Yüzüme çarpan yaprakları sinirle kenara iterken az önceki görüntü tekrar gözümün önünde canlandı. Hızla gelen motoru devirecek kadar cesaretli miydi cidden?
Saklandığım yere iyice sinip polis arabalarının önümden geçişini seyrettim. Gri motor sahibiyle beraber gitmiş olmalıydı. Hızlı inip kalkan göğsüme elimi bastırırken nefesimi düzene sokmaya çalışıyordum. Aradan geçen bir kaç dakikanın sonunda temkinlice yürüyüp market poşetlerini bıraktığım yerden aldım. Cesetin bulunduğu sokaktan gelen telsiz sesleri acele etmem gerektiğinin sinyaliydi. Arkama baka baka eve gelip sessizce içeri girmiştim. Ama hiç kimsenin olmadığını görmek beni rahatlatmıştı. En azında kendi evlerinin olduğu nihayet akıllarına gelmişti. Elimdeki poşetleri kapı ağzına bırakıp kendimi koltuğa atarken yorgunca gözlerimi yumdum.
O adamla karşılaştığıma inanamıyordum. Bir gün bizim ekibin de sonunu getireceğini düşündüğüm birini cesetle görmüştüm. Buna tanık olmam onu zerre etkilememişti.
Aylardır suçluların kâbusu olan katille karşılaşmıştım.
Bir de beni uyarmıştı!
"Gezdiğin sokaklara dikkat etmelisin."
Öylesine söylenmiş ama altında mesaj barındıran bir cümle gibiydi.
Belki de ben öyle anlamıştım?
Yüzümü sıvazlayıp kapalı televizyona diktim gözlerimi. O an aklımda çakan şimşekle gözlerim büyümüştü.
Orada yalnız değildik!
***
Kapımın durmadan tıklatılmasıyla gözlerimi kırpıştırarak açtım. Koltukta gerinirken belimin ağrısı hoşuma gitmemişti. Gözüm saate kaydığında gece üçe geldiğini gördüm. Bu saatte bizimkilerden başka gelen olmazdı.
Market poşetlerine ilişen gözlerim onları saklama iç güdüsüyle doldu nedense. Hemen portmantonun dolabına saklayıp kapaklarını örttüm. Kapının deliğinden baktığımda Saye'yi elindeki küçük ayna yardımıyla somon renkli parlak rujunu tazelerken görmüştüm. Başımı iki yana sallayıp kapıyı açtım.
"Haberleri duydun mu Nehir?!"
Cıyaklayarak içeri geçen kız gözlerini belerterek konuşmuştu. Ellerindekini çantasına koyup ceketini çıkardı. Ezel onu kenara itip yanından geçtiğinde bana tedirgince gülümsüyordu. Bir şey sakladığını sezmiştim nedense. Ama eşelemeyecektim.
"Bu adam hiç mi yerinde durmaz? Neresini araştıracağım ya?"
Yakınarak bilgisayar çantasını portmantoya asan Dolar'a ağzımı açıp bir şey diyecekken son anda durmuştum. Dolapları açmamıştı en azından. Umarım bütün gün evde durduğumu zannediyorlardır.
"Neyden bahsediyorsunuz?"
Sorduğum soruya karşın Ezel koluma girip "Anlatacağız." dedi.
Kapıyı kapatıp onlarla beraber salona girdim. Dolar elini saçlarından geçirip tekli koltuğa atladı. İki bacağını da açarak erkeksi bir şekilde oturmuştu. Ama abartı bir biçimde araladığı bacakları garip duruyordu.
"Bacak aran yırtılacak Dolar." dedi Saye. "Doğuma giren kadınlar bile bu kadar açmıyor bacaklarını."
Dayanamayıp kıkırdayan Saye ile Dolar eski hâline bürünüp bacaklarını kapattı. Onun tarzı buydu aslında ama artistlik taslayacağı zamanı tutmuştu.
"Konuya dönebilir miyiz?"
Ezel ikisine de bakıp karşımdaki yerini aldı. Yanımda oturan Saye bacak bacak üstüne atmış parmaklarını ritimli bir şekilde çıplak dizine vurmaya başlamıştı.
"Gecenin bu saatinden neden buradasınız?"
Ev anahtarımın yedeği sadece Ezel'de olduğu için ara sıra gelirlerdi ama daha bu sabah beraber kahvaltı yapmamış mıydık?
"Sabahtan beri bir şey yemedin mi sen?"
Üstümdeki kıyafetlere bakan Ezel'in beni sorguya çekmesi sonucu kaşlarımı çattım. Kapıdayken anladığım kadarıyla konu ben değildim. Neden benden konuşuyorduk o zaman? Ne söyleyeceklerse söylemeleri iyi olurdu. Yoksa akşam yaşadıklarımdan sonra onlara patlamak istemezdim.
"Biriniz bana her boku anlatabilir mi artık?!"
Ezel'in sorusunu duymazdan gelmiştim. Gözleri fazla şüpheli bakıyordu bu gece. Amacını anlamasam da bir şeyler bildiği kesindi.
"Pekâlâ." diyen Dolar'a bakıp sadece ona odaklandım. Hem uykusuz hem de açtım ve artık konuşmalarını istiyordum. "Ben anlatayım." Öne doğru eğilip ellerini birleştirdi. "Gri, bu akşam bir cinayet daha işlemiş. Fakat asıl sorun senin evinin beş-altı sokak ilerisinde olması. Yani sandığımızdan da büyük bir tehlikede olabiliriz." Gözlerini bile kırpmadan büyük bir dikkatle anlatıyordu. Dolar bu kadar ciddiyse endişelenmem lazımdı sanırım. "Yaklaşık bir saat önce canlı bağlantıyla bütün kanallarda haberi yapıldı. Atakan beni arayıp elimizi çabuk tutmamızı istedi. Yoksa bu ilçeden ayrılacağız. Adam gecenin bir yarısı beni uykumdan etti ya." Homurdandı. "Neyse. Sonuç olarak siz kızlar bir arada kalacaksınız. Onları sana getirdim ve bu geceyi burada geçireceğim. Yarın sabah erkenden Luyo'yla kaldığım eve geçeceğim. Çok fazla bir arada bulunmamamız lazım." Bakışlarını üçümüzde gezdirdi. "Siz de dışarı çıkarken temkinli olun. İbo arada sırada size uğrayacak. Bir hafta içinde de ben ilahi adaletle kafayı bozmuş bir adam hakkında bir şeyler bulmaya çalışacağım."
"Bir dakika bir dakika," Elimi öne uzatıp sakince konuştum. "Canlı bağlantı mı dedin?"
Bana bakıp başını aşağı yukarı hafifçe salladı. Ellerimle cebimi yoklayıp kırmızı sade kılıflı telefonumu çıkardım. Bu geceki canlı bağlantıyı yüklenmiş bir şekilde internetten bulup açarken üçü de suspus olmuş telefonumdan gelen sesi dinliyordu.
"Halkın adlandırmasıyla Gri olarak anılan katil bir can daha aldı. Polisler çığırından çıkan bu adamı bulamadığı her dakika İstanbul emniyetinin gücü tartışma konusu olmaya devam ediyor. Türkiye'nin diğer şehirlerinden gelen yardımlar önümüzdeki bir ay içerisinde işe yaramazsa emniyet müdürü Mustafa Çalışkan dış ülkelerden özel yardım talebinde bulunacaklarını açıkladı."
Kameraman bayan muhabirden ayrılıp yerdeki siyah torbayı ve duvardaki kan lekesini gösterdi. Dikkatle duvara baktığımda aradığım şeyi görebilmiştim. Gri sprey boya ile çizilen çarpı işareti.
"Bu gece kurban giden beden T.K. kumarhane sahibi işletmecisiydi. Gün geçtikçe ölü suçlu listesi kabarıyor, Gri'yi kimse durduramıyor. Ve de en önemlisi; artık bazı insanlar onu kahraman biri olarak nitelendiriyordu. Gerçek adaleti onun yarattığını savunan bazı kişilerin az önce karakola götürülmesiyle olay yeri yavaş yavaş dağılmaya başladı."
Siyah torbayı ambulansa götüren ATT hemşirelerinin sarı yelekleri kameranın ışığına maruz kaldığı için parıldamıştı. Bütün odak noktam telefonumken bulduğum tespiti kafamda tarttım.
Ben bu akşam o olay yerindeydim..
Ve silah sesinin hemen sonrasında yanına gitmiştim. Beni görmüştü. En önemlisi ise duvarda kan dışında hiçbir iz yoktu. Yani gri çarpı işaretini çizmeden kaçmıştı. O hâlde her cinayetten sonra başkası gelip o işareti duvara koyuyordu..
Telefonu kapatıp ayağa kalktığımda üç çift göz bana odaklanmıştı. İyi olup olmadığımı soran Saye'yi geçiştirip uykum olduğunu söyledim. Kafalarına göre takılmaları için yalnız bırakıp merdivenleri ağır ağır tırmandım. Kahvaltıdan beri bir lokma girmeyen midem gurulduyordu. Elimi karnıma bastırarak odama girdiğimde kapatamadan Ezel içeri atıldı. Benimle yalnız konuşacağını biliyordum.
Yatağıma oturdum. Pufu karşıma çekip kuruldu. Her ne biliyorsa söyleyip gitsin istiyordum. Beynim yeterince doluydu.
"Dökül."
Ona anlamazca bakıp "Neyi?" diye sordum.
Nedense o katil ile ilgili bir şeylerden şüphelendiğini seziyordum.
"Bütün gün neredeydin?"
Gözlerini kıstığında beni kenara sıkıştırıp konuşturmaya çalışacağını anlamıştım. Ama unuttuğu bir şey vardı ki, bende bu ekibin içerisindeydim. Yani çaktırmadan işin içinden sıyrılmam zor olmazdı.
"Evdeydim Ezel. Nerede olacağım?"
Bezmişçe konuşur gibi yapıp ona baktım. Başını yana yatırıp 'emin misin' der gibi baktı.
"Hiç mi çıkmadın evden?"
"Bir ara markete gittim." Kaşlarımı daha da çattım. "Hem ne bu sorgu?" Kafasını iki yana sallayıp ayaklandı.
"Market evine çok uzak değil Nehir."
"Evet zaten hemen gidip geldim. Bunda sıkıntı ne? Niye saçma sorular sorup duruyorsun?"
"Yalan söylüyorsun." dediğinde bende ayağa kalktım. Evet artık emindim. Bir şeyler biliyordu.
"Hayır. Sadece markete gittim."
"Yarım saat arayla evine girip üç kere seni yokladım."
Sağ elimin parmaklarını kıpırdatıp oynarken bu alışkanlığımdan nefret ettiğimi bir kez daha hissettim.
"Her ne olursa olsun." dedim sertçe. "Anlatmak zorunda değilim."
"Haklısın." diye mırıldandı gözlerini kaçırıp. "Ben sadece senin için endişeleniyorum."
"Ezel yapma. Bizim normal bir hayatımız yok biliyorsun. Bağlanma bana bu kadar. Ben senin ölen ablan değilim."
Gerçeklerdi bunlar. Hayâl dünyasından çıkması için sarf ettiğim gerçekler. Ne kadar onu üzmek istemesem de ileride daha beter olmaması için uğraşıyordum. Çünkü bizim bir geleceğimiz yoktu. Bir yarınımızın olması için çalışıyorduk sadece.
"Yine haklısın. Sen niye hep haklısın Nehir?" Dolu gözleriyle bana bakarken ellerim yumruk oldu. Sessiz kaldım. "Neyse. Sana iyi geceler. Gerçekten yorgun görünüyorsun."
Ardını dönüp odadan çıkarken "Sana da.." diye fısıldadım. Duymadığına da emindim.
Gece, gri parlak irislerin beynime vuran görüntüsü ve silah sesinin yankı yapmasıyla benim için kâbusa dönmüştü. Nefes nefese uyandığım yetmiyormuş gibi bir de terlediğim için duş almak zorunda kalmıştım. Bir kaç saatlik uykuyla dursam da gariptir ki yorgun hissetmiyordum. Aksine oldukça dinçtim. Sabah ışıklarının odama sızmasıyla düşünce bulutlarını kendimden uzaklaştırmaya çalışmış ve aynamın karşısına geçmiştim. Başımın üstündeki küçük yara kabuk bağlamış bir vaziyette duruyordu.
Bugün bir değişiklik yaptım. Puslu kara ruhuma inat bembeyaz bir elbise giydim. Belimi tam sarmalayan elbisenin etekleri boldu. Dizimin yarım karış üstüne bitiyor ve bana kendimi çocuk kadar mutlu hissettiriyordu.
Bugün kirlerden arınmış gibi olmak, yeniden doğmak istiyordum. Ne çevremdeki insanlar, ne de yaşadıklarım. Hiçbirinin ruhumu yaşlandırdığı gibi bedenimi de yaşlandırmasına müsaade etmeyecektim.
Ben Nehir Alkan.
Bir bataklığın içinde savaşmak için vardım.
Çocukluğunu yaşayamayan kız çocuğunu öldürmüş, yetişkin duygulara ev sahipliği yapmış bedenimle ayakta duruyordum.
"Nehir? Girebilir miyim?"
Kapımın tıklatılmasıyla kendime gelip saçlarımı salık bıraktım. Kalın tabanlı spor ayakkabılarımı giyip telefonumu elime aldım ve kapıyı açtım.
Ezel beni görünce ilk önce tebessüm etmiş, ardında gözleri süzdükçe açılmıştı.
"Çok güzel olmuşsun."
Elimden tuttuğunda gülümsemekle yetindim. "Değişiklik olsun dedim."
"İyi demişsin valla." Beni çekiştirip merdivenlerden indirdi. "Gel çabuk kahvaltı hazırladım."
Ezel dün geceki konuşmalarımızı unutmak istemiş olmalıydı.
Güne mutlu başladığıma göre bütün günüm neşeyle geçecekti değil mi? Bir gün de öyle olsa ne olurdu? Bir günüm de sıradan, sade ve mutlu geçse?
"Ay bu benim sana zorla aldırdığım elbise değil mi?" Saye yanıma gelmiş kot şortunun ceplerine ellerini sokmuştu. "Sana bir gün giyeceksin demiştim." Burnunu havaya dikip konuşmasına karşın ona sadece göz devirdim.
"Çok fazla beni sinirlendirmeseniz iyi olur kızlar." dedim hazır sofraya kurulurken. "Zira kapının yolu yakın olur."
Telefonumu masaya bıraktığımda onlarda gelip oturmuştu. Bir kaç homurdanma olsa da takmamıştım.
"Bu koku ne?"
Yüzümü buruşturdum. Umarım ilerleyen zamanlarda evimi yakmayı planlamıyorlardır.
"Sarı civciv,"
Elinde sarı bezle mutfaktan çıkan İbo'yu görünce kaşlarımı kaldırdım. Beline bağladığı kırmızı mutfak önlüğümde çikolata lekeleri vardı!
"Sen ne ara geldin?"
Bana bakıp sarı bezi salladı. "Sana da günaydın Nehir. Sabah erkenden geldim." Saye'ye bakıp bezi onun kucağına fırlattı. "Kakaolu kek yandı sarı kafa. Gerisine hayatta karışmam!"
Süslü iğrenerek bezi tırnaklarıyla havaya kaldırdı ve geri İbo'ya pasladı. "Fırının ayarını en yüksek düzeye ben ayarladım İbo!" Gözlerini büyüten adam bir adımla yanımızda bitip karşısındaki kıza sertçe baktı. "Ne? Boşuna bakma öyle dün sabah kahvaltıda tırnağın kırıldı diyerek beni herkese rezil ettin!"
"Senden korkulur. Pes."
Ezel'i onaylayıp salamlardan birini ağzıma attım. "Fırındaki kek yanınca olan bana olmuş oluyor ama Saye. Kek de kalıp da benim! Burada İbo nasıl bir ders almalı Allah aşkına?"
Göz deviren kız elini öne uzatıp tırnaklarını seyretti.
"Onun kakaolu keklere zaafı olduğunu biliyorum. Yeme hayâllerinin suya düşüşünü izlemek zevk verici olurdu ve oldu da." Gözlerini kısarak meydan okuyan bakışlarını karşısındaki adama çevirdi. "İntikam soğuk yenen bir yemektir İbo."
"Siz kadınlar." diye mırıldanan İbrahim bir çırpıda çıkardığı önlüğü kenara fırlatıp karşımdaki sandalyeye kuruldu. Acele acele kahvaltısını ederken ağzı dolu konuşuyordu. "Siz kadınlardan korkulur. Çektiğim çileye bak Allah'ım." diye konuşurken kafasını yukarı kaldırmış ellerini iki yana açmıştı. Ağzında fırlayan zeytin çekirdeği sofraya çarpıp Saye'nin tabağının yanına düşünce süslü ağlamaklı yüz ifadesiyle bana baktı.
"Ne olur yalvarırım sana kov şunu."
Onları kendi hâline bıraktım. Başımı ağrıtmalarını istemezdim. çünkü motive bir şekilde güne başlamışken katil olabilirdim.
Tartışmalı geçen kahvaltının sonunda Saye İbo'nun saçını çekerek onu koltuklara yürüttü. Kölesi gibi sürüklediği adama masaj yapması için tehditler savurup koltuğa uzandı. Ezel onlara onaylamaz bakışlar atarken İbo beni kurtarın diye bağırıp kaçmaya çalışmıştı. Ama araya giren uzun ojeli tırnaklar saçlarını kavrayınca bağırmıştı. Adamın kısacık olan saçlarını bile bu denli avuçlayıp çeken kızı hafife almamam gerektiğini bir kez daha anladım.
Bir kaç saatin ardından küçük sırt çantama telefon para ve biraz ıvır zıvır sıkıştırıp evden ayrılmıştım. Taksiyle uzun bir yolculuğun ardından büyük toz pembe binanın tam girişindeydim.
Büyüdüğüm yer..
İSTANBUL KIZ YURDU
Yetimhanenin merdivenlerini tırmanırken yüzümde oluşan gülümsemeye manî olamadım. Son basamakta içeriden çıkan biri arkasındakine el sallayıp bir anda bana dönünce hızımı alamadım. Omzuma sertçe çarpması sonucu geriye düşemeden kollarımdan tutulmuştum.
"Pardon."
Mahcupça bana bakan siyah irisleri kara kaş ve kara saçlar takip etti. Korkudan ellerimi omzuna koyduğum için garip bir pozisyondaydık ve utanmadan onu süzdüğüme inanamıyordum!
"Kusura bakmayın."
Fısıldayıp geri çekildiğimde çarpık bir gülüş sergiledi. Karşılaşmamıza şaşırmış gibiydi. "Ne kusuru? Hem istemeyerek oldu Neh-" Ensesini kaşıdı. "Yani bir önemi yok."
Yanımdan geçip gittiğinde kaşlarımı çatarak ardından baktım. Bu adamdan garip enerjiler aldığımı hissediyordum nedense.
Tamamen bedenimi çevirip ona döndüm. Ardına bile bakmadan bahçeye park edilmiş arabalardan birine doğru yürüdü. Koyu sarı bir dağ arabasını andıran şeyin yanına gittiğinde ona yaslanan diğer bedene ilişti gözlerim. Sırtı dönük bir adam kollarını göğsünde birleştirmiş, bekliyordu.
Bana çarpan 'kara saçlı' diye nitelendirdiğim kişi yanına gittiğinde hissetmiş gibi omzunun üzerinden ona baktı. Bu mesafeden yüzlerini göremiyordum. Sadece kısa bir diyaloğa girmişlerdi. Kara saçlı ona her ne dediyse ilgiyle doğrulup omuzlarını dikleştirdi. Bana çarpan kişi dönüp baktığında yakalanmamın verdiği utançla ardımı dönüp binaya girdim.
Lanet olsun!
Onu izlediğimi hissetmiş olmalıydı ya da en başından beri biliyordu!
Hadi ama!
Şuana kadar kaç kişiyi dolandırdım ben. Birine şüpheli yaklaşıyorsam onda bir şeyler olduğu kesindir.
Asıl gizemli olan ise kaputa yaslanan koyu kahve saçlı adamdı. Neden dönüp bakmamıştı ki?
Peki ben neden onun yüzünü görmek istiyordum?
Pekâlâ sakinim.
***
Yurttan çıkarken uzun zamandır ziyaret etmediğim için kızan müdireye kendimi zor affettirmiştim. Ah bir bilse ne işlere bulaştığımı.. O zaman da böyle sever miydi beni? Sanmıyordum.
Bakkala uğrayıp bir su aldığımda kaldırıma oturup içtim. O an izlendiğimi hissetsem de etrafıma bakınmadım. Anlamadığımı zannetsin istiyordum. Çünkü taksiden indiğimden beri yürüyüp buraya gelene kadar aynı hislerle dolup taşmıştım. Yanılmadığımı biliyordum.
Çantamdan telefonumu çıkarıp siyah ekranda saçlarımı düzeltirken hafifçe sağa çevirdim ekranı. Apartmanların girişlerindeki kolonlara baktığımda kimse yoktu. Aynı şekilde soluma baktığımda bir bu sefer yakalamıştım. Gözlerimi kısarken sağ elim saçımda oyalanır gibi yavaşça okşuyordum.
Kız olduğunu tahmin ettiğim biri beni seyrediyordu..
Telefonu kapatıp çantama koyduğumda hâlâ nasıl onu fark ettiğimi anlamamıştı? Biri telefonu öyle sağa sola tutarsa ben işkillenirdim. Bu kız çok mu saftı?
Ayağa kalkacağım esnada biri omzumdan tutup beni durdurdu. Karşıma geçen suretle kaşlarımı çatarken neden hem izleyip hem de karşıma çıkacak kadar saçma bir oyun oynadığını düşünüyordum. Karıştığımız suçlarla ilgili bir pürüz olabilirdi. Belki beni korkutmak istiyordu ya da başka bir derdi vardı.
"Sen kimsin?"
Kızıl saçını kulağının arkasına sıkıştırıp dudaklarını yaladı. Sadece gözlerimin içine bakıyor tek kelime etmiyordu. Saf zannettiğim kızın bakışları fazla gizemliydi.
"Kimsin dedim?!"
Sertçe konuşup ayaklandım. Benim kalkmamı bekler gibi bir adımla dibime girip kolumdan tuttu. Geri çekilmek istesem de baskısı sertti.
"Onlarda burada."
Kulağıma eğilip söylediklerine anlam veremedim. Kimler buradaydı? Bu kız neyin peşindeydi? Ve en önemlisi ben ne bok yedim de beni takip ediyorlar?
"Neyden bahsediyorsun?"
Benim sorduğum soruları es geçip bir adım uzaklaştı. "Seni en yakın zamanda yanına alacak." Bu kız gizemlilikten mi para kazanıyor?
"Bana kim olduğunu ve zırvaladığın her şeyi anlat."
Tıslarken elimdeki çantayı kaldırıma fırlattım.
"Sakin ol."
Tebessüm ettiğinde çıldırma noktasına gelmiştim. Ortada benim göremediğim güzel bir şey mi vardı?
"Beni yakaladığın için açıklama yapmak istedim Nehir." Elini dostça omzuma koyması beni şaşırtmıştı. Az önce geri çekilmeyeyim diye kolumu sıkan o değilmiş gibi davranıyordu. "Yakında öğreneceksin her şeyi." Yüzüne sert bir ifade koydu. "Ama dikkatli olmalısın. Seni almaya geleceğimiz güne kadar onların gözüne batma."
"Kimlerin?"
Söylemekle söylememek arasında kalan kız geri çekilip gitmeye yeltendi. "Gri'nin." Uzaklaşmaya başladığında peşinden gitmek istedim. Lâkin gitsem de bir şey demeyecekti. Zira lafları ağzından halatla çekmiştim.
Gri ne alâkaydı?
Ve beni kim ne için alacaktı?
Etrafıma baka baka çantamı alıp eve doğru yürümeye başladım. İnsanlara tedirgin gözlerle bakarken herhangi olumsuz bir şey göremiyordum.
Şuan Gri tarafından takip mi ediliyordum cidden?
Bu çok saçmaydı!
Peşime düşmesi için bizim ekibi öğrenmesi gerekiyordu!
Belki de öğrenmiştir?
Belki sıradaki hedef biz olabiliriz?
O zaman, beni takip ettiğine göre ilk kurban ben miydim?
Ya da o kızıl kafa bilerek mi öyle söylemişti?
Ellerimi sertçe şakaklarıma koyup ovaladım. Bıkmıştım artık tehlikeli sularda yüzmekten. Acaba bugün hayatta kalır mıyım diye düşünmekten bıkmıştım. Para bana mutluluk vermiyordu. Sadece hayatta tutuyordu. Ama ona sahip olmak için bile hayatımı tehlikeye atmam gerekliydi. Bu nasıl bir kısır döngüydü böyle? Neler yaşıyordum ben? Niye normal insanların hayatına sahip olamıyordum?
Gözlerim dolarken akmasına izin vermedim. Ellerimin tersiyle düşmekte olan damlaları sertçe sildim. Göz kenarlarımdan kulaklarıma doğru sürtünen tuzlu su beni rahatsız etmişti. Çünkü bana göre ağlamak güçsüzlüktü. Ne kadar doğru düşünüyorum orası tartışılır ama, bana göre öyleydi işte..
Küçükken ağladım da ne oldu? Bir aileye sahip olabildim mi? O sıcaklığı tadabildim mi?
"Hayır. Hiçbirine sahip olamadım." Ağzımdan kaçan hıçkırıkla elimi yanımdaki duvara yasladım. "Olamayacağım.."
Tutmadım kendimi. Yaşlar bir bir boşaldı yanaklarımdan boynuma doğru. Bazıları çenemde yoluna son verip yere damladı.
"İyi misiniz?"
Kulaklarıma ulaşan seslerle kendime gelip başımı kaldırdım. Elimi yasladığım duvarda gördüğüm şeyle hemen geri çekilmiştim. Nefes nefese etrafıma bakındığımda orta yaşlı bir çiftin endişeyle harmanlanan gözlerini gördüm. Başımı hızla iki yana sallayıp tekrar duvarla buluşturdum ela irislerimi.
O sokaktaydım..
Gri'nin cinayeti işlediğini gördüğüm sokakta..
5 saat sonra
"Aslında zemin katın altında bir kat daha var. Ve o katta dışarı çıkan bir tünel."
"Orasını İbo ve Ezel kullanabilir. Bazılarımız baloda konuk olmalı."
"Tanrım! Kostümlü balolardan nefret ediyorum!"
"Neden Saye?" Dolar'ın eğlenen sesiyle kucağımdaki minderin köşelerini sıkıp bıraktım. "Yoksa bir önceki baloda garson olup rezalet çıkardığın için mi?"
"Bana laf edeceğine kendine bak pislik!"
"Rahat durun." Atakan'ın uyarısıyla hepsi suspus olmuştu. İç çekerek minderi çevirip diğer köşeleriyle de oynadım. "Sen iyi misin Nehir? Geldiğimizden beri yüzün hep asık."
Bana yöneltilen soruyla ilk önce ortadaki büyük sehpaya serilen villanın mimari çizelgesine, ardından Atakan'ın gözlerine baktım.
"İyiyim." Hepsi bana bakıyordu. Boğazımı temizleyip gülümsemeye çalıştım. "Başım ağrıyor biraz. Siz anlatmaya devam edin dinliyorum ben."
Ezel kucağımdaki minderi alıp fırlattı. "Gel ağrı kesici içireyim sana. Onlar konuşsun. Bizim için olan kısımları sonra anlatırlar."
Herkesten onaylayan mırıltılar çıkarken Atakan sessiz kaldı. Ezel'in elini tutup ayaklandım. Beraber mutfağa gittiğimizde ekip tekrar plana devam etti.
"Atakan hadi. Daha para kasasının nerede olduğunu anlatmadın."
İçeri geçtiğimizde kendimi mutfak masalarından birine attım. Başım ağrımıyordu. Sadece bir bahane türetmiştim. Neden bilmiyorum ama gördüklerimi, duyduklarımı kimseye anlatasım yoktu. Sanki anlatırsam çok kötü şeyler olacak gibi hissediyordum.
"Al bakalım."
Uzatılan hapı ağzıma atıp sudan bir-iki yudum içtim. Ezel elimden bardağı alıp götürdüğünde yüzümü buruşturarak hapı avucuma bıraktım. Elimin tersiyle ağzımın etrafını sildiğimde gelip karşıma oturdu.
"On dakika falan dayan Nehir. Etkisini göstereceğine eminim."
Boştaki elimi tutup sıktığında gözlerine bakamadım. İlacı tuttuğum elim dizlerimde yumruk olmuştu.
"Bu iş ne zamana?"
İç çekip geriye yaslandı."
"Balo yarın akşam. Yani birkaç ay önceki partiden kalan kostümleri giymemiz gerekecek."
"Anlıyorum." Başımı aşağı yukarı sallayıp elimi seyrettim. "Yarın sabah bana detaylıca anlatırsan sevinirim." Tebessüm ederek kaldırdım başımı. "Ben odama çekilsem iyi olur."
"Yeter ki sen iyi ol." Beni kaldırıp sıkıca sarıldı. "Sen iyi ol Nehir. Sen hep iyi ol.."
Sanmıyorum Ezel. Hiç sanmıyorum..
Mutfaktan ayrılıp odama çıktığımda eve gelip kenara fırlattığım beyaz elbiseme ilişti gözlerim. Alıp masamın altındaki çöp kovasına sertçe fırlattım. Sanki sorunlarım çözülecekmiş gibi yaptığım bu saçma şey beni güldürdü. Bilgisayarımı kucağıma alıp Gri ile alâkalı eski haberleri tek tek incelemeye koyuldum. Onun hakkında bir açık bulmalıydım. Ya da belki kızıl kafayla bir alâkası olmasından şüpheleniyorumdur. Bilemiyorum.
Kaç saat geçti farkında bile değildim. Adalet bekçisi hiç açık vermemişti. Cinayetler dışında pek bir bilgi yoktu. Ama o adam kendini bir şey sanmaya devam etse de, ben yalnız olmadığını biliyordum. Duvarlara çarpı işaretini koyan o değildi.
Kafamı kaşıdığımda kızıl kafanın söylediklerini bir bir düşündüm.
Onlarda burada demişti. Birilerinden bahsediyordu. Daha sonra ise Gri'ye karşı dikkatli olmamı belirtti. Yani beni takip eden diğer kişinin Gri olduğunu belirtmedi.
Peki 'seni almaya geleceğiz' derken, ne demek istemişti?
"Nehir!"
Odamın kapısı gürültüyle duvara çarpınca bilgisayarı hemen kapatıp panikle yatağa fırlattım. Luyo hızlı alıp verdiği nefesleri arasında beni iyi gördüğüne sevinmiş gibi ellerini dizlerine yasladı. Onun ardından içeri giren kızlar uykulu kısık gözlerle Luyo'ya çarpıp içeri girdiler.
"Üçümüz de iyiyiz işte Luyo! Artık neler olduğunu söyleyecek misin?"
"Sizin telefonlarınız neden kapalı?!"
Sinirli sözlerine karşın kızlar kaşlarını çatmıştı. Ayağa kalkıp telefonumu kontrol ettiğimde cevapsız aramalar ve mesajlarla karşılaştım.
"Benimkinin şarjı bitmiş olmalı." dedi Saye gözünü ovuşturarak.
"Ben kendimkini kasıtlı kapattım. Uyurken rahatsız edilmeyi sevmem, biliyorsunuz!"
Ezel'in yanına geçip dikkatle Luyo'ya baktım. Ne olmuştu da gece gece evimi basmıştı.
Asıl ben bilgisayara nasıl odaklandım da sesleri duymadım?
"Bizimkiler," dedi gözlerimize bakarak. "Bizimkiler topluca kullandığımız siyah minibüsle evlere dağılmaya karar vermişti." Yutkundu. "Y-yolda saldırıya uğramışlar."
Şaka mı bu?
***
S.D.