5.BÖLÜM

1084 Kelimeler
Hayat ne kadar garip değil mi daha 24 saat dolmadan yüzünü umarım bir daha görmem diyerek kaçtığım adamla yemek yemeye gidiyordum. Arabanın arka koltuğunda ben ve Hafize teyze oturuyorduk. Ön tarafta ise o. Aynadan ona ara ara bakmıştım ama bakışları yola sabitlenmişti. Hafize teyze ise bir çocuk heyecanı ile dışarıya bakıyordu. Tekrar dikiz aynasından ona bakarken göz göze geldik inat edip bakışlarımı doğruca ona diktim. “çorbacıya gidiyoruz umarım sorun değildir?” dedi. “hayır olmaz nereye gittiğimizin bir önemi yok” “iyi” dedi dümdüz ama o kelimeyi söyleyiş tarzından bir sürü anlam çıkarabilirdim. Nihayet çorbacıya geldiğimizde. Nenesinin inmesine yardım etti yaşı ne kadar fazla olsa da hala asil duran bir siması vardı. Masaya oturduğumuzda siparişleri almak için Yusuf geldi. “hoş geldin abla ela abla yok mu?” dedi ela ablası geberesice. “yok Yusuf işleri var bugün” “sana her zamanki gibi getiriyorum o zaman” “evet beyefendiye sor ne istiyorlarsa” “ablana verdiğinden getir koçum” Yusuf siparişleri alıp giderken Kutay bana döndü. “sık geliyorsun sanırım” “eh çalışıyorum bide çabuk hasta olurum ben o zamanlarda iyi oluyor” “o kadar içersen hasta olursun tabi” Ters ters ona bakmakla yetindim. “yasemin?” “efendim Hafize teyze” “oğlum niye gelmedi?” Bakışlarım kutaya döndü ne desem bilemedim Belli ki kadının aklı gidip geliyordu. “gelecek dedim ya sultanım niye böyle yapıyorsun?” “ne zaman çok zaman oldu hala gelmiyor” dedi üzgünce. Bu hali gerçekten insanı çok üzüyordu. “yasemin Hadi sen bari beni oğluma götür” “ben ee” kararsızca kutaya baktım. Söylemem gereken şeylerden emin değildim. Oğluna ne olmuştu ölmüş müydü gitmiş miydi ve bu konuda konuşmak bana düşmezdi. O sırada çorbalar geldi konu dağıldı. Kelle paça ama sarımsaksız sarımsaktan hiç hoşlanmam. “afiyet olsun abla seninki sarımsaksız, sizede abi” deyip çekildi. “sarımsaksız kelle paça mı içilir?!” dedi gözlerini kısarak. “sarımsak sevmem ben” “ee içme o zaman bu kelle paça sarımsaksız içilir mi çorbaya hakaret resmen” “Allah allah nasıl istersem öyle içerim sanane ya sen iç sarımsaklı sarımsaklı” dedim son kelimelerde yüzümü buruşturdum. “Yusuf koçum sen bize sarımsak sosu getir” “tamamdır abi” O çorbayı o şekilde içerken gerçekten midem kalkmıştı öyle leş gibi ne kadar iğrençti. Hepimiz çorbamızı içtik hatta Kutay 3 kase içti o kadar çorbayı nasıl içti bilmiyorum ama mide fesadı geçirmesi an meselesi sanırım. Hesap masaya geldiğinde elimi uzattım ki aynı zamanda Kutay da diğer taraftan çekti. “versene ben ödeyeceğim” dedim. “ben öderim ver” “ben söz vermiştim Hafize teyzeye ben öderim” “kızım bıraksana ben masamdaki kadına hesap ödetmem” Elimden çekip aldı. Bilmediği şey ise inadım inattır. Ben hemen mobilden sürekli geldiğim için kayıtlı olan ibana parayı attım. Yusufa da işaret ettim anlamıştı. Tekrar masaya geldiğinde Kutay hesap defterini uzattı Yusuf açtı bir bana Bir ona baktı. “yalnız abi yasemin abla hesabı ödedi” parayı masaya geri bırakıp uzaklaştı. Kutay parayı cebine koyarken oldukça şaşkın görünüyordu “ne ara ödedin kalkmadın bile?” dedi hayretle Telefonu ona doğru tuttum “böyle ödedim” Sabır çekerek başını çevirdi. “iyi hadi kalkalım madem.” Onlar arabaya doğru giderken ben Hafize teyze ile vedalaştım diğer yoldan eve gitmeye niyetlendim. “nereye yasemin binsene” dedi kutay “eve gidiyorum işte size iyi akşamlar” “ben bırakacağım bin” dedi inatla “gerek yok ben kendim giderim” “arabayı senin hemen arkandan eve gidene kadar sürerim yaparım bunu o yüzden ne sen beni uğraştır ne ben seni bir şey yapacak halim yok ya!” Yapar mıydı bilmiyorum ama yapacak gibi durmuyordu. “peki tamam” Beni evime bıraktı gitti. Hiçbir şey demedi. Kaba mı yoksa nazik mi inanın ki anlayamadım. Eve geçtiğimde telefonumda bir sürü cevapsız çağrı vardı arayan, Annem.. Soyunup dökündüm ve hemen oturdum annemi aradım. “alo anne efendim” “efendim in batsın senin sen nerelerdesin kız arıyorum yoksun öldürecek misin beni sen?” “çalışıyordum anne ne yapayım?” “belli belli o nasıl çalışmaysa!” “anne seni kızdıran neyse söyle kurtulalım ikimizde” “sen daha iyi bilirsin o videolar ne öyle kızım” “görmüşsün işte sorma” “şerefimi iki paralık oldu o iti öldürmek gerek” “kimseyi öldürmek yok anne ayrıldım bitti” “öyle kolaydır bir kızın namusu ile oynayıp atmak ha kızım? Ben babana ne diyim ya abilerin kudurdular sen desen ayrı bir alemsin zaten bak yasemin buralar çok karıştı evdekiler deliriyor abin tutturdu o tarığı öldürecem diye!” “kimse beni kullanmadı atmadı anne ben ayrıldım ben! Tarık yaptığına çok pişman peşimde dolanıyor. Ama ben ayrıldım oldu mu?” “yani o kız için seni bırakmadı öyle mi” “öyle” “kızım o zaman affetseydin baban hiç yapmadı mı? erkek kısmının fıtratında var ne edelim dile düşmekten iyidir bu saatten sonra seni kim alır?” “ya anne beni delirtmesene sen ne demek erkeğin fıtratı ya benim için bitti ayrıca dile filan düşmedim bu bir ben mal değilim kimse beni alamaz buda iki umarım yeterli olmuştur senin için kapatıyorum yoksa kalbini kıracağım!” O daha söylenirken telefonu kapattım. Ailem diyarbakırlıydı. Babam ve annem oldukça geri kafalılar kızların okumasına bile karşılar en son evden bir lira bile almadan çıktım çalıştım çabaladım kendime düzen kurdum okudum tabi bu dönemde abilerimin katkısı çok büyük. Ailem fakir değil ama ben onların parası ile okumadan bir kadının kendi ayakları üzerinde durabileceğini kanıtladım. 3 tane abim bir tane de ikizim var hepsi erkek aralarında tek kız benim ilk zamanlar çok üstüme düşerlerdi ama şuan kendi başıma idare ettiğim için birde çenem çok çıktığı için bana bulaşmıyorlar. Mustafa abim en büyükleri. Mervan abim bir küçüğü ki en delileri o dur. Birde Melih abim var oda mervan abimden aşağı değil gerçi. Mehmet ise benim ikizim kendi halinde pek bir şeye karışmasa bile eminim o dahi bu konu hakkında delirmiştir. En yakın zamanda bütün problemlerim çözülecekti umarım ama şuan önceliğim işim fıratın bana karşı uyguladığı yıldırma politikasına yenilmeyeceğim.. Hayatıma devam edeceğim Tarık’tan öncesi gibi. Her ne kadar öncesini hatırlamasam bile... Hala kendimi toparlamaya çalışıyordum. Ne kadar göstermek istemesem de şuan Tarık’tan nefret dahi etsem içimden kocaman bir parçayı söküp aldığı kaçınılmaz bir gerçek. O benim en güvendiğim yanında huzuru bulduğum insandı yada ben öyle sanmıştım. Biz insanlar evdeki eşyalarımıza bile bağlanıp eskise de atmaya kıyamıyoruz. Tarık benim 5 senedir hayatımdaydı bir kanser gibi tüm anılarıma hayatıma ve duygularıma dağılmıştı onu söküp atmak ise o kadar kolay değildi.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE