Güneş yeryüzünden çekilip de yerini ay ışığı doldurduğunda Lachlan ve adamları çoktan yolu yarılamış ve biraz olsun dinlenip yola devam edecek kuvveti toplayacakları bir alan bulmuşlardı ormanın kuytu bir yerinde . Baykuşların ötüşleri yakılan ateşin çıtırtısına karışırken Lachlan üzerindeki gömleğinin kolunu sıyırarak dikkatli bir şekilde ince bir sızıntı halinde kanayan yarasını inceledi. Kabuk bağlamaya başlayan yarası, atının sarsıntılı ilerleyişinde, yeniden açılmaya başlamıştı. Böylesine ufak bir yara nasıl olurda sürekli sıkıntı çıkarabilirdi? Lachlan sıkıntıyla bir nefes verdiğinde kafasını kaldırarak kendisine olumsuz bakışlar atan kardeşine umursamazcasına omuz silkerken onun ''Beni dinlemeliydin.'' diyen sesini işitti. Ailbert yol boyu aynı şeyleri konuşmaktan hiç sıkılmamıştı. Aynı şey kendisi için söz konusu bile değildi.
''Söyler misin Ailbert...'' dedi. Kollarını dizlerinin üzerine koyarak kardeşine dikkatle baktı.'' Ne zamandır kendi adıma karar alırken senin fikrini soruyorum?'' Yaralandığı için küçük kardeşinden çocuk muamelesi görüyordu ve bu artık sinirlenmesine neden oluyordu.
Ailbert ağabeyinin ne planladığından habersiz onun söylediğine gözlerini devirdi. Lachlan McKenzie asla birilerine hesap vermezdi ya en azından kardeşi olarak bir ayrıcalığa sahip olduğunu düşünüyordu. Ağabeyinin nefret ettiği yönlerinden yalnızca bir kaç tanesinden biriydi bu. Söz konusu kendisi olduğunda etrafındakileri asla umursamıyordu. ''Bu gerdanlık senin için bu kadar mı önemli?'' diye sordu. Canını tehlikeye atacak kadar maddiyatçı mı oluvermişti bir anda? Yoksa anlatmadığı başka bir şey mi vardı? Ailbert bu soruların cevaplarını McLeod'da alacağını bilse de meraklanmadan edemiyordu.
''Benim adım Lachlan, Ailbert. Adımı İskoçya'da duymayan tek bir insan yok'' dedi ,ismini vurgularken kardeşinin anlamayan bakışlarına karşılık tane tane konuştu. ''Biri Campell Kalesi'ne elini kolunu sallayarak girip hırsızlık yapıyor. Üstelik bununla kalmayıp beni bu hale getiriyor'' dedi elleriyle yaralarını işaret ederken . ''Yıllardır korumaya çalıştığım unvanımı bir kaç saat içinde ayaklar altına alıyor''
''Bununla ben ilgilenebilirdim'' Ailbert ağabeyine hak verse de onun bu halde olaylara müdahale edişinden rahatsızlık duyuyordu. Sorumluluk kendisindeydi.
''Elbette ilgilenebilirdin. Bunu yapacağını biliyorum. Fakat bunu bizzat yapmak istiyorum.''Lachlan yalan söylemiyordu. Bu biraz da şahsi bir meseleydi. Lachlan hırsızının ah ettiren güzelliğiyle büyülenmeseydi eğer ,yahut hiç etkilenmeseydi vakur duruşundan yine de bu yolculuğa çıkardı. Bunu biliyordu. Şimdi tek fark bu yolda her adım atışında ulaşacağı ödülün gerdanlıktan daha değerli oluşuydu.
Ailbert ağabeyinin kararlı ısrarını görmezden gelemedi. Oysa bir kez olsun kendisini dinlemesini istiyordu. Kale güvenliğinden sorumluydu fakat ortada güvenlik diye bir şey yoktu. Ağabeyine karşı mahcubiyetini saklayamayan bir ifadeyle bakarken aslında istediği tek şey bu konuyla kendisinin ilgilenmesiydi. Zira o hırsızı bulup cezasını verdiğinde biraz olsun bu mahcubiyet duygusundan da kurtulacaktı. Fakat tüm ısrarlarına rağmen ağabeyi de inadını sürdürüyor Ailbert'e çıkış yolu bırakmıyordu. Onun at üstünde acıyla kasılan bedenine her bakışında neden bu eziyeti kendisine yaptığına anlam veremiyordu. Yine de başını sallayarak kabullenmek zorunda kaldı.
Lachlan kardeşinin kabullenişle öne düşen başını fark ederek ona yandan bir gülüş atıp cebindeki hançeri çıkardı. Ustasının marifetini taktir ederken ucunu ateşe doğru uzatarak ısınmasını sağladı. Çeliğin rengi değişmeye başladığında açılan yarasının üzerine getirerek dağladı. Acı tüm vücuduna yayılıp da çenesi gerildiğinde derin nefesler alarak acıyı görmezden gelmeye çalıştı. Daha kötülerini de görmüştü. Anlından akan teri koluyla silerken hırsızını yeniden görmenin tüm bunlara değeceğini düşünüyordu. Hançeri yarasının üzerinden çekip gömleğini düzelttiğinde bakışlarını yanan ateşin alevlerine sabitledi.
''Keira..'' diye fısıldarken ismi dudaklarının arasından bir mistik bir ezgi gibi çıkıvermiş, dilinde bıraktığı aşinalık hissiyle Lachlan'ı hayret ettirmişti. Yaralandığında hayal meyal işittiği ses zaman geçtikçe daha da berraklaşmış onun kendisini suçlar biçimde ''Ne yaptın sen Keira?'' diyişi kısa bir süre önce netleşmişti. İsminin anlamına yaraşır güzelliğiyle her erkeğin aklını başından alabilecek bir kadındı.. Ay ışığı altında griye evrilen saçlarının kendi esmer teni üzerindeki uyumunu hayal ederken neredeyse kapanan gözlerini bir çırpıda geri açmış kendisini sorgulamaya başlamıştı.. Lachlan körpe, yeni yetme bir delikanlı değildi oysa. O da her yetişkin erkek gibi arzulamayı ve arzulanmayı tatmıştı. Peki neden şimdi sadece bir kere gördüğü kadın için hasret çekiyordu? Neden bir kere gördüğü kadını hatırlamak için onca çaba harcıyordu? Kendisine meydan okuduğu için mi yoksa kimsenin yapmaya cüret edemediğini yaptığı için mi?
Delilik diye düşündü. Onun kendisinde uyandırdığı hisler şimdiye dek hissetmediği kadar güçlüydü. Lachlan bu hislerle başa çıkabileceğini sanıyordu oysa çokça yanılacağının henüz farkında değildi. McLeoda gidip de ne bulacağını umuyordu? Bu konuda hiçbir fikri yoktu. Kadını tanımıyordu. Belki de gördükleri gecenin kendisine oynadığı bir oyunuydu. Düşündüğü kadar güzel olmayabilirdi, Lachlan'ın aklını başından almayabilirdi. Belki de her şeyi anlık bir aptal cesaretiyle yerine getirmişti. O geceki gibi kendisini etkileyecek kadar cesur da olmayabilirdi. Öyleyse ne yapacaktı? Hiçbir fikri yokken anlık bir kararla çıktığı yolun sonunda ne elde edecekti? Lachlan hiçbir zaman düşüncesizce hareket etmemişti. Şimdi kendisindeki bu değişim deyim yerindeyse afallamasına neden olmuştu. Sıkıntıyla ellerini saçlarının arasından geçirdiğinde ayaklanarak ''Yola devam edelim'' dedi. Kardeşinin ve askerlerin ayaklanmasıyla atına doğru yürüdüğünde aklında sadece Keira vardı.
***
''Bunu yaptığına inanamıyorum! ''
''İnan ben de henüz olanların tam anlamıyla farkında değilim,'' Keira en yakın arkadaşı İsabella'ya olanları anlattığında onun kendisine attığı onaylamaz bakışları görerek sıkıntıyla derin bir nefes verdi. İsabell ile neredeyse doğduğundan beri beraber büyümüşlerdi. Kızıl saçları ve gül yaprağı gibi burnunun ucuna konuçlanan çilleriyle farklı bir güzelliğe sahipti.
''Başına büyük bir bela aldın ve farkında değil misin?'' İsabella Keira'nın anlattığı her şeyi hayretle dinlemiş cesaretine hayran kalsa da yaptığının doğru olmadığını dile getirmişti. Campell kalesine hırsızlık yapmaya gidişini öylesine bir şeymiş gibi anlatırken yüzünde tek bir korku emaresi görememişti. Fakat korksa iyi olurdu zira babasından duyduğu kadarıyla Lachlan McKenzie küçümsenecek bir adam değildi. En güçlü klan liderleri bile ondan çekiniyordu ve adı savaş meydanlarında efsaneleşmişti. Böyle bir adamın öfkelenince neler yapabileceğini yalnızca Tanrı bilirdi. Üstelik Keira Lachlan McKenzie'yi yaralamıştı ve yaşıyor olup olmadığı hakkında kimsenin bir bilgisi de yoktu. Yaşıyor olmasını dilemek Keira'nın geleceğini tehlikeye attığı gibi ölmesi de onu katil yapardı ki bunun cezası da ölümdü.
''Ah... Bell inan o adamdan zerre korkmuyorum .''Keira İsabel'in yersiz tepkisini anlayışla karşılasa da başarısını taktir etmesini bekliyordu. Tanrı aşkına bir kişi bile en azından cesaretini övemez miydi? Herkes felaket habercisi gibi konuşuyordu. Lachlan McKenzie denen adam bir kadına yenilmiş olmanın verdiği hissi atlatabilirse belki kendisinden hesap sormaya gelebilirdi. Geleceği varsa göreceği de vardı.
İsabel arkadaşının eskiden beri dik başlı ve başına buyruk hareketleri olduğunu biliyordu. Aradan geçen yıllar onun bu özelliğinden hiçbir şey kaybettirmemişti fakat bu bir oyun değildi. Lachlan McKenzie'den korkmadığını görebilse de onun için endişeleniyordu. Sadece hırsızlık yapmamış üstüne bir klan liderini öldürmeye çalışmıştı ''Bilemiyorum Keira, içimden bir ses hiç de iyi şeyler olmayacağını söylüyor. ''
''İçindeki ses yanıldığının farkına vardığında haberim olsun.'' Keira ayaklanarak İsabell'e sitem edercesine baktığında onun ''En yakın arkadaşım için endişeleniyorum Keira. Hepsi bu. '' diyişine karşılık daha fazla surat asmaya dayanamayıp yüzüne yerleştirdiği gülümsemesiyle İsabell'e sarıldı. ''İyi olacağım.''
''Öyle olsan iyi olur'' İsabel de Keira'ya gülümserken sarılışına karşılık verdi.
***
''Bana nasıl söylemezsin?'' Lord Belamir çalışma odasında ileri geri yürüyerek volta atıyor arada duraksayarak karısına öfkeli bakışlarıyla somurtuyordu. Karısı , Keira'nın gerdanlığı Lachlan McKenzie'den çaldığını iki gündür biliyordu fakat bu konuda tek kelime etmemişti.
''Öfkeliydin ve sakinleşmeni bekliyordum'' Leydi Lilias kocasına doğru yürüyerek gözlerinin içine baktığında ona en güzel gülümsemelerinden birini yollamıştı. Fakat bu bakış her zamankinin aksine Lord Belamir'e tesir etmenin yanından bile geçmemişti. ''Sence şu an sakin mi görünüyorum?''
''Keira'nın hata yaptığını kabul ediyorum.'' Leydi Lilias da bu konuda kızına tepki göstermişti.
''Bu kesinlikle büyük bir hata!'' Lord Belamir'in sesi yükselmişti. Kızının yaptıklarının sorumlusu karısı değildi elbet fakat o da bildiği halde anlatmadığı için öfkesinden nasibini alıyordu.
''Yine de olmuş olanı değiştiremezsin.'' Leydi Lilias kollarını göğsünde birleştirerek kocasına sitemle baktı. ''Önemli olan bundan sonra ne yapacağımız.''
''Kızının ve oğlunun yaptıkları haddini fazlasıyla aştı ve ben ...''
''Hata yapıyorlar diye onlar sadece benim çocuklarım değil Lord Belamir!'' Leydi Lilias da öfkelenmek üzereydi. Her zaman sağduyulu bir kadın olmuştu fakat kocasının tüm sorumluluğu tek başına kendi üzerine atmasına da izin vermeyecekti.
''Lilias...'' dedi Lord Belamir , karısını kızdırmaktan dolayı pişman olmuş bir sesle. Onu bu konuda suçlayamayacağını biliyordu. ''Üzgünüm'' diyerek karısına doğru yaklaştı ve özür dilercesine bakarken ellerini tutup dudaklarına götürdü.
''Endişeliyim.'' Ailesi için , halkı için endişeliydi Lord Belamir. Lachlan'ın kısa süre önce hataları affetmek gibi bir huy edindiğini sanmıyordu ve bu meselenin dallanıp budaklanması en son isteyeceği şeydi.
''Henüz çıkmaza girmiş değilsin'' Leydi Lilias kocasına güven verircesine gülümserken kapının çalınmasıyla dikkatleri dağıldı. Lord Belamir 'in ''Gir!'' diyen gür sesiyle içeri giren nöbetçi asker Lord Belamir'e selam verdi. ''Efendim!''
''Elmer , konu nedir?'' Lord Belamir kaşlarını çatarak askere baktığında onun ''McKenzie Lordu ve adamları kaleye giriş izni istiyor'' diyişine karşılık ''İçeri alın!'' dedi sakin bir ses tonuyla. Lachlan'ın geleceğinden adı kadar emin oluşu şaşırmasına engel olmuştu. Askerin başıyla onay verip odadan çıkışının ardından karısının korkulu bir ifadeyle kendisine bakışını fark ederek ''Sorun yok!'' dedi. Konuşularak halledilebileceğini umuyordu. ''Gidelim''
***
Lachlan ve adamları McLeod surlarından giriş yaptığında kale halkının meraklı bakışlarla evlerinden çıkışını izledi. McLeod'a ilk gelişiydi ve beklediğinden daha gösterişli olduğunu görebiliyordu. Campell kadar olmasa da görülmeye değerdi. Atını hızlandırıp kale avlusuna vardığında küçümsenemeyecek kadar iri yapılı orta yaşlarını çoktan geçmiş adamı fark etti. Sırtına aldığı ayı postu pelerini kendisini daha iri gösteriyordu. Yüzünde ne düşündüğünü belli etmeyen ifadesiyle kendisine diktiği bakışlarını bir an olsun kaçırmayarak ''Lachlan McKenzie!'' dedi. ''Ceilan'ın oğlu!''
Lachlan çevik bir hareketle atından inerek ''Lord Belamir!'' dedi. Onun kendisini babasının adıyla çağırmasından duyduğu memnuniyeti saklayamadı. Lord Belamir geleneklere bağlı bir adamdı ve kalesine gelen misafire saygıda kusur etmiyordu anlaşılan.
''Bu şerefi neye borçluyum?'' Lord Belamir dikkatle incelediği adamın Lachlan McKenzie olduğunu bilse de onun bu kadar genç olabileceğini tahmin etmeyen yanı şaşkınlığını gizleyemedi. Genç yaşta edindiği başarıları her yerde anlatılan bu adam belki de Samuel ile aynı yaştaydı. Samuel'in de onun gibi olabilmesini isterdi oysa. Bastığı yerin titremesini, girdiği her ortamda saygı görmesini. Oysa oğlunun şu an hangi cehennemde olduğunu bile bilmiyordu.
''Önemli bir mesele.'' Lachlan bu konunun ayak üstü konuşulamayacağını vurgularken Lord Belamir'in her şeyin farkında kurnaz bir adam olup olmadığını sorguluyordu.
''O halde sizi ağırlamak isterim.'' Lord Belamir Lachlan'dan aldığı bakışlarını onun yanında tıpkı Lachlan'a benzeyen adama çevirdi. Kardeş olduklarını anlaması zor değildi.
Lachlan başıyla onay verirken arkasındaki askerlere bir işaret vererek onların geride kalmalarını sağladı. Ailbert'in etrafa attığı meraklı bakışlarla arkasından geldiğini hissedebiliyordu. Kale içinde kendilerini karşılayan kale çalışanlarına göz gezdirirken Lord Belamir'in arkasından ilerlemeye devam etti. Ortak salona açılan kapıyı geçtiklerinde tıpkı o gece gördüğü kadının bir yansımasını gördüğünü sandı. Beyazımsı sarı saçları ensesinde özenle toplanmış, buz mavisi gözleri içtenlikle parıldayan ,yaşına rağmen güzelliğinden hiçbir şey kaybetmeyen bu kadının Keira'ya benzerliği karşısında bir an kendisini sorguladı.
''Lord Lachlan,'' dedi Lord Belamir gülümseyerek .''Eşim Leydi Lilias ,''
Lachlan çoğu zaman kaba bir adam olabilirdi fakat kadınlara nasıl yaklaşması gerektiğini de bilirdi. Bir kaç adım atıp Leydi Lilias'ın önünde eğildiğinde kadının bakışlarında anlık bir şaşkınlık görmüştü. Bu bakışı tanıyordu. Adı o kadar çok dillenmişti ki karşılarında asık suratlı yaşlı bir adam yerine genç bir adam görmeyi beklemiyorlardı. Asık suratlı olabilirdi fakat asla yaşlı değildi.
Leydi Lilias kocasının ve oğlunun uzun süredir bahsettikleri Lachlan McKenzie'nin yakışıklı genç bir adam olduğunu gördüğünde anlık şaşkınlığını saklayamadı. Saygıyla önünde eğilişi onu gözünde daha az korkunç hale getirdiğinde Keira'nın böyle bir adam bulup evlenmemesine üzülmeye başlamıştı. Evlenme yaşını geçeli çok oluyordu ve asi kızı hala bir çocuk gibi davranmaya devam ediyordu. ''Onur duydum Lord Lachlan ,'' dedi. Ardından yanında tıpkı ona benzeyen fakat bir parmak boyu da kısa olan adama baktı.
''Kardeşim Ailbert.'' Lachlan kadının kardeşine meraklı bakışını fark ederek ''Kendisi çok konuşkan biri değildir.'' dedi.
Ailbert ağabeyine yandan bir bakış atıp Leydi Lilias'ın önünde eğildiğinde ''O onur bize ait'' dedi.
Leydi Lilias sıradan bir ziyaret edasıyla süren tanışma faslının kendisini bir nebze olsun rahatlattığını hissetti. Belki de anlatıldığı kadar kötü insanlar değillerdi.
''Lütfen oturun,'' ortak salonu işaret ederek kenara çekildiğinde Lachlan ve Ailbert sade fakat şık mobilyalarla döşenmiş salona adım attı. Uzun yıllardır kadın eli değmiş bir yerde oturmamışlardı. Fark gözle görülürdü.
Lord Belamir de salona geçip de oturacak bir yer bulduğunda Lachlan ve kardeşinin rahat tavırları karşısında iyiden iyiye gerilirken karısındaki rahatlamaya anlam veremedi. Bu iyiye işaret sayılmazdı. Çalışanlardan birinin getirdiği içki bardaklarından birini alarak Lachlan'a baktı.
Lachlan da içki kadehini eline aldığında Lord Belamir'in kendisine diktiği bakışları fark ederek sırtını geriye doğru yasladı. Dudakları düz bir çizgi halini alırken tek kaşını sorgularcasına kaldırdı. Onun meraklı bekleyişini sonlandırmak adına ''Lord Belamir'' dedi başını hafifçe omzuna doğru eğerek devam etti. ''Sanırım neden burada olduğumu biliyorsunuz.''
''Tam olarak değil elbette '' dedi Lord Belamir. Yalan söylemezdi. Kartları açık oynuyordu. ''Yine de bazı şeyler bildiğim doğru''
''O halde en başından anlatmalıyım. ''Lachlan sabit bir tonda tutabildiği ses tonuyla devam etti. ''Oğlunuz benimle bir iddiaya girdi ve kaybetti. ''
''Karşılığında da değerli bir gerdanlığı borcu karşılığında ağabeyime verdi'' diyerek araya girdi Ailbert . Ağabeyi kadar sakin olamıyordu. McLeod'da ne aradıkları bile şüpheliydi. Ağabeyinin sıradan fikir alışverişi yapıyormuşçasına rahat tavırlarına anlam veremezken onun kendisine attığı onaylamaz bakışları fark edebiliyordu.
''Bir hata yaptığı doğru fakat yine de buraya gelişinizi açıklamıyor'' Lord Belamir oğlunun yaptığı hataları saymayı çoktan bırakmıştı. Buraya gelme nedenleriyse tamamen Keira'nın marifetiydi.
''Elbette açıklamıyor. Buraya geldim çünkü iki gün önce gerdanlık evimden çalındı'' Lachlan karşısında oturan ikiliye dikkatle baktı. Şaşırmış görünmedikleri aşikardı. Bunu zaten biliyor olduklarını anlamamak için aptal olmak gerekiyordu.
''Güvenlik konusunda sorunlarınız var gibi görünüyor.'' Lord Belamir Lachlan'ın kardeşinden bir hırıltı duyduğunu sandığında bakışlarını ona çevirdi. ''Yanılıyor muyum?'' Lachlan'ın kardeşinin onun kadar sakin olamadığını görebiliyordu.
Ailbert Lord Belamir'in iğneler tarzda konuşması karşısında öfkelenmeye başlarken ağabeyinin uyaran bakışlarını fark ederek sakinleşmeye çalıştı. Ağabeyinin olağanüstü sakinliği ise giderek sinirlerini bozuyordu. Bu yaşlı çift alenen kendileriyle alay ediyordu.
''Kimin çaldığını biliyor musunuz?'' Lachlan bildiklerini biliyordu. Bunu onların gözlerinde görebiliyordu
''Buradan sizin bilmediğinizi mi anlamalıyım.''
''Belki evet, belki hayır ... ''' Lachlan Lord Belamir'in korkak bir adam olmadığını anlayabiliyordu fakat temkinli oluşu, kelimeleri özenle seçişi karşısında ''Bu konuda ne yapmayı düşünüyorsunuz?'' diye sordu.
''Siz söyleyin Lord Lachlan,'' dedi Lord Belamir. ''Tam olarak ne istiyorsunuz?''
''İstediğim...''
''Burada neler oluyor?'' Keira kale avlusundaki askeri birliği gördüğünde içinde uyanan merakla ortak salona geçmesi saniyeler sürmüştü fakat salonda annesi ve babasıyla gergin bir konuşma içinde olan Lachlan McKenzie'yi gördüğünde açılan ağzını kapatma gereği duymamıştı. Hayal gördüğünü düşünmesi için binlerce sebebi vardı.
Hayır!
Lachlan cümlesini yarıda kesen sese yöneldiğinde bir anlığına nefes almayı unutmuş , kendisine şaşkınlıkla bakan kadına aynı ifadeyle bakıyor oluşunun farkında değildi.
''Keira!''