Kırk güne kadar ölmemeyi diliyordu Sevda. Haram girecekti yoksa toprağa! Tuvalete girip kusmaya çalışmış, olmayınca da ağzını çalkalamakla yetinmişti. Burnundan soludu aniden. Adelisa'yı öldüresi vardı. Ona sinirinden önüne itilen bardaktan koca bir yudum almış, boğazı yanınca da içinden feryat etmişti. İçkinin, lavabonun yolunu bulana kadar midesine üç kişilik koltuğu atıp kurum kurum kurulmuş olduğunu hissediyordu.
Elini son kez yıkayıp peçeteye uzandı. Uzanmasıyla beraber tuvaletten çıkan sarışınla nefesi hık dedi içinde kaldı. Şu ara çok vardı etrafında sarışın ama sarışın denince aklına ilk gelen ne yazık ki Klara idi. Ne işi vardıysa? Kendi kendine göz devirse dışarıdan deli gibi görüneceğinden bakışlarını indirdi. Buraya eğlenmek dışında neden gelinirdi ki? Elindeki kağıt havluyu buruşturup çöpe attığında Klara da elini henüz yıkamaya başlamıştı. Aynaya ya da arkasına bakmadan konuştu.
"Beni her gördüğünde kaçman şahane hissettiriyor!" Alaylı çıkıyordu sesi. Fakat bundan önce Sevda, Klara'nın kendisini bildiğine, tanıdığına ihtimal veremiyordu. İlk karşılaşmalarını kastediyor olmalıydı. Safa yatmayı sevmezdi ama oluverdi birden.
"Bana mı söylediniz?" Ağzından çıkanı hareketleri destekledi. Etrafına bakınıp kimselerin olmayışını onayladı.
"Elbette sana söyledim." Klara musluğu kapayıp kağıt havluyu aldı eline. İyice kurutup çantasını açtı. "Aptalı oynamana gerek yok." Çantanın içinden yarı boşalmış krem tüpünü çıkardı. "Jan için mi buradasın?" Kremi elinin tersine bir miktar sıkıp gülümsedi. "Dün izledin mi bilmem ama Jan'ın benim oluşu resmiyet kazanmak üzere..." Kremi tekrar çantasına atıp ellerini yumuşatmaya başladı. Parmak uçlarından bileklerine kadar, parmak aralarını dahi kaçırmadı... Sevda'nın yüzü yanmaya başladı. Hiç de kendini açıklamaya çalışmayacaktı, onu Jan yapsındı!
"Ee ne yapayım, düğünümüze gelip nedimen mi olayım?" Şuh bir kahkaha attı Klara. Kadının kahkahası bile acımasızdı. Sevda'nın kulağını kanatacaktı neredeyse. Sevda'yı baştan aşağıya süzdü. Yüzündeki küçümsemeye Sevda'nın küçük bir yutkunuşu eşlik etti.
"Yok hayır, bunun için sıfır beden olman gerekirdi. Tabii on santim de boy..." Hayvan pazarında sergilenen dana gibiydi şu an Sevda. Eti, budu mıncıklanıyordu. Üstelik aslında Almanlara göre de sıfır bedendi. Azıcık bunu hatırlatıp içini rahatlatacaktı ama on santim konusu canını çok sıkmıştı. Memlekette standardın üzerindeydi de işte el memleketinde maalesef küçümseniyordu. Sevda keşke, 'Seni yolarım hanım!' cinsinden bir kadın olsaydı.
"Hayalkırıklığı içindeyim. Milenyumun en şanssız insanıyım şu an." Daha fazla dayanmaya gücü yoktu. Jan'a bir yerden sonra başlayacaktı artık! Kapıyı açıp gidecekken Klara bir hışım kapıyı geri kapadı.
"Jan'dan ve bizden uzak duracaksın!" Sevda bazen Alman dilini sevse de iğrendiği anlar da olmuyor değildi. Mesela şu anki gibi. Yüzüne yüzüne tükürülmüş gibi hissetti. Zayıf görüneceğini bilmese yüzüne su çarpar, 'Tamam ya,' diyerek koştur koştur uzaklaşırdı bu şehirden. Fakat dik durmak kanında vardı. Kanında dediyse öyle sallapatiden dememişti. Hakikaten vardı o. Mesela Suriye cephesinden dönen dedesi anlatırmış hep. 'Bitlendik hep, etimiz kaşınırdı da gevurun önünde asla kaşınmazdık!' diye. Bu da öyle bir şey sayılırdı... Gülümsedi.
"Uzak duracağım varsa da bu saatten sonra durasım gelmiyor." Klara boy avantajını kullanıp Sevda'yı sıkıştırmayı denedi ama yapabildiği yalnızca kolunu sıkmak oldu. "Bırak!" dedi dişlerinin arasından. Fakat Klara ürkünç görünmeye yeminli, bırakmadı.
"Senin gibileri iyi bilirim ben! Gözünüz dolar diye bağırıyor..." Kapı sertçe açılmasa daha konuşurdu. Zaten konuşmaya da had bildirmeye de pek meraklı görünüyordu. Klara geri çekildi. Sevda kolunun sıkılan yeri annesine öptürmek isteyeceği kadar acıdığından tutmak istedi ama o dik duruş halen bırakmış değildi onu. Gelen Adelisa idi. Bir Sevda'ya, bir de Klara'ya baktı. Sonra Sevda'nın kolunu gördü. Kollarını göğsünde bağlayıp Klara'nın üzerine yürüdü. Klara zerre etkilenmedi fakat Adelisa konuşmaya başladığında dişlerini sıkmadan edemedi.
"Şuna da bakın. Halka açık yerde, halktan insanlara tırnak geçiriyor!" Sevda'nın anladığı üzere Klara ve Adelisa birbirlerini tanıyordu. Klara,
"Sen bu işe karışma Adelisa!" dediğinde haklı çıkmış bulundu. Sevda'nın işaret parmağı ikisi arasında gidip geldi.
"Siz birbirinizi tanıyor musunuz?" Şaşkın sesine Klara homurdanarak cevap verdi. Klara hiç de zarif değildi. Sevda buna emin olmuştu. Kadın çirkefin tekiydi ona göre.
"Gruber'in yakasından düşmeyen sapık işte," dedi Klara. Kendi neyse! Sevda Adelisa'yı neden birden sempatik görmeye başladı, cevabı tam olarak Klara'nın kurduğu cümledeydi. Klara, Adelisa'yı sevmiyordu. Adelisa şimdilik en iyi arkadaşı bile olurdu!
"Anladığım kadarıyla sen de Jan'ın yakasından düşmeyen çirkefin tekisin!" Çirkefin almancada neye denk geldiğini bilmiyordu, ne yapsındı? Klara kızın ne dediğini anlamadı ama kötü bir şey demiş olmalıydı. Adelisa şaşkın ama pek bir ferahlamış hisle atıldı.
"İşine bak Klara. Yoksa o çok korktuğun fotoğraflar basına ulaşır!" Sevda Adelisa'nın tehdit konusunda tam bir Sensei idi. Üstüne tanıyabileceği kimse olmadığından şimdilik bu ünvanı ona verebilirdi.
"Belki ben de Gruber ile konuşmalıyım." Kollarını göğsünde bağlayıp işaret parmağını çenesine vurdu. "Etrafında dolaşan sinsi sapığın varlığından haberdar olmalı..." Adelisa zerre etkilenmedi.
"O halde Gruber ile yattığını Jan'ın öğrenmesi de gerekir?" Klara domatesin rengini aldı, Sevda desen o da müsabaka esnasında rakibin altındaki minderi çekmiş gibi çakılıverdi. Nefesi teklemiş, kanı donmuştu.
"Ben nereye düştüm ya!" Dediğinde onu anlamamalarının altında Sevda'nın kendi diline dönüşü vardı. Adelisa kendinden emin başıyla kapıyı gösterdi.
"Git buradan Klara. Bir daha da Sevda'yı tehdit ettiğini, sıkıştırdığını görürsem tüm ülke senin kim olduğunu öğrenir. Özellikle Jan'ın tanıması için elimden geleni yaparım!" Klara tek kelime daha etmeyip kapıdan çıkınca Sevda rahat bir nefes almak nedir tadamadı. Zira öğrendikleri, düştüğü çukurun derinliği ve Jan'ın bulunduğu resim, aklının çalışmasına engel oluyordu. Elleri yanaklarını bulup boş bakan gözlerini Adelisa'nın üzerine çevrildi.
"Jan'a bunu nasıl yapar?" diye fısıldadığında Jan'dan önce kendisini düşünmesi gerektiğini bir şekilde biliyordu da halen Jan için atan kalbi, aptallıkta sınır tanımıyordu. Adelisa'nın üzerine yürüdü. "Kimsin sen? Bir takıldın peşime, tehdit, şaklabanlık..." Dili damağı kurumuştu. Parmağını salladı fakat Adelisa'nın etkilendiği olmamıştı. "Beni her neyin içine çekmeye çalıştıysan olmayacak anladın mı!" Kapı tekrar açıldığında Sevda bağırmak istedi. Ağız tadıyla hesap soramıyordu. İki yabancı kadınla beraber içeriye giren Müzeyyen'i görünce küçük bir çocuk gibi ağlamak istedi. Adelisa'yı gösterip canının acısını anlatmak istedi. 'Bu var ya, beni sizinle tehdit etti!' demek istedi. Ancak ondan evvel Müzeyyen, Sevda'nın tırmıklanan koluna yapıştı.
"Kim yaptı bunu?" Adelisa'yı burnunun ucuyla gösterdi. "Bu kaltak mı?" deyip Adelisa'ya atılacakken Sevda sapık kızı kurtardı.
"O değil, Klara."
"Hangi Klara?"
"Benim Jan'ın Klara'sı..."
"Şu sarı yelloz?" Olanlara rağmen gülesi geldi Sevda'nın. Rahatladığındandı belki de. Müzeyyen'i gördüğünden... Sonrasında gelen ağlama isteğini bastırdı.
"Aman boşver, fark etmez..." Müzeyyen'e fark ederdi.
"Saçmalama kızım. Ne oldu anlatıyorsun!" Adelisa'yı gösterdi tekrardan. "Bu kim? Gruber arkadaş falan diye saçmaladı ama senin arkadaşın mı vardı?" Sapık, havalı kız kalkıp gidecek gibi hareketlendi ama Müzeyyen araya girdi. Adelisa'ya hitaben, "Bana bak, ben bu kız gibi saf salak değilim, anlat çabuk!" diye konuştuğunda Adelisa, Sevda'ya döndü. 'Anlatıyorum,' der gibi bir hali vardı. Sevda panik oldu. Kendisini tehdit ettiğini, özellikle ne ile ettiğini katiyen anlatamazdı. Müzeyyen güçlü gibi görünmeye çabalayan fakat ruhsal bunalımlarla dolu geçmişe sahip biriydi. Bundan sebep başını iki yana salladı söylememesini ima ederek. Adelisa yerine kendi cevap verdi hemen.
"İnternet arkadaşlığı. Dilini nasıl geliştirdim sanıyorsun?" Yalancılarla yatıp kalksa daha da iyi yalan söyleyecekti Sevda, inancı tamdı.
"Şimdiye kadar neden demedin peki?" Ne diyecekti bilmiyordu. Bilmediğini Adelisa anladı.
"Çünkü görüşmeyi hiç düşünmüyordum fakat karşılaşınca..."
"Koskoca şehirde karşılaştınız yani?" Müzeyyen az daha ısrarcı olsa sorularında Sevda patır kütür dudaklarının ucunda biriken doğruları dökecekti fakat Adelisa hem iyi bir yalancı hem de sapıktı.
"Zevklerimiz benzerse..." Müzeyyen'in gözleri kısıldı sonra da dışarıyı işaret etti.
"Hadi o zaman. Yukarda bütün futbol camiası bizi bekliyor!" dedi alayla.
"Bu camiada Jan da yok değil mi?" Kuzeni, Sevda'ya saf olduğunu ima eden bir bakış daha attı.
"Kızım, Klara diyen sensin." Kapıyı açıp kızların geçmesini bekledi. "Bir de Jan yok değil mi diyor!" Başını iki yana salladı.
"Gitsek nasıl olur?" Bu sefer Adelisa göz devirdi.
"Oysa Klara'ya uzak durmam diyordun!" Dar, kızıllı-mavili ışıklı koridorda tek sıra halinde ilerlemeye başladılar. Müzeyyen başını arkaya atıp Sevda'ya bakındı.
"Aferin kız, böyle ol işte. Tuttuğunu koparacaksın!" Yüzü buruştu kızın.
"Beni görmek istemeyen adamı ne diye koparacağım?" Arkasından gelen sapık, havalı kız fısıldadı.
"Onu bir kabustan uyandırmak için?"
"Belki kabus değildir de güzel bir rüyadadır?" Güldü Adelisa.
"Güzel olsa bile rüya sonuçta. Gerçek değil." Sevda'nın felsefe dersinde öğrendiği, Platon'un idea düşüncesine değinesi vardı ama susmayı yeğledi.
"Yine de bana ne rüyasından?"
"Klara'ya öyle demiyordu." Bu sefer ardına dönüp Adelisa'ya baktı.
"O inadına söylenmiş bir şeydi." Koridoru bitirip masaya yönelmeden evvel Adelisa ilerisini gösterdi. İleride Klara, Jan'a adeta yapışmış; bir elini adamın göğsüne çıkarmıştı. İçi buruldu Sevda'nın.
"Sen geri durmaya devam et madem. Çocukcağız da bu sarı yellozun eline kalsın." Jan, uzaktan rengini seçemediği, alkol olduğunu düşündüğü bardağı tek yudumda bitirdi. Yüzü asıktı. Hiç de mutluymuş gibi görünmüyordu. Sevgilisi kollarında olan adam böyle mi olurdu canım? Klara da yanına yakışmıyordu hem! İlerlemeye başladı, o ara Jan'ın gözü kendisine takılınca gülümsedi. Gözlerini kırpıştırıp ağzının şaşkınlıkla aralaması ise o gülümsemenin hemen ardından olmuştu. Sevda saçını düzeltme isteği ile boğulup dururken, 'Umarım yaşadığı bir kabustur!' dedi içinden. Bencilceydi belki ama çarkıfelek kokusu dedi Sevda. Hepsi onun yüzünden...