Zaman nasıl akıp geçiyordu, anlamamıştım onun yanındayken. Dizime yatmıştı, ben onun saçlarını okşayıp deniz kokusunu içime çekerken birkaç eğlenceli çocukluk anısı anlatmıştı. Kahveler içilemez hale geldi diye, yeni kahve alıp gelmişti. En sevdiğimiz kahveden tutup renge kadar konuşmuştuk. Acı, keder, ölüm… Bahsetmemiştik hiçbirinden. Üşümeye başladığımızda el ele tutuşup sahilde yürümüştük. Beni belimden kavrayıp havaya kaldırarak suya atmakla tehdit ettiği için paçaları biraz ıslanmıştı. Atamamıştı tabii. Şimdiyse hava erken karardığı için yola çıkmıştık. Bana aldığı çikolatayı iştahla yediğimde kaçamak bakışlarını yakaladım. “Aç değilim, bir yerde durma. Eve gidelim,” diye uyarmak zorunda hissettim kendimi. Parmakları direksiyonda ritim tutmaya başladı. Kendi kendine gülünce dönüp b

