1.Bölüm "Büyük Kazık"

1407 Kelimeler
1.Bölüm “Büyük Kazık” Mihriban Ataseven… 🩺💉 Otobüsten inince derin bir nefes alıp verdim. “Geldim Soner… Hayatımın aşkı, sana geldim. Yeniden geldim.” diye mırıldandım. Hani derler ya, insan sevdiğini kaybedince mezarını da özlüyor diye… Doğruymuş… Gerçekten insan sevdiği birini kaybettiğinde mezarını bile özlüyormuş. İki sene önce hayatımın aşkı dediğim, biricik sevgilim Soner'i maalesef kaybettim. Soner’in ölüm haberini aldığımda apar topar gelmiştim Bolu’ya. Annesi, teyzesi ve kardeşleri perişandı. İki gün boyunca ulaşamadım Soner'e. İçim içimi yedi, yerimde duramıyordum. Ben ısrarla aramaya devam edince, teyzesi o acı haberi verdi; “Soner'i kaybettik kızım. Trafik kazası…” dedi. Devamını duymadım, duymak istemedim. Sadece kendimi tutamayıp; “Haayııırrr’ diye feryat ettiğimi hatırlıyorum. Sonra apar topar Bolu'ya geldim. Biz Soner’le üniversitede tanışmıştık. Ben hemşirelik okuyordum, hedefim yoğun bakım hemşiresi olmaktı. O hedefime ulaştığımda benden çok Soner sevinmişti. On yedi yaşındaydım; genç kızlığa ilk adımlarımı atıyordum. Annemin geçmeyen baş ağrıları kötü bir rahatsızlığın habercisiymiş. Beyninde kitle tespit edildi ve ameliyata alındı. Ameliyatta bir şeylerin yolunda gitmediğini öğrendik, ardından yoğun bakım süreci başladı. Annemle yoğun bakımda ilgilenen çok tatlı bir hemşire abla vardı. Nöbetine denk geldiğimiz için şanslıydık. Annemle ayrı, bizlerle ayrı ilgilendi. İşini güzel ve düzgün yapan bir yoğun bakım hemşiresiydi. Üniversite sınavına girip kazandığım döneme denk geldi annemin hastalık, ameliyat ve yoğun bakım süreci. Tercih yaparken o abla aklıma gelince ben de yoğun bakım hemşiresi olmaya karar verdim aniden. İnsanlar, canlarını en kıymet verdikleri insanı bir gün orada görebilir… Bir işe yaramak, insanlara hizmet etmek istedim. Görevimi dört dörtlük yapıp, o zor günlerde tanımadığım insanların yardımcısı olmak istedim. Tıpkı dünya güzeli annem yoğun bakımda yatarken hem bize hem anneme destek olan Sevda Hemşire gibi. Çok anlayışlı, mesleğinden dolayı empati yeteneği gelişmiş biriydi. Onu örnek aldım. Hedefimi belirledim. Aslında tıp okuyup doktor, hatta cerrah bile olabilirdim. Ama o yoğun bakım sürecinde insanlara yardımcı olma isteğim ağır bastı; hemşireliği tercih ettim ve sonunda; Yoğun Bakım Hemşiresi (YBH) olmayı başardım. Ben, Mihriban Ataseven. Şu an 26 yaşındayım. İstanbul Üsküdar’da doğdum büyüdüm. İstanbul Üsküdar Anadolu Lisesi’nde sayısal ağırlıklı eğitim alıp okulu birinciliğe yakın bir ortalama ile bitirdim. Annemin rahatsızlığı ve yoğun bakım sürecinde yaşadığım duygusal yoğunluk nedeniyle İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa / Florence Nightingale Hemşirelik Fakültesini tercih ettim. Üniversiteyi bitirince, Yoğun Bakım Hastalarında Enfeksiyon Kontrolü ve Yoğun Bakım Hemşireliği Sertifikası için Şişli Hamidiye Etfal Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde 240 saatlik sertifikalı eğitim aldım. İşte böyle başarıdan başarıya koşarken hayatımın aşkıyla karşılaştım. Aynı okulda eğitime başlamıştık Soner’le ancak bazı ailevi problemler nedeniyle eğitimini yarıda kesip Bolu’ya dönmüştü. İlişkimize uzak mesafe diyerek devam ettik. Babasıyla hiç geçinemiyordu. Sürekli, sorumsuz kardeşlerine ve annesine bakmayan biri olduğundan yakınırdı. Haliyle Soner, babasının eksikliğini tamamlamak için ailesinden uzaklaşamadı. O dönemde bende zorlu bir süreç yaşadım. Çalıştığım devlet hastanesinde mâruz kaldığım bazı baskılar neticesinde istifa ettim. Özel bir hastanede mesleğime devam etmeye başladım. Bu süreçte Soner için yüklü bir kredi çekmiştim. Babasının kumar borcu varmış; ödenmezse Soner’e ya da kardeşlerinden birine zarar vereceklerini söylemişler. Dayanamadım. Yarım milyon kredi çekip Soner’e gönderdim. Kabul etmek istemese de ısrar edip zorladım, sonunda kabul etmek zorunda kaldı. Ama parayı gönderdikten sonra iki gün boyunca Soner’den haber alamadım. Çılgına döndüm. Ailesinden birilerine sosyal medya üzerinden mesaj atıp numaralarını istedim, kendi numaramı da yazdım. Arayıp görüşmek istediğimi söyledim sürekli. Mesajlarımı gördüler ama cevap vermediler. Daha sonra teyzesi aradı ve Soner’in trafik kazasında hayatını kaybettiğini söyledi. İki gündür cenaze ile ilgilendikleri için benimle görüşme fırsatları olmamış. Beynimden vurulmuşa dönmüştüm. Hiç vakit kaybetmeden Bolu’ya gittim. Cenazesine yetişemedim. En azından mezarını göreyim dedim ama annesi sürekli ağlayıp bayıldığı için onu yalnız bırakamadım. Sonrasında hemen işe dönmek zorunda kaldım. İyi ki de o krediyi çekip Soner’e göndermişim, yoksa ömür boyu vicdan azabı olarak boynumda bir yük gibi kalacaktı. İki yıldır hem çalışıp hem de o krediyi ödemeye uğraşıyorum. Maddi konuda resmen tepetaklak oldum çünkü babam Demans hastasıydı. İlaçları ve tedavisi oldukça pahalıya patlıyordu bana. Annemden sonra bir türlü toparlayamamıştı. Erken bunama ve Demans aslında beklediğimiz bir durumdu zaten. Sonuç olarak babam, bu hastalıkla da baş edemeyip vefat etti. Annemden sonra zorlu üniversite süreci ve babamın hastalığı derken tek yardımcım daima Soner oldu. Hep yanımdaydı, desteğini hiç esirgemedi. Ancak kendi ailevi sorunları olunca sadece telefonda devam edebildik ilişkimize. Soner'in tüm yardımlarına karşılık, ben bencillik yaptığımı düşünüyorum. Onu kaybettikten sonra bir daha hiç ailesini aramadım, sormadım. Hayatım çok kötü aynı zamanda yoğun geçiyordu. Günleri hatta saatleri bile karıştırdığım oldu. Artık dayanamadım ve bugün aldığım ani bir kararla annesinin yanına gidiyorum. Soner’in mezarını ziyaret etmek istiyorum. Annesi ile birlikte kabristana gidip Soner’in mezarına çiçek ekmek istiyorum. Yerini bilmiyorum. Annesi müsaitse onunla gideceğim. Düşüncelerimden, taksicinin sesi ile çıktım; “Verdiğin adrese geldik abla.” dedi. Ücreti ödeyip taksiden indim. İki sene önce buraya bedenim değil de sanki cesedim gelmişti. Soner’in haberiyle âdeta yıkılmıştım. Acaba annesi şu an ne durumda ya da bana kızgın mı? İki yıldır ne aradım ne sordum… Acaba beni azarlar mı? Diye düşünmeden edemedim, tedirgin oldum ama kararlıyım. Bugün Soner’in mezarını ziyaret edeceğim. Derin bir nefes alıp verdim ve tek katlı bu müstakil evin önce bahçe kapısını açtım. Sonra kilit taşlı yolda ilerleyip dış kapıya ulaştım. Zile basıp açılmasını bekledim. İşte hayatımın ilk dönüm noktası tam da burası oldu… Çünkü kapıyı bana Soner açtı. Göz göze gelince hayal gördüğümü sanıp gözlerimi sıkıca kapatıp yeniden açtım. Ancak hayal değil, buz gibi gerçek. Soner ölmemiş. Peki, neden bana iki sene önce ailesi öldüğünü söyledi? Üstelik öldüğünü söylemekle kalmadılar; sürekli ağlayıp sızladılar karşımda. Keşke iki sene önce o mezara gitmek için ısrar etseydim. “So… Soner…” diye kekeledim. Konuşunca sanki bu anlarım bir rüya olacak ve ben uykudan uyanacağım gibi hissettim. “Mihri…” dedi Soner o an… Elimi havaya kaldırıp onu susturdum. Şu dakikadan itibaren yapacağı hiçbir açıklama beni asla ikna edemez.! Hayatımın en büyük kazığını yemişim aslında. Gözlerimden hızlıca yaşlar aktı. Karşısında böyle durmak istemedim; arkamı dönüp koşarak uzaklaştım o evden. İki senedir yasını tuttuğum adam aslında ölmemiş, yaşıyor. Üstelik hiç de hastaya benzemiyor, oldukça sağlıklı. Ben nasıl bir oyunun içine düştüm? Nasıl kandırıldım bilmiyorum… Ya da neden bana böyle bir oyun oynayıp Soner’in öldüğüne inandırdılar beni, onu da bilmiyorum. Hem ağladım hem koştum. Nereye gittiğimi bilmiyorum. Bu yolun sonu nereye çıkıyor onu bile bilmiyorum. Sadece var gücümle koşmaya devam ediyorum… O an duyduğum silah sesi ile ayaklarım adeta yere çivilenmiş gibi kaldı. Önce yanımdan hızla siyah bir araba geçti. Arkasından o arabayı takip eden başka bir siyah araba… Arkadaki araç camından biri kolunu uzatıp peş peşe öndeki arabanın tekerine ateş etti. Bu silah sesine öndeki aracın acı fren sesi karıştı. Diğer araba yoluna devam etti ancak tekeri patlayan araç savrulup takla attı. İki elimle ağzımı kapattım. Çok şaşkınım ve korktum. Adeta aksiyon film sahnesinin içerisinde hissediyorum kendimi. Anlık, Soner’i de unuttum, bana attığı kazığı da… İşte bu trafik kazası, aslında benim geleceğimi şekillendiren bir adım olacakmış… Bilemezdim… Mesleğimin verdiği o refleksle arabaya yaklaştım. Çevreden birkaç kişi daha geldi. Maalesef takla attıktan sonra yine dört teker üzerinde duran bu aracın şoförü için artık yapacak bir şey kalmamıştı. İşaret ve orta parmağımı boynuna bastırdığımda nabız alamadım. O sırada arka taraftan inleme sesi geldi. Hemen arka yolcu kapısını açıp içeri baktım. Orta yaşlarda bir beyefendiyle karşılaştım. Eli abdominal bölgede (göğüs kafesinin altı - karın bölgesi) inleme sesleri anlık kesildi ve gözlerime bakıp; “Yardım edin… Yaşamam gerekiyor. Yardım edin.” dedi. Bu kaza nedir, ne değildir bilemem. Hiçbir fikrim yok. İlk gözlemlerim, iki aracın da oldukça lüks olduğu; Türkiye şartlarına göre üst segment sayılabilecek arabalar olduğuydu. Hem şoför hem de şu an gözlerime bakıp yardım isteyen adam takım elbiseli… Belki de sadece Bolu’da yaşayan zengin bir iş adamıdır, bilemem. Beni de ilgilendirmiyor. Tek yapmam gereken, ambulans gelene kadar ilk müdahaleyi doğru ve hızlı yapmak. Çevredeki vatandaşlara; “Ambulansı arayın!” diye seslendim. Ardından arabanın içine girip yaraya tampon yapmak için üzerimdeki hırkayı çıkarıp bastırdım. En azından ambulans gelene kadar kanamaya müdahale edebilirdim. Hırka işe yaradı, kanama az da olsa yavaşladı. Bilincini açık tutabilmek için adamla konuşmaya başladım; “Lütfen dayanın, ambulans geliyor. Mide bulantısı ya da hissettiğiniz başka bir şiddetli ağrı var mı?” “Belim… Belim ağrıyor. Beni bırakma. Lütfen beni bırakma. Bir yolunu bul… Yaşat beni.” dedi ve bileğimi tuttu. Yaşatmak benim elimde değil, ben sadece yardım edebilirim… Gerisi Takdir-i İlahi… Bir insan yarım saat içinde ne kadar karmaşık ve yoğun duygular yaşayabilir!? Annemin ve babamın, hatta Soner’in yalan ölüm haberlerini aldığım anları bile bastırdı şu an yaşadıklarım. Neyin içine düştüğümü bilmiyorum. Tek bildiğim; benden yardım isteyen bu adamın isteğine kayıtsız kalmayacağım ve herhangi bir yakını gelene kadar onu yalnız bırakmayacağım.! Başım polis ya da devletle belaya girmesin, gerisi önemli değil…!
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE