden çekebilmişti. Üzerime diktiği fakat gram şaşkınlık içermeyen bakışlarını çektikten sonra oturduğum yerde biraz önümde kaldığı için onu inceleme şansım olmuştu. Umursamaz görünüyordu. Benim kadar şaşırmamış olmalıydı. Üzerimdeki gerginliğimin onda olmaması beni de rahatlatırken belki de beni hatırlamamış olabileceğini düşündüm. O zaman ya balık hafızalıydı ya da ben aşırı derecede sıradan ve akılda kalmayan yüz hatlarına sahiptim. Onu izlerken aklıma gelen saçma düşüncelerle yüzümü buruştururken o da ağır hareketlerle kulaklığını çıkarıp sırt çantasının yan bölmesine koydu. Aynı zamanda başını da yan tarafa çevirmişti. Gözlerimi hâlâ ondan çekmemişken, dahası başımı hafifçe yana yatırıp onu dikkatle izleyip hakkında çıkarımlar yaparken başını önüne döndereceği sırada bana kısa bir bakış atıp öyle önüne döndü. Bakışlarından elektrik çarpmış gibi irkilip daldığım yerden kendime gelirken resmen onu dikizlememden rahatsız olduğu düşüncesiyle utancım bir kat daha arttı. Otobüs yavaşça bize doğru yaklaşırken manyetik kartımı hazırlayıp ayaklandım. O sırada Mete de otobüse doğru ilerliyordu. Kapılar açıldığında onun hemen arkasında olmama rağmen kapı önünden çekilerek bana bakmadan eliyle geçmemi işaret etti. Onun bu kibarlığına başımı hafifçe oynatarak cevap verdikten sonra kartımı okutturup arkaya doğru ilerlemeye başladım. O da arkamdan geliyordu. Neredeyse boş otobüste en arka sıradaki dörtlü koltukların en kenarına oturdum. Mete de diğer kenarına oturmuştu. Burada bizden başka sadece birkaç sıra önümüzde oturan bir çift vardı. Genç kız başını yanında oturan adamın omzuna yaslamış, genç adam da yanağını kızın saçlarına bastırmıştı. Arada başlarını kaldırıp birbirlerine yakın mesafeden bir şeyler fısıldıyorlardı. Bu ortamı daha da romantikleştirecek bir şekilde otobüste duygusal bir müzik çalıyordu. Yanlış duymadınız, otobüste duygusal bir müzik çalıyordu. Her gün aralıksız müptelası olduğum otobüs yolculuklarında oyun havası ya da halk türküleri dinlemeye alışmış bünyemin bunu nasıl kaldıracağını düşündüm. Zaten bu aralar üst üste bünyeme oldukça zararlı şeyler yaşıyordum. Bunun bir göstergesi olarak yan tarafımda oturan kişiye göz ucuyla baktım. Başını koltuk direğine yaslamış ve cama doğru hafif eğmişti Gözleri dışarı dönüktü ve nereye bakıyorsa oldukça derin bakıyordu. Koltuğa kendini bırakmış gibiydi. Oldukça yorgun görünüyordu. Uzun ve güçlü duran bedenine rağmen bu görünüşü, içimde anlamadığım bir şefkat tohumu ekmişti. Gözlerimi baktığı yöne doğru kaydırdığımda camdan yansıyan aksıyla göz göze geldim. Ani bir hareketle gözlerimi ondan çekerken beyaz tenimin oldukça belli ettiği yüzümün kızarıklığını saklamak için başımı diğer tarafa çevirdim. Gözlerimi camdan dışarı odaklamaya çalışırken kendimi tutarak onun camda beliren aksine bakmamaya çalışıyordum. Çünkü eğer bakarsam onunla tekrar göz göze geleceğimi kuvvetli bir hisle sezinliyordum. Garip duygusal bir müzik ve benim gözlerimi kontrol etme çabam eşliğinde otobüs ineceğim durağa geldi. Mete de henüz inmemişti. Onun birkaç durak sonra ineceğini tahmin ederken benimle birlikte ayaklanması bedenimde başka bir şok etkisi yaratmıştı. Otobüsün açılan kapısından inerken ben de arkasından daha ne kadar bu yolculuğun birlikte süreceğini hayretle merak ediyordum. Karanlık sokakta aramızda birkaç metre olacak şekilde arka arkaya ilerliyorduk. O hızını gittikçe daha da düşürürken ben de onunla beraber düşürüyordum. Çünkü onu geçmek ya da yan yana yürümek istemiyordum. Bu sebeple oldukça uzun ve meşakkatli geçen bir yolun sonunda Mete, döneceğim sokağın hemen karşısındaki sokağa döndü. Onun arkasından bakakalırken hayatın bizi daha ne kadar fazla yakınlaştırabileceğini düşünüyordum.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE