5.Bölüm: "Anlaşma"

1908 Kelimeler
5.Bölüm: “Anlaşma” Mihriban Ataseven… 🌾🌾🌾 # Dünya bir kitaptır ve seyahat etmeyenler onun sadece bir sayfasını okur. # ~ Aziz Augustinus ~ Param olunca yapacağım ilk iş, buralardan gitmek olacak. Ardıma bile bakmadan çekip gideceğim. Yaşadıklarıma, yaşayacaklarıma aldırış etmeden çekip gideceğim. Bunun için önce sağlık, sonra para… Paraya çok ihtiyacım var. Soner yüzünden çektiğim krediden dolayı borç, paçalarımdan akıyor. Ama ne olursa olsun bu kurumda daha fazla çalışamam. Ölümle burun buruna geldim. Tek bir Allah'ın kulu ne oluyor kardeşim diye itiraz etmedi. Hepsinin bakışında aynı şey vardı, korku. Bir insan, bir insandan neden bu kadar korkar ki? Ben, kadın halimle benden daha güçlü birine kafa tutup korkmuyorken üstelik. İş arkadaşlarıma yarın bir gün hesap sorduğumda, "Korktuk, silahı vardı, o yüzden müdahale etmedik" diyecekler. Bu cevabı duymamak için, neden bana yapılan zorbalığa itiraz etmediniz diye sormayacağım. Bir başkası benim yaşadığıma maruz kalsaydı, ben o iş arkadaşım için hiçbir şey yapamasam bile video kaydı alır, polise şikayet ederdim. Elimde delil de olurdu. Demek ki bundan sonra kimse için bir şey yapmamam gerekiyormuş. Bunu öğrendim, bunu anladım. Sırtımı kapıya yasladım. Günlerdir yaşadığım stres, sıkıntı üzerine açlık ve susuzluk… Dışarıdaki zorbanın merhametine kaldıysam, burada açlıktan ölürüm galiba. Sırtım kapıya yaslı halde düşünmeye devam ettim. Şu hayattan intikam almadan göçüp gitmek istemiyorum. Soner’den intikam alma isteği var içimde çok büyük bir öfke halinde. Önce intikam sonra yer değiştirme. Sırf bu yüzden hayat şimdilik yaşamaya değer. Çok yorgunum, çok bitkinim ama aynı zamanda çok da öfkeliyim. Tüm bu karışık duygular içerisinde artık gözlerim yavaş yavaş kapanıyor. Ayaklarımı öne doğru uzattım. Beklemekten başka yapacak bir şeyim yok. Belki Cihangir Kandaş kendine gelir, gerçeği anlatır ve ben de oğlundan kurtulurum umudum var. Bu umuda tutunuyorum. Gözlerim gittikçe kapanıyor. Biliyorum bu tükenmişlik hissini, ya uyku bastırdı ya da artık tüm yaşadıklarıma vücudum kendinden geçerek tepki gösteriyor. Bir süre sonra bu uyku hali derinleşti. Annemi gördüm rüyamda. "Sana benzemiyorum, Anne. Sana hiç benzemiyorum ama Sedef dedi o adam bana. Senin adınla seslendi…” dedim. Annem; "Bakışların, göz rengin ve gözünün altındaki minik siyah ben... Seni bana benzeten tek şey bu üçü. Ayrıntıyı fark etmiş, sevgiyle bakanlar bilir bu ayrıntıyı, nefretle değil." dedi. Yerimde havalandım. Soğuk ve sert zeminden uzaklaştım; vücudum daha rahat bir yerle buluştu. Kolumda hafif bir sızı hissettim. Biliyorum, damar yolu açıldı ve galiba serum takılıyor bana. Ama kim, niye yapsın? Belki de Cihangir Kandaş ve oğlu hastaneden ayrıldı. İş arkadaşlarım tenezzül edip yardımcı olmaya karar verdiler. Annemle konuşmak istiyorum, aynı rüya devam etsin istiyorum. "Anne, yine gel rüyama," dedim. "Gelirim, kızım. Yine gelirim," dedi. Vücudum ısındı sonra gevşedi, rahatladım. Halsiz değilim ama boğazımda kuruluk var. Bir iki denemeden sonra gözlerimi açmayı başardım. Etrafa baktığımda, çalıştığım hastanenin hasta odasında olduğumu anladım. Koluma baktım, serum bitmiş ve çıkarılmış. Kendime gelebilmek için yatağın içinde bir iki kez kollarımı, bacaklarımı hareket ettirdim. Kan dolaşımı hızlansın istedim, sonra yavaşça kalktım. Yataktan çıkıp kapıya doğru ilerledim. Kimseye bir şey demeden öylece çıkıp gideceğim. Bir daha da ne zaman gelirim bilemiyorum. Ama bu düşüncem, kapıyı açmamla son buldu. Çünkü kapıyı açtığım gibi, karşımda beni depoya tıkan takım elbiseli adamlardan biri vardı. Hemen karşıdaki kapıya tıklatıp açtı, içeriye; “Hemşire kendine geldi," diye haber verdi. Odadan Yaman Kandaş çıktı. Göz göze geldik, halimi görünce piç piç sırıttı; “Günaydın," dedi. Hiçbir şey söylemeden kapıyı kapatıp sağ tarafa doğru adım attım. "Babam kendine geldi, seninle konuşmak istiyor," deyince yerimde sabit kaldım. Annemle bağlantısını öğrenmek istiyorum. “Nerede?" diye sordum. Başıyla işaret etti. Yaman Kandaş önde, ben arkada yürümeye başladık. Önümden yürüyen adama bakınca içimden, güçlü bir tekme atsam totosuna, enseye de bir şaplak… Yüzüstü bu koridora düşse, sonra üzerine çıkıp tepinsem diye düşündüm. Ama önceliğim başka bir şeydi, annemle Cihangir Kandaş nereden tanışıyorlar? Onu öğrenmeliyim. Suit odaların olduğu kata çıktık. Kapının birini tıklattı ve açtı; “Hemşire kız geldi," dedi. İçeriye buz gibi bir sesle sonra kapıyı tamamen açtı ve geçmem için yol verdi. Yaman Kandaş da girecek zannettim ama o girmedi. Ben tek başıma girdim. Cihangir Kandaş beni görünce genişçe tebessüm etti; "Hoş geldin, güzel kızım. Hoş geldin…. Teşekkür ederim. Beni yalnız bırakmadığın için ayrıca özür dilerim, oğlum kabalık etmiş." “Kabalık kelimesi oğlunuzun yaptıkları yanında çok hafif bir tabir,” dedim. Derin bir nefes alıp verdi; "Biliyorum, oğlumun nasıl biri olduğunu iyi biliyorum ama kelimelere dökmekte zorlanıyorum. Özür dilerim. Defalarca kez özür dilerim. Benim yüzümden onun vahşi tarafıyla karşı karşıya kaldın. Kendimde olsaydım asla müsaade etmezdim böyle bir duruma. Ancak iş hayatımız biraz karışık son zamanlarda. O yüzden daha da fazla vahşileşti." Kollarımı önümde bağladım. "Tam bir canavar yetiştirmişsiniz." dedim. Bu baba oğula asla taviz vermeyeceğim! Yine gülümsedi; "Gençliğimde ben de böyleydim. Böyle olmak zorundaydım. Şimdi benim oğlum da aynı." "Olayların bu kısmı beni ilgilendirmiyor, Cihangir Bey. Size yardımcı oldum, tamam, işimi de yaptım. Sonrası inisiyatif kullanmaktı; yalnız bırakmadım, kendi çalıştığım hastaneye getirdim. Bunun sebebi, bana Sedef demeniz. Sedef benim annem. Annemi nereden tanıyorsunuz? Beni görür görmez neden Sedef dediniz? Öğrenebilir miyim?" diye sordum. Gereksiz yere muhabbet uzasın istemedim. Gözlerimin içine baktı… "Kalpte ne varsa, dile o geliyor demek ki. Gözlerin tıpkı Sedef'in gözleri gibi. Bana yardım etmek için yaklaştığında göz göze geldik. İki şey gördüm o gözlerde: merhamet ve korku. Sedef de bana hep öyle bakardı. Yardım etmek isterdi, merhametli insandı ama çok da korkardı. Senin kadar cesur değildi annen. Sen beni yalnız bırakmadın ama o beni yalnız bıraktı." Kollarım iki yanıma düştü, elim alnıma gitti. Son duymak isteyeceğim şey bu adamın kızı olma durumum… "Gel güzel kızım, gel. Şu yanımdaki sandalyeye otur. Sana bir şeyler anlatacağım. Ancak... vereceğim bu bilgilerin karşılığında senden de bir şeyler isteyeceğim. Bu isteklerime itiraz etmeyeceğini düşünüyorum." dedi. Hem sandalyeye doğru yürüyüp oturdum, hem de konuştum; "En son, sizin bazı isteklerinizi kabul edip ne istiyorsanız onu yaptığımda oğlunuz başıma bela oldu. Bir daha herhangi bir şekilde sizin isteklerinizi yerine getirir miyim bilemiyorum." dedim. "Önce dinle. Sonrasına sonra karar verirsin," dedi. Yerinde birazcık dikleşti, derin bir nefes alıp verdi ve; "Sedef... Ah, benim gönül yangınım. Annen Sedef, benim ilk aşkımdı." Deyince kendimi tutamadım; "Lütfen, annemle ortak çocuğunuz olmadığını söyleyin. Ben sizin kızınız değilim, değil mi? Dışarıdaki o canavarla… üvey de olsa kardeş falan değilim diye umut ediyorum.” dedim. Bu sözüme güldü. Gülerken eli yarasına gitti, sanırım dikişleri acıdı. "Ah be güzel kız... İsmin nedir?” “Mihriban… Mihriban Ataseven.” “Annenle sevgili olduğumuz dönemde evlilik hayalleri kurardık ve ben, bir kızım olursa adını Mihriban koyacağım derdim, dua ederdim. İnşallah o türküdeki gibi sarı saçlı bir kızım olur diye." Bana yan bakış attı. "Tıpkı senin gibi," dedi. Ben başımı hayır anlamında sağa sola salladım. Cihangir Kandaş tebessüm etti; "Korkma, sen benim kızım değilsin. Annenle büyük bir aşk yaşadık, doğru. Ama annenin iffetine ya da namusuna zeval getirmedim. Saç rengini kimden aldıysan, onun kızısın." deyince derin bir oh çektim. Tamam. Babamla son zamanlarda birbirimize çok bağlı baba kız olamadık hastalığından dolayı ama kötü bir baba değildi. Çok üzülürdüm tersi olsaydı. Cihangir Kandaş konuşmaya devam etti; "Soyadını aldığın kişiyi de araştırmıştım zamanında. Kendi halinde, kimseye zararı olmayan, ayağını yorganına göre uzatan birisi olmuş hep. Tam da Sedef'in istediği gibi bir koca. Benim lüks hayatım Sedef'i zorladı. Tahammül edemedi, çok fazla rekabet var. Ben bu rekabet ortamında bulunmak istemiyorum' deyip beni terk etti." "Tek sebep bu muydu?" diye sordum. Hayır anlamında başını salladı; "Çok içtiğim bir gece Yaman'ın annesiyle sabahlamışım. Sarhoştum, hatırlamıyorum. Dokuz ay sonra karşıma çıktı, aynı kadın. Senden hamileyim dedi, karnı burnunda. İnanmaktan başka çarem yoktu. Ama o kadınla olan yüzleşmemize maalesef annen de şahit oldu. Zaten onu son görüşümdü bir daha asla karşıma çıkmadı. Şehir değiştirmiş. O dönem biz Bolu'daydık, annen İstanbul'a gelmiş. Nerede ne yaptığından haberim vardı, takip ettirdim anneni hep. Yaman doğduktan sonra DNA testi istedim, yapıldı ve Yaman gerçekten benim oğlum çıktı. O test sonucu tersini söyleseydi, annen ne derse desin dinlemezdim, yanımda tutardım. Ama oğlum olunca işin boyutu değişti. Kendimi değil, onu düşünmeliydim. Sahip çıkıp korumaya çalıştım, elimden geldiğince. Aşk dolu bir yuvada büyümedi Yaman. İşte o yüzden böyle hırçın, sert. Hatanın büyüğü bende. Tamam, aşk evliliği ya da aşkın meyvesi değil Yaman ama en azından baba sevgisini ona sonuna kadar hissettirmem gerekiyordu. Yapamadım, eksik kaldım. Şimdi ceremesini, Yaman'la karşılaşan herkesle birlikte ben de çekiyorum. Oğlum adına senden tekrar özür dilerim, Mihri." "Neyse... En azından geçici bir süreydi diyelim. Bir daha onunla karşılaşmayacağız nasıl olsa. Sanırım sizde yakında taburcu olursunuz diye düşünüyorum. Durumunuz gayet iyi, ben istifa edeceğim. Bu kurumda çalışmak istemiyorum. Tekrar geçmiş olsun ve lütfen oğlunuzu benden uzak tutun," deyip ayağa kalktım. Cihangir Kandaş; "Henüz benim teklifimi dinlemedin. Ben burada böyle boş boş yatmadım, Mihri. Otur bakalım," dedi. Yeniden oturdum. Göz göze geldik; "Benim özel hemşirem olacaksın. Hayatında bir dönüm noktasında olduğunun farkındayım. Bir insan çalıştığı kurumu bir günde terk ediyorsa, yeni kararlar almış demektir. Üstelik yarım milyon kredi borcu öderken aynı zamanda öldü sandığı eski sevgilisinin yaşadığını öğrendiği dönemde. Hepsi üst üste geldi. Yanında ben yoksam, kaldıramazsın. Bu hastaneden birlikte çıkacağız benim evime gideceğiz. Sana istediğin her imkanı vereceğim. Öncelik, kredi borcunu faizi ile birlikte ödeyip o borcunu kapatmak olacak. Sonrasında, özel hemşirem olarak, benim yanımda kaldığın her gün için -ay demiyorum bak- her gün için ödeme alacaksın. Buradan aldığın maaşının en az on katı. Bir sene sonunda, çalışarak kazandığın o parayı istediğin gibi harcarsın. Annen gibi istersen şehir değiştir, istersen ülke. Yeni hayat kurmak için sana o fırsatı vereceğim. Ama önce benim hemşirem olmayı kabul edeceksin." "Sizin özel bakıma ya da hemşireye ihtiyacınız yok. Alt tarafı ameliyat oldunuz. Hayatınızın geri kalanına kaldığınız yerden devam edeceksiniz. Bunun için bu kadar yüksek para ödeyip yanınızda beni ya da başka bir sağlık çalışanını bulundurmanıza gerçekten gerek yok." dedim. Çok şaşkınım, sanki depoda hayalini kurduğum isteklerimi biliyor gibi… Cihangir Kandaş kendinden emin ses tonu ile; "Haberin yok, anladığım kadarıyla. Benim özel bir hemşirem vardı. Sürekli yüksek tansiyon ve kolesterolden dolayı ilaçlarımı ayarlar, yediğimi içtiğimi dengelerdi. Onun kontrolü altındaydı her şey. Güveniyordum da ancak sonra vücudumda başka semptomlar oluştu. Bölge bölge geçici felç ya da hissizlik dediğimiz durum. Beni ilaçlıyormuş farklı bir ilaç vermiş. Düşmanlarım ona ulaşmış. Tehdit edilince hemen onların isteklerini yerine getirmiş. Yoğun bakımda yatarken ziyaretime gelen düşmanlarım. Beni piyasadan kaldırmak istiyorlar. Sebeplerini anlatacağım. Neden beni piyasadan kaldırmak istiyorlar, neden öldürmek istiyorlar uzun uzun her şeyi sana anlatacağım. Senden başkasına hemşirelik konusunda güvenemem artık. Eğer vücudumdaki o değişikliklerin farkına varıp da ilaçlardan şüphelenip gizlice analiz yaptırmasaydım, ben şu an ya boynumdan aşağı ya da belimden aşağı felçli olarak yaşayan biri olacaktım. Benim yanımda olacaksın Mihri, benimle malikaneme geleceksin. Özel hemşirem olacaksın. O evde ben ya da başka herhangi bir çalışanın sağlık problemi olduğunda sen ilgileneceksin. Bu hizmetinün karşılığını da fazlasıyla alacaksın. Ayrıca, sana bir getirisi daha olacak” Tek kaşım havaya kalktı... "Nedir?" diye sordum. "O malikanede Yaman da olacak. Ve asla burada davrandığı gibi davranamayacak sana. Ama sen ona istediğin gibi davranabilirsin. Ben olduğum sürece kesinlikle kabalık edemeyecek sana." “Yani, oğlunuzu kudurtabilirim. İstediğim gibi.” “Tabii ki dalga geçmek de buna dahil.” Piç piç sırıttım, bu piç sırıtma sırası artık bende… "Tamam. Kabul ediyorum," dedim. Cihangir Kandaş kahkaha attı, eli yarasına gitti. Sırf o Yaman denilen adamın ağzının payını vermek için bedava olsa yaparım bu işi. Ama daha da önemlisi, Cihangir Kandaş bir konuda haklıydı. Kendim için yeni bir hayat kurmaya hazırlanıyorum ve günümüz şartlarında kesinlikle parasız olmaz. Ayrıca annemi daha çok dinlemek istiyorum. Cihangir Kandaş hızlıca, kısa bir şekilde anlattı aşk hikayesini ama ben o detayları öğrenmek istiyorum. Rahmetli annem nasıl bir aşk yaşamış, öğrenmek istiyorum. Yaman Kandaş… Sen ve Soner'den alacaklıyım, Cihangir Kandaş sayesinde ikinizden de intikamımı alabilirim… O malikane denilen yer nasıl bir yer bilmiyorum ama Yaman Kandaş'a cehennem olacak benim sayemde!
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE