6.BÖLÜM

1130 Kelimeler
Kutay’ dan... Kadın beni resmen yatağa bağlayıp gitmişti şu 30 senelik ömrümde bu kadar utandığım başka bir an hatırlamıyorum rezil olmuştum Kutay sami bir kadın tarafından yatağa bağlanıp terk edilmişti olacak şey değil! Kadın ne kadar çok sinirlerimi oynatsa da babanem kaybolmuştu gece yanına gidecekken gidememiştim. Aslında kurtulduğum ilk an o kadını buldurmak isterdim ama her yerde Hafize sultanı aratıyorduk. Neyse ki çabucak bizim hastanede bulmuşlardı. Ziya beyin ortak olduğu hastanede. Babam orada doktordu eskiden. Keşke yaşıyor olsaydı. O zaman ona gidip hesap sorabilirdim ama önce annemi sonra kendini öldürmüştü ve benim gidip kinimi kusabileceğim kara toprağa karışmış leşten başkası değildi.... Yasemini bir daha görmeyeceğimi düşünerek peşine düşmekten vazgeçmiştim. Ama şansa bakın ki 24 saat dolmadan hastanede karşılaşmıştık. Bugüne kadar yatağıma kadar gelipte beni terk eden olmadığı gibi o kadınların hiçbiri ile ikinci sefer karşılaşmamıştım. Ve aklım onunla beraber olduğum son sahnelere gittiğinde asansörde ona yaklaşmak istemiştim. Dönüp gittiğinde ise kıyafetlerini çıkarmadan beni etkileyen hatta seksi bulduğum tek kadın olduğunu fark ettim. Onu evine bırakıp aynı şekilde babanemi de arabada uyuklarken eve götürdüm bakıcıya teslim edip çıktım. Bu gece bizim mekan her zamanki kadar doluydu. Dans eden kadınlar kafayı çeken adamlar kafayı dağıtmaya gelen umutsuzlar. mekâna adımımı attığımda, içerideki hava neredeyse elle tutulacak kadar ağırdı. Alışık olduğum bir koku vardı: ucuz parfümler, alkol ve yanmış hayallerin karışımı. İçeri girdiğimde gözlerim hemen onu aradı. Bildiğim yerdeydi köşe masa, arkasını duvara verip herkesi izleyebileceği tek nokta. Yavaş adımlarla ilerledim. Ayaklarım sanki yılların yükünü taşıyordu. İçimde eski bir hesaplaşmanın ağırlığı vardı. Onu son gördüğümden bu yana çok şey değişmişti ama bakışı aynıydı; soğuk, temkinli ve her şeyi çözen cinsten. Masasına vardığımda göz göze geldik. Ne şaşırdı ne de gülümsedi. Sadece başını hafifçe salladı, oturmam için bir yer bıraktı. Ben oturdum. Kalbim değil ama geçmişim hızlı atmaya başlamıştı. Birkaç saniye sustum. Sonra içimde yıllardır taşıdığım cümle döküldü: "Buraya, son defa konuşmaya geldim." "Buraya, son defa konuşmaya geldim," dedim ama sesim içimdeki kasveti gizleyememişti. O sadece viskisinden bir yudum aldı. Cevap vermedi. Zaten bu işin raconunda lafı uzatmak yoktu. Ya anlaşılırdık ya da biri ölürdü. Eskiden ortağım sayılırdı. Aynı sokaklardan çıkmış, aynı adamlara sırt dayamıştık. Ama zamanla herkes kendi yolunu seçti. Ben kanla, o parayla büyüdü. Ben gölgede kaldım, o ışığın içine yürüdü. Ama ikimiz de kirliydik. Temiz kalmaya çalışanlar çoktan toprağın altındaydı. "Son sevkiyatta senin imzan vardı," dedim. "İstanbul limanında yakalanan o kolideki işaret... sadece ikimiz bilirdi." Gözleri kısıldı. Sigarasını yaktı. Dumanı yüzüme doğru savurdu, bilerek. Cevap vermedi yine. Sessizlik bana çok şey anlattı. O an anladım ki bu masa son masamızdı. Ya burada el sıkışacaktık ya da biri kanını dökecekti. Silahım belimdeydi, onunki her zaman masa altındaydı. Kurallar değişmemişti. "İhanet eden yaşatılmaz," dedim. Bu cümleyi yıllar önce onun ağzından duymuştum. Sonra hafifçe gülümsedi ve ilk kez konuştu: "Ben ihaneti değil, imparatorluğu seçtim." "Ben ihaneti değil, imparatorluğu seçtim," dediğinde yüzüne baktım. Yıllar boyunca aynı sokaklarda yürümüş, aynı adamlara sırt çevirmiştik. Bizden biri, bizim içimizden çıkan biri, böyle bir lafı ediyorsa... demek ki çoktan yolunu çizmişti. Başımı eğmeden, gözümü kırpmadan cevap verdim. "Biz bu işe başlarken bir söz verdik birbirimize. Kanın aktığı her yere adaletin gölgesi düşecek dedik. Sen o gölgeyi yırtıp geçtin. Güneşe tapanların sonu hep aynı olur. Kör olurlar." Gülümsedi. Soğuk, sinsi bir tebessüm. Yüzünde pişmanlık değil, zafer vardı. "Sen hâlâ mahalle raconuyla yaşıyorsun," dedi. "Ama dünya değişti. Kurallar artık para ile yazılıyor, cesaretle değil. Ben de değiştim. Sen değişmedin. O yüzden sen kaybettin." Sustum. O an çok şey söyleyebilirdim. Yumruğum masaya vurabilirdi, elim silahıma gidebilirdi. Ama yapmadım. Çünkü o an anladım: Bazı savaşlar silahla değil, zamanla kazanılırdı. Ayağa kalktı. Ceketini düzeltti. Yavaşça arkasını döndü, bir adım attı ama sonra durdu. Geriye dönüp son kez konuştu: "Birbirimizi tanıdığımız gün bitti. Bugün artık iki yabancıyız. Ve ben düşmanlarımdan dostlarımdan daha çok şey öğrenirim." O gitti. Ama o gece, masada otururken içimde bir şey değişti. Ben artık onu öldürmek istemiyordum. Ben, onun her adımında pişman olmasını bekleyecektim. Ve bu, kurşundan daha ağır bir cezaydı. Faruk giderken ben her zaman yaptığım gibi kafamı dağıtmak için güzel bir kadını üst katta ki odama götürecektim. Bu benim için çok zor değildi. Etrafımdaki kadınların dikkati daima üzerimde olurdu. Ve şuan tek önemli şey benim hangisini seçeceğimdi bar masasına yaklaştım. Bir içki istemek için daimi elaman deniz yeni başlamış olacak kızın kulağına fısıldayınca kız hemen içkimi önüme koydu. Ellerini ise bilerek kolumdan aşağı bana sürterek dikkatimi çekmeye çalışıyordu. Esmer balık etli alımlı bir kadındı. Ona gülümsedim bana aynı jestle karşılık verdiğinde belki bu gece beni rahatlatacak kadının o olduğunu düşündüm. Bir kaç dakika sonra elinde bir not kağıdı ile gelmişti ve hislerimden yanılmadığımı ispatlamış oldu. Kağıtta aynen şöyle yazıyordu ‘ne zaman istersen arayabilirsin her türlü ihtiyacını giderebilirim’ ve altında numarası yazıyordu. “deniz!” onu yanıma çağırdım. “bu kız ne zaman geldi ne iş” “yeni elaman” dedi dümdüz. “iyi yukarıya bir şişe viski ile gönder” “emrin olur patron” dedi ve çekildi geleceğinden yüzde yüz emin olduğum için beklemeden odama çıktım. İki bardak çıkardım. Gömleğimin bir kaç düğmesini gevşettim. Çok geçmeden kapım çalındı. “gel!” Adını bilmediğim esmer kadın içeriye girdi gerçi şu yatağa gelen kaç kadının adını biliyordum yada hatırlıyordum ki zaten? Başta çıkarıcı yürüyüşüyle yanıma geldi bardaklardan birini ona uzatırken zarifçe doldurdu ve diğerini. İçkisinden bir kaç yudum alıp bardağını masaya koydu. Bir yılan gibi bana yaklaşıp kollarını doladı “seni çok mutlu edebilirim sence kaç dakika dayanırsın” dedi cilveli bir gülüşler. “ortalamanın üzerindeyim. Sen kaç postaya dayanırsın” dedim alayla kadının yüzündeki gülümseme büyüdü. “beni tanıyanlar genelde afrodit gibi olduğumu söylerler henüz libidoma denk birini tanımadım” “o henüz benimle tanışmadığın için” arsızca dudaklarıma yapıştı geri çekilmedim ellerim pürüzsüz bacaklarında ve kalçalarında dolaşıyordu. Gerçekten ona neden böyle dedikleri belliydi. Dolgun göğsü kalçası incecik beli inkar edilemeyecek kadar iyi bir fiziği vardı eminim bir çok erkeğin hayallerini süslüyordur. Öpüşerek yatağa doğru ilerledik. Göğüslerinden yatağa sertçe ittirdim. Gömleğimi çıkarıp üzerine çıktığımda bacaklarımın tam arasındaydı gömleğinin bir kaç düğmesini açmış göğüsleri dışarı taşıyordu. Henüz sertleşmemiştim. Nedense bir anda aklıma yasemin geldi. Daha dün gece aynı pozisyonda altımdaydı. Neden bir anda aklıma gelmişti ki onu göz ardı ederek, şu ana odaklandım. Soyunmasına yardımcı oldum. Hatta sütyenini bile çıkardım. Göğüslerinin uçlarını emmeye daireler çizmeye başladım. O kıvranırken bende hala tık yoktu. Şaka gibi bu yaşta iktidarsızlık yaşıyor olamam değil mi? Biraz daha çabaladım ama hala olmuyordu. Resmen rezil oluyordum. Şans yüzüme güldü ki telefonum çaldı. Bahane ederek hemen kalktım. “sami hemen gelmen lazım.. Faruk her şeye el koymuş battık oğlum biz” Faruktan bir hamle beklesem bile bu kadar erken olmasını beklemiyordum. Hiç vakit kaybetmemişti. Zaten onun daima bir sürü planı olurdu. Ama unuttuğu bir şey varki bende onunla seneler boyu beraberdim o beni ne kadar iyi tanıyorsa bende onu o kadar iyi tanıyordum. Daima emri veren o bile olsa kendi başıma hareket edecek kabiliyete bende sahibim.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE