4. Bölüm

1292 Kelimeler
Jan'ı bulmuştu!  "Nerede gördün sen bu adamı?" dedi aralarındaki sohbeti bölerek. Muhatabı Gökhan'dı. Fakat çocuk anlamadı, üzerine alınmadığından. Cevabını Ergün amca söyleyiverdi.  "Köşedeki büyük camekânlı kafede..."  Sözünü tamamlayamamıştı ki Sevda hızla ayrıldı yanlarından. Lokantanın kapısını sertçe itip dışarı attı kendisini. Adımları hızlıydı ama sanki o adımlar yetmiyordu. Yürüdü, yetmedi koştu. Köşeye varıp karşıdaki kafeye baktı. Hemen görmedi ama oradaydı işte. Yanında güzelce bir kadın vardı. Kırmızı düşük yakalı bir elbise ile parlıyordu adeta Jan'ın yanında. Sarışındı bir de. Allah'ın öne geçirdiği kullardandı. Kendine baktı bir de üzerinde koşturup durmaktan ter kokan bir tişört ile bacaklarını sıkıca saran kotu... Yanlış yerdeydi çok yanlış. O buraya eğitimi için gelmişti. Güvenlice geçip gidecekti bu ülkeden. Öyle gönül işlerine dalıp kendini salamazdı. Ardına dönüp gidecekken Müzeyyen ile burun buruna geldi.  "Jan Ali'yi tanıyorsun," diye bir tespitte bulununca panikledi Sevda.  "Hayır tanımıyorum," diyerek yanından geçti ama Müzeyyen kolundan tutup duraklamasına sebep oldu. Jan'a baktı yeniden.  "Tanıyorsun." Omuz silkti bu sefer. 'Ne önemi var,' dercesine. Yoktu çünkü, Jan yoluna sorunsuz devam etmiş gibi görünüyordu. Neden kendi de öyle yapamamıştı. Jan merak etmemiş miydi hiç maça gelip gelmediğini?  Sonra gazeteciler çıktı bir yerden. Flaşlar patlayınca Jan onlardan tarafa dönüp kameralara gülümsedi, el salladı. O ara göz göze geldiklerinde gülümsemesi dondu Jan'ın. Fakat Sevda çözülmüştü artık, geldiğinden daha hızlı bir şekilde döndü yolu. Kaçıyordu bildiğin. Kaçtığı o yedi yılın hayal kırıklığıydı, yedi yıla yazık olmuştu...  *** 'İki yıl, iki sene... Sıkıldım, artık gelsene...' Aylin'in izlediği çocuk programında bu tip şarkıların olması zarardı. Külliyen zarar! Çocukların öyle boyundan büyük laflar etmelerine şaşırmamak gerekti belki de. Sevda'ya bile peçete istettirecek kadar dertli bir şarkıydı bu! Teyzesi, uyukladığından burnunu hafifçe çekti. Sevda'yı pür dikkat seyreden kardeşlerden Müzeyyen, artık dayanamadı.  "Söyle de kurtul içindekini." İçindekini söylese bile kurtulacağını pek sanmazdı Sevda. İkindi vakti oradan uzaklaştığında direkt olarak lokantaya girmiş, bir köşede Mükerrem'in ayaklanmasını beklemişti. Eve geldiğindeyse ilk işi, Jan Ali Schützen'i arama motorunda aramaktı. Yardım kuruluşlarınca aldığı plaketler, kurmuş olduğu futbol okulundan birkaç fotoğraf, futbol geçmişi, ailesinin geçmişi, en çok da kırmış olduğu cevizler... Jan'ın yanında hep sarışın, mavi gözlü mankenler vardı. En uzun ilişkisi iki yıl, en kısası ise bir aydı. Sevda'ya istinaden boş durmamıştı hiç. Onu, bunun için suçlayamazdı ama işte bir yerde mantıksızca üzülüyordu. Üzüntüsü boğazını sıkıp kelimeleri çıkarıverdi.  "Yedi yıl hiç unutmadım ben. Ama hep onun yüzünden o kokuyu başından dese belki... Belki bir güncük değil de iki ay kadar sürse ilişkimiz aklıma bile gelmez, gördüğümde yüz çevirirdim ama o söylemedi!" Müzeyyen'e döndü yaşlı gözünü. "Madem gidecekti ne diye gelip aklımı bulandırıp yok oldu?" Sevda'nın muhatabı olmamasına rağmen Mükerrem omuz silkti.  "Erkekler böyledir..."  "Gökhan değil!" dedi hemen Aylin. Annesi kaşlarını çattı.  "En çok o hergele olacak." Aylin oflayıp çizgi dizisini izlemeye devam etti. Mükerrem, Sevda'ya dönerek içtenlikle gülümsedi. "En başından anlat bakalım şu olayı." Sevda başta anlatmaya çok istekli olmadı fakat kızların ısrarlarına daha fazla dayanamayıp eteğinde içindeki yangından ötürü ne kadar kristalleşmiş taş varsa döktü, saçtı. Bir tanecik sözü bile atlamadan, öyle olduğu gibi... Bitirdiğinde Mükerrem, Müzeyyen'e baktı. Zeynep anacığına çektiğinden azıcık sulanmıştı gözleri.  "Aptalsın," sözleri Mükerrem'e aitti. Hak ettiğini biliyordu Sevda da lakin öyle söylenir miydi canım? Müzeyyen de öyle düşünmüş olacak ki,  "Deme kıza öyle. Âşık olmuş işte. Bir şeyler tamamlanmayınca da kafasında kurduğuna âşık olmuş," dedi. Başını yana yatırıp, "Saf daha uygun olur," diyerek utandırdı Sevda'yı. Yanına geçip sırtını desteklercesine vurdu. "Akıl sağlığın için bu ilişkiyi tamamlaman gerekiyor." Mükerrem kızar gibi oldu.  "Sırf Okan takılmasın diye kızın aklına olur olmadık şeyler sokma!"  "Neden olamazmış?" Tenis maçını izler gibi oldu Sevda.  "Adam futbolcu. Sevda onu nerden görecek de bir olacak? Onu geçtim adamın yanında bacakları, mendebur'un boyu kadar olan bir sevgilisi var." Bilmiş bilmiş sırıttı Müzeyyen. Az daha sırıtıverse derisi sıyrılacakmış gibi oldu.  "Çocuk da boş değil ki," dediğinde Sevda'nın bakışları sonunda seti kazanan Müzeyyen'miş gibi takıldı.  "Öyle miymiş?" diye sorduğunda galibi anons etmiş bulundu. Ha Maria Sharapova ha Müzeyyen! Mükerrem anca Durdu teyze olabilirdi bu saatten sonra.  "Öyle tabii. Çocukcağız muhabirleri yarıp geçse peşinden gelirdi." Göz devirdi Sevda. "Bir de şey var tabii," dediği an ilgiyi yeniden üzerine çekti. Telefonunu çıkarıp parmaklarını hızla oynattı. "Bundan altı ay önce röportaj vermiş beyimiz." İşini düzgün yapmaya çalışan memur gibiydi hali. "Seninki de tam örnek olunmalık çocuk. Bu kadar düzgününü daha görmedim. Vardır bunun da bir karın ağrısı." Dilini ısırıp videoyu bitmeye yakın bir yerinden oynatarak Sevda'ya gösterdi.  'Oldukça iyi bir yüzünüz, genç kızları etkileyecek bir fiziğiniz var. Hep böyle miydiniz?' Güldü Jan.  'Tabii ki hayır...' Çenesini sıvazladı. Eğlenerek kaldığı yerden devam etti. 'Ergenlik dönemim çok kötü geçti benim. Yüzüm sivilceli, sıska bir çocuktum.' direklerini, dizlerine dayadı. 'Ergenlik dönemini atlattıktan sonra biraz bakımla çok iyi oldu diyebilirim.' Karşısındaki kadın sinsice gülümsedi.  'On altı yaşınıza ait bir fotoğraf ele geçirdik desem?' diye sorduğunda Jan kahkahasına engel olamadı, kadının gözleri parladı. Hemen arkasındaki ekranda Jan'ın o tanıdık hali belirdi. 'Eminim o halinizde bile kızların gözbebeğiydiniz?' Jan utançla saçını karıştırdı.  'Şey evet ama bilirsiniz o dönem yalnızca birinin ilgisi önemli oluyor sizin için.' Tebessüm etti. Öyle özlem dolu bir tebessüm... 'Geri kalanları pek görmüyorsunuz...' Kadın istediğini yakalamış gibi kocaman bir,  'Oha geil!' dedi. 'Ergenlik aşkınız varmış! Peki ne oldu o aşka?' Jan önce kalbini, sonra başını işaret etti.  'Olması gereken yerde,' dediğinde ekrandaki kadın dâhil olmak üzere videoyu izleyen kızlar eridi bitti. Video, Jan'ın gençlere önerileri ile bitti, Sevda ne düşüneceğini bilemedi. Madem unutmamıştı neden arayıp sormamıştı? Bunu sesli dile getirince Müzeyyen bezgince soludu.  "Sen neden arayıp sormadıysan o da ondan," tavrı derdini bir aptala anlatır gibiydi. "Aptal âşık!" İnanası gelmiyordu ki!  "Ya anlattığı ben değilsem?" Müzeyyen saçını okşadı Sevda'nın.  "İşte onu da sen öğreneceksin." Sevda yanlış anlamıyorduysa Müzeyyen, Jan ile konuşmasını tembihliyordu. Katiyen olmazdı!  "Okan'a sevgilim olduğu yalanı bile söyledim. Adlarımız bile yan yana geçmez. Bu kadar mı güvenmiyorsun bana?"  "Tatlım," dedi aldatıcı bir güzellikle. "Ben kimseye bu konuda güvenmem ama sen başkasın. Kuzenimsin bir kere. Konu Okan olsaydı ona hamile olduğunu, aldırmak için buraya geldiğini bile söylerdim ama hayır, konu o değil. Konu senin yedi yıl geçmesine rağmen onu unutamaman."  "Doğru bir noktaya değindi," dedi Zeynep. "Eğer görüşüp bu hikâyeyi tamamlamazsan mutsuz biri olup çıkarsın. Hayatına kaç kişi aldın?" Bir kere denemişti doğrusunu söylemek gerekirse ama o zaman bile sanki büyük bir günah işlemiş gibi hissettiğinden on iki saat geçmeden, 'Ayrılalım!' demişti çocuğun birine. Sevda şöyle bir düşününce çocuğun ismini dahi hatırlayamadığını gördü. Zeynep haklı bir yüz ifadesi takınıp sevecen bir sesle, "Gördün mü? Unutamıyorsun. Kırk yıl geçse de unutmazsın dediği gibi. Bunu kendine yapacak mısın?" Mükerrem esnedi.  "İnsan unutamayınca hayatına kim girerse girsin mendebur oluyor." Aylin kafesinden çıkarmış olduğu Mendebur'u kucağına sıkıca bastırıp iç çekti.  "Ben Mendebur'u seviyorum," dediğinde olayı çok farklı algılamış olduğundan annesi güldü.  "Aferin kızım," dedi sırtını sıvazlayarak. Müzeyyen sıkıntıyla nefeslendi.  "E o zaman nasıl görüşecek bunlar bir daha?" Sevda'nın başını itekledi. "Fırsatın varken konuşacaktın kızım!"  "Sevgilisi yanındaydı." Zeynep umutsuzca mırıldandı.  "Bir de sevgilisi var değil mi?" Sevda'nın omuzları düştü.  "Hem de sıfır beden ölçülü."  "Aman ayrılıverirler ne olacak!" dedi Müzeyyen. Mükkerem esneyecekken durdu, kaş çattı.  "Salak salak konuşma. Yuva yıkanın yuvası olmaz!"  "Ne yuvası ya, alt tarafı iki takılıp gerçek yüzünü görüp iğrenecek kız. Hemen yuva kurduruyorsun. Senin gibi yuva meraklıları yüzünden nüfus patlamaları yaşanıyor, Afrikalılar aç kalıyor, buzullar eriyor, penguenler ölüyor, kutup ayıları memleketlerinden ayrılıyor..." Kimse ne dediğini anlamayınca göz devirdi. Sevda'ya, "Kuracaksan da bir Ademoğlu yeter. Oksijen israfı olmasın," diye tembihledi ciddi ciddi. Aylin Mendebur'un başını göğsüne yasladı.  "Müzeyyen teyze sen Okan abi ile yuva kurmayacak mısın?" Müzeyyen annesinin uyuduğundan emin olunca cevapladı.  "Yok, biz sadece sevişeceğiz." Mükerrem sırtının ardındaki yastığı alıp Müzeyyen'in suratına fırlattı.  "Ne biçim konuşuyorsun kızla!"  "Aman, ben onun yaşındayken annemin dolabında kondom buldum."  "Kondom ne anne?"  "Bir şeker markası kızım." Aylin güldü.  "Anneler yalan söylemezdi hani?"  "Söylemedim kızım."  "Kondom ne biliyorum anne. Charlotte getirmişti bir kere." Sevda'nın gözleri büyüdü, Mükerrem şaşkınlıktan ciyakladı. Kendine hâkim olmaya çalışırken başaramadı. Ayaklanıp mutfağa doğru giderken söyleniyordu.  "Bu zamanın çocuklarını kulağından tutup tavana asmalı!" 
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE