3. Bölüm “Yoğun Bakım”
Mihriban Ataseven…
Terasta kahve içip kendime gelmeye çalışıyorum. Bir taraftan da düşünüyorum. Cihangir Kandaş gibi bir adam annemi nereden tanıyor? Kendi meseleme gelince… Soner neden bana bu kadar büyük bir kazık attı? Aklım almıyor, Soner'in ölüm haberini alıp ailesinin yanına gittiğimde annesi, teyzesi ağlıyorlardı, feryat ediyorlardı. Bir insan, evladına böyle bir yalanı nasıl yakıştırır? Nasıl korkmadan, hayatta olan oğluna ölmüş gibi rol yapıp ağlar? Ya gerçek olursa diye hiç mi korkmadılar?
Bu düşüncelerden helikopter sesi ile çıktım. Dönüp arkama baktığımda, hastaneye doğru gelen siyah bir helikopter gördüm. Terastaki helikopter pistine iniş yaptı. Helikopterin kuyruğunda kartal amblemi var, hemen altında da "Kan" yazıyor.
Kapısı açıldı, birkaç tane takım elbiseli adam indi. Helikopterin pervanesi yavaşlamaya başladı. Adamlar, helikopterin ortama yaydığı rüzgara rağmen dik durmaya çalışıyor, ceketlerinin düğmelerini iliklediler. Sonra, takım elbiseli başka bir adam indi helikopterden. Tamamen siyahlar içinde biri. O indikten sonra hızlıca yürüyüp teras kapısına ilerlediler. Kısa bir an göz göze geldik. Ben kahvemden bir yudum daha aldım o esnada. Trafiğe takılmak istemeyen zengin iş adamlarından biridir, rahatsızlandığı için gelmiştir diye düşünüyorum ama hiç hastaya benzemiyor. Belki de bir yakınını ziyarete gelmiştir.
O sırada telefonum titredi. Alıp elime baktım.
Serpil : Senin hasta Cihangir Kandaş ameliyattan çıkmak üzere. Ara koridorda… diye ameliyathane hemşiresi olan arkadaşım mesaj yollamış.
Ben de hemen terastaki kapıya doğru adımladım. Asansör dolu, birkaç kat merdivenleri kullandım. İndiğim her katta asansörleri kontrol ettim. En sonunda bir tane boş asansör yakaladım ve ona bindim. Doğrudan ameliyathane katına indim. Bütün kapılardan kartımı okutarak hızlıca geçtim. Sonrasında hastayı alıp yoğun bakım ünitesine götürdük.
Elimi tutan bu orta yaştaki adama bakıyorum. Ameliyat başarılı geçti, kurşun çıkarıldı ve yoğun bakıma alındı. Ben de yanındaydım. Kısa bir an narkozun etkisi geçtiğinde, beni görünce, "Sedef..." diye inler gibi konuştu. Elimi tuttu, derin bir nefes alıp verdim.
“Lütfen bir an önce kendine gel. Şu süreç geçsin. Annemi nereden tanıyorsun, çok merak ediyorum…” diye mırıldandım.
Sonra doktorun hazırladığı tedavi protokolünü uyguladım. Yorgun, kararsız ve düşünceli bir şekilde yoğun bakım ünitesinden çıktım. Ara koridoru adımladım. Otomatik kapı iki yana doğru açılınca, bu ara koridordan da çıktım. Sonra ne olduğunu anlamadan, birinin benim boğazıma yapışıp duvara yasladığını hissettim. Yüzüne ve gözlerine bakınca tanıdım, terasta helikopterden inen adamdı.
Boğazımı sıkan elini bileğinden yakaladım.
"Ne yapıyorsun geri zekalı? Bırak beni!" dedim.
"Canına mı susadın lan? Benimle konuşmalarına dikkat et!" dedi.
Sadece kendimi savunma reflekslerim devreye girdi, sağ dizimi kaldırıp bacak arasına vurdum. Yüzünü buruşturdu, anlık eli gevşeyince bu fırsatı değerlendirip iki elimle göğsünden iteledim.
“Sen de karşında bir kadın olduğunu unutma! Durup dururken neden boğazımı sıkıyorsun? Kimsin lan sen?" dedim.
Üzerime doğru yürüdü. Ben geri adımlayınca yine duvara yapıştı sırtım. Bu defa boğazımı sıkmayıp çenemi tuttu. Başımı çevirdim, daha sıkı tuttu çenemi, kendisine bakmamı sağladı.
"Ben Yaman Kandaş. Radarımdasın, Mihriban Ataseven. Babama müdahale eden sensin, kendi çalıştığın hastaneye getirten sensin. Babamın haberini alıp ülkeme dönüyorum ve terasta beni karşılayan yine sensin. Kimin adamısın? Kim için casusluk yapıyorsun? Söyle! Seni benim önüme, ölmen için kim attı? Hemen şimdi söylersen nefes almaya devam edersin!" dedi.
Kendimi tutamayıp kahkaha attım. Gülünce surat ifadesi allak bullak oldu. Kendimi açıklamak istiyorum ama o kadar fazla gülme isteği var ki, resmen kahkaha atmayı bırakıp adamı açıklama yapamıyorum. İlk defa böyle şeyler yaşadım. Demek ki benimde sinirlerim bozulabiliyor diye düşündüm. Daha sonra bir şekilde kahkahamı bastırdım.
İki elini beline koymuş, tek kaşı havada bana bakan, adının Yaman olduğunu öğrendiğim adama baktım ve;
"Aslında keşke casus olsaydım. Bu kadar tesadüf diyemeyeceğim olayların tam da ortasında olmasaydım. İnan, senden çok ben isterdim falancanın adamıyım deyip kendimi sana vurdurtmayı. Ama maalesef, çok yanlış zamanda yanlış yerdeymişim, bunu anlıyorum. Şu an baban içeride nefes alıyorsa, ömrü tükenmedi sonrası benim sayemde. Babanın nefes alıp kendine gelmesini ben senden daha çok istiyorum. Almam gereken cevaplar var. Yaralı halinde bile oldukça kibardı, anlayışlıydı. Ayrıca, ben uzaklaşmak istedim, kesinlikle babanız beni bırakmadı. Tüm sağlık personelleri bu duruma şahit. Beni yalnız bırakma diye o yaralı halinde yardım istedi benden. Sağlıkçıyım. Yoğun bakım hemşiresiyim. Görevim, yardıma ihtiyacı olan insanlara yardım etmek. Tıpkı babanıza yaptığım gibi. Kimsiniz, nesiniz bilmem. Zaten babanızın da kim olduğunu bilmeyerek, kazazede diye koşup yardım ettim. Kurşun yaralanması olduğunu sonradan fark ettim. Şimdi Yaman Kandaş, her kimsen neysen şunu unutma, senin borun bana ötmez, beni korkutamazsın!!! Öldürmek istiyorsan da çekip vurursun. İnan, benim için hiç fark etmez. Çok da yaşama heveslisi değilim zaten," deyip yanından geçerken omzuna çarparak yürüdüm ve bize ait olan odaya geçtim.
Bana sökmez kimsenin mafyalığı çünkü beni tehdit edecekleri bir şey yok. Annem babam hayatta olsa belki böyle rest çekmezdim, onlara zarar gelir diye. Ya da sevdiğim biri olsaydı, en basiti bir çocuğum olsaydı, bu kadar dik başlı, asi olamazdım. Aklıma sevdiklerim gelirdi, benim yüzümden onlar zarar görebilir ihtimali. Ama kimsenin bana yapabileceği hiçbir şey yok. En fazla öldürürler, zaten yaşayan ölüyüm, çok da koymaz. Hatta işime gelir.
Düşüncelerimden, telefonuma gelen mesaj bildirim sesi ile çıktım. Elime telefonu aldığımda, kayıtlı olmayan bir numaradan mesaj geldiğini gördüm. Açtım:
0 5…: Asiliğin başka zamanda başka birisine karşı olsaydı hoş olurdu. Ama bana sökmez! Sen benim gözümde basit bir sağlık personeli değilsin. İçimize sızmaya çalışan casussun. Adamlarımın yanında bana bir daha saygısızlık yaparsan, bedelini ödetirim. Gözünün yaşına bakmam. - Yaman Kandaş… diye yazmış.
Ben : Tanıştığımıza memnun olmadım… deyip cevap gönderdim ve engelledim.
Öyle mafya görünce tırsıp geri adım atacak biri asla değilim. Zaten İstanbul'da sokağa çıkıp elini sallasan mafyaya ya da mafya adamına değecek. Sabah erken uyanan kendini mafya ilan etmeye başladı. Senin bu rollenmelerin kesinlikle bana sökmez, Yaman Kandaş.
O sırada iş arkadaşlarımın konuşmalarını duydum.
"Adam yürüyen karizma, çok yakışıklı be."
Diğeri;
“Yakışıklı, aynı zamanda çok da tehlikeli. Böylelerinden uzak durmak lazım."
Dönüp baktım;
"Az önce koridorda yaşananları gördünüz mü?" diye sordum.
İkisi de hayır anlamında başını salladı.
"Ne yaşandı ki?"
"Bu adam benim boynumu sıktı, boğacaktı! Siz yok muydunuz orada?"
Ağızları açık kaldı.
"Hayır, gerçekten yoktuk! Neden senin boynunu sıktı?"
"İyilikten maraz doğar. Babasına yardımcı oldum. Teşekkür edeceğine öldürmeye çalıştı, embesil!" deyip odadan çıktım.
Kuru kuru asilik yaparak olacak iş değil. Elimde kanıt da olmalı.
Aşağı kata indim. Güvenlik odasına girip oradaki personele;
"20 dakika öncesinin yoğun bakım koridorundaki görüntülerini bana verebilir misin?" diye sordum.
Gülümsedi;
"Savcılık ya da polislik bir durum olmadan, kamera görüntülerini kafamıza göre kimseye vermiyoruz," dedi.
"Tamam, az önce bir adam benim boğazımı sıktı. Hasta yakını. Onu polise şikayet edeceğim. Görüntüleri ver, elimde delil olsun."
"Sen şikayetçi olursun, polisler gelir alır. Ancak o şekilde verebilirim. Başka türlü olmaz. Hangi hasta yakını? Ayrıca neden tehdit ettiler seni? Normalde doktora olur bu tarz şiddet olayları."
"Yaman Kandaş. Babası Cihangir Kandaş'a yardımcı oldum, oğlu boğazımı sıktı."
Güvenlik görevlisi öksürmeye başladı.
"Beni bu meseleye kesinlikle bulaştırma. Aklın varsa Yaman Kandaş'tan uzak dur."
Tek kaşımı havaya kaldırdım.
“Siz erkeklerin mafya hayranlığı hiç bitmiyor. Ya mafya ilan ediyorsunuz kendinizi ya da mafyayım diyene hayranınız.”
Yaka kartıma baktı, sonra gözlerime bakıp;
"Mihriban, aynı kurumda çalışıyoruz, iş arkadaşımsın. Farkında değilsin diye uyarmak istedim. İzlediğin... ya da sanmıyorum, sen o tarz diziler, filmler izleyecek birine benzemiyorsun. Olur da reklamına falan denk gelip fragmanını gördüğün mafya dizileri olduysa eğer… Hahh işte hepsini unut. Bu adam, o dizilerdekinin on katı. Sinirlendirme, cinsiyet ayrımı yapmadan karşısındakine hiç acımaz. Radarına girme, ne diyorsa evet de geç."
Gözlerimi devirdim.
“Neyse tamam. Polisler geldiğinde zorluk çıkarma, adamdan korkup görüntüleri silme, yeterli. Mesaim bitince gidip şikayetçi olacağım. Ayrıca başıma bir şey gelirse, sorumlusu Yaman Kandaş."
"Hiçbir şey görmedim, duymadım, bilmiyorum. Beni şahit etme bu olaylara," deyip sandalyesinde ekrana doğru döndü, bana arkasını döndü... Bu demek oluyor ki, sana yardımcı olmayacağım.
Acaba nedir bu Yaman Kandaş'ın olayı? Adını duyan yüz ifadesini değiştiriyor. Hayır, sanki ben başka bir ülkede yaşıyorum. İlk defa duyuyorum bu isimleri, hiç tanımıyorum. Ama benim dışımda herkes tanıyor. Hatta o kadar detaylı tanıyorlar ki yorum bile yapıyorlar.
Neyse, Cihangir Kandaş tedbir amaçlı 24 saat yoğun bakımda kalacak, sonra normal odaya geçince benim bu baba oğul ile olan bağlantım bitecek.
Tekrar personel odasına girdim. Girmemle birlikte, odada alarm çalmaya başladı. Yatak numarasına baktım: 3
“Lanet olsun! Lanet olsun!" deyip koşarak yoğun bakıma doğru ilerledim. Cihangir Kandaş'ın yatak numarası. Her şey yolundaydı, sırf tedbir amaçlı yoğun bakıma alınmıştı. Neler oldu şimdi bu adama diye düşünüyorum.
Yoğun bakıma koşarak ilerledim, zaman kaybı olmasın diye yolda kartımı çıkarıp elime aldım. Ben ve nöbetçi doktor koşarak yoğun bakıma gelince, Yaman Kandaş oturduğu sandalyeden kalktı.
"Neler oluyor, babam mı?" diye sordu.
Cevap vermeden içeri girdik. İçeriye girmemizle birlikte, yatağında şiddetli bir şekilde titreyen Cihangir Kandaş'ı gördüm. Şoka giriyor, vücut şoka giriyor! Ama olamaz her şey yolundaydı.
Ölmemelisin! Sen ölürsen sorularıma cevap alamayacağım, oğlun da başıma bela olacak. Ölmemelisin!