bc

Kehribar ve Kül

book_age18+
4
TAKİP ET
1K
OKU
dark
contract marriage
BE
family
love after marriage
fated
forced
opposites attract
friends to lovers
arranged marriage
kickass heroine
mafia
heir/heiress
drama
serious
city
enimies to lovers
lies
addiction
like
intro-logo
Tanıtım Yazısı

Bir yanda kökleri yüzyıllar öncesinin savaşçı beylerine, eski kahramanlık destanlarına dayanan köklü Şahbey aşiretinin adil ama tavizsiz genç ağası Cihan... Diğer yanda kendi ayakları üzerinde durmaktan başka gayesi olmayan, tarih bölümü son sınıf öğrencisi dikbaşlı Asya.Asya’nın sıradan hayatı, okul çıkışı uğradığı acımasız bir saldırıyla darmadağın olur. O karanlık gecede duyduğu çığlıklara koşarak gelen Cihan Ağa, sadece kızın hayatını kurtarmakla kalmaz; aşiretin beşik kertmesi geleneğinden ve kendi üzerindeki evlilik baskısından kurtulmak için Asya'ya reddedemeyeceği bir teklif sunar: Sahte bir evlilik.Asya için bu teklif, ağanın nüfuzunu kullanarak eğitimine devam edebilmek ve özgürlüğünü koruyabilmek için bir kalkandır. Ancak Şahbey konağının ağır kapıları üzerlerine kapandığında, hiçbir şeyin kağıt üzerinde durduğu gibi kalmayacağını anlarlar. Asırlık sırların, konak içi entrikaların ve iki zıt karakterin arasındaki o kaçınılmaz, yakıcı çekimin ortasında sahte olan tek şey, birbirlerine söyledikleri yalanlardır.Bazen en büyük esaret, özgürlük sandığın o kapıdan içeri girmektir.

chap-preview
Ücretsiz ön okuma
Mürekkep ve Kan
Asya’nın parmakları, kütüphanenin loş ışığı altında sararmış sayfaların üzerinde adeta geçmişin nabzını tutuyordu. Önündeki kitap, sıradan bir akademik metin değildi; Osmanlı'nın sınır boylarında at koşturan Akıncı beylerinin askeri dehasını, kuşatılan kalelerdeki o destansı direnişleri ve isimsiz kahramanların hikayelerini anlatan nadide bir kaynaktı. Tarih, onun için sadece ezberlenecek tarihler bütünü değil; onurun, ihanetin ve stratejinin kanla yazılmış bir tablosuydu. Ve Asya, o tablonun içindeki gücü kendi ruhunda hissedebiliyordu. Gözlerini yakan yorgunlukla başını kaldırdığında, üniversite kütüphanesinin neredeyse tamamen boşaldığını fark etti. Saatine baktı; gece yarısına geliyordu. Kampüsün ağır, ahşap kapılarından dışarı adım attığında, İstanbul’un o serin ve puslu sonbahar rüzgarı yüzüne çarptı. Kulaklıklarını takıp adımlarını hızlandırdı. Eski sokak lambalarının cılız ışığı, ıslak kaldırımlarda gölgeler yaratıyordu. Tarihi yarımadanın dar sokaklarında yürümeyi her zaman sevmişti ama bu gece havada farklı, genzini yakan bir gerilim vardı. Önce ayak seslerini duydu. Kendi ritmine uymayan, tok ve ağır adımlar. Müziğin sesini kısıp adımlarını yavaşlattığında, arkasındaki sesler de yavaşladı. Kalp atışları göğüs kafesini dövmeye başlarken omuzlarının üzerinden geriye bakmamak için kendini zor tuttu. Sokağın köşesini döndüğü an, karşısına dikilen siyah, iri yarı siluetle olduğu yere çivilendi. Sadece bir kişi değillerdi. Arkasından yaklaşan iki kişiyle birlikte etrafı tamamen sarılmıştı. "Asya Karaman," dedi öndeki adam. Sesi, sokaktaki soğuk rüzgardan bile daha ürperticiydi. "Babanın hatalarının bedelini ödeme vakti." Asya'nın nefesi boğazında düğümlendi. Babası yıllar önce onları terk edip gitmişti, ondan geriye kalan tek şey öfkeydi. "Ne diyorsunuz siz? Çekilin yolumdan!" diye bağırdı, sesini olabildiğince güçlü tutmaya çalışarak. Çantasını göğsüne siper edip ileri doğru bir adım attığında, adamın nasırlı eli koluna bir mengene gibi yapıştı. Asya tüm gücüyle çığlık atıp kurtulmaya çalıştı. Tam o esnada, sokağın başındaki karanlığı yırtan far ışıkları gözlerini kamaştırdı. Siyah, zırhlı olduğu her halinden belli olan lüks bir araç acı bir fren sesiyle yanlarında durdu. Kapı açıldı. Zaman, Asya için o an durmuş gibiydi. Arabadan inen adam, karanlığın içinden doğan bir fırtına gibiydi. Üzerindeki özel dikim koyu renk takım elbisesi, geniş omuzları ve etrafına yaydığı o ezici, tavizsiz aurayla sokağın tüm havasını tek bir saniyede değiştirdi. Adamın kehribar rengi gözleri, doğrudan Asya'nın kolunu tutan serseriye kilitlenmişti. "O eli," dedi adam, sesi ne yüksek ne de telaşlıydı ama kelimelerin ağırlığı sokağın taşlarını titretecek kadar keskindi. "Eğer bir daha omuz hizasında görmek istiyorsan... Hemen bırak." Adamın yüzündeki o pis sırıtış, Cihan’ın sesindeki dondurucu soğuklukla yavaşça silindi. Ancak kibrine yenik düşerek Asya’nın kolunu daha da sıktı. "Sen kimsin lan? Kendi işine bak, belanı benden—" Cümlesini tamamlamasına fırsat kalmadı. Cihan, o ağır ve sakin adımlarının aksine, bir şahinin avına inmesi gibi inanılmaz bir hızla aradaki mesafeyi kapattı. Asya ne olduğunu tam olarak göremedi bile; sadece adamın acı dolu bir iniltiyle dizlerinin üzerine çöküşünü ve kolunu tutan o mengene gibi parmakların gevşemesini hissetti. Cihan, adamın bileğini tek bir hamleyle, askeri bir kesinlikle ters çevirmişti. Kemiklerden gelen o tok ses, sokağın sessizliğinde yankılandı. Diğer iki adam geri adım atıp ellerini ceketlerinin içine, muhtemelen silahlarına doğru götürürken, Cihan’ın arkasındaki zırhlı aracın kapıları eşzamanlı olarak açıldı. İçinden inen takım elbiseli dört adam, silahlarını çoktan çekmiş, sokağın her iki ucunu da tutmuştu. Cihan, gözlerini Asya'ya saldıran adamın korkudan titreyen gözlerine dikti. "Şahbey," dedi Cihan, sesi alçak ama bir o kadar da tehlikeliydi. "Adım Cihan Şahbey. O yarım bıraktığın cümleyi kime kurduğunu bil diye söylüyorum." Saldırganlar, Şahbey adını duydukları an adeta taşa döndüler. İstanbul’un yeraltı dünyasında ve iş kulelerinin zirvelerinde bu ismin ne anlama geldiğini sağır sultan bile bilirdi. Köklü bir aşiretin, kuralları kanla yazılmış adaletini temsil ediyordu bu isim. Cihan, diz çökmüş adamı bir paçavra gibi kenara itti ve yavaşça Asya’ya döndü. Kehribar gözleri, kızın korkudan genişlemiş ama hala dik durmaya çalışan gözleriyle buluştuğunda, içindeki o sert duvarlarda ufak bir sarsıntı hissetti. Beklediği şey, çığlık atıp ağlayan, arkasına saklanan zayıf bir kızdı. Ama Asya, titreyen ellerine rağmen çenesini dikleştirmiş, yere düşen ağır tarih kitabını göğsüne bir kalkan gibi bastırmıştı. O an Cihan, karşısındaki kızın gözlerinde, dedesinin anlattığı o eski destanlardaki direnişçi, boyun eğmez karakterlerin ateşini gördü. "İyi misin?" diye sordu Cihan, sesindeki o tehlikeli tınıyı bir nebze olsun yumuşatmaya çalışarak. Asya yutkundu. Boğazındaki o kuru yumruyu zorla aşağı itti. "Ben... Ben iyiyim. Teşekkür ederim," dedi, sesi beklediğinden daha pürüzsüz çıkmıştı. "Polisi arasak iyi olacak." Cihan hafifçe gülümsedi. Bu, eğlenmekten çok, durumun ironisine acı bir tebessümdü. "Polis bu adamları yirmi dört saat bile içeride tutmaz, Asya Karaman. Babanın açtığı bela, kanunla çözülecek bir sınırda değil." Asya’nın gözleri şaşkınlıkla irileşti. "Adımı... Adımı ve babamı nereden biliyorsunuz? Siz kimsiniz ve benden ne istiyorsunuz?" Savunma moduna geri dönmüştü. Kurtarıcısı bir anda yeni bir tehdide dönüşmüştü gözünde. "Sokak ortasında anlatılacak şeyler değil," dedi Cihan, eliyle açık duran araba kapısını işaret ederek. "Arabaya bin. Seni güvenli bir yere götüreceğim." "Asla!" Asya bir adım geri çekildi. "Beni kurtardığınız için minnettarım ama tanımadığım birinin, hele ki bu kadar adamı olan birinin arabasına binmeyecek kadar akıllıyım. Kendi yoluma giderim." Cihan sabır dilercesine derin bir nefes aldı. Gecenin ayazı etraflarını sararken, aralarındaki çekişme havayı ısıtıyordu. İstanbul'un ortasında, hiçbir güce boyun eğmeyen bu kıza söz geçirmek, koca bir aşireti yönetmekten daha zor olacaktı anlaşılan. "Asya," dedi Cihan, aradaki mesafeyi kapatıp onun kişisel alanına, o tehlikeli sınıra girerek. Burnuna kızın saçlarından yayılan hafif yasemin ve eski kağıt kokusu doldu. "Şu an hayatta olmanın tek sebebi benim burada olmam. Babanın borcu yüzünden namlunun ucundasın ve ben sırtımı döndüğüm an o tetiği çekerler. Şimdi, ya o arabaya kendi rızanla binersin, ya da seni omuzuma atar ben bindiririm. Şahbey konağının kapıları senin için açıldı bir kere; dışarıda kalma lüksün yok." Asya’nın çenesi kasıldı. Gözleri bir an için sokağın başını tutmuş silahlı adamlara, ardından yerde inleyen serseriye ve son olarak karşısında bir dağ gibi dikilen Cihan Şahbey’e kaydı. Tarih okumuştu, strateji biliyordu. Etrafı tamamen sarılmışken ve karşısındaki güç dengesi bu kadar eziciyken, anlamsız bir fiziksel direnişin sadece gururunu değil, canını da tehlikeye atacağının farkındaydı. Zeki bir satranç oyuncusu, bazen şahını korumak için geri adım atmayı bilmeliydi. Göğsüne bastırdığı kitabını daha da sıkı kavrayıp başını dikleştirdi. "Beni omzunuza atma zahmetine girmenize gerek yok, Cihan Bey," dedi kelimelerin üzerine basarak. Sesi soğuktu, bir o kadar da mesafeli. "Kendi ayaklarımla yürüyebilirim." Cihan’ın dudaklarının kenarında belli belirsiz, takdir eden bir kıvrım oluştu ama hemen silindi. Geri çekilip arabanın kapısını onun için daha da geniş açtı. Asya, adımlarının titrediğini belli etmemeye çalışarak o siyah, devasa aracın içine bindi. Kapı tok bir sesle kapandığında, dış dünyanın tüm gürültüsü, rüzgarın uğultusu ve sokağın tekinsizliği bir anda kesildi. Zırhlı aracın içi, deri koltukların kokusu ve Cihan’ın odayı dolduran o ağır, odunsu ve amber notaları taşıyan parfümüyle sarmalanmıştı. Asya, kapıya olabildiğince yakın oturarak aralarına görünmez bir sınır çekti. Hemen ardından diğer kapı açıldı ve Cihan yanına oturdu. Devasa bedeniyle arka koltuğun büyük bir kısmını kaplıyordu. Dışarıdaki o tehlikeli, yırtıcı adam gitmiş; yerine takım elbisesinin düğmesini çözen, rahat ama her an tetikte bekleyen bir iş adamı gelmişti. Şoför dikiz aynasından kısaca patronuna baktı. Cihan sadece başıyla ufak bir onay verdi ve üç araçlık konvoy, gecenin karanlığını yararak hareket etti. Araç, İstanbul'un ışıklı caddelerine doğru süzülürken içerideki sessizlik Asya'nın kulaklarını sağır edecek kadar yoğundu. Dayanamadı. "Pekala," dedi Asya, bakışlarını camdan akıp giden sokak lambalarından çekip Cihan'ın profiline çevirerek. "Artık şu borç meselesini konuşabilir miyiz? Babam, bizi terk edeli yıllar oldu. Onun ne yaptığı, kime ne borç taktığı beni zerre ilgilendirmiyor. Neden o adamlar benim peşimdeydi? Ve en önemlisi... Neden siz buradasınız?" Cihan, başını yavaşça ona doğru çevirdi. Kehribar gözleri, sokak lambalarının arabanın içine düşen sarı ışığında daha da parlak, daha da tehlikeli görünüyordu. "Baban, sadece sıradan tefecilere değil, kural tanımayan merdiven altı bir kartele borçlandı, Asya," diye başladı Cihan. Sesi pürüzsüz ve sakindi ama anlattığı gerçekler buz gibiydi. "Meblağ ödeyebileceğinin çok ötesinde. Ve bu tür adamlar tahsilat için önce kan bağına bakarlar. Baban ortada yok, annen yıllar önce vefat etmiş. Masadaki tek teminat sensin." Asya'nın nefesi kesildi. Midesine oturan o soğuk taş, korkudan çok derin bir kimsesizlik hissiydi. Babasının gölgesi, yıllar sonra bile hayatını zehirlemeye devam ediyordu. "Peki siz?" dedi Asya, sesinin titrememesi için büyük bir savaş vererek. "Siz bir hayır kurumu musunuz? Şahbey aşiretinin ağası, sokaklarda borçlu kızları mı kurtarıyor?" Cihan hafifçe öne doğru eğildi. Aramalarındaki o görünmez sınır, onun bu hamlesiyle tamamen ihlal edilmişti. Asya, onun nefesinin yüzüne çarptığını hissedebiliyordu. "Ben bir iş adamıyım, Asya. Aynı zamanda binlerce kişinin sorumluluğunu taşıyan bir ailenin başıyım. Karşılığını almayacağım hiçbir masaya oturmam, hiçbir kavgaya girmem," dedi Cihan. Gözlerini Asya'nın yeşil gözlerine kilitledi. O bakışlarda, genç kızın içini ürperten, karanlık bir teklif yatıyordu. "Seni o sokaktan aldım ve babanın borcunu tek bir telefonumla silebilirim. Karşılığında ise sen, benim çözemediğim tek sorunu çözeceksin." Asya kaşlarını çattı. Bu kadar güçlü bir adamın ondan ne isteyebileceğini aklı almıyordu. "Benim gibi sıradan bir öğrenci, sizin hangi sorununuzu çözebilir ki?" Cihan, sanki vereceği cevabın tüm hayatlarını geri dönülmez bir şekilde değiştireceğini biliyormuş gibi derin bir nefes aldı. "Konağın kapılarından içeri girdiğinde," dedi sesi fısıltıdan hallice ama arabanın içindeki bir bomba kadar sarsıcı, "Benim karım olacaksın."

editor-pick
Dreame-Editörün seçtikleri

bc

CEO'NUN FİRST LADY'SI (+21)

read
57.1K
bc

MARDİN KIZILI [+18]

read
548.8K
bc

EFSUN: AĞANIN GELİNİ

read
36.9K
bc

Ağanın Sözde Karısı

read
88.6K
bc

AŞKLA BERDEL

read
92.1K
bc

HÜKÜM

read
230.9K
bc

Bal dudaklım (Ağır bedeller)+18

read
36.4K

Uygulamayı indirmek için tara

download_iosApp Store
google icon
Google Play
Facebook