8.BÖLÜM

783 Kelimeler
Zeynep eve girmişti ki . Anası sedire oturmuş eli belinde bekliyordu. Bakışları hiç iyiye işaret değildi . Kız daha “anne?” bile diyemeden hızlı hızlı üzerine yürüdü. “Nerden geliyon ha! Utanmaz! Orospuu!” Zeynep neye uğradığını anlamadan sanki annesinin eli değil, bir canavarın pençesi gibi bir tokat çarptı yanağına. Başı yana savruldu. Dengesini kaybedip, yere düştü. Canı çok acımıştı. “Anne ben—” “Sussss! Sakın ağzını açmaaaa!” Annesinin saçları dağılmış, gözleri fırlamış, yüzü sırılsıklam ter içinde titriyordu. Gecelik üstüne hırka bile almamıştı. Gözleri Zeynep’te değil, Zeynep’in üstünden geçen bir hayaldeydi sanki. “Ağanın koynundan çıkıp benim evime mi geldin sen?! Kürşat bey kucaklamış seni arabaya atmış götürmüş kapatması yapmış, köylü öyle diyo! Mahvettin bizi! Adımı kirlettin. Bütün köylünün dilindeyiz!” Yine bir tokat savruldu. Zeynep kendini korumaya çalıştı ama annesi bu sefer kollarını tırmalamaya başladı. Tırnaklarıyla etini kazır gibi… -“Baban yaşasaydı seni elleriyle gömerdi. Hain evlatsın sennn!”diye bağırıyordu. Zeynep ağlamıyordu. Kıpırdamıyordu bile. Artık ağrıyı hissetmiyordu. Sadece kalbinin içindeki o derin, karanlık çukura doğru çekiliyordu. “Ben sana ne emekler verdimmm .Ağaya kapatma ol diyemi yetiştirdim seni haaaa!” diye bağırdı kadın, gözlerinden yaşlar akarken. “adın çıktı kızım tüm köylünün dilindeyiz başımızda atada yok napcazzz’’ Zeynep yavaşça yerden doğruldu. Ağzı kanamıştı. Yanağında beş parmak izi gibi bir yanık vardı. "Ben istemedim," dedi, sesi buz gibi, duvar kadar soğuk. "Yılan soktu beni… Kürşat bey… sadece yardım etti.Biz hiçbir şey yapmadık yemin ederim" Kadın birden sustu. Elindeki su bardağını duvara fırlattı. Bardak tuzla buz oldu. Sonra başını iki yana salladı, dudaklarını kemirdi, kendi içindeki şizofreniyle kavga eder gibi: “Hepsi yalan! Yılan da yalan, senin masumiyetin de! Beni delirtmeye mi geldin Zeynep ha?! Delirtin beni de kurtulun hepiniz!!” Kadın birden dizlerinin üstüne çöktü. Saçlarını yolmaya başladı. Zaten aklını kaybedeli çok olmuştu şimdide bütün hıncını kızından çıkartıyordu. Zeynep kapının kenarına çekildi, orada yere çöktü. Küçük bir çocuk gibi, bir köşeye sığınıp dizlerini karnına çekti. Sadece bir şey fısıldadı: “Ben kapatma değilim…” Ama ev duymadı. Duvar duymadı. Sadece gecenin içine karışan bu acı fısıltı kaldı geriye. Zeynep ‘in en yakın arkadaşı Emine ve annesi Halime hanım, bağrışmaları duyar duymaz ayaklandılar. Neticede komşularıydı ve en son böyle bir bağırışı Zeynep ‘in babası yatağında ölü bulunduğunda duymuşlardı. Halime hanım , kapıyı hızlıca vurdu: — “Fatmaaa kadınnn! Ne oluyor içeride, kızına mı kıydın yoksa?” Cevap gelmeyince, Halime hanım dayanamayıp içeri daldı. Arkasından da kızı Emine hemen içeriye girdi. Gördükleri karşısında dili tutuldu. Zeynep’in yanağı mosmor beş parmak çıkmıştı, gözleri donuktu yer yer tırnak izleri kızın etinde kan toplanmıştı. Annesi Fatma hanımın gözleri öfkeyle parlıyordu ama içinde titreyen bir korku da vardı. Emine, hemen koştu. — “Zeynep! Gel buraya, yürü benimle. Böyle ana mı olur, senin yarana tuz basıyor bu!” Zeynep bir an durdu. Emine’nin haklı olması canını yaktı. Göz ucuyla annesine baktı ama Fatma Hanım gözlerini kaçırdı. Halime Teyzesi araya girdi: — “Kalk kızım! Kalk! El âlem ne der değil, sen ne hissediyorsun ona bak! Hadi! Bu anan olacak deli seni öldürecek gel bizimle. Kızı ne hale getirmiş bu manyak karı, Senin evladın bu, düşmanın değil!” Zeynep’in annesi suçlu olduğunu bildiği için suspus olmuş sadece olanları izliyordu. Zeynep, ayağa kalktı. Teni yanıyordu, ama en çok içi sızlıyordu. Emine’nin uzattığı eli tuttu. Küçüklüğünden beri her düştüğünde ilk koşan oydu. Şimdi yine o kurtarıyordu. "Gözünü seveyim Halime teyze gidelim burdan ama kardeşim Halil’i de alalım o ben olmadan aç kalır sefil olur burda" diye yakındı. O sırada Halil merdivenin başından göründü annesinin ablasını nasıl dövdüğünü izlemişti ve çok korkmuştu gözünden yaşlar boncuk boncuk akıyordu. Hep beraber Emine’nin evine geçtiler.Kimseden çıt çıkmamıştı.Emine arkadaşını kendi odasına çekti. İçerideki eski bir sedirin üstüne oturdu Zeynep. Emine, dolaptan pamuklu bir bez ve tentürdiyot getirdi. — “Sen ne yaşadın be Zeyno… İçin dolu, yüzün susmuş. Şimdi anlatmazsan ne zaman anlatacaksın?” Zeynep başını eğdi. — “Ben kötü bir evlat oldum galiba...” Emine’nin gözleri doldu. — “Sen dünyanın en güzel kalpli kızısın. Anan seni anlamadı diye sen eksilmezsin. Burası senin de evin artık.” -‘’Ama Emine burda ne zamana kadar kalıcaz, baban ne der?’’ -‘’Anam babamla konuşur sen şimdi bir güzel dinlen kuzum . Bugün başına gelmeyen kalmadı az uyu yarın ola hayrola.’’ Diye arkadaşını telkin etti. -‘’Halil’i de dert etme sen benim odadasın onu da abimin odasına veririm biliyon askerden gelmedi daha rahat rahat kal arkadaşım. " -‘’Sağol Emine. Ben bugün başıma gelenleri unutmak istiyorum.’’ -‘’Tamam kuzum gel bakalım deyip kızın yolunmuş saçlarını usul usul taradı’’ -‘’Hadi bakalım" deyip yaptığı yer yatağına yatırdığı arkadaşının üstünü örtüp onu kendi haline bıraktı. Bugün Zeynep’in hayatında geçirdiği en kötü günlerden biri olarak kaderine yazıldı.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE