2.Bölüm: "Sedef!"

1375 Kelimeler
2.Bölüm: “Sedef” Mihriban Ataseven… 🌾🌾🌾 Aşina olduğum siren sesini duydum, ambulans geliyor. Ben hırkamı, arka koltuktaki yaralı adama tampon yaptım. O adam bileğimden yakaladı ve bırakmadı. Farkında mı bilmiyorum ama bileğimi bayağı sıkı tutuyor. Sağlık görevlileri geldi, hızlıca bu yaralı adamla ilgili bilgileri verdim. Yoğun bakım hemşiresiyim diye özellikle belirttim. Sağlık ekipleri dikkatli bir şekilde yaralı adamı araç içinden çıkardılar, sedyeye yatırdılar. Ben artık elimi çekmek istiyorum ama bırakmıyor, yakaladığı bileğimi her defasında daha sıkı tuttu. Gözlerini açtı, benimle göz göze geldi, bir şeyler mırıldandı. Duymak için üzerine doğru eğildim. “Sedef, buldum seni. Tekrar çekip gitme, bırakma beni.” dedi. Şaşkınlıktan ağzım açık kaldı. Çünkü Sedef, annemin adı. Neler oluyor, bu adam kim, hiç bilmiyorum. Geriye çekilip yüzüne dikkatlice baktım. Acaba aile dostumuz da unuttum mu diye düşündüm, olmadı. O sırada sağlık görevlileri; “Ambulansa geçiyoruz.” diye komut verdi. “Ben de geliyorum. Aslında tanımıyorum ama bileğimi bırakmıyor, yanında olsam iyi olacak.” deyip ekiple birlikte ambulansa geçtim. Tampon yaptığım abdominal bölge, kazada olan bir yaralanma değil; kurşun yarası. Zaten bu aracın peşinden gelenler sanki ölümüne sıkıyordu öndeki araca. En yakın hastaneye vardık. Bilinç kaybı yok, sorduğumuz sorulara cevap veriyor. Hala elimi bırakmadığı için diğer sağlık görevlisi arkadaşlar tepki göstermedi, zaten onların işine engel olmuyorum. Meslektaşız sonuçta. Hep birlikte koştur koştur acil müdahale odasına alındık. Doktor geldi; “Kurşun içeride, ameliyata almam lazım. Yakını siz misiniz?” dediğinde, hayır anlamında başını salladım. O an tuttuğu bileğimi tekrar sıktı, bir şeyler mırıldandı. Ağzındaki oksijen maskesini çıkarıp dinlemeye çalıştım. “Burası olmaz, güvenli değil. Sana yakın, güvenli bir yer. Burası olmaz, bu şehir olmaz.” dedi. Ben ve odadaki herkes duydu bu cümleleri. Doktorla göz göze geldiğimde; “Gerçekten tanımıyorum. Kaza anında ilk müdahaleyi ben yaptığım için, sanırım kazanın şokuyla bana karşı bir güven hissediyor. Ama dediğim gibi tanımıyorum.” dedim. O sırada otomatik kapı iki yana doğru açıldı, içeriye bir görevli daha girdi; “Polisler görgü tanığından ifade almak için geldiler.” dedi. Doktor; “Ben hastayla görüşeyim. Siz polislere ifadenizi verin, kimlik tespiti yapılsın. Duruma göre iletişim halinde olalım.” dedi. “Peki…” deyip çıktım odadan. Polisler önce bana, sonra kan lekesi olan ellerime baktılar. “Elimi yıkayıp gelebilir miyim?” diye sordum. Evet anlamında başını salladı erkek polis ama yanında olan kadın polise işaret etti. Ben önde, kadın polis arkada, kadınlar tuvaletine girdik. Ellerimi yıkadım, oradan çıktığımda polis beni hastanenin güvenlik odasına aldı. Neler oluyor, anlamıyorum. Meslek icabı gördüğüm, yakınında olduğum kazaya müdahale ettim sadece. Polise tüm gördüklerimi anlattım. Aslında burada yaşamadığımı, bir arkadaşımı ziyarete geldiğimi söyledim. Sadece gezmeye geldim desem, o sokakta ne arıyorsun diye sorsa herhangi bir mekanın adını dahi söyleyemem. Çünkü bilmiyorum nerede ne var. Zaten turistik ya da gezilecek bir sokak değildi orası. Arkadaşımın adını sorunca, çekinmeden “Soner. Soner Tüysüz.” diye Soner'in adını verdim. Aslında Soner'in soyadı Tüysüz değil de Kansız olsaymış diye aklımdan geçirdim. Polis; “Tamam, madem tanımıyorsunuz, hastanın daha fazla yakınında bulunmayın. Adres değişikliği yapar ya da ülke dışına çıkacak olursanız mutlaka en yakın karakola bilgi verin. Artık gidebilirsiniz.” dedi. Ayağa kalktım, tam güvenlik odasından çıkacaktım ki az önce konuştuğumuz doktorla karşılaştık. Başını olumsuz anlamda sağa sola salladı ve; “Ünlü iş insanı Cihangir Kandaş. Kesinlikle ikna edemiyorum, ameliyata alamıyoruz. Nakil istedi, İstanbul'a ya da senin uygun bulduğun bir hastaneye gidecekmiş.” deyince şaşırdım. Polisle göz göze geldik, yine kendimi açıklama yapmak zorunda hissettim; “Gerçekten tanımıyorum. Kazanın şokuyla bana güvendi, duygusal bir bağ kurdu kendi kendine.” dedim. Doktor gelip; “Hasta ile konuşmamız gerekiyor.” deyince bu defa o tarafa doğru ilerledik. Orta yaşlardaki bu yaralı, aynı zamanda kazazede adamın yanına doğru adımladım. Dikkatlice yüzünü inceledim, asla tanıdık gelmiyor. Herhangi bir aile dostumuz olmadığına eminim. Bana Sedef diye seslendi. Fakat işin daha da tuhaf tarafı; annem de dahil herkes beni babama benzetir. Bu adam yarı baygın halde, kısa bir an beni görmesiyle Sedef diye seslendi. Anlamıyorum neyin ne olduğunu. Aklım çok karıştı. Adı Cihangir Kandaş… Ama asla tanıdık değil. Birkaç adım daha yaklaştım, boştaki elini tuttum. “Cihangir Bey?” diye seslendim. Gözünü açtı. “Sedef… Sedef'immm yanımdan ayrılma. Yakınımda ol. Öldürecekler beni. Yaşamam lazım. En çok da senin için yaşamam lazım. Oğlum gelene kadar beni hayatta tutmaya bak. Yanımdan ayrılma.” dedi. Anlamıyorum ama biraz da mesleki deformasyon yüzünden, hasta ne derse onu yapmak zorunda hissettim kendimi, yardımcı olmak istiyorum. Dışarıya çıktım. “Ben yoğun bakım hemşiresiyim, benim çalıştığım hastaneye sevk edelim. Madem iş insanı, maddi gücü yeterlidir.” diye düşündüğümü doktora söyledim. Onayladı. “Bir an önce bu hastaneden çıkaralım. Bir şey olacaksa da benim nöbetime denk gelmesin istemiyorum. Hastaneyle irtibata geçip sevk için ne lazımsa derhal yapacağım.” dedi. Cihangir Kandaş ismi duyulunca herkes panikliyor gibi hissettim. Zengin biri olduğu için çekinmiş olabilirler diye düşündüm. Sonra her şey ışık hızıyla ilerledi. Birilerine bir telefon geldi. O telefondan sonra hastanede anlamsız bir panik ve koşuşturma başladı. Sadece iki hemşirenin konuşmasını duydum, 10 saniye kadar yanımdan geçerken. Biri diğerine anlatıyordu olanı biteni; “Oğlu, babasının vurulduğunu haber almış, yola çıkmış, geliyormuş hastaneye. Daha da hızlandı ekipler. Buralar kan gölüne dönmeden babasını diğer hastaneye sevk etmek için uğraşıyorlar. Ambulans helikopter devreye girdi bunun için.” dedi. Benlik bir durum yok, ben Cihangir Kandaş isimli bu yaralı ne diyorsa onu yapıyorum. Oğlu geldiğinde babası ile ilgilenir diye düşündüm. Sonra hızlıca nakil gerçekleşti. Yine bileğimi bırakmadı Cihangir Bey, sürekli yanındayım. Karın bölgesine genişçe pansuman yapıldı kanama durduruldu şimdilik. Ameliyatı asla istemiyor “bu şehirde olmaz” dedi hep. Ağrı kesici serum, oksijen takviyesi, kanamayı durduracak kadar pansuman... Sevk için her şey, tüm detayıyla düşünülmüş. Galiba bu adam Türkiye için önemli biri diye düşündüm. Helikopter bizim hastanenin çatısına iniş yaptığında sağlık görevlileri çok hızlı hareket etti yine. Ameliyathaneye girene kadar Cihangir Beyin yanından ayrılmadım. Son ana kadar göz gözeydik. Ara ara “Sedef… Sedef’im…” diye sayıkladı. Ben Sedef değilim, kızıyım diyemedim. Ameliyattan çıktığında olur da sağ kalırsa, annemi nereden tanıdığını mutlaka soracağım. Nasıl olsa yoğun bakımda ben ilgilenirim diye düşündüm. Cihangir Bey artık ameliyata alındı. Ben hastanedeki personel odasına geçtim. Üzerimi değiştirdim, bölüm şefimi bulup iznimi iptal ettirdim. “Nöbete kalıyorum. Cihangir Kandaş benim hastam. Yoğun bakıma alındığında ben ilgileneceğim.” dedim. Kaşları çatıldı; “Emin misin?” diye sordu. “Eminim şef. Kaza anında yanındaydım. Madem bir işe başladım, insanlara faydam olacak devamını da getireyim.” dedim. “Sen bilirsin. Zaten başkası da fazla cesaret edemez. Gönüllü olarak alıyorsan, dosyasını hazırla.” dedi. Cihangir Bey adına yoğun bakım odası için dosyayı açtım. Ameliyattan sonra doktorun verdiği bilgilere göre tedavi programını oluşturacağım. Personel odasında biraz dinlenmek istedim. Aklım çok karıştı, bu adamı akrabalardan kime sorabilirim hiç bilmiyorum. Elime telefonumu alıp, Cihangir Kandaş kimdir diye yazdım. Gördüklerimle ağzım açık kaldı. En fazla zengin bir iş adamıdır, orta yaşlı ama bakımlı birisi. O yüzden biraz da magazin yönü vardır bu işin diye düşünmüştüm. Adam medya patronu çıktı! Ayrıca sık sık mafyayla bağlantısı olan biri diye pek doğru haber tarzı olmasa da dedikodular var... Oğlundan bahsetmişlerdi, oğlu kim diye bu defa da onu araştırdım… Yaman Kandaş… Oğluyla ilgili yazılanları okuyunca babasına razı oldum. Araları açıkmış, bazı problemlerden dolayı yurt dışına çıkmış. Yurt dışı dedikleri yer de Rusya... Geri zekalı Mihriban, önce bunları araştırıp sonra adamın hemşiresi olmayı talep etmeliydin. İş işten geçti. Neyse, polise ve diğer hastanedeki herkese aynı şeyi söyledim, ifademi verdim. Benim bu kaza ya da vurulma olayı ile bir ilgim yok, tanımıyorum. Ama sanırım annem tanıyor ya da o adam annemi tanıyor. Aslında benim en çok öğrenmek istediğim konu adamın annemle olan ilgisi. Bu adam annemi nereden tanıyor? Bu adam ya da oğlu benim başıma bela olur mu? Bunları düşünmekten Soner'in attığı kazaya yoğunlaşamadım. Bir de o mesele var. Soner madem hayatta, neden bana öldü denildi? İki senedir ben, yaşayan bir adamın yasını tuttum. Kendimi zeki zannediyordum, safın tekiymişim. Yapacak bir şey yok. Zaman ilerledikçe tüm sorularıma cevap alacağım, sabırla beklemekten başka çarem yok. Soner cepte, her türlü ona hesap sorarım. Neyin ne olduğunu görüşmeyi kestiğim ortak arkadaş çevremle konuşur, öğrenirim. Önemli olan, Cihangir Kandaş'ın annemi nereden tanıyor olduğu! İçim sıkılıyor, nefes alamayacak duruma geldim. Personel odasındaki makinede kahve yaptım ve hastanenin terasına çıktım. Ancak burada nefes alabiliyorum. Bunaldığımda sık sık çatıdaki bu terasa çıkarım. Hadi bakalım Mihriban, hayatına bomba gibi bir sürü yeni sıkıntılar düştü. Sırayla hepsini çözmen gerekiyor. Yaparsın sen… Özellikle o Soner'den yediğin kazığın hesabını soracaksın!!!
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE