17. Bölüm

1230 Kelimeler
Nasılsa kırk günlük harama bulaştım deyip tadını çok merak ettiği şampanyadan bir bardak almıştı eline Sevda. Kendini tam da ortam kızı gibi hissediyordu artık. Hani şu kırmızı, sırt dekolteli elbisesi ile arzı endam edip bar taburesinde oturmuş, yalnızca elindeki kadehle ilgilenen ortam kızlarından... Bir bardak cesaret nelere hikmetti... Gözleri yanındakilerden çok dans pistindeki Adelisa ve Müzeyyen'de idi. Alacağı olsundu Müzeyyen'in. Nasıl da hemencecik Adelisa'ya ısınmıştı. Önce kızı bir sarsması, 'Nerden çıktın ulan sen!' demesi gerekmez miydi? Önemsiz miydi Sevda?  Çaprazında durup kucağında Klara'yı tutan Jan'a bakası vardı da kendine hakim olmanın kitabını yazmaya bir buçuk kala olduğundan, göz bile değdirmemeye çalışıyordu. Fakat bir yerde gözü de ortam kızına uymak isteyince o gözü çıkarıp fırlatası geldi. Kalbi parça pinçik oldu, kolları isyan etti, 'Neden beni değil!' diye. Kara saçları, Klara'nın sarı saçlarını kıskandı. Yerli yerinde usluca duran ayak parmakları bile sarı yellozun kıvrılan parmaklarına haset etti. Çok yanlış yerdeydi çok! Ne diye Gruber'in peşine takıldıysa...  Gruber'in keyfi yerinde görünüyordu. Adelisa ve Müzeyyen ile pisti inim inim inletiyordu. Ona bakan da eski arkadaşının sevgilisi ile tavla attığını anlamazdı. Ne aymaz, ahlaksız adamdı! Hele sarı yelloz, onu sürmeliydi Jan'ın topraklarından. Bir daha da adım attırmamalıydı. Derin bir nefes alıp gözlerine ettiği işkenceye bir son verdi, ne sıfatla sürecekti ki o kızı? Şaşkın ve umutlu yanı bas bas, 'Eski bir arkadaş sıfatıyla,' diye bağırsa da emin olamıyordu. Neticede Jan, ona çok pis ayar vermişti! Bir yudum daha alıp geldiğinden beri yüz vermediği adama döndü. Adamın ismini de hatırlamıyordu ki ne diyecekti? Yakışıklı dese o unutulmaz zamandan beri Jan'dan başkasını yakışıklı bulmayan yanı küserdi. Ama adamı Allah sahibine bağışlasın, yakışıklıydı yani. Biraz gevşekti, onu da normal karşılıyordu artık. Tanıdığı bütün adamlar gevşek çıkmıştı.  Tekrar düşündü adını, aslanlı bir şeydi ama neydi? Adama gülümsediğinde isme gerek duymadığını anladı. Zira onun da hatırlamayacağından adı kadar emindi. Sevda gibi hafızasını boş isimlerle doldurmak istemeyişinden değil, sarhoşluğundandı unutkanlığı. Aslanlı adam biraz yanaşıp Sevda'nın oturduğu koltuğun sırtına kolunu attı. Sevda bu durumdan rahatsız oldu lakin bir şeyi de fark etti. Jan kaşlarını çatıvermişti. Heyecanlandı Sevda. Aslanlı adamın yakınlığından değil, Jan'ın tepkisinden ötürü. Aslanlı adam hafif üzerine eğildiğinde Jan, Klara'yı kibarca üzerinden attı. Hepten şaştı yüreği, iki misli attı. Sevda her şeyi üzerine alan biri değildi fakat alası gelmişti bu sefer.  Sarhoş Aslan, mırıl mırıl bir şeyler söyledi Sevda'nın kulağına doğru. Gıdıklandı kız, başını yatırası geldi yana doğru. Sonra adamın parmağını ensesinde hissetti. Sırtına doğru iniyordu o parmak. Huylanmak ile buz kesmek arasında gidip geldi, bir hışım kalkıverdi. Sarhoş Aslan oyuncağının elinden alınışına üzülmüş bir tavırla dudak büktü, Klara kaş çatıp ilgisi Sevda'nın üzerine kayan Jan'ın koluna yapıştı.  Sevda ise elinde kadeh ile öylece kaldı. Geri yerine otursa olmaz, yer değiştirse Klara ile diz dize duracağından hiç olmazdı. Bu sebeple locadan çıkıp masalardan birine geçti, anında pişman oldu. Zira etrafına üşüşen, terli, 'Çekilin ben erilim!' diyen, heyecanlı, istekli ve ısrarlı müzekkerler canından bezdirdi. Bulanan midesi ve hafif dönen başı da işin içine girince yaka silkeledi. Bari bir koşu istifra edip vicdanımı rahatlatayım diyerek tuvalete girdiğinde ise nihayet o vicdan rahatladı, önündeki kırk günü kurtardı.  Elini ıslatıp ıslatıp ensesine vurdu, sarhoş aslanın dokunuşlarını hatırladıkça ıslattı tenini. "Pis, dangalak herif!" Dedikçe hırsı sönüyor, ardından harlanıyordu. Sonunda tüm hırsı kendi ellerinden çıkarıp heder etmeyi bıraktığında az biraz daha kalsa meskeni ilan edeceği lavabodan çıkıverdi. Şükür ki kimse içeriye dalmamış, kolunu tutup diş gıcırdatmamıştı. Güldü kendi kendine. Tam bir yaz dizisi karakterine dönüşmüştü istemeden. Tekrar locaya geçtiğinde tacizci aslanın sızmış olduğunu gördü. Klara ise ortalıkta görünmüyordu, Jan ile başbaşa kalmıştı. Ne hoş... Onu görmezden geldi, tıpkı kendisine yaptığı gibi fakat Jan bu konuda Sevda'yı alt etmesini biliyordu ki konuştu.  "Sevda..." diye soludu önce. "Gruber ile ne ilgin var?" Klara'nın taktığı boynuzu bilmeden evvel Jan bu soruyu sorsa muhtemelen cevap bile vermezdi Sevda. Sırf kendisini öyle kırdığı için, ki Sevda'ya göre mühim bir meseleydi. Fakat içinde bitmek tükenmek bilmeyen sevgi, umut ve aşkın gözü kör olsun, her bir hücresi, 'Cevap ver, konuş?' diye bağırıyordu. Yine de burnundan kıl aldırmamaya yeminliydi.  "Seni ne alakadar ediyor Jan?" Adam düşündü önce. Emin çıkmayan bir sesle,  "Arkadaş," deyiverdiğinde Sevda'nın kaşları alayla kalktı. "Eski bir arkadaş..." Sevda'nın kalkan kaşlarına homurtusu da eşlik etti. "Eski bir tanıdık, sana yardımcı olmaya çalışan bir yabancı her ne haltı kabul edersen!" Yükselen sesi ile sapık aslan sıçrayıp geri sızdı. Jan, Türkçe konuşmaya başladı. "Gruber'den uzak dur Sevda." Yakın durmaya pek meraklı değildi açıkçası. Zaten Adelisa'yı radarına almıştı. Jan görmüyor muydu? Sevda gösterecek değildi.  "Neden uzak duracakmışım?" Tavrı dalga geçercesineydi. "Senden uzak durayım, Klara'dan durayım, Gruber'den durayım..." Eline ayakkabısını alıp adamın kafasına geçirecek kadar sinirliydi. "Başka emrin var mıydı?"  "Yok!" Dedi Jan ama anında geri adım attı. "Yani..." Parmaklarını şakaklarına dayadı. Sevda da yüksek sesten epey rahatsızdı. "Gruber biraz çapkındır." İlk andan beri anlamıştı zaten Sevda da. "Bütün kadınlar onun olsun ister." Sevda'nın şöyle Klara gibi şuh bir edayla kahkaha atası geldi. Beceremez diye dudaklarını birbirine bastırdı. Bu kahkahaya mani oldu ama söylemek istediğine olamadı.  "Dinime küfreden müslüman olsa!" Şaşırdı Jan.  "Değilim?" Of dedi içli içli Sevda. Sahi, Jan'ın atasözlerden haberi olduğunu sanmazdı.  "Onu kast etmedim. Ondan aşağı kalır yanın yok demek istedim."  "Ben çapkın değilim," diye savundu kendini ama inandıramadı. "Vallahi değilim!" Aksanına bayılmıştı Sevda fakat su koyverip, 'Yaa!' diye mırlamadı.  "İki sene içinde tam yedi kadınla anılmışsın Jan!"  "Beni araştırdın mı?" Dilini ısırdı kız. Söylemişti bir kere, geri dönüşü mümkün değildi.  "Topluma mal olmuş birisin. Jan diye yazsam senden evvel takıldığın kadınlar çıkıyor!" Uzaklığa dayanamadı adam. Sevda'ya yanaşıverdi. Çok değil, arada bir karış bırakacak kadar. Lakin bu Sevda'nın heyecanlanmasına engel olamadı. "Uzaklaş, sevgilin görür şimdi. Mazallah koluma tırnaklarını geçirir sonra!" Jan kıkırdadı Sevda'nın serzenişine. Kızın kulakları bayram etti, gönlü şenlendi, yüreğinin orta yerinde ramazan davulcusu mani okuyup gümletti kalbini.  "Yapmaz Klara," dediği an Sevda'nın hatrına Gökhan'ın, 'Nah!' diyen sesi geldi. Jan, Klara'yı hiç tanımamıştı. Üzüldü birden adama. Bağrına basma isteği de sırf bundan kaynaklanıyordu, aşkından değil(!)  Küllü kumral saçlarını dağıttı aniden. Adamın bileğinde duran, kim bilir ortalama bir evin kaç ay kira bedeli saati parıldadı, gözünü aldı Sevda'nın. "Seni tanıdı zaten hemen." Küçük bir nefes çekti içine. "İlk andan beri."  "Tüh, desene onca ağır laf boşa edildi!"  "Ağır mıydı laflarım?"  "Yok, hiç değildi. Hiç öyle gücenmedim, keşke biraz daha azarlasa bile diyesim geldi!"  "Azarlamadım," dedi Jan ama Sevda da karşılık bulmadı sözü. "O gün biraz tedirgin oldum. Klara anlar diye..." Sevda sakince,  "Jan tedirgin olacağın ne yaptım, ne yaşadık? Karşımda karısını benle aldatmış adam gibi konuşma Allah aşkına!" diye sitem etti. "Triplere sokuyorsun beni."  "Anlamadığın şeyler var. Klara biraz sorunlu..." Onu bizzat yaşayıp anlamıştı Sevda. Kadında her an cinayet işleyebilir bakışı vardı. Fakat bu ona her istediğini elde etme hakkı vermezdi ki! Patladı Sevda.  "Jan o seni aldatmış!" Çıkışı sapık aslanı bir kere da irkiltti ama başını kaldırıp, 'Ne oluyor be!' bile demedi. Jan, Sevda'ya uzun uzun baktı, Sevda açıklama gereği hissetti. "Hem de Gruber ile." Mırıldanmaya döndü sesi.  "Nerden biliyorsun, Gruber mi söyledi?" Onun bu sakin hali karşısında çıldıracak gibi oldu Sevda.  "Ne fark eder Jan? Seni aldatmış diyorum sense budala gibi bakıyorsun bana."  "Bir şey fark etmez çünkü. Neden tepki vereyim?" Gözleri irice açıldı Sevda'nın.  "Sen pezevenk misin Jan?" Adam dudak büzdü.  "O ne demek?"  "Kavat işte!"  "Onu da bilmiyorum!"  "Muhabbet tellalı?" Jan o ne alaka dercesine baktığından Sevda omuz silkti. "Ben demiyorum vallahi, Türk Dil Kurumu diyor!" Birden müziğin sesi daha çok yükseldi. Jan, Sevda'nın kulağına eğildi.  "Gidelim mi buradan?" Sevda kulaktan kulağa oynamayıp bağırdı.  "Sevgilin beni parçalar!" Bu sefer sahici güldü Jan. O da bağırdı Sevda gibi.  "Ben seni korurum!" 
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE