6.Bölüm "Malikane"

2763 Kelimeler
6. Bölüm: “Malikane” Mihriban Ataseven… # Hayaller dualara emanet… # Hayal kurup dua edeceğim, bundan sonraki yaşam felsefem bu. Şiddetli baş ağrısı çektiğim için Cihangir Kandaş’ın yanından çıktım. Kapıyı açar açmaz Yaman Kandaş’la göz göze geldik. Piç piç sırıtıp iki elimi belime koydum. “Görüşmeyeli nasılsın?” diye sordum. Tek kaşı havalandı. “Neler oluyor, ne bu hava?” diye sordu. Omuz silktim; “Hiiiçç, Cihangir Bey’le birazcık sohbet ettim, rahatladım. Şimdi de aç karnımı doyurmaya gidiyorum. Mümkünse uzun bir süre beni kimse rahatsız etmesin. Cihangir Kandaş’ın şahsi, kişisel ya da özel – artık adına her ne deniliyorsa – başhemşiresi benim. Yeni görev tanımım bu ve sen de dahil herkesten saygı bekliyorum. Sonra bir yerlerinize bir şey olduğunda benim elime düşeceksiniz, iğneyi acımadan saplarım değerli yerlerinize.” deyip olduğum yerde dikleştim ve ıslık çalarak koridorun sonuna doğru yürümeye başladım. Bu da sana kapak olsun Yaman Kandaş. Bu kadar sinirle fazla yaşamazsın, kalp krizi geçirip elime düşersin. O zaman keyfim isterse belki de sana kalp masajı yaparım. O anki ruh halime bağlı ve tabii ki malikane denilen yerdeki bana davranışlarına da. Zamanla benim pısırık, korkak olmadığımı anlayacaksın. Kafana vura vura gerekirse anlatacağım bunu. Köşeyi dönmeden önce dönüp arkama baktım, Yaman Kandaş’la göz göze geldik. İki elini cebine sokmuş, omzunu duvara yaslamış, benim arkamdan öylece bakıyor, göz göze gelince gözlerini kıstı. Ne yapmaya çalıştığımı anlamaya çalışıyor ama asla ikinci adımımdan haberi olmayacak. Odadan çıkmadan önce Cihangir Kandaş, “Eve git, dinlen. Hastanedeki güvenliği Yaman sağlar. İstifanı ben iletirim, daha etkili ve hızlı sonuç alırız. Taburcu olduğumda birlikte malikaneye geçeceğiz, hazırlan.” demişti. Hastaneden çıkıp evime attım kendimi. Sanki aylardır evime uğramıyormuşum gibi hissettim. Resmen evime hasret kalmışım. İlk iş mutfağa adımlamak oldu. Açlıktan yerlerde sürüneceğim artık. O yüzden önce çay koydum. Sonra depoda iyice tozlanmış üstüme başıma baktım, temizlenmem lazım. Aslında çok sevmem aç karnına duş almayı ama bu tozla mutfağa bir daha giremem. Üzerimdeki kıyafetlerden kurtulup kendimi duşa attım. Sıcak ve bol köpüklü bir duş aldım, mis gibi koktum, terden tozdan kurtuldum. Bornozumu giyip başıma havlumu sardım. Banyodan çıkınca hemen mutfağa geçtim yine. Koca bir bardak su içtim önce, sonra çayı demledim. Ben üzerimi giyinip atıştırmalık hazırlayana kadar çay demini alır. Karnımı doyurup üzerine birkaç bardak keyif çayı içince üstesinden gelemeyeceğim hiçbir sorun yok. Bu düşüncelerle odama geçtim. Rahat, beni sıcak tutacak kalın eşofman takımımı giydim. Havlu ile saçımın nemini aldım, tarayıp ördüm. Kurutmakla uğraşamam. Cihangir Kandaş’ın saç rengimle ilgili söylediği söz aklıma geldi. Adı Mihriban olan sarışın bir kız çocuğu hayali varmış annemle… Acaba annemle olan bu aşk hikayesinin detayları nedir? Merak ediyorum. Canım anneciğim ihanete uğradığını düşündüğünde neler hissetti acaba? Annem hep alkole çok karşı bir insandı. Sigara… Hadi neyse, aklınızı başınızdan almıyor, kendinizi zehirliyorsunuz. Ama alkol bu eve asla girmeyecek. Herkesin aklı başında olsun istiyorum, derdi. Belki de Cihangir Kandaş’ın sarhoş olup aklı başında değilken, başka bir kadını hamile bırakmasından dolayı annemde böyle bir travma oluştu. Zaten annem alkole karşı olmasa da babamın da o tarz şeylere pek hevesi yoktu. Cihangir Kandaş’ın dediği gibi, ayağını yorganına göre uzatan, memur maaşıyla ailesine bakmaya çalışan sıradan, standart bir baba. Acaba babamın haberi var mıydı annemin böyle bir yarası olduğundan? Bolu, hem anneme hem de bana kötü anılar bırakan bir şehir oldu. Bolu il sınırları içerisine daha adım atmam. Mutfakta kendim için kahvaltı tarzı atıştırmalıklar hazırlarken bir taraftan da hayatımın birdenbire nasıl alt üst olduğunu düşünüyorum. Varlığını unuttuğum telefonum çaldı. Günlerdir sadece saate bakmak için elime almıştım telefonu, ne gelen aramalara ne de mesajlara geri dönüş yapmamıştım. Israrla çalınca ekrana baktım. İş yerinde tanışıp istemsiz bir şekilde samimi olduğum, sonradan bu samimiyetin kankalığa geçiş yaptığı Ali Rıza arıyor. Benim tabirimle Arıza. Hem de görüntülü. Cevaplayıp telefonu bir köşeye koydum ve kendim için bir şeyler hazırlamaya devam ettim. Karşıdan Arıza’nın çığlık çığlığa sesi geldi: “Seni kankalıktan men ediyorum! Bundan sonra benim kankam sen değilsin! Bir sürü bir şeyler yaşanmış ve ben tüm bu olaylardan habersizim.” “Uzatma Arıza, Tayland tatilinde seni rahatsız etmek istemedim. Miden ne durumda?” “Gayet sağlıklı ve lezzetli besleniyorum. Ara sıra da yoga yapıyorum, bir halta yaramıyor ama. Tayland'a gelmişken, yogo yapmadan dönmeyeyim dedim. İki gün içinde Türkiye’deyim. Depoya kapatılmışsın. İş yerinden Şevket’le görüştüm. Mafya tipli herifler hastaneyi ve çevresini kuşatmışlar, hepsinde silah var deniliyor. Hasta yakınlarıymış. Ama senin depoya kapatıldığını duyduğumda telefonu kapatıp direkt seni aradım. Kimse itiraz etmedi mi? Seni oradan kim çıkardı?” “Bunu ben de merak ediyorum, beni depodan kim çıkardı? Ayrıca artık o kurumda hiçbir iş arkadaşım yok benim. Tek bir Allah’ın kulu, koridorda sürüklenerek götürüldüğümde neler oluyor deyip itiraz etmedi. Aksine yolu açtılar, sağa sola kaçarak.” “Korkak piçler! Ben olsaydım kimse sana dokunamazdı.” “Dokunurlardı Arıza. Ama şu olurdu, depoya ikimiz birden kapatılırdık. En azından yalnız kalmazdım. Kaç saat tutuldum onu da bilmiyorum.. Sen bana göz kulak olurdun, her zamanki gibi.” “Tahmin edeyim. Tüm bu olaylar yaşanırken aç kaldın hatta su bile içmedin.” “Doğru evet, depodan çıkartan kişi serum taktırmayı akıl etmiş. Onun sayesinde biraz kendime geldim.” “O derece mi kendinden geçmiştin? Depodan çıkarıldığını, kimin çıkardığını hatırlamıyorsun?” “Evet, baygındım. Gelince yüz yüze konuşalım mı?” “Tamam konuşuruz. Ama sana bunu yapanlar kim, söyler misin?” “Olayların bu hâle nasıl geldiğini anlaman için en baştan başlamam lazım anlatmaya. Soner’in mezarını ziyaret etmek için Bolu’ya gittim.” “Sevindim senin adına. En azından yasını sonlandırırsın diye düşünüyorum.” “Evet sonlandırdım. Ama artık ölü birine değil, diri birine yas tutuyorum. Bunu anladım.” “O ne demek be? Bak ben yeni yogadan çıktım, beyin boşaldı. O yüzden anlamsız sözlerle doldurmak istemiyorum. Bodoslama dal.” “Soner yaşıyormuş, ölmemiş. Ailesini ziyaret etmek için evlerine gittim, kapıyı bana Soner açtı. Tabii tek kelime etmeden koşarak terk ettim orayı. Koşarken de silahla çatışmamı desem, trafik kazası mı desem öyle bir olaya şahit oldum. Haliyle sağlıkçıyım, müdahale ettim. Müdahale ettiğim kişi Cihangir Kandaş diye bir adam çıktı.” “Siktiiir! Seni depoya kapatan kişi Cihangir Kandaş olamaz ama oğlu Yaman Kandaş, kesin o yaptı değil mi?” Gözlerimi devirdim. “Kardeşim… Ben Afrika’da mı yaşıyorum? Bu Yaman Kandaş ismini duyan herkes tepki veriyor. Ben neden tanımıyorum bu adamı? Ve evet, şu saatten sonra Yaman Kandaş benim radarımda. Doğduğuna pişman edeceğim onu.” Arıza kahkaha attı. Ben de dik dik baktım. “Çok özür dilerim.” dedi ama kahkaha atmaya devam ediyor, gülmekten konuşamıyor. “Şu çıtı pıtı halinle Yaman Kandaş’a meydan okuyorsun demek!” deyip yine kahkaha attı. En son telefonu suratına kapattım. Kendine gelince nasıl olsa beni arar diye düşündüm. Mutfaktaki masaya geçip karnımı doyurmaya başladım. O kadar uzun süre aç kalmışım ki resmen hazırladığımı yiyemeyecek duruma geldim, midem kabul etmiyor. Ama sıkı beslenmeliyim, sağlıklı olmalıyım. Çünkü hayatımda yeni bir döneme geçtim. Savaşmam gereken bir dönem. Bunun için önce sağlığıma dikkat etmeliyim. Zorla da olsa hazırladıklarımı bitirebildim. Koca bir bardak çay doldurdum. Laptopumu alıp Cihangir Kandaş’la ilgili detaylı araştırma yapmaya başladım. Medya patronu. Yazılı ve görsel olarak her kulvarda bir marka olmuş. Ayrıca yapımcılığını üstlendiği dizi ya da filmler kesinlikle RTÜK’ten 1 lira bile ceza almamış. Dini ve milli değerlere önem veren birisi. Bir dönem televizyon kanalının olduğu bina kurşunlatılmış. Çok enteresan. Medya patronuna kimler, neden bu kadar düşmanlık beslesin? Haberin altına gelen yorumlara göz attım. O yorumlarda dikkatimi çeken daha enteresan bilgiler oldu: 💬 Memleketine çok güzel yatırımlar yapıp gençlerin iş sahibi olmasını sağlamış biri… 💬 Memleketinin gençlerine sahip çıktı ama oğluna sahip çıkamadı. Babasının tam tersi, mafya oldu gitti… 💬 Gençliğinde Cihangir Kandaş da mafyaydı, sonradan medya patronu oldu. Geçmişten gelen düşmanları adamı rahat bırakmıyor… Tarzında yorumlar var. Bu düşmanları her kimse, Cihangir Kandaş ayrıntılı bir şekilde anlatacağını söylemişti. Eminim anlatır. Çok enteresan bir şekilde Cihangir Kandaş’a güveniyorum. Bana yalan söylemez diye düşünüyorum. Pat diye annemin ilk sevgilisi olduğunu da söyledi. Benden herhangi bir çekincesi yok. Neden yalan konuşsun ki bana diye aklımdan geçirdim. Temizlendim, karnımı doyurdum, çayımı da içtim. Şimdi sıra dinlenip güzel bir uyku çekmeye geldi. Cihangir Kandaş pek doktor sözü dinleyip de günlerce hastanede kalacak birine benzemiyor. Yarın bir gün beni arayıp taburcu oldum diyebilir. O yüzden dinlenmeliyim diye düşünüp kendimi yatağa attım. Evimdeyim, güvendeyim. Bu güven duygusunun verdiği hislerle uykuya geçmem hiç sorun olmadı. Çok güzel, keyifli, huzurlu bir uyku çekmeye başladım. Kendimi yatağa attığımda akşam 9.30’du ve nasıl olduysa sabah 9.30’da gözlerimi açtım. Uyanır uyanmaz ilk elime telefon alıp saate bakmak oldu. Arıza defalarca aramış, en son uykuda olduğumu anlayıp pes etti galiba. Sonra bana gelen mesajlara göz attım, kayda değer bir şey yok. Soner’le olan eski ortak arkadaşlarımızın sosyal medya hesaplarına girdim. Çok kalabalık bir çevresi vardı Soner’in ama ben sadece 2 - 3 kişiyle anlaşabildim, güzel elektrik aldım. Onlara mesaj attım, müsait olduğunuzda beni arar mısınız deyip numaramı yazdım. Yatağımdan kalkıp evimin bütün camlarını açtım. Sabah sporu ya da yürüyüşü yerine yaptığım en büyük etkinlik bu. Temiz hava eşliğinde ev düzenlemek. Tüm evi toparlayıp düzenledim. Silip süpürmeye şu an için gücüm yok. Sabah kahvemi içtim. Sonra kendim için valiz hazırladım. Kitaplarımın olduğu rafa baktım, onlar için de büyük boy kocaman bir valiz getirip hepsini içine koydum. Keşke denk gelse de bu kitapların olduğu valizi Yaman Kandaş’a taşıtsam. Bu düşünceme sırıttım… O sırada kapı çaldı. Bu saatte kim geldi acaba diye düşünüp kapı merceğinden baktım. Yaman Kandaş’ı gördüm. Sanırım babası ona yaptığım iş teklifini söyledi. Kitap dolu valizimi taşıtma zamanı diye aklımdan geçirip kapıyı açtım. Göz göze geldik. Bir müddet birbirimizin gözüne baktık. Sessizliği Yaman Kandaş bozdu; “Çok misafirperversin!” “Yanlışın var Yaman Kandaş, hiç misafir sevmem. Neden geldin, söyle.” “Kapı önünde konuşulacak konu değil.” “Komşularım meraklı değil, söyleyebilirsin.” “Yamyam değilim, adam yemiyorum. Sadece öldürüyorum. İçeride konuşalım.” deyip bir adım attı. Önüne geçtim; “Ayakkabılarını çıkar. Burası babanın malikanesi değil, ayakkabıyla giremezsin evime.” Gözlerini devirdi. Ayakkabılarını çıkarıp içeri girdi direkt… “Rahatsız olmasaydın. Kendi evin gibi geç otur. Hatta kanepeye yayıl.” dedim. Karşımda kanepeye yayılmış bir şekilde oturan Yaman Kandaş’a. “Şu sivri diline bir ayar ver! Babamla konuştum. Malikaneye geliyormuşsun.” “Evet, çok cazip bir iş teklifiydi, reddetmek aptallık olurdu.” “Babamla aranda ne var? Nasıl bir ilişkiniz var?” diye sordu. “O hasta, ben hemşire.” dedim. “Bak Mihriban…” Adımı duyunca tek kaşım havalandı. Herkes bana Mihri der. Yaman hiç ismimi vermeden, ortaya konuşur gibi konuşmuştu şimdiye kadar. İlk defa adımı onun ağzından duyuyorum. Devam etti; “Babam yaşını çok da göstermeyen, yakışıklı ve bakımlı bir erkek. Zengin de. Sadece hasta hemşire durumu mu var aranızda? Bana açıkça söyle.” Kendimi tutamayıp kahkaha attım. Sonra da Yaman’ın karşısındaki tekli koltuğa oturdum. “Yemin ediyorum, aklımda olmayanı da aklıma sokuyorsun Yaman Kandaş. Merak etme, babanı ayartıp sana cici anne olma gibi bir hedefim asla yok. Ayrıca ben evlilik meraklısı biri değilim, olmadım. Karşıma çıkan talip kim olursa olsun özellikle son 2 senedir cevabım hep hayır oldu.” “Evet, çünkü öldü sandığın eski sevgilinin yasını tutuyordun. Allah var, bu konuda takdir ettim seni. Çok vefalı biriymişsin. Ama hayatının en büyük kazığını yemişsin. Araştırıyorum, sana neden böyle bir şey yaptı. Yakında öğrenirim.” “Ne sıfatla araştırıyorsun? Ne haddine? Bu benim özelim ve sen müdahale edip dâhil olamazsın!” “Evime gireceksen artık bir özel hayatın ya da özel meselelerin yok. Bunu unut. O malikaneye girmek senin elinde ama çıkmak değil. Bunu da iyi düşün. 7/24 belki de benimle dip dipe olacaksın. Gördüklerine, duyduklarına katlanabilecek misin? Olayların bu tarafını da düşündün mü?. Paraya ihtiyacın olabilir. Gel, ne kadar para istiyorsan sana vereyim. Babama hayır de, malikaneye girme.” dedi. “Aslında teklif ilk geldiğinde hayır demiştim. Sonra dediğin gibi paraya ihtiyacım olduğu gerçeği aklıma geldi. Ayrıca …” deyip sırıttım ve; “O malikanede 7/24 senin dibinde olup deli etme fikri paha biçilemez geldi.” dedim. Oturduğum yerde öne doğru eğildim, dirseklerimi dizlerime koydum. Yaman Kandaş’ın gözlerinin içine baktım. “Ne kadar para verirsen ver cevabım hayır olacak. Beni depoya kapattırdın, hakaret ettin, zorbalık yaptın. Buna bedel biçemezsin Yaman Kandaş. Beni çok hafife aldın almaya da devam ediyorsun. Önce bunun hesabını soracağım sana.” dedim. Oturduğu yerde dikleşti. Tıpkı benim gibi hafif öne eğildi, tek kaşını havaya kaldırdı, derin bir nefes alıp verdi; “İnan bana, ilk defa senin iyiliğin için konuşuyorum Mihriban Ataseven. O malikane senin cehennemin olur. 48 saat bile dayanamazsın. Beni dinle, yol yakınken gelme. Babamı ikna ederim.” Geriye yaslanıp kollarımı göğsümde bağladım. “Cihangir Beye söz verdim. Tamam dedim, artık bu işin buradan dönüşü yok. Neye şahit olacağımla da ilgilenmiyorum. Lütfen benim iyiliğimi düşünme.” dedim. Hızlıca ayağa kalktı. “Peki, sen kaşındın. Ben uyarımı yaptım, artık hiçbir şeyden sorumlu değilim. Yürü, gidiyoruz.” dedi. “Ne demek gidiyoruz? Bu kadar çabuk mu? Cihangir Bey taburcu oldu mu?” “Sabaha karşı 4’te taburcu ettik babamı. Umarım hazırlanmışsındır.” dedi. Karşıda duran valize bakıp imâlı imâlı. Aklıma gelenle hemen valizlerin olduğu yere adımladım. “Bu ikisi bende. Şu büyük olanı sen al. Hazırım, çantamı ve paltomu alayım çıkabiliriz.” dedim. Şaşırdı. “Cehenneme girmek için çok acele ediyorsun.” dedi. “Yok ya, sorun değil. Normal yaşadığım hayattan çok da bir farkı yok cehennemin. Bana fark etmiyor.” dedim. O sırada büyük valizi kaldırdı, yüzünü buruşturdu. “Sen birini mi öldürdün? Ceset mi taşıyoruz valizde?” “Göründüğün kadar heybetli ve güçlü kuvvetli değilmişsin Yaman Kandaş. Altı üstü birkaç tane kitap var o valizin içinde.” Başını çevirip salonda köşede bomboş duran kitaplığa baktı, tekrar valize baktı. “Okuduğun aşk romanlarındaki karakterlere benzemiyorum. Tekrar söylüyorum, şu kapıdan çıktıktan sonra vazgeçtim desen de hiçbir anlamı olmayacak. Hadi Mihriban, bu defa asilik yapma, sözümü dinle.” dedi. Omuz silktim. “Gecikmeyelim, Cihangir Bey merak edecek beni.” deyip o küçük iki valizle önden ilerledim. Yaman Kandaş da kitaplarla dolu ağır olan valizi aldı. Hızlıca çantamı ve paltomu aldım, çıkınca kapıyı kilitledim. Keşke başka bir dua etseymişim. Dua hakkımı Yaman Kandaş’a valiz taşıtmakta harcadığım için şu an kendime çok kızıyorum. Yaman Kandaş önde, ben arkada merdivenlerden indik. Kapıya adımını attığında üç dört kişi hızlıca bize doğru adımladı, ellerimizdeki valizleri aldılar. Kocaman Jeep tarzı bir arabaya bindi Yaman Kandaş. Hemen arkasındaki arabanın kapısı açıldı. Beyefendi ile aynı arabaya binemiyoruz bile, kesin onun bindiği araç zırhlıdır eminim. Arkadaki araca doğru yürümüştüm ki o sırada Yaman Kandaş’ın sesini duydum: “Buraya gel Mihriban. Korumalardan uzak dur, onların görevi beni korumak, seni değil.” dedi. Yine gözlerimi devirdim. Yaman Kandaş yanımda olduğu sürece gözlerimi devirmekten şaşı kalacağım diye korkuyorum. Açılan diğer kapıyla ben de aynı araca geçip oturdum. Yan yanayız. Ben oturduktan sonra bir düğmeye bastı, arabanın içinde tuhaf bir ses oldu. Baktığımda bir mekanizma devreye girmiş, şoför ve öndeki koruma ile aramıza cam panel çekildi. Siyah bir camdı. Önce o cama, sonra Yaman Kandaş’a baktım. Açıklama yapmak zorunda kaldı; “Öndekiler sesimizi duyamaz, bizi göremezler de. Korumalardan uzak duracaksın. Tanışmaya çalışma, hele muhabbet etmeye hiç çalışma. Filmlerde gördüğün yakışıklı, centilmen bodyguard tarzında değil hiçbiri. Hepsi birer ölüm makinesi!!!” “Sahibine mi çekmişler?” dedim. “Aptallıkla asiliği birbirine karıştırıyorsun Mihriban. Kimin karşısında konuştuğunu bilseydin inan bana bu kadar rahat olmazdın. Birinci tavsiyemi dinlemedin, malikaneye geliyorsun. İkinci tavsiyemi dinle! Karşında ben varsam aklını kullan. Zeki kızsın, cerrah olacak zekaya sahipken vicdanının sesini dinleyip yoğun bakım hemşiresi olmuşsun. Ama o malikanede vicdanının sesini dinlemeyeceksin. Zekanı kullanacaksın… Aklını…. Özellikle yakınında ben varsam.” “Tamam, olur, hallederiz.” deyip camdan dışarı baktım. Sırf sözünü dinlemeyip Cihangir Bey’in teklifini kabul ettim diye bana eziyet edecek, beni korkutmak için elinden gelen her şeyi yapacak. Belki de karşımda adam dövecek, sonra o adamı bana tedavi ettirecek. Olsun. Yoğun bakımda yıllarca çalıştım, dayak yemiş birini tedavi etmek benim için zor olmayacak. Sonra dönüp Yaman Kandaş’a baktım. O da benim gibi camdan dışarıyı izliyor. Ensesine bakınca yine şaplak atma isteği geldi. Hemen başımı çevirdim. Neden adamın ensesini görünce içimden şaplak atmak geliyor, bir türlü anlamıyorum. Kendine gel Mihriban. Adamın korumaları bile ölüm makinesi. Sen ensesine şaplak atmaktan bahsediyorsun. Kendine gel! En azından böyle bir şey yapacaksam yanımda Cihangir Kandaş olmalı, arkasına saklanırım, beni korur canavar oğlundan. (: 🤗 Yaklaşık 40 dakika sonra yolculuk bitti. Arabalardan indik. Kocaman, geniş bir girişi ve bahçesi olan malikane dedikleri yere geldik. Karşımda kaç katlı olduğunu şu an için tahmin edemediğim malikaneye bakıyorum. Sanırım çatı katı da dahil 4 ya da 5 katlı. Ben malikaneyi seyrederken Yaman Kandaş geldi, yanımda durdu. İki elini pantolonun cebine koydu. Dönüp ona baktım, o da direkt malikaneyi izliyor. Daha sonra; “Cehenneme hoş geldin Mihriban Ataseven. Neyi kabul ettiğinin farkında değilsin. Şu dakikadan itibaren fark etsen de her şey için çok geç. Hadi bakalım, başlıyoruz!!!” dedi. Boşta bulunup birden; “Hayırlısı be gülüm…” dedim… Bana yan yan bakışını görünce yutkundum… Sanırım birazcık bu ağzıma ayar vermem lazım. Kısa bir süre en azından…
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE