"Sen ne dediğinin farkında mısın?"
Şuana kadar böyle bir olay yaşamamıştık ve karşımızdaki adamın Dolar'ın gazabına uğrayıp şaka yaptığını düşünmek istiyordum. Belki ekiple pek içli dışlı olmayabilirdim ama ölüm hep geri planda tuttuğum şeydir. Beraber bir işlere karıştığımız insanların başına bir şey gelmesinden zevk almayacağıma göre endişelenmem doğaldı. Dolar ve İbo yeri gelince benim yüzümü güldüren insanlardı. Atakan beni kaç kere ölümden kurtardı bilmiyordum artık. Hep beraber bir zincir oluşturduğumuza göre eksilen parçalar sadece zinciri kısaltır. Alanı darlaştırırdı.
"Neredeler şuan? Neyi bekliyoruz gidelim artık!"
Ezel'in bağırmasıyla Luyo odadan çıktı. Sadece elimdeki telefon ve pijamalarımla bende peşlerine takıldım. Ezel evin anahtarını yanına alırken ayakkabılarımı ayağıma geçiriyordum. Saye bile makyajsız hâliyle evden fırladıysa gerçekten berbat duygulara sahip bir ekip değildik.
"Sen nereden öğrendin?" diye sordum.
Luyo hız kaybetmeden koşmaya devam edip bir yandan da bizi kontrol ediyordu. Ezel tam arkamdaydı ama Saye ayaklarına takıla takıla geliyordu.
"Atakan aradı ve kızları kontrol etmemi söyledi. Sesi iyi geliyordu ama. Saldırıya uğradıklarını söyledi. Dolar ve İbo'yu bilmiyorum."
Taksi durağına geldiğimizde üçümüz arkaya, Luyo öne oturmuştu. Atakan'dan öğrendiği adresi verip arkasına yaslandığında biz de derin bir nefes aldık. Neden bilmiyorum ama Saye ağlayacak raddeye gelmişti.
"İyi misin?" diye soran Ezel süslünün ellerini tuttu.
"E-evet."
"Saye," dedim. "Ağlama makyajın akacak. Hem bir Rus güzeli olarak makyajının akması sana yakışmaz öyle değil mi?"
Amacım teselli etmekti çünkü zihnime düşen anlar, süslünün İbo için endişelendiğini fısıldıyordu kulağıma. Tatlı tartışmalı, birbirlerini çekemez hâllerine çıkan tek yol olarak bunu görsem de ona sormayacaktım. İkisinin arasında ne olursa olsun beni ilgilendirmezdi.
"Nehir," dedi dudak büzerek. "Beni kandırma çünkü yüzümde makyaj yok şuan!"
"Tamam sakin ol." diyen Ezel onun saçlarını okşadı.
Kaşlarımı kaldırıp önüme döndüm ve sırtımı taksinin koltuğuna yasladım. Belki unutmuştur diye demiştim ama bu kız zehir çıkmış, tesellim işe yaramamıştı.
"Sağda dur."
Bindiğimizden beri Luyo'ya garip garip bakan adam sağda durduğunda hızla indik. Luyo parasını verip gönderdiği taksiden sonra bize döndü.
"Bilerek burada indirdim. Eğer bizim arabanın hâlini görüp polise haber verseydi işler sarpa sarardı."
"O kadar mı kötü durum?"
Ezel'in sorusuyla iç çeken adam etrafa bakındı. "Saldırı olduğuna göre arabanın görüntüsü iyi değildir."
Bizi bırakıp hızlı adımlarla otoban yolunu yürümeye başladı. Hemen peşine takıldım. Hava gecenin siyahını kuşanmış, ay ışığını hiçe saymıştı. Belki birazdan gördüklerim kan veya sapasağlam üç beden olabilirdi ama en kötüyü düşünmek istiyordum. Bana göre iyi düşün iyi olsun diye bir şey yoktu. Ben hep en kötüyü düşünürdüm. Boşa umut dolu kürek çekmekten iyidir.
"Oradalar!" diye bağıran süslü ilerideki siyah minibüse doğru koşmaya başladı. Ama ben gördüklerimden sonra ayaklarımda beton varmış gibi durmuştum. Ezel ve Luyo da koşup yanlarına gittiklerinde bu saldırının ufak bir şey olmadığı tokat gibi yüzüme çarptı.
Beni almaya geleceklerini söyleyen kızıl kafa ve peşimde olduğunu iddia ettiği Gri ile beynim düşünce doluydu.
Ve aramızda sadece ben garip şeyler yaşayıp sustuğum için, ekibin başına gelenlerde kendimi suçlu olarak görüyordum..
Gecenin puslu görüntüsünde bomboş asfalt yol, ve tam ortada ters dönmüş siyah minibüs. Delik deşik mermi izlerini takip eden cam kırıkları. Luyo'nun ayakkabısının altında ezilen parçalar otobandaki sessizliğe süs katmıştı.
Kimin bizimle ne derdi vardı?
Peki neden kendimi suçlu gibi hissediyordum?
Belki de onlara her şeyi anlatmalıydım.
***
Dizimi salladığım sağ ayağımı durduramıyordum. Ellerimi iki bacağımın arasına sıkıştırmış beklerken pijamalarımın altına giydiğim spor ayakkabıma batan küçük cam parçasını fark ettim. Ayakkabımın tam yanına, kalın tabana batmış küçük bir parça.
"İçinizden biri herhangi bir tehdit alıyor muydu?"
Kulaklarımı dikip ortada dönen konuşmayı dinlerken söyleyip söylememek arasında kalmıştım.
"Pekâlâ." diyen Atakan ayaklanıp salonla birleşik olan mutfağa doğru adımladı. "Sanırım öyle biri yok aranızda."
Kendisine bir bardak su doldurup içerken ondan çektiğim bakışlarımı Dolar ve İbo'ya çevirdim. İbo kolundan vurulmuş olsa da sapasağlamdı. Sadece kan kaybettiği için arabada bayılmıştı. Dolar ve Atakan turp gibiydi. Zaten arabanın arka tarafına baktığımızda Dolar'ın kendini güçlükle dışarı attığını görmüştük. Atakan'ı çıkarmamız ise biraz zor olmuştu çünkü koltukların arasına sıkışmıştı. Şuan sadece biraz karın tarafı ağrıyordu. Onun dışında herkes iyiydi.
"Allah'tan arabanın benzin deposuna ateş etmemişler." diyen Dolar gülerek arkasına yaslandı. "Yoksa havaya uçmuştuk dostum."
"Deme şöyle."
Ezel'in isyanına Saye de eşlik etti. "Evet ya. Oldu bitti artık kapatın şu konuyu. Dolandırdığımız birilerinin işidir. Aklı sıra intikam alacaklar ve bence sizin öldüğünüzü bile düşünüyorlardır."
Cıklayan Atakan elindeki bardakla karşıma oturup suyu sehpaya bıraktı. Keskin gözlerini tek tek üzerimizde gezdirirken bende durmasıyla yerimde kıpırdandım.
"Bu kadar basit bir şey olamaz." dedi. Haklıydı da. Bende öyle düşünüyordum.
"Nehir? Hiç konuşmuyorsun. İyi misin?"
Luyo'ya bakıp dudaklarımı yalarken bütün gözlerin üzerimde olması rahatsız ediciydi. Sadece İbo uyukluyordu.
"İyiyim." dedim sesimi kontrol ederek. "Sadece," yanımda duran telefonumu aldım. Onlara bakmamaya çalışıyordum. "Bu gece biraz fazla kötüydü."
Ayağa kalktığımda Atakan gideceğimi anlamış gibi beni durdurdu. Onun evindeydik. Bizimkilere nazaran en güzel ev Atakan'ındı. İki katlı dubleks eviyle geniş bir arazide kalıyordu. Pek fazla uğrak yerim olmadığı için bir en önce evime gitmek istiyordum.
"Sabah olmak üzere." dedi kolumdan tutarak. Ardından bakışlarını herkeste gezdirdi. O sırada kolumu yavaşça kendime çektim. "Burada kalın. Öğlene doğru gidersiniz. Herkes yorgun." Onaylayan mırıltılar çıktığında bana döndü. "Yarın akşamki baloya gideceğiz. Plan hazır ve bu gece olanları unutun. Ben araştıracağım."
Son konuşulan bu olmuştu. Ardından üst katta bize verdiği odalara dağılmıştık. Ben Ezel ile aynı odada kalıyordum. Ve uykusunda konuşan bu kızın neler dediğini zerre anlamıyordum. Zaten sabaha kadar tavanı seyredip düşünmüştüm. Sağa sola dönmek istesem de uyanır diye dönememiştim.
Saat altı buçuğa doğru gözlerim kapanmış bir kaç saatlik uykuyla doymuştu. Dokuzda Saye'nin bizi uyandırması ve kahvaltı için bir şeyler sipariş ettiklerini söylemesiyle ayaklanmıştık. Şuan kimse evde hazırlamakla uğraşacak durumda olmadığı için hazır şeyler yiyorduk. Üstümde hâlâ aynı pijamaların olmasıyla iç çekerek kızlarla evden ayrıldım. İbo bizi eve bırakıp gittiğinde Saye onun sargılı koluna bakıyordu. Ve ben yine aynı düşünceyle doluyordum.
Odama çıkıp sıcacık suyla duş aldım. Bugün hava soğuktu. Yaz yaklaşıyor olsa da Mayıs ayında neden böyle olduğunu bilmiyordum. Ama soğuk havaları sevdiğim su götürmez bir gerçekti. Odama geçip sadece tayt ve tişört giydim. Kot ceketimi de üzerime alıp küçük sırt çantamı taktım. Aynadan kendime baktığımda elim tarağıma gitmişti. Saçımı tarayıp gözlerime rimel sürdüm. Dudak parlatıcısını çantama attığımda akşam baloda kullanmayı planlıyordum.
Kızlarla beraber evden çıkıp yavaşça yürümeye başladık. Dolar ve Luyo'nun birlikte kaldığı apartmana gidecektik. On-on beş dakikalık yol olduğu için konuşa konuşa gitmeyi düşünmüştük. Ama ben takip edildiğimizi hissedince susmuş, kızlara belli etmeden etrafı gözetlemeye koyulmuştum.
"Sakin ol."
Kendi kendime fısıldayıp önüme döndüm. Eğer o kızıl kafa yine karşıma çıkarsa ve aynılarını öterse nasıl bir açıklama yapacağımı düşünüyordum.
Sadece bir şeyden kesin emin olayım o zaman bende bir adım atıp oynadıkları oyunu bozacaktım.
Sadece bir açık vermelerini bekliyorum.
"Hoş geldiniz kızlar!"
Altıncı katın penceresinden sarkıp bize bağıran Dolar'ı gördüğümüzde gülerek içeri girdik. Şimdilik her şeye ayak uyduracaktım. Ama şimdilik.
"Aramızdan biri ölmeden şu balo işi bitsin başka bir şey istemiyorum." dedim portmantoya ceketimi asarak. Dolar sırıtmış ve yanağımdan makas almıştı. Eline vurarak içeri geçtim. Herkes buradaydı. İbo çoktan savaşçı kostümünü giyinmiş elindeki kılıcı sağa sola vuruyordu.
"İyi yanından bakın tekrar kostümlere para vermedik." diyen Luyo'yu başımla onayladım. "Aynen. Bunların parası da güzeldi çünkü." Dedim gülerek. Bugün hiçbir şey belli etmeden normalmiş gibi davranmaya çalışacaktım. Diğerleri neyse ama Atakan bir şeyden şüphelenirse onun peşini bırakmazdı.
Ezel kedi kostümü giymiş kuyruğuyla örümcek adam olan Dolar'ı dövüyordu. Onlar salondan hole geçip kavga ederken Saye odalardan birinden cadı kostümüyle çıktı. Sivri uzun şapkasına sardığı mor kalın kurdele arkasına kadar uzanıyordu.
"Bunu severek alsam da şuan pek içime sinmiyor."
İbo gülüp kılıcını ona doğrulttu. "Aksine sarı civciv tam seni yansıtıyor. Cadı!"
Kaşlarını çatan kız tırnaklarını İbo'ya geçirmeye çalışarak üzerine atıldı. Gözlerimi devirip Luyo'ya baktım. O kostüm giymemişti çünkü paraları alıp kaçacaktı. Atakan ve ben önceki balo gibi bunda da aynı giyinecektik. Simsiyah üstlerimizi çoktan giyinmiştik. Geriye sadece yüzümüzü boyamak kalıyordu. O da bitince her şey hazırdı. Benim yüzümün sadece yarısı boyalı olsa da, pek bir sorun teşkil edeceğini sanmıyordum.
Hepimiz salonda toplanınca Atakan planı tekrar anlatmaya başladı. Dün akşam dinleyemediğim için şimdi kulaklarımı açmış pür dikkat dinliyordum.
"Sahte davetiyeleri Dolar ayarladı ve hepsi bende. Topluca gireceğiz. Ama muhtemelen üst katlara çıkmamız yasak. Zemin katın altında olan bir diğer katta yukarı çıkan başka bir merdiven var. Ve o katta dışarı çıkan bir tünel. İlk önce hep beraber içeri gireceğiz Luyo dışarıda kalacak." Luyo başını sallayınca anlatmaya devam etti. "İbo ve Ezel alt kattaki tünelden eve girecek. Tünelin ucu arka bahçeye çıkıyor. Yani önce evin bahçesine girmemiz lazım oradan sonra bizden ayrılacaklar." Ezel ve İbo onaylar nitelikte başlarını sallayıp arkalarına yaslandılar. "Evin alarm sistemi var. Yani elimizi ne kadar çabuk tutarsak o kadar iyi olur. Nehir," Bana çevirdiği gözlerine baktım. "Yanımdan ayrılmıyorsun. Sevgili olduğumuzu zannetmeleri lazım. Bazı konuklarla birebir konuşacağız. Saye ve Dolar, siz de ortalıkta takılın. Herhangi olumsuz bir şeyde bayıltıcı iğneleri kullanmaktan çekinmeyin."
Bir kaç küçük şey daha konuşulduğunda sessiz kalarak dinledim. Havanın kararmasına yakın hepimiz evden ayrıldık. Minibüs pert olduğu için Atakan'ın arabasıyla gitmiştik. Ama Dolar ve Luyo taksiyle gelmek zorunda kaldılar. Eve yakın bir yerde indiğimizde omzuma astığım zinciri sıktım. Küçük çantamın içine telefon ve parlatıcıdan başka bir şey koymamıştım. Herhangi bir yakalanma durumunda kimliğimi öğrenmemeleri lazımdı. Ve zaten para alamaya da ihtiyaç duymadım. Bu akşam ne kadar erken biterse o kadar iyi olurdu..
Çünkü ilk defa bir işi yapamayacağımı düşünüyordum..
"Pekâlâ." diyerek el çırpan Atakan hepimize tehlikeli bir gülüş yolladı. "Her zaman olduğu gibi, güveniyorum size ekip."
"Evvet!" diye bağıran Dolar bileğini büküp ağ atmaya çalıştı ama işe yaramayınca bütün karizması da söndü. "Neyse başlayalım artık."
Önden yürümeye başladığında göz devirerek peşine takıldık. Luyo'ya el salladığımda aynı karşılığı verdi. Önüme dönüp derin bir nefes aldım. Belime yerleşen kolla bakışlarım Atakan'ı bulmuştu.
"Unutma, yanımdan ayrılmıyorsun."
Kaşlarım çatılırken özellikle buna neden bu kadar baskı yaptığını düşünüyordum. Fakat bahçe girişine geldiğimizde zoraki şekilde gülümsemiştim. Davetiye işi bitince nihayet gösterişli bahçeye ayak basmıştık. Ezel ve İbo bizden ayrılıp arka bahçeye doğru yol aldı. Saye ve Dolar birbirlerine sataşarak villaya girdi. Ardından biz de girdiğimizde oldukça kalabalık büyük bir salonla karşılaşmıştık. Çoğu kişi ayaktayken bazıları duvar dibinde ince uzun koltuklara kurulmuştu. Masaların etrafında ayakta duran insanların yaptığı konuşma gürültüleri kulağıma fazla yoğun geliyordu. Aralarda harıl harıl dolanan garsonlar göze çarpıyor, kostümlerin renk karmaşası ve süslemelerle tam bir eğlence yerini andırıyordu.
"Neden böyle bir balo var?"
"Ev sahibinin küçük kızı, fazla hayâlperest."
Atakan gülümseyerek beni boş bir masaya sürüklediğinde Saye'ler de masaya geldi. Yanımızdan geçen bir garsondan hızla içki kapan Dolar beleşe bulduğu şeyin sevinciyle bardağın sonunu görmüştü. Bir başka geçen kız garsondan ikinciyi alacaktı ki Atakan'dan ensesine şaplak yedi.
"Bu gece ayık ol Dolar. Herhangi küçük bir pürüzde gebertirim seni." Dolar yüzü düşerek masaya dirseğini dayamış ve surat asmıştı. "Ayrıca senin masken nerede para avcısı?"
"Bana para avcısı deyip durma dostum." Öğürür gibi yaptı. "Zengin koca avcıları gibi hissediyorum."
"Elinde olsa.." diye mırıldanan Saye benim kıkırdadığımı görünce güldü. "Yalan mı ama?"
"Doğru."
"Siz ne fısıldaşıyorsunuz aranızda?"
"Sana ne Dolar!"
İkimizde aynı anda konuşunca geriye çekilip ellerini kaldırdı. "Tamam ne hâliniz varsa görün. Gidiyorum ben."
"Beni de bekle!"
İkisi masadan ayrılınca geriye kalan sadece yabancı insanların konuşma sesleri ve ortada çarpıştırılan içecek bardaklarıydı. Masaya koyduğum çantamı sıkıp gerginliğimi atmaya çalıştım. Ama Atakan'ın etrafı süzen bakışları bana hiç yardımcı olmuyordu. İçimde huzursuz şeyler hissediyordum.
Aradan geçen birkaç dakikanın ardından ortak grubumuza İbo tarafından mesaj atıldı. Tünelden içeri girdiklerini ve koridordaki hizmetlileri atlatıp yukarı çıkacakları yazıyordu. Derin bir nefesi ciğerlerime çekerken telefonu evirip çevirdim. İnsanlarda gezdirdiğim gözlerim yorulmuştu artık.
Sihirbaz kostümlü birinin kenara çekilmesiyle uzun şapkasının ardından gözüken birinin, uzun mesafeden bile ışıl ışıl parıldayan gözleri beni kilitledi. İçime çektiğim nefesi geri veremezken put kesilen bedenime ayak uyduran kirpiklerim bile kıpırdamıyordu. O an salondaki konukların sesleri boğuk boğuk kulağıma işliyor, tüylerimi diken diken eden ürperme vücudumu sarıyordu. Kalabalık ve kapalı bir alanda insan üşür müydü? Ben üşüyordum.
Buz dağı kadar soğuk bakan gözler üzerime kilitlendiğinden beri ben üşüyordum.
Gri, puslu ve karanlık. Aralarından ölüm fısıldıyor, kan damlaları ruhuma birer birer dökülüyordu.
O olduğuna emindim. Hissediyordum. Gözleri aynı bakıyordu. O sokaktaki gibi..
"Merhaba."
Önüme çekilen iki bedenle tuttuğum nefesi hızla geri bırakmıştım. Bu hafif birkaç öksürüğe neden olsa da fark ettirmeden önümdeki bardaktan bir yudum içtim. Fakat su beklerken boğazımı yakan sıvıyla yüzüm buruşmuştu.
"Merhaba." diyen Atakan karşısındaki adamım elini sıktı. Önümdeki sarı saçlı kızın kafasının arkasına bakmak için garip pozisyonlara girişsem de görememiştim.
Gri, yoktu.
"Eğleniyorsunuzdur umarım."
Kızın söylediklerine herhangi bir yorumda bulunmadım. Atakan konuşup halletsin istiyordum. Çünkü şuan konuşacak durumda değildim.
"İyi misin?"
Bana yönelttikleri soruyla etraftı tarayan gözlerimi tekrar onlara çevirdim. Artık Atakan da bana bakıyordu. Karşımda duran çifte ağzımı açacakken ne diyeceğimi bilememiştim. Joker ve Harley.
"Şey," Saçımı kaşıyıp çantamı ve telefonumu aldım. "Tuvalete gitmem lazım."
Hızla terk ettiğim masadan ardıma bile bakmadan uzaklaştım. İnsanların arasından çarpmamaya çalışarak geçsem de omzumu vurduklarımdan özür dileyerek koridora gittim. Tuvaletin nerede olduğunu bile bilmiyordum.
Sola saptığımda bir koridor daha çıkmıştı karşıma. Oranın ilerisinde gözüken kapıya umut ederek hızlı hızlı yürüdüm. Kulpu indirip içeri girdiğimde iki kız dışında kimsenin olmadığını gördüm. Aynanın karşısında bir süre yüzümü inceleyerek çantamı yavaşça musluğun yanına bıraktım. Telefonumu da üzerine bıraktığımda artık tuvalette yalnızdım. Fazla lüks duran aynanın etrafı altın sarısı işlemelerle süslenmişti. Başımı kaldırıp gözlerimi kapattım. Derin derin nefesler alırken korkum gün yüzüne çıkmaya başlamıştı.
Bir anda açılan kapıyla hızla bakışlarım aynayı buldu. Kapıyı kapatıp bir adımla arkama geçen adamın bakışları bile ölüme davetiye çıkarıyordu. Nabzım kulaklarımda atmaya başladı. Aşırı açık mavi olduğunu tahmin ettiğim gözleri, yakından da griye çalıyordu. Burnunun hizasından başlayıp alnının sonuna kadar olan yarım siyah maskesi ve takım elbisesiyle buraya ayak uydurmaya çalışmıştı.
Nefes alamadığımı hissediyordum.
Keskin bakışlarının hedefi olmak çok zordu. Boğazıma sarılır gibi, sakin ve yavaşça yaklaştı. Tam omuz hizasına geliyordum. Hafifçe eğildiğinde nefesi enseme vurdu.
"Benden ne istiyorsun?"
Hissettiklerime tezat zıt çıkmıştı sesim. Tam aksi şekilde sert ve baskındı. Ondan korkmadığımı zannetsin istiyordum. Çünkü nasıl bir katil olduğu aşikârdı.
"Seni," dediğinde tekrar duyduğum sesini hafızama kazıdım. "Seni ilk gördüğümde masum sandım."
Fark ettim de;
Onu gördüğüm geceden sonra haberlerde cinayetini duymamıştım.
Belki de..
"Belki de sıradaki ekip biziz.."
Sessizce fısıldadıklarım dudaklarını iki yana kıvırdı. Dehşete düşen görüntümü aynadan seyrettiğimde ilk kurbanın ben olacağımı söyleyen sesler beynimin duvarlarını yumruklamaya başlamıştı. Yılan zehirli diliyle bana tıslıyor, sonumun geldiğini fısıldıyordu.
Çok kan akacak..
Hissediyorum.
"Şuana kadar soyduğunuz ve yaraladığınız insanların sayısını biliyor musun?"
İyice dibime giren adamın neye güvendiğini deli gibi merak ediyordum. Şuan biri buradan içeri girse? Ve o bizimkilerden olursa? O zaman ne yapacaktı?
"Nehir Alkan." Kıpırdayan etli dudaklarıyla iç çekerek yavaşça ona döndüm. Başımı geriye yatırıp ona bakmak zorunda kalmıştım çünkü fazla yakındı!
"Öldüreceksen öldür!"
Hâlbuki deli gibi titriyordum. Ölmek istemiyordum!
Kısılan gözlerini seyrederken elimi yavaşça uzatıp telefonumu bulmaya çalıştım.
"Sırayla." dedi. Kesin ve net. "Seni sona saklıyorum."
Kaşlarım çatılırken telefona değen parmaklarım durdu. Amacı neydi bilmiyorum ama şuan bir katille aynı alanda bulunmak çok kötü hissettiriyordu.
"Ne demek bu?" diye sordum gözleri arasında mekik dokurken. "Oyun oynayabileceğin bir fare değilim ben!" Sinirlenmiştim. Ben fare değildim o da kedi değildi! Benimle dalga geçer gibi karşıma geçip seni en son öldüreceğim diyordu!
"Oyun oynayacak kadar velet mi gözüküyorum?" Başını iki yana yavaşça salladı. Sinsi bir gülüş dudaklarını esir almıştı. "Sen Nehir Alkan, yetimhanede büyümüş yalnız kız. On sekizinde tanıştığın Atakan Korkmaz ve ekibiyle bir dolu suça karışmış, yirmi iki yaşına kadar soygunlar, adam yaralama ve suç örgütüyle dolandırıcılıkta bulunma gibi yollarla gelen yalnız kız!"
Sinirden ellerim titremeye başladığında bir anda üzerime eğilip telefonumu kenara fırlattı. Ellerimi arkada sıkıca tutarken gözlerimizi ayırmıyordu.
"Yetimhaneyi iyice araştırdım. Oradan sadece sen çıkmışsın. Bu yüzden ekibin diğer üyelerini tek tek araştırmam gerekti."
Bileğimi hiç sıkmıyordu ama yine de kıpırdatamıyordum. Geniş omuzlarıyla üzerime iyice çullanan adama baktığımda Atakan'dan daha uzun olduğu belli oluyordu. Koyu kahve saçlarına bakarken aklıma düşen görüntüleri tartıp bir sonuca varmaya çalıştım.
O gece karanlığında saçını siyah zannetmiştim.
Ve dün yetimhanede çarpıştığım adamın yanındaki kişi de koyu kahve saçlıydı..
Onlardan iyi enerji almamıştım ve nedense o adamın Gri olduğunu düşünmeye başlamıştım.
"Yetimhanenin orada-"
"Evet o bendim." Lafı dolandırmadan direkt söylemişti. "Sizi tek tek takip ettim, Nehir Alkan."
Korkuyla ona bakarken içeriden gelen bağırış seslerine kulak kabarttık. Gri üzerimden çekilip karşımda dimdik durdu. Omuzlarımı dikleştirip korkmadığımı sanmasını istedim. Bağırış seslerine silah sesi eklenince gözlerim büyüdü.
"Buradan çıkma."
Tuvaletten çıktığında kilit yerinden gelen seslerle kapıya koştum. "Lanet olsun bunu yapamazsın!" Defalarca indirerek açmaya çalıştığım kulp bir işe yaramadı. Yumruğumu kapıyla buluşturup avuç içimi ardı ardına kapıya geçirdim.
Bir işe yaramayacağını anladığımda fırlattığı telefonumu bulup kırılan ekranına sinirle baktım. Çıkan bataryayı takıp açmaya çalışırken siyah kırık ekranda hiçbir şey belirmedi. Öfkeyle duvara doğru atıp çantamı çaprazlama bir şekilde taktım.
Kapının yanına dizlerimle çöküp deliğinde baktığımda koridorun duvarından başka bir şey gözükmüyordu. Tuvaletin duvarlarına bakıp küçük de olsa bir pencere aramış ama bulamamıştım.
Neden böyle bir şey yapmıştı?
Amacı neydi?
"Pislik herif!" Duvara attığım tekmenin sonucunda etki-tepki olmuş ve ayağım sızlamıştı. "Lanet herif!" diye avazım çıktığı kadar bağırdım. Şuan gelip beni öldürebilme ihtimalini bile düşünmek istemiyordum.
Ellerimi sertçe saçımdan geçirip düşünmeye çalıştım. Ama çığlık, bağırış ve silah sesleri bana hiç yardımcı olmuyordu. İçeride neler oluyordu böyle? Bizimkiler neredeydi ve durumları nasıldı?
Gri..
Bilerek mi gelmişti buraya?
Elimi alnıma vurup parçaları birleştirdiğimde fazla zeki bir adamla karşı karşıya olduğumun farkına vardım.
İçeride olacakları bildiği için beni buradan çıkarmadı..
Bu adam neler saklıyor?
***
S.D.