Pazar dönüşü eve varan Zeynep’in içi öylesine doluydu ki, adımları taş gibi ağırlaşmıştı. Her ne kadar Emine teselli vermeye çalışsa da, duyduğu o son söz… karnını tutup “yasak gecemizin meyvesi” diyen Selvi’nin lafları zihnine kazınmıştı.
Evin kapısını açtığında Emine’nin annesi Halime hanım, sobanın yanında oturmuş yün sarıyordu.
“Geldiniz mi kızlar? Çok durmadınız inşallah. Laf söz olmasın sonra . Halil biraz toparladı, az önce yemek istedi, ben de mutfağa geçeyim.” Emine bir şey anlamasın diye annesini geçiştirdi.
Zeynep içeri girer girmez yazmasını çözdü, yüzünü yıkamak için hemen çeşmeye yöneldi. Sular yüzünden süzülürken aynaya baktı. Gözleri dolmuştu, ama ağlayamıyordu. Artık gözyaşı da, yorgunluğu da tükenmiş gibiydi.
Emine de kapının önünde duraksadı. “Ben anama yardım edeyim Zeynep. Sende biraz dinlen… olur mu?”
Zeynep başıyla onayladı. “Sağ ol Emine. Her şey için…”
Emine onun elini sıktı. “Ne olursa olsun, ben buradayım. Unutma.”
Kapı kapandı. Sessizlik… Sanki her ses uzaklaşmıştı, sadece kalp atışları kalmıştı geriye.
Zeynep, kardeşinin yanına geçti. Halil uyuyordu. Onun yanına kıvrıldı. Küçük kardeşinin yüzüne baktı. Masum, narin, savunmasız… İçinde büyüyen fırtınaya rağmen, tek neşesi buydu artık.
“Bizim için yaşamak zorundayım” diye mırıldandı.
Ama aklında hâlâ tek bir soru vardı: “Ya doğruysa?”
Kürşat gerçekten Selvi’yle birlikte olmuş muydu? O sözler yalan mıydı, yoksa gururunun arkasına gizlenmiş acı bir gerçek mi?
Bu düşüncelerle baş etmeye çalışırken, kapı tıklandı.
Emine gelmişti.
“Zeynep, dışarda biri var. Seni istiyor. Ağa konağından biriymiş. Anama demedim kızar diye. Ben onu mutfakta oyalıyorum hemen çık bak sende. ”
Zeynep’in gözleri büyüdü. Hızla yerinden kalktı. Dış kapıya yürüdü.
Bahçede Kürşat’ın kahyası olan adam duruyordu. Elinde bir zarf vardı.
“Zeynep Hanım, bu size verilmek üzere bırakıldı. Kürşat beyim yazmıştı ama gönderme dediydi. Bende kendi adıma iletmem gerektiğini düşündüm.”
Zarfı uzattı. Ardından hızla uzaklaştı. Ne soru sorma fırsatı kaldı, ne bir cevap verme anı.
Zeynep elindeki zarfı uzun uzun inceledi. Titreyen elleriyle açtı. İçinde kısa ama çok derin bir mektup vardı.
_______________________________________
“Zeynep,
Bu satırları yazarken her kelimem diken gibi yüreğime batıyor.
Seninle hiç doğru zamanda karşılaşamadık. Ben sustukça, sen cesur davranıp gözüme baktıkça her şey daha da yanlış anlaşıldı.
Ben… seni tanıdıkça kendime kızdım. Çünkü, o saf, güzel yüreğine layık olmadığımı düşündüm. Ve sustum.
Ben ağa oğluyum sana gönlüm kaydığını belli edersem babam seni ortadan kaldırır. Kendi evladına acımayan sana hiç acımaz . Ben seni babamdan koruyacak kadar cesur bir adam değilim. Seni köylünün çirkin laflarında koruyacak kadar cesur bir adam değilim. Özür dilerim senin kadar yürekli olamadığım için.
Ama seni sevdim. Belki en çok burada hata ettim. Çünkü kalbimle değil, gururumla davrandım sana.
Eğer bu mektubu okuyorsan, bil ki seni hayatımdan değil, kaderimden bile çıkardım. Senin iyiliğin için sende beni unut benim gözüme bir daha bakma .
Beni asla affetme. Kendini benim gibi biri için üzme. Ben evleneceğim Zeynep benim sevdamdan kurtul.
Bir gün… yollarımız başka bir hayatta kesişirse, senin yârin olacağım sana bu dünyada çektirdiğim acıları tek tek iyileştiricem.
Ama sakın beni bu cihanda affetme .
Kürşat”
_______________________________________
Zeynep’in elleri titredi. Mektubu kalbine bastırdı. Gözlerinden iki damla yaş süzüldü.
“Seni sevdim…” ‘’Sakın beni affetme… ‘’
Bu laflar kalbine kazındı. Sevdası şimdi geçmişin en derin yarasına dönüşüyordu. Ne söylenilenlere tam inanabiliyordu, ne de gönlünü susturabiliyordu.
Tam o anda, Halil uyanmış, ablasının ağladığını görmüştü.
“Abla?” diye fısıldadı.
Zeynep gözyaşlarını hızla sildi. “Buradayım canım. Hadi ilaç saatimiz geldi.”
Gözyaşlarıyla birlikte içindeki fırtınayı da bastırmaya çalıştı. Ama mektubun her satırı birer bıçak gibi kesiyordu kalbini.
_______________________________________
Zeynep sabah erkenden tarlaya inmişti. Bu komşularının küçük bir tarlasıydı kadın az bir para vereyim işini gör demişti. Kızda kafası dağılsın diye kabul etti , burdan gelen parayı anasına verecekti onu da çok yalnız bırakmıştı zaten. Kendisine ne yapmış olursa olsun anasıydı .
Ne Halime hanıma bir şey demişti, ne Emine’ye… Yalnız kalmak istiyordu. Elindeki çapayı toprağa batırıyor, ama aklı hâlâ Kürşat’ın mektubunda dolaşıyordu. Her kelimesi bir başka acıydı.
Tam bu sırada uzaktan biri yaklaşmaya başladı. Tarlanın yolundan gelen adımların sahibini tanımak zor olmadı. Hasan’dı bu… Omzunda bir ceket atmış , saçları özenle taranmış, üzerindeki gömlek yeni gibiydi.
Zeynep şaşırdı, çünkü Hasan’ın bu halde, bu vakitte burada işi neydi?
“ Zeynep seni gördüm günüm şenlendi” dedi Hasan, hafifçe gülerek.
Zeynep çapasını bıraktı, ellerini silmeye çalıştı ama yüzünü buruşturmaktan kendini alamadı.
“Ne işin var burada Hasan? Sabah sabah huzurun mu eksikti?”
Hasan sırıtarak yaklaştı. “Sakin ol. Bir derdim yok. Sadece konuşmaya geldim.”
Zeynep, gözlerini kıstı. “Seni dinleyecek hâlim yok. Gördüğün gibi işim var.”
Hasan ciddileşti. “Bu sefer laf olsun diye gelmedim. Sana bir teklifte bulunacağım.”
Zeynep derin bir iç çekti. “Söyle bakalım, yine ne söyleyeceksin ama Hasan duygularımız karşılıklı değil onu bil .”
Hasan birkaç adım daha yaklaştı. Artık aralarındaki mesafe bir nefes kadar kısalmıştı. Gözlerinin içine baktı.
“ Ama ben seni istiyorum Zeynep. Hem de çok uzun zamandır. Teklifim şu gel evlen benimle ,ağa gelini ol rahata er. Kardeşini özel okullarda okuturum, annenin durumu malum onu en iyi hastanelerde tedavi ettiririm. Hanımlar gibi yaşarsın hem de abimden intikamını alırsın.”
Zeynep, bir anda afalladı. “Ne diyorsun sen Hasan hem neden intikam alacakmışım ?”
‘’Hadi ama Zeynep, abim seni kullandı, bütün köye rezil etti. Herkes, abim seninle gönül eğlendirmiş bırakmış diye biliyor. Gidecek Selvi’yle evlenecek .Hem sen abimi sevmiyor musun sanki bakışlarından bile okunuyor ama o seninle eğlendi sadece. Artık bu köyden seni kimse almaz’’ diye uzunca konuştu.
Zeynep bu ağzı yüzü dağılmış dudağı patlamış adama bir tokat geçirdi .Artık çok olmuştu.
Hasan kızdan yediği tokadı hoş gördü çünkü ona tam bir yıkım yaşatacak kendine mecbur edecekti. Bu kız onun olacaktı.
‘’Yeterrr artıkkkk yeterrrrr ‘’diye bağırmaya başlayan Zeynep bir sinir patlaması yaşıyordu.
‘’Önce abin, sonra Selvi, sonra sen herkes benim üstüme gelip lafları söyleyip gidiyor. Bıktımmm artık . Ne istiyorsunuz benden alın canımı da kurtulayım ‘’ diye yere çöküp ağlamaya başladı .
‘’Sadece sevdim ben abini çok sevdim anladın mı abine yanığım ben dayanamıyorum onu içimden atamıyorum sende duy uzak dur benden’’
Hasan son kozunu oynayacaktı sevdiği kız resmen onun karşısında abisine olan aşkını itiraf ediyordu.
‘’O zaman sana birşey göstericem o çok sevdiğin Kürşat beyin gerçek yüzünü gör nişanlısıyla pek sıkı fıkılar. Hem belki fikrin değişirde teklifimi kabul edersin ‘’
Cebinden telefonu çıkartıp Zeynep’in burnunun dibine kadar soktu
‘’Bak bak sevdiğin adama iyi bak’’ deyip telefonu kızın eline tutuşturdu.
Selvi ve Kürşat öpüşüyordu, dudak dudağa fotoğrafları vardı.
Zeynep’in kanı çekildi. Gözleri büyüdü. Kalbi bir anda delicesine çarpmaya başladı.
“Bu… bu ne?”
Sesi çatlamıştı. Nefes alamıyordu.
Hasan sessizce başını eğdi.
“Tesadüfen gördüm. O an fotoğraf çektim. Bil istedim. Belki de abim o yüzden sana hep uzak durdu. Kalbi başkasındadır belki.”
Zeynep’in elleri titriyordu. Gözyaşları yanaklarından akmaya başladı ama sesi çıkmıyordu.
Sadece fısıltıyla şu kelime döküldü dudaklarından:
“Yalancı...”
Hasan duydu bunu ama tam anlayamadı.
“Ben sadece senin üzülmeni istemedim. Senin için...”
Zeynep ayağa kalktı. Gözleri dolu dolu Hasan’a dikildi.
“Sen kimsin de benim için karar veriyorsun? Tamam Kürşat’ın gerçek yüzün gördüm mutlu ol !”
Hasan afalladı.
“Ben... seni seviyorum Zeynep. Gel teklifimi kabul et. Şu dünyada bir kere de sen mutlu olmayı dene ”
Zeynep dudaklarını ısırdı. Bu saatten sonra gemileri yakacaktı.
“Peki madem öyle ailecek gelin isteyin beni anamdan. Söz keselim ’’
Telefonu yere attı. Gözyaşları içinde koşarak uzaklaştı. Ardı sıra Hasan’ın sesi yetişti:
“Pişman olmayacaksın Zeynep seni çok mutlu edeceğim ,en kısa zamanda ailemle evinize geleceğiz, sözüm söz ’’