4. Bölüm

1979 Kelimeler
Keira sabah saatlerinde McLeod'a vardığında yorgunluktan ağrıyan bacaklarına inat zar zor atını kaleye sürdü.. Kale avlusunda bir grup askerin babasının etrafında olduğunu ve hararetli şekilde konuştuklarını fark edince de bir kaç bin kez lanet etti. Fazla oyalanmıştı ve yokluğunu çoktan fark etmiş olmalılardı. Atının nal sesleriyle girişini fark ettiklerinde ise hepsinin yüzünde oluşan rahatlamayı ve babasının giderek artan öfkeli bakışlarını izlerken gürültülü bir şekilde yutkundu. İşte şimdi başı fena halde dertteydi. "Keira!" Lord Belamir kızını kale avlusunda at üstünde üstü başı dağılmış , saçları karmakarışık bir şekilde gördüğünde önce şaşkınlık sonra derin bir rahatlama hissetti. Dün sabahtan bu yana ortalarda yoktu ve şimdi hiçbir şey olmamış gibi çıkagelmişti. Karısı Lilias 'ın feryat figan gelip Keira yok diyişinin ardından tüm kaleyi alt üst etmiş ve seyisten atının ahırda olmadığını öğrenmişti . Nereye giderdi ne yapıyordu bilmiyordu fakat aklı bir karış havada kızı kimseye haber vermeden evden öylece çıkmıştı. Tüm askerlerini dört bir yana göndermiş bulabilecekleri her yere bakmalarını emretmişti fakat hepsi eli boş dönmüştü. Korkuyla geçen saatler boyu nasıl ayakta durabildiğine kendi bile şaşırmıştı. Keira onun biricik kızıydı. Başına bir iş gelmiş olabileceği endişesi etrafında kol gezinmiş bir an olsun peşini bırakmamıştı. Ağabeyinin aksine daha aklı başında olduğunu sanıyordu oysa bu yaptığının herhangi mantıklı bir açıklaması olamazdı. Onu arayan bir kaç askerle son durumu tartışırken bir anda çıkageldiğinde onu gördüğü an üzerinden kalkan ağırlıkla rahatlamıştı. Haşarı kızı sonunda kalenin yolunu bulabilmişti ve Tanrı'ya şükür iyiydi. Bu darmadağın haliyle ne kadar iyi olunabilirse tabi .Rahatlamanın yerini öfke aldığında koşar adım kızına yaklaştı. ''Nerelerdeydin?'' dedi ses tonu öfkesini belli edercesine gür çıkmıştı. Keira babasının öfkeyle kararan yüz ifadesine karşılık doğruyu söyleyip söylememek arasında kalmışsa da doğruların babasını daha da öfkelendireceğini düşünerek ''Hava olmaya çıkmıştım.'' dedi. Çok akıllıca bir yalan Keira, aferin diyen iç sesinin alaycı tınısını zihninin gerilerine itti. ''Hava almaya çıkmıştın ...'' Lord Belamir kızının sözlerini tekrar ederken onun asla yalan söyleyemeyen ifadesine karşlarını kaldırarak baktı. ''Öyle mi?'' Başını geriye doğru atarak öfkeli bir gülüşle kızının gözlerine baktı. ''Dün sabahtan bu yana hava mı alıyordun Keira?'' diye sorduğunda ''Kayboldum,'' diye cevap veren Keira babasının kendisine inanmadığını görebiliyordu fakat ısrarla doğruyu söylemekten çekiniyordu. Bu kadar kolay yalan söyleyebildiğine ise kendisi bile şaşırıyordu. İkna edici olup olmadığıysa tartışmaya açık bir konuydu. ''Sen de yerde yuvarlanarak yolu bulmaya çalıştın.'' bu bir soru değildi. Lord Belamir kızının dağılmış ifadesini işaret ederken onun ''Attan düştüm '' diyişine karşılık derin bir nefes aldı. Kızı gözlerinin içine baka baka yalan söylemeye devam ediyordu . Askerlerinin önünde tartışmak istemeyerek ''Odana çık !'' dediğinde ses tonundaki emrivaki onun bu meseleyi henüz sonlandırmadığını gösteriyordu. Keira atından inerek ağrıyan bileğinin teklemesiyle eve doğru yürürken babasının dik bakışlarını sırtında hissedebiliyordu. Kaleye girdiğinde ise çok geçmeden annesinin sevinç çığlıklarıyla karşılaştı. Leydi Lilias dün sabah saatlerinde Keira'nın odasından hiç çıkmadığını fark ederek kontrol etmeye gitmişti fakat odasının boş olduğunu ,yatağının bile bozulmadığını görmüştü. Her yeri arayan askerler ondan bir iz dahi bulamayınca da kızının ne halde olduğunu bilmemenin verdiği üzüntüyle olduğu yere çökmüştü. Aklı başında evlatlar yetiştirememişti. Samuel'in aklı bir karış havada davranışlarına Keira da yenilerini eklemeye başlamıştı ve saçlarında bir kaç beyaz telin daha çıktığına emindi. Şimdi saatler süren bekleyişinin sonunda kızını karşısında gördüğünde ise rahatlamayla derin bir nefes aldığında onun iyi oluşuna karşılık Tanrılara şükürler etti. Üstü başı biraz dağılmıştı, saçlarında bir kaç parça yaprak ve dal vardı. Neredeydi? Ne yapmıştı bunca saat? ''Keira , benim güzel kızım.'' Leydi Lilias kızına sarılırken ağlamamak için kendisini zorlaması gerekmişti. ''Anne...'' Keira herkesi merakta bıraktığı için üzülüyordu fakat annesinin gerdanlığın yerinde olmadığını görünce saklayamadığı üzüntüsünü silmek istemişti ve bunu başarmıştı. Onca eziyetin sonunda şimdi gerdanlık artık ait olduğu yerdeydi. ''Neredeydin?'' diye sordu Leydi Lilias kızını kendinden uzaklaştırarak kıstığı bakışlarıyla . Onun bir işler çevirdiğinin farkındaydı. Keira babasına söyleyemediğini annesine söylemekte tereddüt etse de boynuna asılı çantayı açarak içinden mücevher kutusunu çıkardığında annesinin şaşkınlıkla açılan gözlerine baktı. ''Tanrım!'' Leydi Lilias ellini şaşkınlıkla açılan dudaklarına götürdüğünde ''Keira ne yaptın sen?'' diye sordu. Aile yadigarı gerdanlığın kutusunu nerde görse tanırdı ve oğlunun hatası yüzünden artık o Lachlan McKenzie'ye aitti. Keira onu nasıl geri alabilmişti? '' Bana kızmamalısın.'' Keira annesinin kızgınlıkla çatılmaya başlayan kaşlarını görerek ''Bu gerdanlık bize ait'' dedi. "Almak zorundaydım" ''Ah...'' Leydi Lilias gözlerini endişeyle kapatıp geri açtı .''Bunun sonuçları olacaktır, biliyorsun değil mi?'' Keira bunun farkındaydı. Üstelik Lachlan'ı yaralamıştı ve bu konudan bahsetmemeyi daha uygun buldu. Durumunu merak ediyordu. Yaşıyorsa bizzat peşine düşecekti, öldüyse o iri yarı bozması kardeşi peşine düşecekti. Her iki durumda da başı büyük beladaydı ve bu konuda ne yapacağını bilmiyordu. Şimdiden hiç kimseyi telaşlandırmak istemeyerek bu konudaki sessizliğini korudu. Annesine başını aşağı yukarı sallayarak cevap verdiğinde ''Sonuçlarına katlanacağım '' dedi. ''Kadın başına bu işin altından çıkamazsın Keira.'' Leydi Lilias kızının anlatmadığı başka şeyler de olduğunu hissedebiliyordu. ''Baban biliyor mu?'' ''Hayır anne , çok öfkeliydi .'' Ona anlatmak için sakinleşmesini beklese kendisi için daha yararlı olurdu. ''Haksız mı sence ?'' Leydi Lilias kocasının dünden beri meraklı arayışlarını hatırladı. Keira'ya karşı her zaman daha düşkün olmuştu. ''Aptal ağabeyim aile yadigarını elin adamına veriyor ve bu olay gelişi güzel kapanıyor.'' Keira sitemle ayağını yere vurarak devam etti '' Ama ben onu geri aldım diye azar yiyeceğim '' ''Hayır küçük hanım kendini tehlikeye attığın için azar yiyeceksin.'' Leydi Lilias Keira'nın asılan yüzüne ve bir çocuk gibi olduğu yerde tepinişine gülümserken ''Anlatmadığın başka bir şey var mı ?'' diye sordu. Tek kaşı sorgularcasına havaya kalkmıştı ve Keira'ya yalan söylersen anlarım der gibi bakıyordu. Keira annesinin ne demek istediğini anlasa da olanları anlatmak istemeyerek ''Çok yorgunum anne '' dedi. Bu yalan değildi. Gece çok hareketli geçmişti ve gözlerinin ağırlaştığını hissedebiliyordu. ''Uyumak istiyorum.'' diyerek merdivenlerin yolunu tutarken annesinin ''Bu konuşma henüz bitmedi küçük hanım .'' diyen sesini işitti. Gerçekten ne bekliyordu ki? Taktir görmek mi? Buna ancak gülerdi. Söylene söylene odasına gittiğinde kendisini yumuşak yatağına bıraktı. Olacakları düşünüp moralini bozmak istemiyordu . Temiz çarşaflarının arasında yüzündeki rahatlamayla gözlerini kapattı. İşte şimdi gerçek bir uyku çekebilirdi. *** "Komutan Owain!" dedi Lachlan dakikalar içinde bir tabur askerle karşısında duran adama ve arkasındaki küçük birliğe dikkatle bakarak. "McLeod'a savaşa gitmiyoruz. Bu kadar askere gerek yok" "Bunu ben istedim " Ailbert merdivenleri inip de avluya çıktığında ağabeyine dik dik bakıyordu. Onu tam olarak iyileşmeden yatağından çıkaran neyse söylememekte direnişi karşısında elinden gelen tek şey tedbirleri arttırmak olmuştu. "Güvenliğini sağlamalıyız." Lachlan kardeşinin yüzündeki ciddi ifadeye neredeyse kahkaha atacaktı. "Gururumu kırıyorsun. " dedi ."Yaralandığım için kendimi koruyamayacağımı mı sanıyorsun?" "Elbette hayır" Ailbert 'in kaşları onaylamaz bir şekilde çatıldı. Lachlan kendine geldiğinden beri garip davranıyordu ve bu onu tedirgin ediyordu. Bir kaç adım yaklaşarak ciddi bir ifadeyle ağabeyine baktı . "Tedbirsizliğim yüzünden İki gündür yaralı yatıyorsun. Bunun bir daha olmasına izin vermem" "Senin suçun değildi ," Lachlan bu konuda kardeşinin kendisini suçlamasını istemiyordu. Bunca yıl savaş meydanlarında kılıç sallamış, düşmanının hep bir adım ilerisinde olmuştu. Şimdiye kadar Lachlan karşısında dik durabilen hiç kimse olmamıştı. Oysa o gece her bakımdan beklenmedikti. Vakur güzelliğiyle düşüncelerini esir eden hırsızı göğsünde silinmeyecek bir iz bırakmıştı. "Fakat bana ağabeylik yapacak durumda değilsin. " "Sen de yola çıkacak durumda değilsin ," Ailbert de ağabeyine dikkatlice bakıyor fikrini değiştirmeyeceğini belli ediyordu. Lachlan Ailbert'in istediği zaman fazlasıyla ısrarcı olabildiğini bildiğinden konuyu uzatmak istemeyerek elini her neyse der gibi salladı "Getirdin mi ?" diye sorduğunda Ailbert ağabeyinin kastettiği şeyi anlayarak ceketinin cebinden çıkardığı çelik oyma kabzalı hançeri Lachlan'a uzattığında Lachlan hançerin esnekliğinden ve hafifliğinden etkilenmişti. Üzerinde hala kendi kanı vardı. "Güzelmiş" "Güzel mi?" Ailbert tek kaşını sorgularcasına kaldırdığında Lachlan kardeşine umursamaz bir bakış atıp hançeri beline taktı. Sonra omzunun ağrısını umursamadan atına bindi. Ailbert hiçbir zaman bugünkü kadar ağabeyini anlamakta güçlük çekmediğini düşünürken atına bindiğinde Komutan Owain'e kendilerini takip etmesini işaret etti. Ağabeyi kafasına koyduğunu yapıyor, Ailbert'in de elinden gelen tek şey onu izlemek oluyordu. Her zaman. *** Keira iki gündür babasının şüpheli bakışları altında ondan kaçmaya çalışıyor , Samuel'in ne karıştırıyorsun sen diyen bakışlarını görmezden geliyordu. Annesinin ise babana anlatman gerek biliyorsun diyen ısrarları karşısında nihayet cesaretin toplayıp babasının çalışma odasının yolunu tutmuştu. Babasıyla yapacağı konuşmayı defalarca tekrarlasa da onun tepkisinden fazlasıyla çekiniyordu. Çalışma odasının önüne geldiğinde kapıyı bir kere çalması yeterli olmuştu ve babasının. "Gir!" diyen sesiyle derin bir nefes alıp kapıyı araladı. "Gelebilir miyim?" "Keira?" Lord Belamir kızına sorgularcasına bakarken onun kolay kolay çalışma odasına gelmeyeceğini biliyordu. İki gündür köşe bucak kaçan kızı sonunda kendisiyle konuşmaya karar verecek cesareti toplayabilmişti. Elbette bir şeyler sakladığını biliyordu . Karısı Lilias'ın da tedirgin davranışları vardı ve Lord Belamir bir kaç kez ne olduğunu sorsa da yanıt alamamıştı. Kızına başıyla onay verirken onun çekingen bir halde gelip karşısına oturmasını izledi. "Baba..." dedi Keira. Nerden başlayacağını bilmeyerek parmaklarıyla oynamaya başladı . "Seni dinliyorum " dedi Lord Belamir ilgili bir şekilde. "Sana bir şey söylemek istiyorum ama ..." "Ama?" Lord Belamir Keira'nın daha önce kendisine söylemekte tereddüt ettiği herhangi bir şey olmadığını bildiğinden yerinden doğrularak öne doğru eğildi. Ellerini masada birleştirirken kızının gözlerinin içine baktı. "Aması nedir tam olarak ?" "Kızmayacağına söz vermen gerekiyor," Bu konuda bir garantiye ihtiyacı olacaktı. "Bu kızacağım bir şeyler yaptığın anlamına mı geliyor?" Lord Belamir bu konuda emin oldu. Keira başını omzuna doğru eğerek "Belki..." dediğinde Lord Belamir "Ve sen de benle pazarlık yapabileceğini düşünüyorsun?" diye cevap verdi. Kızı her zaman kendisini şaşırtacak bir davranışta bulunurdu. "Umuyorum..." Bu konuda ancak Tanrı Keira'ya yardımcı olabilirdi. "Keira !" Lord Belamir kızındaki bu özgüvene hayran kaldı. "Ne yaptın?" diye sorarken merakı iyiden iyiye artmıştı. "Pekala " Keira omuzlarını dikleştirip babasına bakarak bir çırpıda "Gerdanlığı Lachlan McKenzie'den geri aldım " dediğinde babasının anlamayan bakışlarına baktı uzun uzun. Bir kaç saniyelik sessizlik bile gerilmesine neden olmuştu. "Hayır , almadın" dedi Lord Belamir Keira'nın ne demek istediğini anlayamamıştı. Yanlış duyduğunu düşünüyordu ki böyle olmasa bile bunu nasıl yapmış olabilirdi? Keira'nın Campell kalesine kolaylıkla girebileceğini düşünemiyordu. "Aldım ," Keira ayağa kalkarak duvarda asılı duran- Odin 'in Thor'a çekicini verişini simgeleyen- tabloyu kenara kaydırdı. Tablonun arkasında duvara gömülü bir kasa duruyordu ve kilidini açarak içinden gerdanlığın kutusunu çıkardı. Babasının yarı şaşkınlık yarı sorgulayan ve biraz da endişeyle dolu bakışlarının kendisini bulması saniyeler almıştı. "Keira..." dedi Lord Belamir Keira'nın elindeki kutuya bakarken "Ne yaptın sen ?" dedi ayağa kalkarak. ''Nasıl?'' "Yapmak zorundaydım" dedi Keira savunmaya geçerek. ''Kolay olmadı tabi...'' "Hayır , küçük hanım değildin!" Lord Belamir üzerindeki şaşkınlığı atıp da öfkeli bakışlarını kızına sabitlerken "Sana bu işe karışmamanı söylemiştim" dedi . Bunu nasıl yapabilmişti. Düşüncesizce aldığı kararın sonuçlarını tahmin edebiliyor muydu? " Öylece kabullenmemi bekleyemezdin" " Ulu Tanrım!" dedi Lord Belamir kızının yaptığından zerre pişmanlık duymayan ifadesi karşısında ne yapacağını bilemez haldeydi. "Seni gördü mü?" diye sordu telaşla. "Hayır ," Keira Lachlan'ın yere yığılmadan önce kendisine diktiği bakışlarını hatırladı. "Bilmiyorum... Belki.. " Pelerinini hiç çıkarmamalıydı. "Ama beni tanımıyor" diyerek üste çıkmaya çalıştı. "Lachlan McKenzie aptal bir adam değil Keira. Gerdanlığın çalındığını öğrendiğinde ilk bakacağı yer McLeod olacaktır. " Lachlan McKenzie'yi biraz olsun tanıyorsa çoktan yola çıktığına emindi . "Ondan korkmuyorum" dedi Keira gerdanlığı yerine bırakıp kollarını göğsünde birleştirirken kararlı bir ifadeyle babasına baktı. "Keira" Lord Belamir derin bir nefes alarak kızına doğru yürüdü. "Lachlan ile savaşamayız. " "McLeod de McKenzie kadar güçlü bir klan " "Ama ben artık yaşlı bir adamım Keira. Ağabeyin de sorumluluklarının farkında bile değil ve klanın bundan sonraki geleceğinden ben bile emin değilim " "O halde varisin ben olurum" Neden olmasındı? Eğer ağabeyi sorumsuz bir ödleğin tekiyse Keira seve seve liderliği üstlenirdi. Lord Belamir kızının gözlerinde gördüğü kararlılığa gülmek istedi. "Üstesinden gelebileceğini biliyorum ama hayır, sen varisim olamazsın" dedi. Ardından düşünceli bir şekilde pencereye doğru yürüdü. Lachlan McLeod'a vardığında ne yapacağını bilmiyordu. Eğer istediği gerdanlıksa onu verecekti fakat içinden bir ses meselenin bu kadar kolay kapanmayacağını söylüyordu. Bir sorun daha var dedi Keira babasının suskunluğunu iyiye görmüyordu. Babasının merakla kendisine dönen bakışlarına karşılık "McCoy lideri Lachlan'a bağlılığını bildiren bir mektup yollamış" "Simon McCoy uzun yıllardır hak etmediği bir tahtta oturuyordu." dedi Lord Belamir . Onun tahtın asıl varisini sürgün ettiğini ve sonrasında öldürdüğünü hatırladı. Keira'nın aksine bunu dert etmiyordu. McCoy zaten uzun süredir iyi yönetilemiyordu. Böylesi daha iyiydi. "Yani endişelenmemeliyiz..."Keira bundan emin olmak istiyordu. "Hayır , endişelenmeliyiz. " Lord Belamir kızına yandan bir bakış atıp dolduğu yerde bir ileri bir geri yürümeye başladı . "Lachlan çoktan yola çıkmış olmalı."
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE