Cumhuriyet savcısı Oğuz Akkaya, elinde tuttuğu gizlilik sözleşmesindeki imzamı inceledi bir süre. Sessizlik hakimdi sorgu odasına. Olduğum yerde huzursuzca kıpırdandım. Halil İbrahim’in bakışlarının ağırlığını hissetsem de kafamı kaldırmadım. “Uzun bir konuşma olacak.” Savcının sesini duyunca masanın üzerindeki ellerimi birbirine geçirdim. Artık hayatın beni şaşırtmadığı bir evreye geldiğimi düşünüyordum fakat her yaşadığım olay bambaşka bir kapıyı önüme çıkarıyordu. “Halil İbrahim seni dahil etmek istemedi,” diye açıklama yapmaya başladı. “Ama mecbur kaldık. Çok kilit bir noktada duruyorsun.” Gözlerimi kırpıştırdım, hala ellerime bakıyordum. Kendi hayatımın neresindeydim, bilmiyordum artık. Susmayı tercih ettim. Devam etti. “Her şey Eyüp Sancaktar’ın davasına bakmamla başladı,” de

