
“Karanlıkta sadece kaybolmazsın… bazen kendini bulursun.”
Alara Yaman sıradan bir hayatın içine doğmuş, hayalleriyle yaşayan genç bir kadındı.
Ta ki bir akşam üniversite çıkışı siyah bir araç önünde durana kadar.
Ve o andan sonra, hiçbir şey sıradan kalmadı.
Atlas Aslanlı.
Yeraltı dünyasının en acımasız, en soğukkanlı ismi.
Disiplinli. Sessiz. Tehlikeli.
O yalnızca düşmanlarını değil, duyguları da öldürmeyi iyi bilirdi.
Alara, ailesinin ödeyemediği borcun bedeli olarak onun dünyasına zorla sürüklendiğinde, yalnızca korkuyla savaşmak zorunda kalmadı.
Aynı zamanda içindeki bastırılmış arzularla, ilk kez tanıştığı tutkuyla ve Atlas’ın karanlık cazibesiyle de yüzleşti.
İtaat mi edecekti? Yoksa direnişiyle onun oyununu mu bozacaktı?
Ama bazı savaşlar yalnızca güçle değil, arzuyla kazanılırdı.
Aşk-nefret sınırında başlayan bu hikâyede, dokunmadan çıldırtan bir gerilim, sabırla kurulan bir tutku ve karanlığa düşerken bile yakalanan bir sahipleniş var.
> “Henüz hiçbir şey istemedim. Ama isteyeceğim gün gelecek… ve sen, kendi iradenle bana geleceksin.”
