KARANLIĞIN İÇİNDE ZAMAN

2441 Kelimeler
Karanlığın İçinde Zaman Deren, kaç gündür bu bodrumda olduğunu hesaplayamıyordu. Saatlerin, günlerin, gecelerin birbirine karıştığı bir zaman diliminde, varlığı sadece boş bir sessizlikle ölçülüyordu. Gözlerini açtığında karşılaştığı şey her seferinde aynıydı karanlık, soğuk taş duvarlar, nemli bir zemin ve havada asılı duran keskin bir sessizlik. Gece mi gündüz mü, güneşin sıcak ışığı mı yoksa ayın soluk pırıltısı mı… hiçbirini ayırt edemiyordu. Günde yalnızca iki kere kapısı açılıyordu. İlkinde, sertçe atılmış kuru bir ekmek parçası yere çarpıyor, Deren’in elleriyle titreyerek almasına sebep oluyordu. İkinci seferinde ise plastik bir şişe su yuvarlanıp bodrumun köşesine çarpıyor, bir damla bile kıymetli olan sıvıyı zor da olsa avuçlarına alabilmesini sağlıyordu. Bu iki eylem dışında sessizlik her şeyi kuşatıyordu. zaman, bedenini sıkıca sarmış, günleri birbiriyle erimiş bir hâlde Deren’in zihninde çözülüyordu. Uyku hâli, artık onun tek kaçış yolu olmuştu. Bazen uzun saatler boyunca gözlerini kapatıyor, gözyaşları ve titrek nefesi arasında donmuş bir dünya yaratıyordu kendine. Ama ne kadar uyursa uyusun, kemiklerine kadar işleyen soğuğu bir türlü üzerinden atamıyordu. Paltoyu, annesinden kalan eski, yıpranmış paltoyu omuzlarına sıkıca dolayarak titriyordu. kumaş, eskiydi ama Deren’in bedenine hâlâ bir miktar sıcaklık veriyordu. Yine de paltonun cılız koruması, bodrumun acımasız soğuğuyla baş edemiyordu. Gözleri, karanlığa alışmıştı artık. Başlangıçta etrafı göremezken, şimdi neredeyse her detayı seçebiliyordu. nemli duvarların çatlakları, zemindeki ince toz tabakası, köşelerde biriken örümcek ağları… Fakat gözleri karanlığa alışsa da, soğuğa asla alışamıyordu. Her nefes alışında, ciğerlerine dolan soğuk havayla birlikte bedeninin titremesi daha da şiddetleniyordu. Parmak uçları, ayakları, kulakları… hepsi donmuş birer parça gibi hissediliyordu. Deren yerde otururken, paltonun içine gömülmüş, dizlerini karnına çekmişti. Başını hafifçe öne eğmiş, saçları yüzüne düşmüştü. Ellerini dizlerinin etrafına sardığında, titreyen parmaklarının hâlâ sıcak bir insan dokunuşuna ihtiyaç duyduğunu hissedebiliyordu. Zihni yavaş yavaş bulanıyor, uyanık kalmakta zorlanıyor, gündüz ve gece kavramını tamamen kaybediyordu. Karanlık ve sessizlik, her nefeste içine işliyor, korku ve çaresizlik Deren’in damarlarında dolaşıyordu. Ama tüm bunlara rağmen, küçük bir umut hâlâ kalbinde atıyordu, belki bir gün kapının açılmasının anlamı değişir, belki birinin geldiğini görmek, sesini duyurmak, dışarıya çıkmak mümkün olurdu. O anlarda Deren, yalnızca kendi iç dünyasıyla baş başa kalıyordu. Korku, acı, üzüntü ve çaresizlik arasında gidip gelen bir dalga gibi yavaş yavaş ruhunu kaplıyordu. Ama titreyen bedeni, paltoyla sarılmış hâli, gözleriyle karanlığın her köşesini taraması… hepsi bir şekilde Deren’in hâlâ hayatta olduğunu, hâlâ direnebileceğini ve bir gün bu karanlıktan çıkacağını gösteriyordu. Her iki günde bir gelen ekmek ve su, bir ritüel gibi, küçük bir teselli sunuyordu; ama Deren bunu bile tam olarak algılayamıyor, yalnızca zamanı ve kendi yalnızlığını daha derin bir biçimde hissediyordu. İçinde büyüyen bu karanlık, onun korkusunu, öfkesini ve çaresizliğini daha da yoğunlaştırıyor, kendisine her anı hissettirecek kadar gerçek ve somut bir deneyim yaratıyordu. Demirhan Ateşoğlu geniş çalışma odasında, devasa masanın ardında oturuyordu. Odadaki ağır deri koltuk, koyu ahşap kitap rafları ve loş ışık, ona hâlâ hakim bir duruş sağlıyordu. Masanın üzerinde düzenli bir kaos vardı. kalemler, evraklar, birkaç dosya, sigara paketleri ve yanındaki kristal küvete konmuş küllük. Televizyon ekranı, bodrum kattaki Deren’i gösteriyordu. Deren’in yerde oturuşu, ellerini titreyerek paltonun içine gömmesi, başını hafif öne eğip karanlığa bakışı… Demirhan’ın bakışları, ekrandaki her hareketi, her nefesi ve her titreyen parmağına kadar işliyordu. Sakinliği, her adımında korkuyla etrafına bakması, ekmek ve su geldiğinde titreyen elleri… bütün bunlar, onun acizliğini ve savunmasızlığını gözler önüne seriyordu. Demirhan sigarasını eline aldı. Parmakları arasında yavaşça döndürdü, ucunu yakarak bir nefes çekti. Duman ağır ağır havaya yükseldi, odadaki loş ışıkta ince bir perde gibi süzüldü. Kültablasına bastırıp sigarayı söndürdü, küllükteki dumanın yükselişini izledi birkaç saniye. Ardından başını kaldırıp yanındaki adamın bakışlarına değdi. Selim , yılların tanığı ve Demirhan’ın sessiz danışmanı, durgun gözlerle ona baktı ve sordu. “Şimdi ne yapmayı düşünüyorsun, abi ?” Demirhan, dumanın kaybolduğu küllüğü birkaç kez çevirdi parmağında. Derin bir nefes aldı, ardından ağır bir sesle konuştu. “Çok şey düşünüyorum, Selim.” Odada sessizlik çöktü. Dışarıdan esen rüzgâr camları hafifçe titretiyor, yaprakların hışırtısı masanın üzerindeki belgelerin arasına karışıyordu. Demirhan başını hafifçe salladı, gözleri uzaklara, ekranın ötesine, sanki geçmişin gölgelerine bakıyormuş gibi boşluğa daldı. Gür sesi, odadaki sessizlikle birleşerek derin bir yankı oluşturuyordu. “Aklımdan çok şey geçiyor ama… emir…” Gözlerini birkaç saniye kapattı, yüzünde kararlılık ve aynı anda içten bir kaygı belirdi. Parmak uçlarıyla masanın kenarını sıktı, dişlerini birbirime hafifçe bastırdı ve derin bir nefes aldı. Ardından gözlerini açtı; bakışları sertti, kararlı ama bir yanıyla da titrek. “Emiri düşünmek zorundayım.” Selim hafifçe başını salladı, sessizce bekledi. Demirhan, tekrar ekrana döndü; bodrum kattaki Deren’in savunmasız hâli, titreyen elleri ve korku dolu bakışları, onun içinde bir çelişki yaratıyordu. Bir yandan öfke ve intikam duygusu, bir yandan da mantık ve Emir… Bütün bu duygular, güçlü adamın yüzünde çatışan gölgeler gibi yansıyordu. Sigarasının küllüğünde hafifçe dağılmış kül, Demirhan’ın parmaklarının ucundan yere düşerken, sessizliğin içinde küçük ama anlamlı bir ritim oluşturuyordu. Gür sesi, düşüncelerinin ve kararsızlığının yankısı gibi odada dolanıyordu. korku ve öfke, mantık ve hesaplaşma… hepsi bir aradaydı. Ekrandaki Deren, hiçbir şey bilmeden, sadece hayatta kalmaya çalışarak paltoya sarılı şekilde oturuyordu. Demirhan’ın gözleri, onun her hareketini izlerken, sadece bir öfke değil, aynı zamanda eski bir yarayı ve çözülmemiş hesapları da görüyordu. O an, güçlü adamın içinde yıllardır bastırdığı bir karmaşa, bir arada patlayacak gibi duruyordu. Ve salonun loş ışığı, dumanın gölgeleriyle birleşerek, Demirhan Ateşoğlu’nun hem hesap hem de içsel çelişkilerle dolu anını tüm çıplaklığıyla gösteriyordu. Deren, uykuyla uyanıklık arasında bir çizgideydi. Göz kapakları ağır, zihni bulanıktı. rüya ve gerçek arasındaki sınır silikleşmiş, karanlık bodrumun soğuk taş duvarları hâlâ kemiklerine işliyordu. Ellerini dizlerine dolamış, paltoya sarılı şekilde oturuyor, gözleri karanlığa alışmış ama soğuğa hâlâ dayanamıyordu. Nefesi, titreyen gövdesinin içinde düzensiz bir şekilde yükselip alıyordu. Aniden bodrumun kapısı, ağır bir gıcırdı ve tok bir sesle açıldı. Deren, irkildi gözlerini zorla açtı. Karanlık köşelerden sızan loş ışık, silueti netleşen bir gölgeyi gösteriyordu. Selim, hiçbir söz etmeden, sessiz ama kararlı adımlarla ilerledi. Deren daha toparlanamadan, kolundan sertçe kavradı. Titreyen bedeni irkilerek yerden kalktı, ama Selim onu bırakmadı. Sanki kendi iradesi tamamen yokmuş gibi, Deren peşinden sürükleniyordu. Ayakları taş zeminde sürüklenirken, her adımda acı ve korku karışık bir ritimle bedenine yayıldı. “Lütfen bırakın beni!” diye fısıldadı Deren, sesi kırılmaya başlamıştı. “Size söyledim… ben hiçbir şey yapmadım!” Gözlerinden sıcak yaşlar süzülmeye başladı. Boğazı düğümlenmiş, kelimeler ardı ardına çıkıyordu. “Yemin ederim, ben hiçbir şey yapmadım! Sizi tanımıyorum! Yalvarırım, bırakın beni!” Her adım, her çekiş, Deren’in ruhunda bir acı patlaması yaratıyordu. Paltoya sıkıca sarılmış elleri, titreyen bedeniyle birleşince, bodrumun soğuk taşlarıyla adeta bir kontrast oluşturuyordu. Hıçkırıklar arasında nefesi düzensiz yükseliyor, göz yaşları yanaklarından süzülerek eski, nemli taş zemine düşüyordu. Selim hiçbir şey demiyordu. Sadece yürüyordu adımlarının ritmi, Deren’in çaresizliğini ve korkusunu daha da büyütüyordu. Deren’in çırpınan elleri, kollarının arasında sıkışmış palto ve kolunun üzerindeki baskı, onun fiziksel olarak teslimiyetini gösteriyordu. Ama gözlerinde hâlâ bir isyan, bir korku ve hayatta kalma arzusu vardı. Bodrumdan çıkarken, merdivenlerin taş soğuğu ayak tabanlarına işledi. Her adımda, Deren’in hıçkırıkları odada yankılandı eski taş duvarlar, onun korku ve acısını sessizce yutuyordu. Yüzü gözyaşlarıyla ıslanmış, saçları dağılmış, dudakları titriyordu. Fakat Selim’in güçlü ve sessiz baskısı, onu yavaş yavaş bilinçsiz bir şekilde ileriye taşıyordu. Deren’in iç dünyası fırtınayla çalkalanıyordu. korku, utanç, çaresizlik ve yorgunluk, birbirine karışmıştı. Ama her nefesinde, her gözyaşında, bir umut kıvılcımı da vardı; belki bir yerden yardım gelecekti, belki bu işkence bir gün bitecekti. Bodrumun kapısından ışık sızarken, Deren’in gözleri acıyla kısılıyor, yaşlar içinde parlayan gözbebekleri karşısındaki siluete karışıyordu. Kalbi göğsünden fırlayacak gibi atıyor, hıçkırıklarla birlikte her adımı, hayatını geri kazanma çabasının sessiz bir simgesi oluyordu. Ve Deren, sadece hayatta kalmaya çalışıyordu. Her kelime, her gözyaşı, her titreyen nefes, içini kavuracak kadar gerçek ve korkutucuydu. Selim, Deren’in kolunu sıkıca kavrayarak onu çalışma odasına çıkardı. Deren’in ayakları hâlâ titriyordu; bodrumun soğuğu hâlâ kemiklerine işlemiş, paltoya sarılı hâliyle adeta küçülmüş bir gölge gibi yürüyordu. Merdivenler, geniş odanın kapısı, her adımda Deren’in kalp atışlarını hızlandırıyor, hıçkırıkları odada yankılanıyordu. Selim, onu çalışma masasının karşısındaki deri koltuğa sertçe oturttu. Deren dengede kalmak için ellerini koltuk kenarına bastırdı. kalbi göğsünden fırlayacak gibi atıyor, gözleri titreyerek odadaki gölgelerle yüzleşiyordu. Demirhan, masanın ardında dimdik duruyordu. Bitmiş sigarasını küllüğe bastırıp söndürdü; ardından ağır bir nefes aldı ve Deren’in korkulu bakışlarını fark etti. Dudakları nefretle gerildi; gözlerinin çakır maviliği öfke ve derin bir hınçla parlıyordu. Deren, onun bakışlarının içine düştüğünde irkildi vücudu istemsizce gerildi, elleri koltuğun kenarına sıkıca bastı. Kalbinin çarpışını duyabiliyordu nefesi düzensiz, titreyen elleri hâlâ paltonun içine sıkışmıştı. Demirhan’ın bakışı onu tamamen kuşatıyor, bedenine işleyen soğuk bir ağırlık gibi yayılıyordu. Deren, sesi kısılarak ama kararlı bir titremeyle konuşmaya çalıştı. “Tekrar söylüyorum… ben sizi… ilk defa görüyorum. Sizi… daha önce görmedim. Yemin ederim…” Sesi, son kelimelerde tamamen kısıldı. Dudakları titriyordu, gözlerinden yaşlar süzülüyor, hıçkırıklar arasında nefes almakta zorlanıyordu. Paltoya sarılı hâliyle küçülmüş bir gölge gibi masanın karşısında oturuyor, gözleriyle Demirhan’ın çakır gözlerindeki nefreti çözmeye çalışıyordu. Demirhan sessizce, ama varlığıyla baskı uygulayarak Deren’e baktı. Her nefes alışında, odadaki ağır hava daha da yoğunlaşıyor, saatlerin bile durmuş gibi hissettirdiği sessizlik, sadece iki kişinin nefesleriyle doluyordu. Dudaklarındaki nefret, gözlerindeki ateş, Deren’in korkusunu adeta somutlaştırıyor, kalbine bile işliyordu. Deren, koltuğun kenarına daha sıkı sarıldı. Titreyen elleri, paltonun içine gömülü hâliyle, hem ısınmaya hem de kendini korumaya çalışıyordu. Her kelime, her nefes, onun hem korkusunu hem de içinde bir kıvılcım kalan direncini gösteriyordu. O an, odada sadece Deren’in çaresizliği ve Demirhan’ın nefret dolu bakışları vardı. Sessizlik, duvarlara, masanın üzerine, deri koltuklara ve hatta ağır perdelerin gölgelerine bile işlemişti. Zaman, her nefesle birlikte ağırlaşmış, iki ruh arasındaki gerilim neredeyse elle tutulur hâle gelmişti. Deren’in gözleri, Demirhan’ın öfke dolu çakır gözlerine kilitlenmişti. nefesi düzensiz, kalbi göğsünden fırlayacak gibi çarpıyor, sesinin titremesi ve kısılması onun tüm korkusunu anlatıyordu. O an, Deren sadece hayatta kalmak, nefes almak ve bir şekilde bu devasa öfke karşısında kendini savunmak istiyordu. Demirhan’ın bakışları ise her şeyin farkında, her kelimeyi, her mimiği, her titremeyi okuyan keskin bir bıçak gibiydi. O bakışlar, Deren’in iç dünyasını çırılçıplak açıyor, korku ve çaresizliği gözler önüne seriyordu. Paltoya sarılmış küçük bir kadın, odadaki güçlü adamın nefretinin gölgesinde küçülüyor, ama hâlâ bir yerlerde direnme arzusu taşıyordu. Ve işte o an, odadaki hava öylesine ağır ve yoğun bir hâl almıştı ki, her nefes bir yük, her bakış bir tehdit, her kelime ise bir sınav gibi hissettiriyordu. Demirhan, Deren’in gözlerinin içine bakarak derin bir nefes aldı. Gözlerindeki öfke, yılların biriktirdiği hınç ve nefretle parlıyordu. Masanın çekmecesine doğru ağır adımlarla yürüdü, elleri sertçe çekmeceyi açtı ve içinden kalın, eski bir fotoğraf albümünü çıkardı. Albümü, sert ve keskin bir hareketle Deren’in önüne bıraktı. Deren, titreyen ellerini paltonun içine saklayarak uzandı ve albümü kavradı. Soğuk taş zeminin ve odadaki baskının verdiği titreme, ellerine kadar yansıyordu. Parmak uçları albümün sayfalarına dokunduğunda, nefesi istemsizce tıkandı; her fotoğraf, geçmişin bir yankısı, bir suçlamaydı adeta. Deren’in gözleri korkuyla büyüdü. Büyüyen gözlerle Demirhan’a baktı gözlerindeki korku, sessiz bir yardım çağrısı gibi parlıyordu. Albümün sayfalarını hızlıca çevirmeye başladı, elleri titreyerek ama bir yandan da çaresiz bir merakla. İlk sayfada kendisini gelinlik içinde buldu. Beyaz, kabarık elbise, saçlarının incecik örgüleri, hafif gülümsemesi… ama gözlerinde o tanıdık korku yoktu. Yine de Deren’in kalbi sıkıştı. Ardından yan yana, Demirhan’ın yanında poz verdiği fotoğraflar çıktı gülümseyen, ama Deren’in daha önce yer almadığı anlar. Sonra hamile hâliyle poz verdiği resimler… karnı belirgin, elini karnına koymuş, başka biri gibi duran yüzü. Deren, nefesini tutarak geri çekildi ve boğuk bir sesle, gözlerinden yaşlar süzülürken fısıldadı. “Hayır… hayır… bu… ben değilim… bu ben değilim…” Sayfaları daha hızlı çevirmeye çalıştı, her resimle birlikte korku daha da büyüyordu. Gözleri büyümüş, titreyen elleri albümü tutmakta zorlanıyordu. Kalbi göğsünden fırlayacak gibi atıyor, nefesi düzensiz yükselip alıyordu. Demirhan sandalyesiyle öne geldi, masaya öfkeyle vurdu. Tahta sert bir tokat sesiyle yankılandı, Deren irkilerek geri çekildi. Dudakları nefretle gerilmişti, gözlerindeki çakır mavilik fırtına gibi parlıyordu. “Hâlâ mı inkar ediyorsun?!” diye bağırdı. “Sırf seni öldürürüm diye mi numara yapıyorsun?” Deren, titreyen elleriyle albümü sıkıca kavramaya çalıştı ama kelimeler boğazında düğümlendi. Hıçkırıklar arasında gözlerinden yaşlar süzülüyor, dudakları titreyerek hareket ediyordu. “Ben… ben bunu… anlamıyorum… ben…” diyebildi sadece. Demirhan’ın öfkesi odada yankılanıyor, albümün her sayfası, Deren’in korkusuyla birleşerek odada ağır bir yük gibi duruyordu. Deren’in gözlerinde hem şaşkınlık hem de çaresizlik vardı geçmişin fotoğrafları, kendisinin yer almadığı anılar, tanımadığı bir hayat… hepsi gözleri önünde duruyordu. Deren’in nefesi düzensizleşti. Kalbi göğsünden fırlayacak gibi çarpıyor, elleri titriyordu. O an odadaki sessizlik, Demirhan’ın öfkesinin gölgesiyle daha da yoğunlaşmıştı her nefes, her hıçkırık, her sayfa çevrilişi, orada başka biri bulunsaydı onun bile içini burkacak kadar gerçekti. Deren, albümü kapatmak istedi ama elleri hâlâ titriyor, sayfaların ağırlığı hem fiziksel hem de ruhsal olarak omuzlarına binmişti. Ve o anda, Deren’in içindeki korku ve çaresizlik, Demirhan’ın öfkesinin gölgesinde tamamen açığa çıkmıştı. Deren, titreyen elleriyle albümün kapağını kapattı. Gözlerini kapattı, derin bir nefes aldı ve bedenini sakinleştirmeye çalıştı. Kalbi hâlâ göğsünden fırlayacak gibi atıyor, titreyen elleri paltonun içine sıkışıyordu. Karanlık ve soğuk bodrumun gölgesi hâlâ ruhunun bir köşesinde duruyordu, ama albümün görüntüleriyle açığa çıkan korku yerini yavaş yavaş endişeli bir umutsuzluk kıvılcımına bırakıyordu. Gözlerini araladığında, sesi hâlâ titrek ama kararlıydı. “Hafızamı kaybetmedim, biliyorum. Herhangi bir hastanede uyanmadım, bunu da biliyorum. Sizi daha önce görmediğime yemin de edebilirim… size doğruyu söylüyorum bu kadın ben değilim.” Demirhan, gözlerinin çakır maviliğinde bir alay parıltısı belirerek hafifçe gülümsedi. Sırtını koltuğa yasladı, ellerini masanın üzerine koydu ve ağır bir sesle, alaycı bir tonla söyledi. “Başka.” Deren, nefesini kontrol etmeye çalışarak, korkuyla karışık bir titremeyle tekrar konuştu. “Size doğruyu söylüyorum. Bu kadın ben değilim…” Demirhan, birkaç saniye sessizce Deren’i izledi, ardından gür ve sert bir sesle cevap verdi. “DNA testi yaptıralım o zaman. Ama unutma… emir, senin çocuğun çıkarsa yapacaklarımdan kork. Çıkmazsa kapı sana sonuna kadar açık.” Deren’in kalbi bir anlığına hızla çarptı, gözlerinde umudun hafif bir ışığı belirdi. Titreyen sesiyle fısıldadı. “Tamam… tamam. Biliyorum… benim çocuğum yok, hiç olmadı. Evlenmedim, sizi daha önce görmedim… ” O an Deren’in zihni, sunulan bu umutla tutundu. Küçük ama güvenli bir liman gibi hissetti bu sözleri; bir yol, bir çıkış kapısı… belki de çaresizliğin ortasında bir nefes alabilmek. Ama Demirhan’ın gözlerindeki alay hâlâ oradaydı. İçten içe, karşısında hâlâ yalan söyleyen bir kadının, elleri hâlâ titreyerek umutla çırpınışına gülüyordu. Sanki o umut, onun için hem bir oyun hem de bir meydan okumaydı. Yüzündeki sert ifadeye rağmen, gözlerinin köşesinde beliren o küçük alaycı kıvılcım, Deren’in henüz fark etmediği bir tehlikenin habercisiydi. Oda, sessizlikle doluydu. Sadece Deren’in hızlı nefes alışları, Demirhan’ın koltuğa yaslanışı ve alayla kıpırdayan dudakları hissediliyordu. Her kelime, her bakış, odadaki gerginliği ve duygu yoğunluğunu artırıyor, Deren’in iç dünyasında korku ve umut arasındaki ince ipi daha da görünür kılıyordu. Deren, umutla karışık bir korkuyla masaya baktı. Gözleri titriyordu, elleri hâlâ paltonun içine sıkışmıştı. Ama bu kez, küçük bir umut kıvılcımıyla, hâlâ direnebileceğini hissetti. İçinde bir ses fısıldıyordu, belki de hâlâ bir çıkış yolu vardı. Demirhan ise, sessiz bir gülümsemeyle, Deren’in umutla çırpınışını izlemeye devam etti. Alay ve öfke, odadaki havayı neredeyse elle tutulur hâle getirmişti; her nefes, her bakış, iki ruh arasındaki güç savaşı kadar ağırdı.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE