DOKUZ

2022 Kelimeler
"Gerçek adın ne senin şimdi?" Bağdaş kurduğum yatağın ucunda Özgür'de tek bacağını benim gibi bükmüştü ama sol bacağı yatağın aşağısından sarkıyordu. Tamami ile temizlediğim yaralı koluna özenle sardığım beyaz sargıyla ilgilenirken gözlerine baktım ve gözlerinin benim yüzümde usul usul dolaştığını fark ettim. Yüzümün her zerresini inceleyen kehribar kıyametleri soğuk suratıma bakarken kısa bir an duraksamam ardından yutkundum. "Umut Gümüş." dedim tek nefeste. "O evden kaçtım hikayesi de yalandı tabi." Cevap vermeden evet anlamında başımı salladım ve sargı bezini son bir kat koluna dikkatlice sardım. Daha fazla canını yakmak istemiyordum. kolu benim yüzümden yaralanmıştı zaten içi ürperiyordu kolundaki yaranın sebebinin ben olduğum gerçeğini düşündükçe. Eğer o mesajı göstermeseydi şu an ölüydü hatta. Ben bu saatlerde bir katil olduğumun bilincinde belki de ilk kez bir can aldığımın verdiği o yakıcı his ile cesedi ile baş başa kalmış olacaktım. "Atalay Gümüş seni nasıl sakladı bunca yıl cidden anlam veremiyorum. Koskoca yirmi bir yıl. Başına bu kötü olaylar gelmeseydi bir yirmi bir yıl daha saklamaya devam ederdi herhalde." derken daha çok kendi kendine konuşuyor gibiydi. "Babam zeki bir adamdı. Doğduğum zaman beni başka bir Atalay Gümüş'ün nüfusuna geçirmişti. E millette on sekiz yıl boyunca beni farketmediği için on sekiz yaşıma bastığımda kendi nüfusun aldı." "Zekice." diye mırıldandı Özgür. Sargı tokasıyla sabitleme yaptım ve ikimizin ortasındaki alet edavatı toplarken yavaşça ayağa kalktım. ayaklarımın bir kaç santim ilerisindeki minicik kan göletine boş bakış attım. "Yeri de sileyim. Kan olmuş hep." "Uğraşma boşuna." dedi Özgür. "Uyu sen yorgunsun." Ona cevap vermeden banyoya gittim ve elimdekileri bıraktıktan sonra kendimi musluğun altına attım. Yüzüme hızlı hızlı bir kaç kere soğuk su çarptıktan sonra elimde yüzümde kısa bir an yer yapan suyu silerek aynadaki çökmüş yansımama baktım. Kesinlikle dağılmış haldeydim. Göz altlarımda mor halkalar oluşmaya başlamıştı. Yüzüm solgundu. Omuzlarım çöküktü. İçimde binlerce acı bir araya toplanmış bir eşek arısı sürüsü gibiydi. Hepsi kovanlarına çomak sokmanın acısını bana saldırarak çıkarmak istiyordu ve ben canla başla uğraşsam da buna engel olamıyordum. Gözlerimi yumup derin bir nefes aldım ve o anda gözlerim doldu. Kapalı göz kapaklarımın ardında biriken gözyaşlarımı hissedebiliyordum. Göz bebeğimin üzerinde ölmek için dans ediyorlardı. Hepsi bir an önce gözlerimi aralamamı ve intihar ettikleri sırada acı dolu vaveyla patlatmamı istiyorlardı. Gözyaşlarımın isteklerini reddederek gözlerimi daha sıkı yumdum ve kirpiklerim birbirine düğümlendi. Gözyaşlarım sonunda ölüm danslarına son vermek zorunda kalıp isteksizce geri çekilirken musluğu açıp tekrar soğuk suyla suratımı dövdüm. Üşüyordum ama umurumda da değildi açıkçası. Titreyen dudaklarım dişlerimi birbirine çarpmaya başlamış her seferinde tak tak sesi çıkararak boş banyoda yankılanıyordu. Üstümdeki kıyafetler mahvolmuş sanki bir günde on yıl eskimiş gibi görünüyorlardı. Eskiyen üzerimdeki kıyafetler değildi halbuki. Bizzat içimde barındırdığım gözlerimin ardında her gün kendini asan ruhumdu. Aklım karman çorban olmuş, neye kime inanacağımı bilemez hale gelmiştim. Tüm Sumur dünyası Özgür Şahin'in adını haykırmıştı katil o diye. Özgür şahin ise babamı öldürüldüğü gece ve saatte cinayet mahalinde olmadığını kanıtlamıştı bana. Tüm gerçekler birbirine girmiş haldeydi. Yatak odasında henüz bir saat önce iliklerime kadar tiksindiğim ve öldürmek için her şeyi yapabileceğim, kolunu yaraladığım bu adam şu anda babamın katilini bulabilmem için tek umudum olmuştu ve bu ani değişim bir saat gibi bir sürede gerçekleşmişti. Fikret amcam ya da Oğuz bana yardım edemezdi mesela. Onlarda katili Özgür Şahin olarak biliyorlardı. Şu an karşılarına geçip katilin o olmadığını söylesem herhalde akıl sağlığımı kaybettiğimi en sonunda acıdan delirdiğimi düşünerek yaka paça akıl hastanesine götürürlerdi sanırım beni. Ben babamı kaybetmiştim ama Fikret Amca da 50 yıllık dostunu çocukluk arkadaşını kaybetmişti... İçimde sayısız vaveyla beni artık dinlemek istemediğini açıkça belli ederek kopmak için zorluyorlardı. Odaya geri döndüğümde Özgür'ün yerdeki kanı temizlediğini gördüm. Üstelik eşofmanını da çıkarmış yeni ama bu sefer mavi renk bir eşofman giymişti. Arkası yine bana dönüktü ve üstü çıplaktı. Hafifçe öksürdüğümde önce omzunun üstünden bana baktı ardından tamamiyle bana döndü. Gözleri kısaca baştan aşağıya beni tararken giydiğim ve ona ait olan kahverengi kazağa geldiğinde kaşları çatıldı. "Çıkar şunu kan olmuş hep." dedi aynı düz sesiyle. Ardından arkasını döndü ve orta boylardaki koyu kahverengi gardırobu açıp içinden bir şey çıkarttı. Omzunun üstünden arkasını dönmeden bana uzattığında yavaşça ona adımladım ve elindekini aldım. Bana verdiği şey uzun kollu koyu mavisi bir tişörttü. Elimden tişörtü yatağa bıraktım ve hâlâ arkası bana dönükken üzerimdeki kazağı çıkartıp tişörtü giydim. "Tamam mısın?" "Evet." diyerek onu onaylarken tişörtün içinde kalan saçlarımı dışarı çıkardım ve o anda bana doğru döndüğünde gözlerim istemsiz olarak karın kaslarına takıldı. Tamam öyle aman aman gördüğünüz zaman Allah'ım eriyorum diyeceğiniz kadar kaslı ve yakışıklı biri değildi Özgür Şahin ama yine de kaslıydı. Hafif çıkıklığı vardı ve vücuduna yakışıyordu. Omuzları geniş ve yapılıydı. Bakımlı bir Türk erkeğiydi Özgür. Sahip olduklarını güzelleştirmeyi ve güzel göstermeyi biliyordu. "Ne bakıyorsun?" dediğinde bakışlarım önce göğsüne ardından çıplakken daha geniş görünen omuzlarına kaydı ve omuzlarının ne kadar güzel olduğunu düşünürken gözlerine baktım. Kehribar gözlerinde gördüğüm kendi yansımamda dudaklarımın aralık olduğunu fark edince utanç içerisinde hemen iki dudağımı birbirine bastırdım. "Soru sorduğum zaman cevap vermiyorsun ya deli oluyorum." "Cevap verilmeyecek sorular soruyorsun sende." diye yanıtladım onu. Gözlerinden kısa bir gülüşün geçtiğini gördüm ama dudakları hareket etmedi. "Ne bakıyorsun dedim. Bunun cevabı yok mu?" "Bakmak istedim baktım. Sebebi mi olacak?" "Karın kaslarıma mı bakmak istedin?" dediğinde bu sefer dudağı da belli belirsiz bir tebessümle kıvrılmıştı. Ah hayır şeytani bir gülüştü bu. Aklımda türlü piçlikler var diyen bir sırıtma. "Kendini mükemmel falan mı sanıyorsun?" dedim özgüvenli sırıtmasına karşılık olarak. O henüz hissettiklerini yüzüne yansıtamayacak kadar acı çekmemişti belli ki ama sorun şuydu ki bu dünyada ki en büyük acı kalbini verdiğin kişiyi kaybetmekti. "Öyle sanmıyorum." dedi yine düz bir sesle. Ardından bana doğru eğildi ve ne çok dolgun ne çok ince olan dudakları kulağımın hizasında durdu. Her zaman yaptığım gibi bana yakın olduğunda burnumdan nefes almayı bıraktığımdan dudaklarım aralandı ve bedenim hafifçe kasıldı. "Mükemmel olduğumu biliyorum." Ardından geri çekildi ve yamuk bir sırıtışla bana bakmaya başladı. Ben öylece suratına bakarken önümden geçti odanın çıkışına ilerledi. Ona bakmıyordum ama bakmasam bile ne yaptığını anlayabiliyordum. Odadan çıkıyordu ki tekrar konuşarak beni sinir etti. "İstersen sana da gösterebilirim." Ve kapıyı kapatıp gitti. Az önce ne ima etmişti o? En sevdiğim renk sanırım griydi. Grinin üzerinde taşıdığı öyle bir asalet vardı ki bana göre siyah bile o asaleti taşıyamıyordu. Sanırım böyle düşünmeme sebep olan şey Gümüş soyadını ve Gümüşlerin kanını damarlarımda taşımamdan kaynaklanıyordu. Resmi olarak yaşayan son Gümüş bendim. Babamda benim gibi tek çocuktu. Herhangi bir amcam ya da halam yoktu. Üstelik Gümüş erkeklerinden kız çocuğuna sahip olan tek kişi babamdı. Onun dışında tüm Gümüş erkeklerinin bir oğlu olmuştu ve babam son erkek çocuktu. Üzerimde büyük bir yük vardı anlayacağınız. Ya babamın katilini bulup Gümüşlerin saltanatını ve soyunu devam ettirmek için yeraltı dünyasının lideri ben olacaktım. Ya da babamın vasiyetinde belirtildiği gibi tüm mirası üzerime geçirip kayıplara karışacaktım. Babamın katili Özgür değildi ve kim olduğunu bilmiyorduk. Üstelik babamın gerçek katilini arayan tek bir kişi vardı o da Özgür'dü. Bu kanlı davada bana sadece Özgür yardım edebilirdi. Ruhumda tıpkı bedenim gibi sisli bir ormanın içinde yönünü bulmaya çalışıyordu. Korkusunu yansıtmayan parlak gri mavi gözlerim etrafı taradı. Benliğim nerede olduğunu kavramaya çalışırken sert bir rüzgar esti ve ince askılı gri elbisem uçuştu. Üşüyerek kollarımı birbirine sardığımda ise aynı sesi duydum. "Umudum?" Kulaklarım bu kadife sese tepki olarak başımı hareket ettirip sesin geldiği yere döndürdüğünde dudaklarım aralandı. Aldığım hızlı ama sık nefesler babamın deniz kokusunu ciğerlerime doldururken ormanın nasıl olurda o koktuğuna şaşırarak seslendim. "Baba?" "Buradayım." dedi babam sakince ama ben hiç sakin değildim. Baktığım yöndeki sislerin arasından babamın zarif ama bir o kadar da güçlü karaltısını seçince ellerim, ayağıma dolanmasın diye uzun elbisemin eteklerini yukarıya kaldırdı ve o anda ayaklarımın çıplak olduğunu fark ettim. "Ben sana demedim mi ortalıkta çıplak ayakla gezme diye?" "Çorabımı bulamadım baba!" diye bağırdım çocukluğumdaki mazeretimi kullanarak. Koşar adım babama gitmeye başladığımda attığım her bir adımda ayağımın altındaki kurumuş yapraklar kırılıyordu. "Üşüyeceksin kızım." "Sana sarılınca ısınırım baba." dedim gözlerim dolu dolu. Sülietine doğru koşuyordum ama ne kadar koşarsam koşayim varamıyordum babamın yanına. Sanki aslında çok uzaktaydı da gözüm yanıldığı için bana yakın geliyordu. "Git buralardan umudum. Sana göre değil buralar. Sen buraya ait değilsin." "Ben senin olduğun her yere aitim baba." derken bacaklarıma iyice asıldım ve var olan tüm gücümle koşmaya başladım. Hırsla attığım her bir adımda sanki babam daha da uzaklaşıyordu benden. Artık sisleri babamdan daha fazla görmeye başlamıştım. "Değilsin umudum. Artık benim yanıma ait değilsin." "Baba ne saçmalıyorsun sen?" demiştim ki adımlarımı bıçak gibi kesen ses ormanın en kutu köşelerinde bile yankılandı. Çığlığım duyduğum silah sesine vokal yaparken babamın gözlerimden ayırmadığım silüeti bir anda yok oldu ve vaveylalarım hızlı bir şekilde koparken aniden gözyaşlarım yüzümü yıkamaya başladı. "Baba!" diye haykırdım avazım çıktığı kadar. "Baba! Nerdesin!? " Etrafa attığım korku dolu bakışlar ardından ormanın içerisinde koşturmaya devam ederek babamı aramaya çalıştım. Bastığım yerlerdeki yere düşen yapraklara kadar detaylı bir şekilde bakarak babamı ararken onu göremediğim her saniye içimi büyük bir karanlık kaplamaya başladı. Gözyaşlarım istemsiz bir şekilde aktıkça akıyor babamı göremediğim her an yüzümü yıkamaya devam ediyordu. Hayır kaybetmek istemiyordum. Bu çıkış yolunu bilmediğim ormandan benim kalemin kralı çocukluk kahramanım babamın elini tutarak ayrılmak istiyordum. Dünya bana bu kadarını çok görmemeliydi. Ben sadece babasını isteyen bir kız çocuğuydum. Fazlası değildim. Fazlası olmakta istemiyordum. Daha fazla ayakta kalamayan bedenim yıkıldı ve bedenime hükmeden yıkılmışlık hissiyle gözlerimi yumdum. Haykırarak ağlıyordum şu anda. Adını bile bilmediğim bir ormanda kaybolan babamın arkasından hıçkıra hıçkıra ağlıyordum. "Baba gitme!" diye bağırdım tekrar. "Üşürüm ben sensiz gitme ne olur!" Avuçlarımla gri elbisemi sıkıp parmaklarımı bembeyaz keserken başımı gökyüzüne kaldırdım ve aldığım nefeste yine babamın kokusunu soludum. Bu koku o kadar gerçekçiydi ki sanki gerçekten şu anda babamın kokusunu soluyordum. "Annem gibi olma baba, gitme yalvarırım!" Tuzlu gözyaşlarım terime karıştı ve sımsıkı yumduğum gözlerim aralanırken başka bir sesi duydu kulaklarım. "Umut uyan!" Beni omuzlarımdan sımsıkı tutarak sarsan Özgür Şahin gözlerim aralanıp da gerçekliğe döndüğümde gördüğüm ilk şey oldu. Nefes nefese Özgür'ün kahverengilerine bakarken benden bağımsız gözyaşları yanaklarıma dökülüp çeneme akmaya devam etti. "Kâbustu." dedi Özgür tuttuğu omuzlarımı bırakırken. Bir an dengemi sağlayamayıp boşluğa düşermiş gibi hissederken bu kötü hissi daha fazla yaşamamak için ben ellerimi Özgür'e uzattım ve yatakta doğrulurken omuzlarını sımsıkı tuttum. Yaptığıma hem o hem bende şaşırmıştık ama Özgür tekrar "Kâbustu." diye mırıldandı. Sesi ondan beklenilmeyecek kadar yumuşak çıkıyordu. "Kâbustu." dedim onu onaylayarak ve gözlerine bakmayı bırakıp alnımı onun sol köprücük kemiğine dayadım. Üşüyordum ve terlemiştim ama oda soğuk falan değildi. Özgür bile üstü çıplak üşümeden duruyordu şu an karşımda. Özgür'ün omuzlarını sıkarak derin bir nefes aldım ve o an babamın deniz kokusu tekrar burnuma doldu. Hâlâ kabusun etkisinde miyim acaba diye düşünerek başımı kaldırdım ve etrafıma bakındım ama sönük turuncuyla aydınlanan bu oda oldukça gerçekti. Ve burnuma dolan koku da. Özgür bu odaya ne yapıyordu anlamıyordum ama bu oda da çoğunlukla babamın kokusunu solumak bana artk çok garip gelmeye başlamıştı. Kokunun kaynağını merak ederek derin bir nefes daha aldım ardından gözlerimi hafifçe araladım. Aklıma gelen şeyi gerçekliğinden emin olabilmek için yüzümü Özgür Şhin'in boynuna hafifçe gömerek yeniden derin bir nefes aldım ve gözyaşları içerisinde kalmış gözlerimi sıkıca yumdum. Bu hareketime şaşırdığı bariz belli olan Özgür'ün bedeni ise kaskatı kesilmiş öylece ne yaptığımı merak ederek duruyordu. Koku Özgür'den geliyordu. "Özgür," dedim yüzümü boynundan çekip bakışlarımı ona çevirip yaşlı gözlerimle gözlerine odaklanırken. Tekrar derin bir nefes aldım ve ömrüm boyunca soluduğum soluduğum en güzel kokuyu babam öldüğünden beri ilk kez huzurla ciğerlerime doldurdum. "Efendim?" "Sarıl bana." diyerek bedenimi ona yaklaştırdığım esnada Özgür bariz bir şekilde şaşırmış olarak bana baktı. Ben sarılmasına fırsat vermeden o çok özlediğim kokuya kavuşmak için kollarımı ona dolayıp yüzümü boynuna saklarken tekrar soludum ve tuzlu göz yaşlarım onun çıplak tenine dökülmeye başladı. "Üşüyorum Özgür sarıl bana." dedim tekrar. Sarılışımı sıklaştırdım ve sessizce ağlamama devam ettim. Eğer göz yaşlarım onun tenine dökülmeseydi ağladığımı anlamazdı ama dökülüyordu işte. Özgür'ün kolu usulca belime dolandı ve çenesini başıma bastırarak diğer eliyle saçlarımı okşamaya başladı. Ben iyice onun sıcak tenine tenimi teslim ederken sayamadığım kere kokusunu içime çektim ve şimdiye kadar bu kokuyu solumamak için verdiğim aptal mücadeleyi düşünüp kendime salak dedim. "Geçti." dedi Özgür beni kendine yaslayıp tıpkı babam gibi yavaş yavaş saçlarımı okşarken. Aralık gözlerimi yumdum ve kendimi babamın kollarındaymışım gibi hissederek huzur buldum. "Saçma bir kâbustu işte. Geçti." "Hı hı." diyerek ona biraz daha sokuldum. Umursadığım tek şey bu kokuydu şu an. Tenimi huzura erdiren sıcaklığı, saçlarımı gülümseten elleriydi umursadıklarım. Dedikleri umurumda değildi. Babam gibi kokan bu adam nasıl olurdu da babamın katili olabilirdi ki?
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE