14.BÖLÜM

1201 Kelimeler
‘’Zeynep’in gönlü bende” lafı ortama adeta bir bomba gibi düşmüştü. Kürşat yüreğinin orta yerine hançer saplanmış gibi hissediyordu. “Gönlü bende…” Bu düşünce, her şeyden çok canını yakıyordu. Zeynep’e karşı içinde yavaşça yeşermeye başlayan duygular vardı. Kendine ilk defa itiraf etti. ‘’Seviyorsun işte bu kızı yoksa neden acıdan ve sinirden nefesin kesilsin, kıskaçlıktan gözün dönsün.’’ Kürşat dişlerini sıkarak konuştu “Yeter lan! Zeynep’in adını ağzına alma! Kızın senden haberi bile yok yalan söyleme ,sikerim seni Hasan ” Kürşat’ın sinirden gözü dönmüştü alnındaki damarın atışı dışardan bile belli oluyordu. Hasan kışkırtıcı bir gülümsemeyle konuştu “Neden bu kadar sahipleniyorsun onu abi? Yoksa kızın beni sevmesine cesaretin mi yok?’’ baktı abisi iyice deliriyor biraz daha sinir uçlarıyla oynasam fena olmaz diye düşündü. ‘’Şşşş tamam abiciğim düğün sıranı alacak değilim. Önce sen dünya evine gir hemen sonrasında Zeynebimi kendime karı yapacağım…’’ sözünü devam ettirecekti ki , Kürşat kardeşinin ağzının tam ortasına sağlam bir yumruk geçirdi. Hasan’ın yüzüne inen yumruğun sesi, ağaçtaki kuşları bile ürküttü. Darbenin etkisiyle yere düştü ama gülümsemeye devam etti. Ağzının kenarından süzülen kanı eliyle sildi. Hasan hastalıklı bir şekilde sırıtarak konuşmaya devam etti. “İşte bu! Bu tepkini bekliyordum. Demek seviyorsun… Zeynep deyince böyle çıldırıyorsun. Onu benimle bu evde düşündükçe kuduruyorsun demi abiciğim” Kürşat dizleri titreyerek Hasanın üstüne çıktı .Bir yumruk daha savurdu yüzüne .Yakalarından sıkıca tuttu .Sinir krizi geçiyor gibiydi. ‘’Andım olsun seni döverken öldürürüm, kardeşi katili olacağım senin yüzünden .O kız olmaz, köyde kız mı yok lan puşt .Bir daha anmayacaksın adını deyip bir yumruk daha geçirdi.’’ Hasanın gücü abisini üstünden atmaya yetmiyordu ama abisinin acı çekmesi ona zevk veriyordu. Şimdiye kadar herşeyine ortak olmuştu altın çocuk abisiydi ikisine bir iş verilirdi, beraber yaparlardı ama hep Kürşat takdir görürdü bu sefer olmaz dedi , bu savaşı ben kazanacağım. Kürşat’ın kalbi sızlıyordu Hasan abi abi diye paçasında dolaşan küçük kardeşiydi. Vurmak istememişti ama çok kışkırtmıştı. Kürşat Hasanın üstünden kalktı, sinirle son sözünü söyledi. “Benim için bitti bu olay . Seninle de, Zeyneple de , bu rezillikle de işim yok artık .Mutlu olun kardeşim ”içinden devam ettirdi ben hayatımı yakacağım bari siz mutlu olun. Hızla oradan uzaklaştı. Ayaklarının altında çamurlar savruluyor, her adımıyla hırsını toprağa gömüyordu. Ama içi... içi paramparça olmuştu. Mehmet ağa oğlu Kürşat’a verdiği sözü tutmak için iki adam görevlendirdi . Bu adamlar Zeyneplerin evinin gözetleyecek kötü durumlar olursa müdahale edeceklerdi ve eksiklerini karşılayacaklardı. Kürşat ‘’durumları kötü ama parayı direkt verirsen kabul etmez gururlu kızdır. Kardeşi Halil’in başına gelenlerden dolayı okul ona burs vermiş diye bilsin’’ demişti. Adamlar evin kapısını tıklattı. Kapıyı Emine’nin annesi Halime hanım açtı. ‘’ Kimsiniz ,neden geldiniz ‘’diye şaşkınlıkla sordu çünkü adamlar pek buralıya benzemiyordu. ‘’Biz bakanlıktan geliyoruz Zeynep hanımla konuşacağız ‘’dediler. Halime hanım adamları içeri buyur etti. Zeynep ve Emine içerde oturuyordular. İki genç kızda gelenlere şaşkınlıkla baktılar .Adamlardan biri sordu ‘’Zeynep hanım hanginiz acaba’’ Zeynep gelenlere şaşkınca baktı ‘’benim’’ dedi ,’’ne için sordunuz?’’ Adam lafa girdi ‘’Biz Millî Eğitim Bakanlığı’ndan geliyoruz. Halil’in dosyası elimize ulaştı. Geçirdiği kaza bizi çok üzdü, küçük yaşına rağmen okuldaki başarıları ve örnek davranışları da dikkatimizden kaçmadı.’’ Zeynep’in gözleri kocaman açıldı. Ne olduğunu tam kavrayamıyordu ama Halil’in adı geçince yutkundu. ‘’ Şey... kardeşim kaza geçirdi evet ama raporu var dönecek yani okula ...’’ Adamlar devam etti: ‘’Bakanlığımız özel bir burs programı başlattı. Babasız büyüyen, zor şartlarda yaşayan ve eğitimine devam etmesi gereken çocuklara destek veriyoruz. Halil’in durumu bizim için özel. Ona her ay burs bağlandı. Ayrıca ihtiyaçlarını karşılayacak bir miktar yardım da yapılacak. Bu sizin hiçbir şeye başvurmadan, yalnızca Halil’in örnek davranışı sayesinde oldu.’’ Zeynep’in gözleri doldu. Eliyle ağzını kapattı. O an bir şey demek istese de, kelimeler boğazına düğümlendi. ‘’Bu... Bu kadar güzel bir şey olur mu? Gerçek mi bu?’’ Adam başıyla onayladı. ‘’Gerçek hanımefendi. Kimliğinizle imza atmanız yeterli. Yardım size Halil adına ulaştırılacak. Eğitimine devam etmesi için elimizden geleni yapacağız.’’ Zeynep, gözyaşlarını siliyordu. Emine de başını eğmiş dua ediyordu sessizce. O an Zeynep’in içini büyük bir minnet duygusu kapladı. Kimseyi zor durumda bırakmadan, gururunu kırmadan yapılan bu iyilik, yüreğine dokunmuştu. İçinden “Allah sizden de, devletimizden de razı olsun” diye geçirdi. Ama bilmediği bir şey vardı… O iyilik eli, aslında çok daha yakından uzanmıştı ona. Kürşat’tan... Ve o anlaşmadan haberi olduğunda, Zeynep’in kalbindeki fırtına çok şiddetli kopacaktı. Zeynep, adamların verdiği parayla aldığı ilaçları küçük kardeşinin başucuna dizdi. Parasızlıktan çocuğun ilaçlarını bile alamamıştı bu para yardımı hızır gibi yetişmişti. Hem olanlardan dolayı onu tarlaya işe de götürmüyorlardı. İyice paraya sıkışmıştı. Emine: “bugün pazar kuruluyor. Köyün yarısı orada olacak. Gel beraber gidelim, eksikleri alırız. Hem… milletin ne konuştuğunu da öğreniriz.” Zeynep istemedi ama gitmek zorundaydı: kardeşi için ve ev için alışveriş şarttı. Annesine de bişeyler götürecekti. Pazar kalabalıktı; sergilerde kurutulmuş biber, çökelek, zeytin yağı … Diller daha hareketliydi: kendi adı garip bir şekilde anılmıyordu ve kimse kafasını kaldırıp onunla ilgilenmiyordu sanki bu olaylar hiç yaşanmamış gibiydi. Bu durum onu şaşırttı ama içten içe mutlu oldu. Emine, Zeynep’i kalabalığın gürültüsünden çekip yeni esvap tezgahlarına baktırırken arkadan iğneli bir ses geldi. Selviydi bu Kürşat beyin müstakbel nişanlısı. “Vay vay… kimleri görüyorum? Irgatlarda tarla işlerinin bırakıp pazara çıkar olmuş meğer ” Emine irkildi. Bu kız zehirli diliyle bir yılan gibi sokacaktı onları .Destek vermek istercesine arkadaşının koluna girdi . Zeynep yavaşça arkasına döndü. Selvi bugün özellikle süslenmişti: beline oturan işleme kuşak, başında inci tülbent. Gözlerinde alaycı bir parıltı. Selvi yaklaşıp sesi kısarak konuşmaya başladı. “Yakında düğünüm olacakta köçek lazım sen ve arkadaşın gelir misiniz acaba ?” Kalabalık fark etmesin diye Zeynep sesini yükseltmeden konuşmaya çalıştı. ‘’Biz köçek değiliz Selvi hanım evet tarlada çalışırız ve bundan gocunmayız’’ Selvi alayla sözlerine devam etti ‘’Demek tarlada çalışmaktan gocunmazsın Zeynep hanım .Peki ya nişanlı bir adamın peşinden kuyruk sallamaya gocunur musun?’’ Bu laflardan sonra Zeynep’in başından adeta kaynar sular döküldü . Karşısındaki kadın nasıl bu kadar fütursuzca konuşabiliyordu . Bir tane yapıştırmak istedi ama yeni bir rezilliği kaldıramayacaktı hemen cevap verdi. ‘’Lafını bil de konuş benim peşimden ayrılmayan senin nişanlın benim kimsenin yanındaki adamda gözün olmaz.’’ Bu basit kız sandığından cesur çıkmıştı nasıl karşısında cesurca konuşup cevap verebiliyordu .Selvi son kozunu oynadı bu oldukça vurucu bir darbeydi. ‘’Bak canım, Kürşat benim hem de her anlamda biz birbirimizin olduk .Evlenmeden olmaz dedim ama bekleyemedi .Beni çok arzuladığını bana hayran olduğunu anlatıp durdu .Yani biz ayrılamayız artık olan oldu ,mecbur evlenicez anladın mı ‘’deyip sinsice güldü. Zeynep’in gözleri dolmuştu .Duydukları karşısında dumura uğradı, inanmak istemiyordu ama şüphe içini kurutuyordu .Kürşat beyin başlardaki uzak tavırları aklına geldi ya doğruysa diye düşündü. Kalbi acıyla sancımaya başladı ama altta kalmadı bu zaferi Selvi’ye kazandırmayacaktı ‘’Ne güzel o halde ikiniz birbirinizi tam bulmuşsunuz ayrılmayın sakın başkalarının başını yakmayın’’ diye umursamazca konuşmaya çalıştı. Selvi bu sözlere şaşırdı ama son sözlerini söyledi . ‘’Sağol canım inşallah’’ deyip karnını okşadı. ‘’Hem belki o yasak gecemizin meyvesi burdadır yani ayrılma söz konusu değil’’ ‘’Hadi canım iyi günler ‘’saçını savurup geçti gitti. Emine tüm konuşmalara şahit olmuştu .Ağzı iki karış açık kalmıştı. ‘’Bide ağa kızı olacak ahlaksız şey ne biçim konuşuyor ,boşuna zilli Selvi demiyorlar buna ,şeytan diyor git bu anlattıklarını babasına duyur’’ Zeynep arkadaşını uyardı ‘’Sakın Emine boş ver pisliğinde boğulsunlar ben artık canım acıya acıya hissizleştim.’’
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE