10.BÖLÜM

1054 Kelimeler
Gecenin sessizliği, Halil’in kesik kesik nefesleriyle bozuluyordu. Hasan, ise son gaz yollarda ilerliyordu , Zeynep ağlamamak için dişlerini sıkıyordu. “Dayan Halil’im… Az kaldı…” dedi , panik ve çaresizlikle. Zeynep, Halil’in elini tuttu, yüzüne bakmaktan korkuyordu. O güçsüz hali, göz kapaklarının ağırlaşması… İçine bir şey saplandı. Babamdan sonra kardeşimde gitmesin diye yalvardı içinden. Hastanenin acil servisine vardıklarında, hemşireler hemen Halil’i sedyeye aldılar. Zeynep ve Emine peşlerinden koştu. Hasan kapıda kalakaldı. Telefonu titredi. Kürşat ağabeyi arıyordu. Şimdi sırası değildi .Açmasam mı? diye düşündü telefon üst üste titreyince parmaklarını hareket ettirdi. – Alo? – Koçum… geldik evde yoksun arabada yok? Neredesin? Hasan dişlerini sıktı abisinin ona çocuk muamelesi yapmasından nefret ediyordu. – "Hastanedeyim, abi gelirim sonra arabayı da getiririm merak etme ." Kürşat’ın sesi bir an durdu. Nolduğunu anlamaya çalışıyordu. –" Ne işin var hastanede koçum geleyim mi bende?" Hasan gözlerini sinirle kapattı şimdi abisini çekemeyecekti ayrıca adları da çıkmışken onu Zeynep’le aynı ortamda bulundurmak istemiyordu, kıskanıyordu .Ama her işi pek iyi başaran üstün tutulan namus timsali Kürşat ağanın da utanmasını üzülmesini istedi. –" Adını çıkardığın ırgat kız var ya hehh köylü onun evini taşladı .Küçük kardeşinin kafasını yardılar ,çocuk ölü gibi yatıyordu bende hastaneye getirdim. Sonuçta abim yüzünden o kız ve ailesinin hayatı maffoldu." Bir sessizlik oldu. Kürşat bir şey söylemek istedi ama yutkundu. Hasan devam etti: – ‘’Hem artık sözlü bir adamsın …Tebrik ederim abiciğim." -‘’Hangi hastane bende geleceğim.’’ diye sordu -‘’Gelme abi ben burdayım sana gerek yok.’’ -‘’Bak oğlum oraya gelirsem seni döverim sik sik konuşma adres ver.’’ deyince hasan -‘’Şehre getirdim’’ deyip telefonu kapattı. Hastane koridorunun soğuk lambaları, Zeynep’in yüreğindeki yangını hiç yansıtmıyordu. Müşahede odasında Halil sessizce yatarken, kalp monitörünün düzenli sesi dışında her şey sustu. Zeynep, camın önüne çömelmiş, ellerini alnına dayamıştı. Emine elini omzuna koydu. “Azıcık nefes al Zeynep, doktor kontrol altında dedi. " Zeynep başını salladı ama gözleri hâlâ doluydu. “Babamdan sonra bir de Halil giderse… Kaldıramam.” Hasan bir iki adım ötede durmuş, eli cebinde, bir ileri bir geri yürüyordu. Göz ucuyla Zeynep’e bakıyor, ama nasıl yaklaşacağını bilemiyordu. “Su getireyim mi sana?” dedi, sesi nazikti ama çekingen. Zeynep cevap vermedi. Emine, “Arkadaşım hadi az su iç hava almaya çıkalım ha ?” diye sorduğunda kız sadece göz kapaklarını sıktı. Zeynep’in sustuğu, içinde kıyametin koptuğu anlardı. Tam o sırada koridorda biri göründü. Sert adım seslerini duyunca başını kaldırdı. Kürşat. Üzerindeki gömlek kırışmıştı ama duruşu hâlâ yıkılmazdı. Gözleri etrafı taradı, Zeynep’i gördü. O anda zaman durdu. Zeynep yerinden fırladı. “Ne yüzle geldin buraya?!” Kürşat irkildi. Zeynep’in öfkesi patlamaya hazır bir dağ gibiydi. “Senin yüzünden oldu bunların hepsi!” diye bağırdı Zeynep. “Senin yüzünden kardeşim ölüme yaklaştı! Evimizi taşladılar, adımı çıkardılar! Sana beni evin önüne bırakma dedim dilemedin!” Kürşat bir adım attı ona doğru. “Zeynep…” “Adımı sen kirlettin!” diye bağırdı Zeynep, yumrukları sıkıldı Kürşat’ın dibine kadar girdi ve yakasından tuttu .“Ben kimseye el açmamıştım! Senin gözünün içine bakmakla hata ettim!” Kürşat hiçbir şey demedi. İki elini yavaşça Zeynep’in omuzlarına koydu. Zeynep geri çekilmek istedi ama gücü yoktu. -‘’Hadi gel bahçede sakince konuşalım.’’ -“Bırak beni, gelmem seninle !” Hasan gözlerini devirdi, sinirle yaklaştı. Deminden beni abisiyle Zeynep’i izliyordu ve birbirine bakışları hiç hoşuna gitmemişti. -“Abi ne işin var hâlâ burada? Git artık, karışma!” Kürşat hiçbir şey söylemeden elini Zeynep’in bileğine uzattı. “Benim seninle konuşmam gerek, konuşmadan gitmem” dedi Kürşat, sesi çatallıydı. Hasan öfkeyle elini araya koydu. “Zeynep seninle hiçbir şey konuşmak zorunda değil! Onun yeterince canını yaktın!” Kürşat başını çevirmeden cevap verdi: “Sen karışma Hasan. Bu ikimizin meselesi.” Hasan bir adım öne çıkınca, Zeynep usulca onayladı. Gözleri dolmuştu ama ağlamıyordu artık. “Sadece birkaç dakika…” dedi sessizce, Emine’ye dönüp başıyla işaret etti. Hasan çaresizce geri çekildi. “Yine incitirse seni, yemin ederim yanına bırakmam Zeynep.” Diye boş bir tehdit savurdu ama pek ciddiye alınmamıştı. Kürşat Zeynep’in bileğini bırakmadı ama tutuşunu nazikleştirdi. Yavaşça hastane kapısından çıktılar. Bahçeye doğru yürüdüler. Hava serin, rüzgar hafifti. Bir banka geldiklerinde Zeynep durdu. “Ne konuşacaksan konuş sonra git burdan.” Kürşat derin bir nefes alarak lafa girdi ‘’Durumlar nasıl buraya geldi anlamadım ben sadece ayağına yılan soktuğu gün sana yardım etmek istemiştim. Hem ben ahalinin haddini bildirdim kahvede ama gerekirse o kadınlara da söz geçirmeyi bilirim. Biz kötü bir şey yapmadık nasıl bu kadar abartıldı bilmiyorum’’ ‘’Senin için abartı ağam ama burası senin okuduğun büyük şehirlere benzemez. Dikkatli olman gerekirdi ,bak sana bir şey olmamış hayatına gayet mutlu devam ediyorsun.’’ Adamın parmağındaki yüzüğe bakarak devam etti. ‘’Hatta yakında düğün var galiba.’’ Kürşat hemen elini gizlemek için cebine attı. Zeynep’se devam etti. ‘’Ama bak benim başıma gelmeyen kalmadı.’’ ‘’Özür dilerim senden, başına gelenlerin sebebi benim ama telafi edicem. Kardeşinde iyileşicek olmazsa özel hastaneye sevk ettirim onu .Sen iyi ol yeter ki tamam mı?’' Kızın yüzündeki izler dikkatini çekmişti. Soracaktı ama cesaretini anca topladı. Elini Zeynep’in çenesinin ucuna hafifçe temas ettirdi. İki ruhta bu küçük temasla titrediler. ‘’Yüzüne noldu senin, kim yaptı? ‘’ O önemli değil, kardeşim kurtulsun yeter bana ayrıca benden uzak dur. Köyde falan sakın yanıma yanaşma sende, kardeşinde ağa oğulları benden uzak dursun. Kürşat’ın sinirden alnındaki damar atmış, yüzü kıpkırmızı kesilmişti. ‘’ Bak Zeynep bunun kararını ben veririm ,kardeşimin sana bir hatası olduysa uzaklaştırırım ama senden uzak durup durmamak bana kalmış. Aklımı kurcalıyorsun ve senin daha fazla zarar görmemen için elimden geleni yapıcam.’’ Zeynep gözlerini kaçırdı artık bu adama bakmak ona kanmak istemiyordu. Ama istemsize ona çekiliyordu. Her şey anlık gelişti .Kürşat bir anda Zeynep’e yakınlaşıp onu iri kollarının arasına hapsetti. Kızın yüzü onun göğsüne gömülmüştü. Kürşat, Zeynep’e sarıldığında zaman bir anlık durdu. Bahçedeki sessizlik, rüzgârın ağaç yapraklarını usulca sallayışı, hastane camından yansıyan solgun ışıklar… Gözlerini sıkıca kapattı. Kalbinin atışını duydu… Ne kadar güçlü, ne kadar sarsak ve ne kadar tanıdıktı. .Adamın göğsünden gelen koku onu sakinleştirmişti. Sonra kendine kızdı Kürşat artık nişanlıydı .Bütün iyi düşünceler geri çekildi sanki. Sadece Zeynep’in yüreğindeki fırtına ve Kürşat’ın sessiz pişmanlığı kaldı. Zeynep’in gözleri doluydu. Yavaşça kendini geri çekti. Gözyaşları artık gözlerinin içinde durmuyordu. – “Yapma…” dedi, sesi titriyordu. – “Zeynep…” – “Ne olur yapma. Böyle bakma. Eskisi gibi ol bana karşı. Böyle tutma beni… Olmaz. Sen artık… başkasınınsın. Bana haramsın”
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE