"Pekâla şu yaşıma kadar ölmeden geldiğime göre devam edebilirim. Bu adı belli olmayan katil beni hiçbir şekilde yıldıramaz! Tamam suçlularla kafayı bozmuş bir manyak olabilir ama bu şehri korumak için gönderilen pelerinsiz bir süper kahraman olmadığı da aşikâr! Evet evet kesinlikle bu adamın kafasından sorunları var. Tek başına bütün kötülüğü yenmeye çalışsa da bence bunun için boşuna çabalıyordu. Hadi ama! Sıradaki kurbanlar biz olmamalıydık! Hem o kadar da suçlu sayılmayız değil mi? Katil değiliz nihayetinde. Fakat gel bir de bunu o aptala anlat!"
"Kendi kendine mi konuşuyorsun sen?"
Kapının ardından duyduğum sesle hemen yerden kalktım. Sonunda birileri benim de bu evde olduğumu akıl edebilmişti. Çünkü en az yarım saattir buradaydım!
"Lanet olsun daha erken gelemediniz mi?!"
"Kapının arkasından çekil!"
Benim söylediklerimi takmayıp kapıyı kıran Atakan içeri girip duvar dibine sinen bedenimi süzdü.
"Dokundu mu sana?"
Kaşlarımı çatarken yanına adımlayıp koluna tutundum. "Kimden bahsettiğini zerre anlamadım tek derdim bir an önce burayı terk etmek lütfen sorularını sonraya sakla."
Konuşmasına izin vermeden tuvaletten çıktım. Derin bir nefes alırken en azından bu gece sorgudan kurtulmak istiyordum. "O sesler neydi öyle? Neler ol-"
Gördüğüm görüntülerle kelimeler boğazıma kaçmıştı. Atakan sinirli alıp verdiği nefesleriyle yanımda bitmiş ölü bedenlerde soğuk gözlerini gezdirmişti.
"Polis gelmeden gitmemiz lazım. Ev ne kadar kuytu bir yerde olsa da acele edelim."
Ne onun söylediklerini duyuyordum ne de dışarıdan bize seslenen İbo'nun sesini. Balodaki konukların cansız bedenleri kanlar içinde yerlere serilmiş vaziyetteyken, mantık beynimi terk etmişti.
Neler olmuştu böyle?
Kim yapmıştı bunu?
Gri..
O neredeydi?
"Yürü artık Nehir!"
Dirseğimin üst kısmından tutup sürüklendiğimde kendime gelmiş ve başımı hızla eğmiştim. Ölüm her zaman korktuğum bir şeydir. Ölü görmek ise artık kirli duvarlarıma ek olarak atılan çiziklerden ibaretti. Oradaki insanların hepsi bunu hak etmiş miydi gerçekten?
Yüzüme çarpan esintiyle dışarı çıktığımızı anlarken Atakan'ın arabasına doğru yürüdük. İbo, Ezel ve Saye buradaydı ama Luyo ve Dolar yoktu. Şoför koltuğuna oturan Atakan'la beraber bende arkaya kızların yanına geçtim.
"İyi misin? Neredeydin sen Allah aşkına?" Ezel'e kısa bir bakış atıp 'sonra' diye mırıldandım. Zaten o da çok üstelememiş başını omzuma yaslamıştı. "Korktum Nehir. Senin için korktum."
Gözlerimi kırpıştırıp arkama yaslandım. Bende çok korktum.
"İğrenç bir gün sonuydu." diye söylenen Saye İbo'nun omzunu dürttü. "Kolun nasıl aptal?"
Kaşlarını çatarak bir anda bize dönen İbrahim süslünün cadı şapkasından sarkan saçını çekti. "Bak, iyiymiş salak!"
"Aptal!"
"Salak!"
"Kesin şunu!" Atakan'ın bağırmasıyla yerimizden sıçrarken İbo homurdanarak önüne döndü. "Az kalsın ölüyorduk sizin tartışmanıza bakın." Gözleri dikiz aynasından beni buldu. "Nehir'in evine gidip geceyi orada geçiriyoruz. Yol boyunca sussanız iyi olur!"
Bunlar neredeydi? Sadece Atakan ve ben mi görmüştük o cesetleri? Neler oluyordu?
"Bu niye böyle heyheyli?"
Kulağıma fısıldayan Ezel'in siyah deriden kedi maskesini çıkarıp fırlattım. "Bilmiyorum."
"Maskemden ne istiyorsun?!"
"Baloyu hatırlatacak hiçbir şeyi görmeye tahammül edemiyorum."
"Seninde heyheylerin üstünde."
"O ahmak yüzündendir." diye fısıldadığımda Ezel kaşlarını çattı.
"Hangi ahmak?"
Cevap vermeyip yolu izlemeye koyuldum. Belki sadece Ezel'e anlatmalıydım? En azından o bilmeliydi. Gri bizi tek tek öldürecekti değil mi? O zaman bütün ekibe bu gerçeği söylemeliydim. Evet. Bu gece hepsine söyleyecektim! Sadece tuvalette konuştuklarımızı bilseler kâfiydi. Fazlasına gerek yoktu.
***
Öfkeyle salonumun parkelerini döven adam bir türlü yerinde durmuyordu. Sağa sola gidip kendisini sakinleştirmeye çalışırken herkes başını eğmiş ölümü düşünüyordu. Buna emindim. Nasıl, nerede ve ne zaman. Bu sorular içten içe hepsinin aklını kemiriyordu.
Atakan'ın arabasının bagajındaki çantalarından herkes kıyafetlerini değiştirmişti. Bende pijamalarımı giyinip yüzümdeki boyayı çıkardığımda anlatacaklarımı kafamda derleyip aşağı inmiştim. Baloyu basanların ev sahibinin anlaşamadığı birileri olduğunu öğrenen Atakan bunu bizimkilerle konuşuyordu. Benim pat diye 'Gri ile konuştum' cümlem ise ortaya bu bomba etsiki bıraktı.
Ama Atakan Gri'nin beni lavaboda sıkıştırdığını biliyor gibiydi. O konuda tek bir soru bile sormadım ona.
Ve Gri..
Yaşanacakları bildiği için mi gelmişti? Beni kilitlemişti..
Şimdi herkesin yüzüne bakıp hissettiklerini anlamaya çalışıyordum. Sadece ayakta gidip gelen adama çevirmiyordum gözlerimi. Çünkü bu kadar erken beklemediği için sinirliydi. Planlarım suya battı gibi bir şeylerden bahsediyordu.
"Dolar," dedi yüzünü sıvazlayarak. "Şu adamla ilgili bir şey öğrenebildin mi?"
Dolar başını iki yana sallayıp nefesini seslice dışarı bıraktı. "Adam hakkında hiçbir şey bulamadım. Eski haberlerden cinayetlerin işlendiği sokaklar ve çevredeki mobese görüntülerine ulaşmaya çalıştım. Eğer maskesini çıkardığı bir görüntü olsaydı belki işim daha kolay olurdu. Fakat yüzünü görsem bile hakkında pek fazla bilgi toplayacağımı sanmıyorum. Kısacası, bu adam tek başına olmayabilir." Öne doğru eğilip ellerini birleştirdi. "Gri cinayet işleyip bu konuda çok iyi olabilir. Ama suçlular hakkında bilgi toplayan ve bu adaletle kafayı bozan adamın bilgilerini saklayan başka birinin daha olduğunu düşünüyorum. Bir hacker gibi."
"Yani senin gibi, böyle şeylerle arası iyi olan?"
Luyo'nun sorduğu soruyla gözlerim ona ilişti. Baskın sebebiyle parayı alamamıştık. Dolar ve Luyo Ezel'den aldığı anahtarlarla taksiye binip bizden önce eve gelmişti.
"Aynen öyle."
"Nehir," dedi Saye gözlerimin içine bakarak. "Başka ne dedi o adam? Sıra sıra derken, ilk kimden başlayacak?"
"Sarı civciv istersen arayalım nerede nasıl öldüreceğini de anlatsın bize ha ne dersin? Ayrıca ben varken sana dokunabileceğini mi düşünüyorsun?" Sağ kolunu kaldırıp yumruğunu sıkan İbo kol kaslarını sergiledi. Dövmeli kolunda beliren damarlara gözüm iliştiğinde zihnimde bir cümle yankı yapmıştı.
Seni sona saklıyorum..
"Seni sona saklıyorum." Hızla gözlerimi Atakan'a çevirdim. "Bana, seni sona saklıyorum dedi." Tek tek baktığım yüzlerin kaşları çatılmış vaziyette oturmaları ve bana şüpheci bakışları hiç hoşuma gitmemişti. "Ne? Bakmayın öyle ben de bilmiyorum. Adam kedinin fareyle oynadığı gibi benimle oynayacağını îma etti resmen."
"Seninle derdi ne olabilir ki?"
Ezel'in ortaya attığı soruya kimsenin verecek bir cevabı olmadığı gibi benim de yoktu. "Bilmiyorum." diyebildim sadece.
"Sana dokundu mu diye sormuştum?"
Şu an burada böyle bir şey sorması Atakan'a sertçe bakmama neden oldu. Tek derdi bu muydu cidden?
"Hayır!"
Başka bir şey söylemedim. Söyleyemedim. Evet desem ne yapacaktı ki? Zaten öldürecek olsa orada biterdi işim.
Dudaklarını yalayan adam bir süre sessiz kaldı. Bir şey söyleyip söylememek arasında kalmış gibiydi. Ateşi sönen gözlerini yavaşça benden Dolar'a çevirdi.
"Sana bir isim vereceğim daha sonra. Onu araştır."
Başını sallayan Dolar ve Atakan'ı herkes duysa da kimse ismi sormamıştı. Ama ben deli gibi merak ediyordum. Ayrıca neden şimdi söylemiyordu? Biz neden duymuyorduk?
Bir ara Dolar'ı kenara sıkıştırmam gerekecekti..
"Eninde sonunda öleceğiz. Ölümlü dünya." diyen Ezel ellerini iki yana açtı. "Konuştukça sorun çözülmüyor. Artık herkes uyuyup dinlenmeli bence. Zirâ şuraya kıvrılsam anında bayılırım."
"Uyumak demişken." diye burun kıvırtarak konuşan Saye gözlerini bana çevirip eliyle Ezel'i gösterdi. "Ben bununla aynı odada yatmayacağım değil mi? Uykusunda konuşuyor bu!"
Kıkırdayarak ayağa kalkan İbo kendisini gösterdi. "İstersen benimle beraber misafir odasında uyuyabilirsin sarı civciv."
"İbo!" diye uyarıcı konuşan Luyo ters ters ayaktaki adama baktı. Aynı bakışlara süslü de eşlik ettiğinde İbrahim salondan sıyrılıp merdivenlere doğru yürüdü. "Valla ben gidip uyuyorum. O zaman erkeklerden kim isterse yanıma gelebilir ama sadece biriniz gelin çünkü yeterince ayak kokusu soluduğum bir gece olacak."
"Yeh be!" Dolar bağırıp çoraplarını ayaklarından çıkardı ve İbo'nun yanına gitti. "Uyumamanı tavsiye ederim dövme yığını. Ağzını açıp çoraplarımı sokmamak için kendimi tutamam çünkü. Ah, bunu her zaman birine yapmak istemişimdir."
"İğrençsin!" Luyo Dolar'ın kalkmasıyla beraber üçlü koltuğa genişçe uzandı. "Bana bir battaniye verirsen buraya kıvrılırım Nehir."
Luyo'nun gülümsemesiyle beraber ben de tebessüm ettim. Bana, Saye'ye ve Ezel'e olmayan abimiz gibi davranması çok güzeldi. Ekipte saygı duyduğum biriydi.
"Ben de seninle uyurum değil mi Nehir?"
Gözlerini büyüterek bana bakan Ezel'e başımı salladım. Yine olmayan biriyle onun konuşmalarını çekecektim.
"Ben eve gidiyorum." Atakan'ın kapıya doğru gitmesiyle onu hiç durdurmadım. Gri konusunda bize olan sert tutumu hiç hoşuma gitmiyordu. Özellikle bana yaptığı vurgular rahatsız ediciydi.
Kapanan kapıyla beraber Saye ikili koltuğa geçti. "Ben de burada yatayım bari."
"Size battaniye getireyim."
Ayağa kalktığımda Ezel'de peşime takıldı. Bir-iki saat sonra zaten herkesin uyuduğunu düşünüyordum. Yanımdaki kızın rüyasında biriyle tartışmaya başlaması gülmemek için kendimi sıkmama neden oldu. Hafif kıpırdandığında gözlerimi yumup uyku numarası yaptım. Gri'nin balodaki bakışları, beni tuvalette sıkıştırması ve öldüreceğine dair sözlerin dudaklarından dökülmesini düşünürken bende uyuya kaldım.
Sabah herkesten önce uyanmıştım. Şekerli bir kahveyi içip odamda sessizce üstümü değiştirirken artık susarak uyuyan Ezel'i uyandırmamaya çalışıyordum. Kot pantolonumun üzerine buz mavisi bir tişört geçirip siyah deri ceketimi giyindim. Ceplerime telefonumu, ev anahtarını ve de biraz parayı koyup evden çıktım. Ev için alışveriş yapmam lazımdı. Herkes şuan uyuyor olsa da saat on bire gelmek üzereydi. Dün geceden sonra uyumak haklarıydı elbette. Kafamı iki yana salladım. O evden sağ çıkamayabilirdik.
"Bu adam vazgeçmeyecek mi?"
Yanımdan geçmek üzere olan iki kızın ellerindeki telefona bakarak söylediklerine dikkat kesildim. Elinde ekmek poşeti olan kız yüzünü buruşturarak ekranda bir şeye bakıyordu.
"Bilmiyorum. Sınıftaki salaklar çok havalı olduğunu söylüyor. Bu insanlar neden böyle mal?"
Yanımdan geçtiklerinde telefondan gelen sesleri dinledim. Nedense aklıma tek bir kişi geliyordu.
"Ünlü iş adamı Faruk Sezer bu sabah sularında evinde ölü bulundu. Kadın kaçakçılığı yaptığını iddia eden birkaç kişi haberi duyar duymaz soluğu karakolda aldılar. Ve herkesin ezberlediği gri boya evin yatak odasında, yani cinayetin işlendiği yerde duruyordu. Faruk Sezer'in kanını taşıyan duvara izini bırakan Gri yine yakalanamadı. Cinayetin gece saatlerinde işlendiği polisler arasında hâlâ tartışma konusuyken-"
Gerisini dinlemedim. Zaten iyice uzaklaşan kızlar benim onlara garip baktığımı fark edip adımlarını hızlandırmıştı. Ellerim cebimde arkalarından bakarken Gri'nin neler planladığını düşünüyordum.
Dün gece cinayet işlediğine göre bizim ekip için sırasıyla ayrı yollar planlıyordu.
Bu adam birden fazla kişinin ortak olduğu suç çetesi gibi insanları daima bir süre düşündükten sonra öldürüyordu. Çok tehlikeliydi.
Gri çok tehlikeliydi.
Kendime gelip yavaşça markete doğru yürümeye devam ettiğimde ne yapacağımı bilemiyordum. Kaçmalı mıydım?
"Ölmek istediğimi zannetmiyorum." Ellerim cebimde yumruk oldu. "Ben çocukken masumdum hem. Böyle olmasını istemedim." Başımı hızla iki yana salladım. "Buna mecburdum."
"Nehir!" Marketin kapısına on adım kala ismimi tanıdık bir sesten duymuştum. Etrafıma bakınırken yine kızıl kafayı gördüm. Gözlerimi devirerek gidecekken koşarak gelip kolumdan tuttu. "Seni öldürmek için peşinde değilim salak kız."
Kaşlarımı kaldırarak ona baktım. "Elini kolumdan çekmezsen polisi ararım."
"Ara." Alayla güldü. "Bende sizden bahsedeyim biraz onlara. Çağır gelsinler. İlgilerini çekeceğinden eminim."
Tehlikeli bakışları bir yılanın zehri gibi ürkütücüydü. Kolumdaki elini çekip göğsünde birleştirdiğinde ben de ellerimi iki yana serbest bıraktım. Katil olmaktan hep çekinsem de ilk kurbanım bu kız olabilirdi.
Benden birkaç santim uzun olduğu için sinirime sinir eklenmişti. "Beni almaya geldiyseniz gidelim artık." Bezmişçe ona baktım. "Bedava yemek ve konaklama verirsen zorluk çıkarmadan gelirim."
Evet artık ne olacaksa olsun.
Bakalım bunlar kimdi. Biraz oyun oynamaktan zarar gelmez.
"Ciddi misin sen?" diyen kız yüzümdeki ifadeyi görünce kıkırdadı. "Ciddisin." Kahkaha atmaya başlayınca bir şizofreniyle karşı karşıya olduğumu düşünmeye başlamıştım.
"Komik olan ne?"
Kahkahasının arasından bana cevap vermeye çalıştı. "Bunun bu kadar kolay olacağını düşünmezdim." Gülerek doğrulup elini omzuma koydu. Beni ellemeden yapamıyordu anladığıma göre.
"Dökül ve beni buradan götür artık kızıl kafa."
Kollarımı göğsümden birleştirip dikkatle ona baktım. Homurdanarak geri çekildi. "Kızıl kafa dediğini görmezden gelerek söylemeliyim ki senin bana alışmanı bekleyeceğimi sanıyordum."
Tek kaşım sorgularcasına kalktı. "Sana alışmak mı? Beni kendine aşık edip taciz edeceğini söyleme sakın." Dudaklarımı birbirine bastırıp omzuna dokundum. "Bak beni ne şekilde nerede gördün bilmiyorum kızıl kafa ama kızlardan hoşlanmıyorum. Kendine başkasını bulmalısın. Beni anlıyorsun değil mi?"
Sinirlenmişti. Omzundaki elimi fırlatıp eğlenircesine beni süzdü. "Daha akıllı olmanı beklerdim. Seni korkutmadan alıştıra alıştıra karşına çıkacak ve en sonunda yanımıza alacaktım. Ayrıca basit bir lezbiyen olsam şu an burada değil daha romantik bir yerde olurduk. Üstüne üstlük seni Gri konusunda uyardığımı hatırlarsan eğer, basit biri olmadığımı da anlarsın."
"Fantazilerini es geçiyorum ve o konuda konuşacaksak, onu anladım zaten. Sadece artık bu olaylara karışmak istemediğim için her şey olsun bitsin istiyorum."
Etrafına göz atıp bana doğru yaklaştığında bir adım geriledim. "Hey! Lez olmadığını söylemiştin."
"Gerizekalı, değilim zaten! Gel şuraya." Beni kolumdan tutup dibine çektiğinde ne diyeceğini merak etmedim desem yalan olurdu. "Şimdi kabul edersen seni ona götürebilirim, istemezsen götürmem. Ama gelirsen onu daha erken sevindirmiş olursun."
"Kimden bahsettiğini zerre anlamıyorum. Hayır isim vermeden konuşuyorsun bir de. Etrafımdaki insanların benimle kafa bulduğunu düşünmeye başladım artık. O dediğin beni öldürecek mi? Asacak mı? Kesecek mi? Bu arada hâlâ yemek ve konaklama kısmına bir açıklık getirmedin?"
"Yürü gidiyoruz!"
***
Kızıl kafanın salaş giyimine zıt olarak lüks bir arabayla yola koyulmuştuk. Şoför nereye gideceğimizi biliyor olmalı ki soru sormadan biz binince yola koyulmuştu. Yanımda oturan kız heyecanlı heyecanlı biriyle mesajlaşıyordu. O sıkıntı değildi ancak, benim telefonumu alıp camdan fırlattığı süreç içerisinde yanlışlıkla sinirden üzerine atlamış olabilirim. Her nereye gidiyorsak orada köle hayatı çekmemeyi umut ediyordum.
İyi yanından bakalım.
Artık suç işlemeyeceğim.
"Umarım beni Gri'nin pençesinden de kurtarabilirsiniz kızıl kafa."
Telefonundan kaldırdığı başını bana çevirdi. "O seni koruyacaktır. Ayrıca benim bir ismim var, Buse!"
"O kim, Buse? Sürekli 'o' deyip duruyorsun."
"Gidince görürsün."
Pislik.
Yol gittikçe ıssızlaşıyor mu yoksa bana mı öyle geliyor? Evet sanırım artık tedirgin olma zamanıydı. Dövüş konusunda hiçbir yeteneğim yokken bu kızıl kafa ve tanımadığım bir şoförle dağ başına geldiğime inanamıyordum. Tamam kabul edip gelmiştim belki bir şeyleri artık öğrenmek istiyordum ama durum tam tersi aleyhime işlerse, Luyo'nun vermek için ısrar ettiği dövüş tekniklerini ağlayarak arayacaktım sanırım. Çünkü dövüşte berbattım. Şiddetten hep kaçmıştım.
Dövüşün zerresini bilmediğimi söylemiş miydim?
"İnecek misin artık?"
Heyecanı bir tarafına kaçan Buse kafasını eğip açık kapıdan bana bakıyordu. Oturduğum yere iyice sinip emniyet kemerimi sıktım ve başımı iki yana salladım.
"Geri götür beni kızıl kafa. Güzel yolculuktu yalan yok ama sizi tanımıyorum."
Elini alnına koyan kız öfkeden titriyordu. "Seni nasıl suç çetesine aldılar aklım almıyor. Ayrıca sen gelmek istedin. Hem Buğra'ya çoktan haberi vermişken onu hayâl kırıklığına uğratamazsın!"
Kemerimi çözüp arabadan inerken onun gözlerinin içine bakıyordum. "Buğra mı? O kim?"
Ağzından kaçırdığı için utanmadan ağır bir küfür savurup arabanın kapısını kapattı. "Lütfen, ne olur sadece yürü."
İç çekip etrafıma bakındığımda ağaçların bol olduğu ve onların olduğu yerde böceklerin eksik olmadığı bir yerdeydik. Tam karşımda duran üç katlı lüks evi başımı sallayarak inceledim. İyi para gitmiştir buna.
"Buse! Getirdin mi onu?"
Evin iki kanatlı beyaz kapılarından biri açılınca kumral, uzun boylu ve yeşil gözlü biri olduğu yerde durmuş gözlerimin içine bakıyordu.
O ağlıyor muydu?
Yutkunarak yavaşça bana doğru yürümeye başladığında kaçmayı düşünsem de yapmadım. Adam ağlıyordu yahu dört gözle yolumu bekleyen bir hayranım vardı resmen.
Onu baştan aşağı süzerken aramızdaki mesafe git gide kapanıyordu. Lacivert takım elbisesi jilet gibiydi. Beyaz gömleğinin ilk üç düğmesi açılmış ve bedenini sardığı için baklavaları bana göz kırpıyordu.
Ovv.
Luyo ve İbo'nun baklavalarını fırsat buldukça seyretmişimdir.
"Nehir.."
Fısıldayarak dibime girse de bir anda sımsıkı sarılmış ve kemiklerimi kıracak raddeye getirmişti. Gözlerim büyürken acaba bu adamı tanıyorum da hafızamı falan mı kaybettim diye düşünmeye başladım. Ama yok, tanımıyorum işte.
"Nehir," Saçlarımı okşamaya başlayınca iki yanımda duran ellerimi yumruk yaptım. Umarım sapık değilsindir. "Abisinin prensesi.."
***
Kaç saattir bu odadayım bilmiyorum.
Geniş bir odada geniş bir yatağın üstünde karnım tok bir şekilde uzanıyordum. Dolaptan bana alınan yumuşacık pijamaları sıcak bir banyonun ardından mayışmış bir şekilde giysem de yatağa yattığım an uykum kaçmıştı. Aşağıya ise hiç inmek istemiyordum.
Akıllının biri abim olduğunu söylüyordu.
Alayla gülüp yastığa daha sıkı sarıldım. Beni kandırabileceklerini sanıyorlar. Gerçek amaçlarını bilmiyorum ama onlara zerre inanmıyorum. Sadece suç işlemekten uzak kalmak bana iyi geleceği için bir süre burada durmayı planlıyordum. Buğra denilen yeşil gözlü adam -abim olduğunu iddia eden şahıs- bana çok yalvarıp ayaklarıma kapandığı için kabul etmiştim. Tamam belki ayaklarıma kapanmadı ama ağlamıştı karşımda. Beni çok sevdiğine dair saçma şeyler zırvalayıp durdu. Yıllar sonra beni bulduğuna ne kadar sevindiğinden tutun ileride beraber dünya turu yapacağımız yerleri bile saydı.
Peki ben ne yaptım?
Yüzüne bile bakmadan Buse'ye nerede kalacağımı sordum.
Evet beni alacaklarını söyleyen bir kıza inanarak buraya gelmiştim ve asla böyle bir şey beklemiyordum. Ne yaptıkları umurumda bile değil ama abinim diye kandırmakla karakterlerini küçültüyorlar. Ben ihtimal bile vermiyorum. Öyle bir şey olamaz. İmkânsız. Kattiyen olamaz. Asla olamaz. Hiçbir yolu yok.
Beni zayıf olduğum bir noktamdan vurmaya çalışıyorlardı.
Tanımadığım bir yerde rahatça davranıyordum.
"Bu ben değilim."
Yastığı boydan boya cam olan alana fırlattım sertçe. Bu ben değildim. Aklımı mı kaçırmıştım?
Saatlerdir saçma sapan bir hayata geçiş yaptığımın farkındaydım. Hiçbir şeyi sorgulamadım. Sadece o hayattan uzak kalmak beni aldattı. Kalbim beynimi kandırdı. Güldüm. Şu an, ne yaptığımın farkında olmadığım bir anda verdiğim karardan dolayı alakasız bir yerde bulunuyordum.
Ya bizimkiler?
Gri meselesi yüzünden korkup kaçtığımı mı düşünüyorlardır..
Sanırım buradan hemen gitmeliyim.
Her şeyin üzerime geldiği bu zamanda çareyi kaçmakta bulmuştum. Ve bana bu şansı veren Buse adındaki tanımadığım bir kız dağ başında Buğra denilen adamla beraber beni kandırmaya çalışıyordu. Yetimhanede büyümüşken buna inanamazdım. Eğer gerçek olduğunu bir saniye, sadece bir saniye düşünmüş olsam şu an hüngür hüngür ağlıyor olurdum. Evet, küçüklüğüm benim zayıf noktamdı..
Yataktan bir anda kalkıp üstüme sadece ceketimi geçirdim. Kimliğimi aldıkları için sadece ev anahtarı ve para vardı cebimde. Camdan gözüken büyük ağaçlık alan ve gökyüzüne baktığımda karanlığın çoktan çöktüğünü gördüm. Kenarda duran ayakkabılarımı ayağıma geçirip saçımı sinirle arkama attım. İnsan bir toka bırakır şuraya!
Bizimkiler her yerde beni aramış olmalı. Özellikle Ezel'in çok endişelendiğine emindim. Onu üzmek istemezdim ki. Belki buraya gelirken sadece kendimi düşünmüş ve bencillik yapmış olabilirdim ama, bencil olmazsan ölürsün. Bu benim hayat felsefemdi. Bu yüzden defalarca Ezel'e dil döküp bana alışmamasını söylemiştim.
Sessizce adımlayıp kapıyı araladığımda kafamı aradan uzattım. Evin tam yanındaki yol dümdüz gidildiğinde merkeze varıyordu. Gelirken buna dikkat etmiştim tabii ki. Çünkü neyle karşılaşacağımı bilmiyordum.
Merdivenleri bitirip fazla lüks olan oturma odasına gelince karanlığa bir süre baktım. Umarım hepsi kış uykusuna yatmıştır. Dış kapıya doğru minik minik yürüyüp sessiz olmaya çalışarak açmıştım. Açılan kapıyla şaşırarak dışarı çıktım. Kilitli olmasını beklerdim halbuki. Buse'ye cidden kendimi inandırmış olmalıydım. Demek umursamazca konuşup dalgaya alınca inandırıcı olabiliyorum.
Bunu acilen bizimkilerin üzerinde de denemeliyim. Özellikle Atakan'ın.
"İşime çomak sokulmasından zerre hoşlanmıyorum ama kurbanımın kendi ayaklarıyla bana gelmesi, güzelmiş."
Çığlık atarak yerimde zıpladığımda sarı dağ arabasına yaslanan adam karanlıkta bile parıldayan irislerini bir an olsun üzerimden ayırmıyordu.
Önce kendi ayaklarımla gelip, sonradan kaçmaya kalkıştığım için Allah belamı veriyordu.
Bunun başka bir açıklaması olamaz!
"S-sen!" derken kekelememe lanet okudum. Ama o ardımda kalan eve bakıp hızla bana doğru atıldı. "Çığlık atmak zorunda mıydın? Buğra'yı peşimize takmadan bin şu arabaya."
Ondan korkuyor muydum?
Hem de nasıl!
Onun arabasına binmekle intihar etmek aynı anlama geliyordu. Kesinlikle bu katille gideceğime tanımadığım Buğra ve yandaşı yılan Buse ile kalırdım daha iyi.
Beni nasıl bulmuştu? Üstelik hani sona saklayacaktı ölümümü?
Şuan karşımda bir azrail olduğu için düşünme yetimi kaybetmiş olabilirim ama o arabaya kesse binmeyeceğimden de eminim.
Bir dakika.
Gri'nin yüzünde maske yoktu!
"Yüzün." derken şaşkınca ona baktım. Üzerime üzerime gelmeye başlayan adamın sert kemikli yüzünü seyre daldım. Hafif çıkan sakalları, suratına uyumlu bir burnu vardı. Dudakları normaldi ve kaşları düzgündü. İtiraf etmem gerekirse yakışıklıydı. Fakat konu bu değildi. Bana nasıl yüzünü gösterir? Polislere robot resmini vermeyeceğimi nereden biliyor?
"Yüzümü gördüğüne göre seni ortalıkta bırakmamalıyım değil mi?"
Alaycı ifadesiyle kıvrılan dudaklarına kaydı gözlerim. Ama çabuk toparlanmıştım. Cebinden çıkardığı şişe ve beze bakarken ardımızdan duyulan sesle ikimizde durduk.
"Demir Yücel! Derhâl kardeşimden uzaklaşıyorsun."
Nasıl bir şeyin içine düşmüştüm ben?
***
S.D.