Oda sıcacıktı, saçlarımı okşayan şefkat dolu bir el hissedince gülümsedim. Gözlerim aralanırken karşımda bir süliet gördüm. Kalıplıydı, omuzları dimdikti. “Baba?” derken rüyada olduğumu düşünüyordum. “Hüma kuşum.” Gülendam ablanın sesini duyunca gözlerim tamamen açıldı ve sıçrayıp doğruldum. Birkaç saniye anlamadan etrafa bakındım. Algım yeni yeni açılıyordu. Yıllar sonra geçmişi konuştuğumdan mıdır, bilmiyordum ama rüyamda annemle babamı görmüştüm. Yüzleri biraz bulanık olsa da onlardı. Kendime geldiğimde Halil İbrahim’i bıraktığım yerde buldum. Kahverengi gözleri uykusuzluktan kızarmıştı, göz altları mosmordu. Gömleğinin iki düğmesi açıktı, kırış kırış olmuştu. Oturduğu pozisyon bile değişmemişti. “İnsan değil misin sen?” dedim sabahın köründe gördüğüm ilk yüz olduğu için sinirle.

