ON

1683 Kelimeler
Bir gün bir film izlerken her ne kadar filmin çok saçma olduğunu düşünsemde orada unutamayacağım bir replik görmüştüm. Amacı olmayan insanlar bir hiç olmaya mahkûmdur. Sanırım kendi hayatımdaki amacı ilk kez sorgulamaya başladığım andı o repliği gördüğüm an. Kendi kendime hep sormuştum bu hayattaki amacım ne diye. Babamda hep hayatta amaç edinmek için küçüksün şu andaki amacın beni sevmek olsun derdi. Bende öyle bir amaç edinmiştim çocuk aklımla. Hayatımdaki amacımın babamı sevmek olduğunu düşünmüştüm. Keşke o zamanlara dönebilseydim. Elimdeki kahverengi içinde dumanı tüten kahveyle mutfaktan çıktım ve her bir adımımda sızlayan karnıma aldırmadan salondaki tekli bordo koltuğa oturarak bağdaş kurdum. Üşüyen avuçlarımı can yakıcı derecedeki sıcak olan kupayla ısıtmaya çalışarak çalışmayan televizyona bakmaya başladım. "Ne düşünüyorsun?" Bu ses şüphesiz dün gece gördüğüm kabustan sonra kendisine sarılıp kokusunu koklayarak sakinleştiğim Özgür'ün sesiydi. Hâlâ kavrayamıyordum zaten. Nasıl olurda babam gibi kokabilirdi bu adam? Birbirimizle hiçbir bağlantımız yoktu. Babam ölmeseydi onunla tanışmayacaktım bile ama babam gibi kokuyordu. Babam gibi sıcaktı. Babam gibi sarılıyordu. Saçlarımı babam gibi okşuyordu. Bir yabancı nasıl olurda benim en değerlime bu kadar benzeyebilirdi? "Hayattaki amacımı." dedim kahveden bir yudum aldıktan sonra. Bu sıcak kahve karın ağrıma iyi gelecekti biliyordum. Gözlerimi ona çevirdim ve kısık bakışlarının üzerimde olduğunu fark ettim. "Amaç," dedi gözleriyle gözlerimi esir alırken. Ona bir kez baktığım zaman gözlerimi bir kez daha kaçırmak cidden çok zor oluyordu. "Amacın belli diye düşünüyorum." Başımı yavaşça olumlu anlamda sallarken bir yudum daha aldım kahveden ve yutkunarak üçlü kanepede sadece eşofman altıyla oturan Özgür'de gezindirdim bakışlarımı. Saçları uykudan yeni kalktığı için dağılmıştı. Düz bakışlarında uyku mahmurluğu vardı ve sesi daha kalınca çıkıyordu. "Nereden başlayacağımı nasıl başlayacağımı bilmiyorum." diye itiraf ettim. Omuzlarım bu itirafla hafifçe çökmüştü. "Babanın kara listesinde olanları belirlemekle başlamalıyız." dediğinde göz bebeklerime yerleşen şaşkınlıkla ona baktım. "Başlamalıyız derken?" "Sen ve ben. İkimiz." "Birlikte mi bulacağız babamın katilini?" diye sorarken sesim her ne kadar soğuk çıksada aslında içten içe çok mutlu olmuştum şu anda. Ben Özgür'ün sabah uyanır uyanmaz ilk işinin beni malikhaneye göndermek olacağını düşünürken o kalkmış babanın katilini birlikte bulacağız diyordu. "Bak bu sadece senin meselen değil tamam mı? Bunu yapan kişi kimse belli ki benimle de sorunu olan biri ve benim adımı kullanarak yedi bu boku. O yüzden Atalay Gümüş davası tek kişilik değil iki kişilik bir dava. İster kabul et ister etme." "Ben bunca olandan sonra beni direkt ifşa edersin diye düşünmüştüm." "Aslında ifşa olsan işimiz kolaylaşabilir." diye mırıldandı Özgür düşünceli düşünceli. "Katil eminim sana kayıtsız kalamayacaktır. Mutlaka bir yerden açık verir." "Gerçek kimliğimin öğrenilmesini istemiyorum Özgür." diye cevapladım onu. "En azından babamın katilini bulana kadar." "Sen bilirsin. Ama tek başına bir halt yemek yok." Başımı olumsuz anlamda sallarken kahvemi tekrar yudumladım. "Sumur dünyasındakileri benden daha iyi tanıyorsun zaten. Ki babamın katilide oradan. Babamın sevenleri çoktu ama düşmanlarıda çoktu. Kara liste yapsak sayfalar alır." "Belli başlı kişileri hedef almalıyız. Öldürecek kadar gözü dönen kişileri." "Sumurdaki herkesin gözü dönmüş zaten." dediğimde başını onaylar anlamda salladı. "Ama şunu bilmeliyiz. Katili çok uzakta aramamıza gerek yok. Her kimse bu katil bizim içimizde." "Yakınımızda." Bir an aramızda sessizlik oldu ve ikimizde aynı şeyi düşünürken ben aklıma takılan başka bir soruyu sordum. "Ben yanında hangi sıfatla gezeceğim peki?" dediğim esnada ayağa kalkmıştı. Mutfağa giden adımları sorumla birlikte bana yöneldi ve ağır ağır üzerime gelirken başımı kaldırdım. Özgür'ün boyu yanındayken kendinizi ufacık savunmasız hissetmenize neden olacak türden bir boy değildi. Öyle aman aman 1.90'ı geçmişte ona bakarken boynunuzu sızlatacak bir boyu yoktu. Ortalama Türk erkeği boyundan biraz daha fazlaydı. Tahminimce 1.75 üstüydü ama fiziği o kadar düzgündü ki boyuna çok yakışıyordu. Tam önümde durdu ve dün gece ki gibi yumruk yaptığı ellerini tekli koltuğun kolluklarına koydu. Bana doğru eğildiğinde yüzü dün gecekine oranla daha yakın durmuştu yüzüme. "Sen hangi sıfatla olmak isterdin?" derken gözbebeklerinin ardından geçen ifadeleri okumaya ve duygularını anlamaya çalışıyordum ama o kadar hızlı geçip gidiyorlardı ki takip edemiyordum. Özgür'ün duygularını saklamakta kötü olabilirdi belki ama duygularını hızlıca yok etmekte üstüne yoktu. Sesindeki ima karameli fazla kaçmış kola tadı bıraktı damağımda. İnce kaşlarım hafifçe çatılırken bir yandanda kısık kahverengi gözlerini çevreleyen siyah kıvrık kirpiklerinin yakından ne kadar hoş göründüğünü düşünüyordum. "Bana kelime oyunu yapma." diye fısıldayarak kahve kokan nefesimi yüzüne üfledim ve o anda kısıkça güldü. Zaten sürekli kısık bakan gözleri iyice kapanıp birbirine girerken dudakları yukarı kıvrıldı ve nefesimi bir anlığına tutmamı sağlayacak görüntü sundu gözlerimin içine. "Kelime oyunu mu yaptığımı düşünüyorsun? Cidden soruyorum. Hangi sıfatla olmak isterdin?" "Hayatında hangi sıfatı taşıyacak birine ihtiyacın varsa." dediğim esnada dudakları düz bir çizgiye döndü ve bir anda gözlerinin ardında oradan oraya uçuşan duygu hayaletleri yok oldu. Gözlerine ifadesizlik çökerken yumruklarını koyduğu ellerinden biri kalktı ve yüzüme yaklaştı. Ben gözlerimi gözlerinden bir an olsun ayırmazken parmakları kulağımın arkasına sakladığım ve oradan çıkan asi saç tutamıma gitti. İşaret ve baş parmağı arasına aldığı saç tutamımda parmaklarını gezdirirken dudakları aralandı. "Benim," dedi soluk alarak. Birbirine bastırdığım dudaklarımla onu izlerken beni daha fazla bekletmeden konuşmaya devam etti. "Bir eşe ihtiyacım var sinsi panter." Yüzü yüzüme biraz daha yaklaştı ve dudakları yine kulağımın hizasına gelirken kendime hakim olamayarak yutkundum. "Karım olur musun sinsi panter?" "Saçmalama." dedim tek nefeste. Sırıtarak gözlerimin içine tekrar bakmaya başladığında sinirle burnumdan bir nefes aldım ama kokusunu soluyunca ortada sinir falan kalmadı. Kokusuyla sinirlerimi alıyordu bu adam benim. "Öyle bir sıfatı istemiyorum. Düzgün bir şeyler seç." "Neden?" derken hâlâ dudakları hoş bir kavisle yukarı kıvrılmıştı ve gözlerine yansıyan parıldamayı görebiliyordum. "Özgür Şahin'in karısı olmak kadar iyi bir sıfat var mı?" "Atalay Gümüş'ün kızı olmak mesela." diye cevabı yapıştırdığımda gözlerindeki parıldama söndü ve dudaklarındaki kavis aşağıya indi. "Güzel sıfat." diye mırıldanırken parmakları arasında tuttuğu saçımı kulağımın arkasına koydu ve o anda saçıma hafifçe asılarak saç köklerimi sızlattı. İnsan tek bir dokunuşla bir şeyleri anlatabilir ve karşı tarafta demek istediğini anlayabilir miydi? Yemin ederim demek istediğini anlamıştım. Bu dokunuşun anlamı sinirlerimi bozuyorsun ama sana karşı koyamıyorum dokunuşuydu ve gözlerine bakınca bu anlam derinleşiyordu. Bir erkeğin kendisine olan ilgisini farketmeyecek kadar gözü kör olan salak kızlardan değildim. Özgür her ne kadar duygularını saklamaya çalışıp bunda başarılı olsa da tek şahin o değildi. Benimde gözlerim bir şeyleri yakalıyordu ve aynı evde nefes aldığım dün gece aslında katil olmadığını kanıtlamaya çalışan ve her ne kadar içimde şüphe bırakmış olsa da en azından beni aydınlatmaya çalışan Özgür Şahin bana karşı koyamıyordu. "Güzeldir." dediğim anda kapı çaldı ve Özgür sanki bunu bekliyormuş gibi hızlıca benden uzaklaştı. Tek kelime etmeden kapıya yürüdü ve kim olduğunu sormadan kapıyı açtı. İkimizinde bildiği gibi (çünkü sabah arayıp çağırmıştı) açılan kapıdan içeriye Yağız girdi ve girer girmezde düşük çenesini konuşturdu. "Oğlum senin yüzünden markette rezil oldum lan." diyerek salona adımladığı sırada ayağa kalktım ve ona döndüm. Yağız önde Özgür arkada elirken kollarımı göğsümde kavuşturdum ve Yağız'dan bir kez daha haz almadığımı düşündüm. "Ne marketi ne rezil olması lan?" diye sordu Özgür kaşlarını çatarak. Yağız elindeki siyah poşetle Özgür'e dönmeden önce benimle göz göze geldi ve yılan görmüş gibi oldu. Yüzü bembeyaz kesilirken gözlerini hızlıca benden kaçırdı ve Özgür'e döndü. "Mesaj attın gelirken o kanatlı şeylerden al diye alırken marketteki kadın kıs kıs güldü. Birde oradaki velet kendine mi takacaksın abi diye dalga geçmesin mi? Çocuğu sokak boyunca kovalayıp öyle geldim." "Ne kanatlı şeyi ne mesajı oğlum? Ne saçmalıyorsun sen?" diye sorduğunda sessizliğimi bozmaya karar vererek konuştum ve ikisinin ilgisini kendime yönelttim. "Ben mesaj attım. Üstelik onun adı kanatlı şey değil ped. Allah'ın cahili. Zaten anca kadınlarla kendinizi mutlu etmek için ilgilenin ver şu poşeti bana." dediğimde Yağız şok olmuş bir şekilde bana bakıyordu Özgür ise bıyıkaltı gülüyordu. "Senin için mi rezil oldum ben şimdi?" dediğinde gözlerimi devirdim. "E pedi takacak kişi Özgür olmayacağına göre?" diyerek elimi uzattım ve elinden siyah poşeti aldım. Kısaca Özgür'e baktığımda ise kahkahayı patlatmamak için kendini sıktığını ve yüzünün kızardığını gördüm. "Ya senin insanlara saldırmana gerek yok böyle bile öldürebilirsin cidden." Yağız Özgür'e döndü ve konuşmasına devam etti. "Ne diyordun sen buna? Panter mi? Cidden yerinde bir benzetme. Panter doğurmuş sanki bunu. Ulan kolunuda şimdi görüyorum bu yaptı değil mi? Bak Özgür tasma takalım buna herkese saldırıyor yakında çok acıkırsa seni yer be." Özgür gözlerini devirerek mutfağa geçti ve o esnada "Çok konuşuyorsun be Yağız." dedi. "Az sus motorun soğusun." "Oğlum ama ben bu kızın varlığından cidden korkuyorum. Baksana şu gözlere. Ay yolla gitsin nerden geldiğide belirsiz." "Eh sus ama." diyerek Yağız'a adım atıyordum ki Özgür "Umut hiç bir yere gitmiyor Yağız." diyerek beni durdurmuş Yağız'a yeni bir soru sorma sebebi vermişti. "Neden gitmiyor? Ne ki şimdi bu?" "Evleniyoruz çünkü." dediği esnada ilk kez Yağız'la aynı noktada karar kılmış aynı anda "Ne?!" diye bağırmıştık. Özgür ise sanki nefes alıyorum demiş gibi rahatça konuşmuş üstüne su içmişti gerizekalı. "Oğlum ne diyorsun lan sen?" derken Yağız bende "Ne saçmalıyorsun?" diye sormuştum. Cidden ne saçmalıyordu. Beni karısı sıfatıyla mı yanında tutacaktı? "Umut henüz pek ikna olmuş değil ama eminim benimle evlenmenin mantıklı olduğunu anlayacaktır. Üstelik babamın çenesini de kapatmalıyım artık. Mantık evliliği olarak düşün." "Senin mantığını sikeyim ben Özgür!" diye bağırdığım esnada Yağız kısa bir an bana döndü ardından tekrar Özgür'e baktı. "Kız haklı. Mantığını sikeyim oğlum tanımıyorsun bile kızı." "Şu an kendi seçtiğim biriyle evlenmezsem en kısa sürede Elmas'la evlenmek zorunda kalacağım ve Elmas'la evlenmektense tanımadığım biriyle evlenirim daha iyi." "Siktir git Elmas denen kızla evlen. Evlenmiyorum seninle falan!" diye bağırdım var gücümle. Yağız tırsarak benden bir iki adım daha uzaklaştı ama Özgür'ün bu mesafeden bile gözlerine işleyen alayı görebiliyordum. "Bence benim yanımdayken Şahin soyadını taşıman özellikle senin için hayırlı olacak Umut." dedi imalı imalı. Sinirden gözüm yanmaya başlamıştı ve ellerimi yumruk yapmıştım. Yumruk yaptığım ellerim parmaklarımı ağrıtıyordu. "Vazgeçmiyorum lan soyadımdan! Git kendine başka kız bul! Soyadımdan vazgeçmem ben!" Yağız şaşkınca "Soyadı ne ki?" diye sorduğunda Özgür'ün suratında şeytani bir sırıtma filizlendi. "Söylesene Umut. Zira Şahin soyadını taşımazsan herkese söylemek zorunda kalacaksın." Tehtid mi ediyor o? diye sordu tilkilerimden biri inanamazcasına. Umut Gümüş olduğunu mu ifşa edecek? İçimde yanan kara ormanların alevleri gözlerime ulaşıp dumanıyla beni esir alırken kısa bir an sinirle Özgür'e baktım. Ardından bu bakmayla daha çok sinirleneceğimi düşünerek gitmeye karar verdim. "Senden nefret ediyorum Özgür Şahin! Nefret!" diye tısladım kapana kısılmış kurt gibi. Elimde poşetle ona arkamı döndüm ve her bir adımımı sinirle atıp uzaklaştım. Gidecek bir yerim olmadığından kendimi odaya kapattım ve kapıyı kapattın sonra poşeti yere fırlattım. Resmen beni onunla evlenmek ve ifşa olmak arasında tercih yapmaya zorluyordu. Ne yapacaktım?
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE