7.BÖLÜM

1843 Kelimeler
Eskiden kardeş gibiydik. Faruk’la ilk kez sınırdan mal çekerken tanışmıştım. O zamanlar bende cesaret vardı ama yol yoktu. Faruk’ta ise yol vardı ama güven azdı. Yıllar içinde sırt sırta vermiş, aynı tabakta yemek yemiş, aynı arabada kurşunlardan kaçmıştık. Öyle bir gece gelmişti ki, çatışmadan sonra üzerimdeki ceketi çıkarıp ona vermiştim. Donuyorduk, ama güvendeydik. O gece bana dönüp şöyle demişti: “Sen sırtımı kolladın Kutay. Bu şehirde herkes korkar, ama sen bir an bile korkmadın. Seninle bu işi büyütürüz.” Ben de gülerek, “Büyütelim. Ama kirlenmeden,” demiştim. Yıllar geçtikçe işimiz büyüdü. Mal çoğaldı, para aktı, çevre genişledi. Ama bir şey değişti: Faruk. Gülüşü soğumuştu, bakışları sertleşmişti. Her anlaşmada daha fazlasını ister olmuştu. Adamları meydanda bağıra çağıra dolaşır, insanlar onlardan korkar olmuştu. Sonra bir gece telefonum çaldı. Arayan Sadık’tı, sesi panikti. “Abi... kamyon durdurulmuş. Bizim sevkiyat değilmiş içindeki......” Arabaya atlayıp olay yerine gittim. Gördüklerime inanamadım. Kamyonun içinde uyuşturucu vardı. Daha kötüsü, arka tarafta zincirlenmiş küçük, Genç, kızlar... Kanım dondu. İçimde bir şey parçalandı. Faruk’u hemen aradım. Telefonda bağırarak sordum: “Ne bu lan?! Ben seninle kaçak mal taşıdım, insan değil!” Önce sessizlik oldu. Sonra sesi geldi. Soğuk ve buz gibiydi: “Kutay… sen hâlâ o eski hayalleri mi kuruyorsun? Bu şehirde büyümek istiyorsan, sadece eşya taşımazsın. Ruh taşırsın. Kan taşırsın.” “O kızlar ne olacak?” diye haykırdım. “Susturulur, öldür” dedi. “Konuşurlarsa işler karışır.” O gece dostluğumuz bitmişti. İçimde başlayan yangını kimse görememişti. Güçsüzdüm henüz, sustum. Ortadan kayboldum. Herkes ‘Kutay köşesine çekildi’ dedi. Oysa ben geri çekilmemiştim… geri saymıştım. Faruk yükselmeye devam etti. Fuhuş, uyuşturucu, tetikçiler… artık her pis işin altında onun imzası vardı. Ben ise sessizce izledim. Belgeler topladım. İnsanlar konuştukça not ettim. Adım adım bir dosya biriktirdim. Zamanı gelene kadar sustum. O zaman geldiğinde ortaya çıktım artık benim zamanımdı. Mekanıma bana göz dağı vermeye gelmişti O gece işleri yürüttüğümüz yere vardığımda Sadık soluk soluğa geldi: “Abi... Faruk adamlarını yollamış. Üç depona da girmişler. Kilit vurmuşlar. ‘Bu sokakta artık Kutay yok’ demişler.” Kafamı bile çevirmedim. Sadece bir kez göz göze geldim onunla. “Tam zamanında,” dedim. “abi sen iyi misin?” kayıtsızca durdum “malları aldılar diyorum bir şeyler yapalım! Sessiz mi kalacaksın?” “kalacağım” dedim çayımı yudumlayıp masaya koyarken Çünkü o depoları çoktan boşaltmıştım. Yerlerine çürük ürünler, işe yaramaz belgeler ve izlenebilir kutular koymuştum. Faruk şimdi kendi çöküşünü taşıyordu, haberi yoktu. “davutu ara sadık, buluşma ayarla bize ha birde yılmaza söyle başlıyoruz yanıma gelsin artık” Artık sadece sessizce izleyecektim belki eski günlerin hatrına ona acıyabilir öldürmezdim. Fakat yolunda ısrarlıysa o yolun sonundaki vahşete hazır olmalı o bitti sanırken ben yeni başlıyorum. Eve gidip biraz uyumalıyım benim için yorucu bir gündü. Aklımı toparlamak sağlam kararlar alabilmek için dinlenmiş berrak bir zihne ihtiyacım var... Başımı yastığa koyar koymaz gözlerim kapandı. Ve yine düştüm o tuhaf rüyanın içine. Yasemin oradaydı. Bir barın içindeydik. Tanıdık ama aynı zamanda yabancı bir yerdi. Sanki onu gördüğüm ilk an gibi.. Müzik fonda çalıyor, ışıklar üstümüze vurmuyordu ama ben onu net görüyordum. Siyah saçları omzuna dökülmüş, mavi gözleri yine önüne bakıyordu. Ama bu kez içinde bir çağrı vardı. Duruşu, o dingin bakışı… hepsi beni içine çekiyordu. Yanına yürüdüm. Hiçbir kelime etmeden, sadece göz göze geldik. Sanki öncesi . Zaman durdu. Elini uzattı aramızdaki mesafe kendi kendine kapandı. Dudakları dudaklarıma değdiğinde, bir anda tüm bedenimde bir ürperti hissettim. Rüya olduğunu biliyordum ama ne hissettiğim gerçekti. Kucağıma oturup beni öptüğü o geceyi yeniden yaşıyordum.. O zaman fark etmemişim ama ne kadar çok etkilenmişim ondan... Yasemin o gece de konuşmadı. Ama gözleri bir şey anlatıyordu. Sitem mıydı, yoksa hiç farkına varmadığım bir bağ mı… bilmiyordum. Sadece içimden geçenleri susturamadım. Rüya dağıldı sonra. Gözümün önünden yavaşça silindi. Uyandığımda kalbim hâlâ onun öpücüğünün ritmiyle atıyordu. Nefesim kesik kesikti. Yatağın içinde doğruldum. Bir an durdum. Gözlerimi kapattım. O anı yeniden yaşamaya çalıştım ama kayıp gitmişti. Ve o zaman fark ettim. Yasemin’in numarası bile yoktu bende. O kadar gerçekti ki sanki her an yeniden karşılaşacakmışız gibi gelmişti bana. Ama elimde hiçbir şey yoktu. Sadece kalbimde yankılanan bir his: “Onu yeniden görmeliyim.” Ve garipti… O gece ilk defa, Faruk’u değil, Yasemin’i düşündüm uyandıktan sonra. Faruk’la hesaplaşmalarım bile gölgede kalmıştı. Bir kadın... bir rüyayla dengemi bozmuştu. İçimdeki hise daha fazla engel olamadım. Hemen kalktım onu görmek istiyordum ve buna bir anlam veremiyordum ama aramızda yaşanan kısa süreli cinsel çekim yüzünden olabilirdi. Bir şeyler yarım kalmıştı bu yüzden devamlı olarak aklıma geliyor olabilirdi. Kafamda dönen düşünceleri bu şekilde bir nebze olsun çözümledim. Yatağımdan doğruldum biraz yıkanıp temizlenmeye ihtiyacım vardı. Duşumu aldım beyaz gömlek lacivert takımla jilet gibi görünüyordum. Bir bahanem olmalıydı gidip kıza seni rüyamda gördüm diyemem ya. Babaannemin odasına çıktım. Hep erken kalkardı. Yine erken kalmış beyaz saçlarını tarıyordu ister hasta olsun yada 70 yaşında hiç fark etmiyor kadınlar daima süsüne püsüne dikkat ediyor sanırım. “günaydın sultanım” deyip saçlarına bir öpücük bıraktım. “sen yine nerelerdeydin bakayım? Yine o tekinsiz adamlarla mı geziyorsun?” “sendeki de ne biçim hastalık bilemedim valla sen bir beni birde benim yaptığım pis işleri unutma iyi mi, neyse hadi gel seninle hastaneye gideceğiz?” “hastane mi neden?” “çünkü ben gitmek istiyorum ama bahanem yok dünkü kız varya onu göreceğiz?” “hangi kız” “ah nenem ahh.... Yasemin hatırlayıver kurban olayım hep işine gelmeyeni unutuveriyorsun?” “sen bana bunak mı diyorsun densiz!” elindeki tarağı bana attı kaçacak delik arıyordum. “Gelmiyorum ben bir yere!” “ama sultanım...” demeye kalmadan hemen çıkmak zorunda kaldım çünkü attıklarının devamı geliyordu. Kaldım şimdi tek başıma! Belki yeniden görsem yada oturup konuşsam son geceyi kendi içimde çözümleyebilirdim rahatlardım. Belkide sadece kendimi ikna etmeye çalışıyorum bilmiyorum. Dün gece onu bıraktığım evin önüne geldim. Kaçıncı katta oturduğunu bilmiyorum yada hangi dairede ama bulabilirim sanırım... Girişteki ilk dairenin kapısını çaldım. Yaseminin ikinci katta oturduğunu öğrendim. Üst kata çıkıp kapıyı çaldım ciddi bir şekilde durmaya özen gösterdim ama kapıyı açan sandığım kişi değildi. Annesi olabilir mıydı? “buyur evladım ne istemiştin?” “ben yasemini görmeye gelmiştim ama burada değil mi?” Arkadan sanki uzun yıllardır tanıyormuşum gibi tanıdık bir ses geldi. “kim geldi arzuşum” “bilmem arkadaşın herhalde” “yok biz arkadaş değiliz aslında geçen gece...” yasemin bir anda kapıda belirdi. Gözlerini öyle bir çıkardı ki diyeceğim kelimeler ağzımda kayboldu. “arkadaşım” dedi gülümseyerek kolumdan çekiştirdi. “hastanede tanıştık sana anlatmadım mı?” “yok kızım bahsetmedin” “neyse madem öyle bak bu Kutay Kutay buda arzu teyze ev sahibim” Başımı sallayıp elini öpmek için uzandım. “saol evladım gel bizde kahvaltı yapacaktık” dedi aslında ben yasemini alıp çıkmak istiyordum. Yasemin, “yok arzuşum onun işleri vardır zaten gidiyor şimdi” dedi beni kapı dışarı ederek. Bu hareketine birazcık bozulmuştum arzu teyze kınarcasına baktı. “kızım kapıya gelen insan öyle kovulur mu çok ayıp bide arkadaşın” bakışları bana döndü “hadi bakalım içeri itiraz istemem kahvaltınızı edin sonra her nereye gidiyorsanız gidin zaten bu kıza kalsa hiç yemesin....” O böyle söylenirken yasemin beni öldürecek gibi bakıyordu aldırmadan yüzüme alaycı bir sırıtış yerleştirdim. Minimal gayet şık ve düzenli bir evi vardı mutfaktaki ufak masaya yeni bir sandalye eklendi benim için birde servis açıldı. Arzu teyze ile karşılıklı otururken yasemin ortamızda oturuyordu. Pek kahvaltısına ellemedi durumdan memnun değildi anlaşılan bu kadar mı çekilmez bir adamım diye düşünmeden edemedim. “ee sende mi hastanede çalışıyorsun” soru banaydı. Sanırım yeraltı dünyasının tanınan bir ismi mafyayım demek pek doğru olmazdı bu yüzden, “iş adamıyım efendim” dedim “ne üzerine?” düşünceli bir şekilde kaşlarını kaldırdı. “bir kaç otelim şirketim var. Hatta yaseminin çalıştığı hastane benim sayılır” çayımdan bir yudum alırken yasemin öksürmeye başladı sanırım attığı bir kaç lokmada boğazına takılmıştı. “yani patronusun” “galiba öyle oluyorum” Kendimi aşırı gergin hissettim. Ulan koskoca ağalar paşalar karanlık adamlar tanıdım onlar bile beni bu kadar gergin hissettiremedi. “ailen peki?” bu sormaması gereken bir soruydu anlatmak zorunda değildim. Ve anlatmayacağım. “babanem ve ben varız” dedim gülümseyerek. Yasemin farkına vardı mı bilmiyorum ama tam zamanında araya girdi.. “aa arzuşum saat kaç olmuş benim hemen çıkmam lazım değil mi Kutay?” “tabi tabi kalkalım biz” dedim ona katılarak çıkarken kadına sarılmayı vedalaşmayı unutmadım bana göre yaşlı insanlara daima hürmet edilmeli.. Aşağıya indiğimde, yasemin bana doğru adımladığında geri çekildim parmağını havada salladı “sen ne cürretle benim evime kadar geliyorsun! Bana bak seni bir daha görmeyeyim demedim mi niye sabahın köründe kapıma geldin! Rüyanda mı gördün?” Kesinlikle müneccim olmalıymış. “hımm evet rüyamda gördüm geleyim bir rahatsız edeyim dedim” “ruh hastası bir daha karşıma çıkma” Ardına dönüp giderken peşinden seslendim “gel bırakayım bende oraya gideceğim” “gerek yok git” “binsene işte sıkıntı çıkarma!” “ben miyim sıkıntı çıkaran? O kadar sıkıntı çıkarıyorsam gitsene” dedi iyice sinirlerim bozulmuştu ben sabahın köründe ne diye buraya geldiysem bir de hanım efendiye dil döküyorum ee beyefendilikte bir yere kadar.. Kolundan tutup çektim. “bıraksana beni öküz anlaman mı kıt senin nedir?” “sus yürü sabrım taşıyor!” “banane senin sabrın dan ya böyle mi intikam alıyorsun hayatıma çöreklendin Allahım her gün inşallah görmem diye uyuyorum sabahına karşımda anlamadım ki ne istesem rabbim tersini veriyor” “ne konuştun be kadın! altı üstü iş yerine bırakacağım!” Arabanın ön koltuğuna oturttum bu kez sessiz kaldı. Kollarını önünde birleştirdi. Çocuk gibi davranıyordu ama aynı zamanda çok tatlı görünüyordu. “maganda herif” dedi cama doğru dönerken ama hiç üzerime alınmadım niye alınayım ki? Yol boyu konuşacak bir şeyler aradım ama neden konuşamıyordum? Aklıma çok şey geliyor ama sonra sormak manasız geliyordu. Hastaneye geldiğimizde kapıları kilitledim. Kapıyı açmak istedi olmayınca gözlerini kısıp bana baktı.. “kilitleri aç geç kalıyorum” Saatime baktım henüz 10 dakika daha vardı. “hayır kalmıyorsun daha var” “ee yani ne yapayım seninle burada mı oturayım?” “aslında pek fena olmaz ama sen daha çok kucağımda olmayı seviyorsun sanırım?” kelimeler bir anda ağzımdan çıktı. Yasemin ise kızarmaya başlamıştı. Sanki o gece beni arsızca baştan çıkaran o değilmiş gibi. “sen varya..” ağzına laflar geldi ama yuttu “aç şunu ineceğim vallahi bağırırım” “tamam kızma telefonunu ver bir dakika” “ne?” dedi hayretle, “sana ne diye telefonumu vereyim?” “numaranı alacağım ondan ver hadi kendimi çaldırayım?” Kısa bir kahkaha attı “aç şu kapıyı sinirleniyorum manyak mısın sen ya durduk yere tanımadığım bir adama telefonumu ne diye vereyim?” “tanımadığın adamla yatmak üzereydin ama!” diye patladım. “üzgündüm içkiliydim tamam mı ikide bir aynı imayı yapıp durma!” “o zaman telefonunu ver yoksa bu konuşma uzar . Akşam sadece yemek ısmarlayacağım sonra beni bir daha görmezsin söz” “yani peşimi bırakacaksın” “evet” dedim kararlılıkla akşam onunla konuşup içimdeki şeyleri çözümleyecek bir daha onu görmeyecektim.. “tamam o zaman” Telefonunu bana verdi numarasını aldım akşam iş çıkışı onu almak için sözleştim. Sonrasında faruğun mağlubiyetini duyurmak için yola çıktım ama elimde hala büyük bir koz vardı akıllanmazsa onu kullanmaktan da çekinmem.....
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE