Birkaç dakikadır sessizce oturuyorduk. Kahvemi yudumladım, rüzgar esti. Alparslan benim yerime denize bakıyordu, dalgaları seyrediyordu dalgınca. “Aslında kim olduğum, Halil İbrahim’le tanışıklığımla bağlantılı,” diye başladı. Yanımdaydı ama temas etmiyorduk hiçbir şekilde. O aramızdaki ufacık mesafe, dağları denizleri aramıza sokmuşuz kadar uzak geldi o an. “Benim bir ailem vardı. Babam ve annem vardı, tek çocuktum. Mutluyduk da. Babam aşçı olarak çalışıyordu. On dört yaşına geldiğimde annem hastalandı. Sapasağlam kadın, hastalığını öğrendiğimiz günden sonra üç ayda çöktü mental olarak. Babam da…” Bekledi bir süre. Yüz ifadesi dümdüzdü, elleri titriyordu. Dimdik duruyordu, gözleri kıpkırmızıydı. Hiç yıkılmayacak kadar güçlü görünüyordu, çoktan yıkılmıştı belliydi. “Başka iş bakmaya

