Akşam yemeği bitmişti. Miran’ın canı çay değil, kahve çekiyordu. Aile ortamından uzaklaşmak için bunu bahane edip yerinden kalktı. Kimseye belli etmeden ana binaya doğru ilerledi. Saksı saksı çiçeklerin arasından geçti, odasının yanındaki, ana binanın mutfağa açılan merdivenlere yöneldi. Pastel yeşilin hâkim olduğu mutfağa girdi. İçeride Zehra Hanım vardı. “Ne istemiştin ağam?” “Ben hallederim Zehra abla,” dedi kibarca. “Sen işine bak.” Ocağın üstünde kaynayan çaydanlıktan bir bardak sıcak su aldı. İçine toz kahve ekleyip karıştırdı. Kahveyi hemen içemezdi Miran; önce midesini yatıştırması gerekirdi. Dolaptan sade soda çıkardı. Tam o sırada mutfağa annesiyle birlikte Feyza girdi. “Feyza kızım,” dedi annesi, “Yaptığın tatlıdan koy. Babanın şekeri düşmüş yine, tatlı diye tutturuyor.”

