Gruber'in kardeşi tipik Alman kadınıydı. Sert ifadesine karşılık, sevecen ve oldukça neşeli; upuzun, otuz sekizi dokuz geçe bir bedeni vardı. Kızı görür görmez ayakkabıları vurmuştu gözüne. Bir daha neon pembesi görmek istediğini sanmıyordu.
"Leo!" Diye çığırmıştı neredeyse. Bütün başlar bu sefer de ressam kardeş yüzünden onlara döndüğünde birini fark etti Sevda. Fark edilen kız hemen yüzünü dönüp duvara monte edilen çerçeveyi incelemeye başladı. Ürperdi Sevda.
"Tanrı aşkına Leah! Burada fark edilmemeye çalışıyorum." Leah denilen kız abisinin üzerindeki ceketi kolundan tutup incelemeye başladı.
"Bu Arthur'un kıyafetleri değil mi?"
"O kim?" Dedi Gruber. Sevgilisi galiba diyesi geldi Sevda'nın. Fakat Gruber'in anlamazdan geldiğini fark etti.
"Sevgilim, seni koca aptal!"
"Abine aptal dediğini anneme söyleyeceğim."
"Ah! Lütfen, çocuk değiliz artık Leo..." Sevda'yı süzdü, gördüklerinden memnun gülümsedi hemen. "Tanrım, gerçek bir esmer!" Sevda'nın çenesinden tutup şöyle bir kaldırıp inceledi iyice. "Gözler alaca Leo!" Kızın heyecanlı haline Gruber güldü ama Sevda'nın gülesi gelmiyordu. Kendini fanusa kapatılmış dev bir balina gibi hissetmeye başlamıştı çünkü. "Teni neden kavruk değil!" Kusur bulmuş diye bırakmıştı çenesini. Kızın ojeli,uzun tırnakları azıcık batıvermişti tenine. Belki de bilerek yapmıştı. Kim bilir, görümce kavramı burada da var olabilirdi. Çenesini ovdu Sevda. Gruber tanıştırma işine girişti hemen.
"Sevda, Leah!" Memnun oldumlar havada uçuştu fakat memnun olan bir Gruber gibiydi. Sevda, kıza müsterih olmasını tembihlemek istiyordu. Abisiyle ilgilenmediğini söylese şu soğuk Alman kadını rolünden çıkar gibiydi. Diyecek oldu, kız yüzünü çevirip abisini çekiştirmeye başladı.
Omuz silkti. 'Eh, kendi bilirdi,' deyip gördüğü kişiye doğru ilerledi. Halen arkasını dönmemiş, 'Ben şu resimle ilgileniyorum,' tavrını takınmıştı ama Sevda yemezdi. Pis sapık diyesi geldi. Şöyle yaşadığı bütün stresiyle sırtına vursa ne yapıyorsun demeye yüzü olmazdı emindi. Yine de kibarca dürtükledi dikizci kızın omzunu. İrkildi kız. Yüksek bel kotu ile uyumlu şapkası daha fazla yüzünü gizleyemedi, döndü. Bu oydu. Gruber ile tanıştıkları gün çalım satan havalı kadın. Gözleri kısıldı Sevda'nın. Havalı fakat dikizci kız ise panikledi.
"Gruber'in sapığısın sen değil mi?" Kendisinin sapığı olacak değildi ya! Kızcağızın rengi attı. Yazık dedi içinden Sevda, empati yaptı. 'Ben de bir nevi sapık sayılırım. Tek bir anın sapığı...' Kız koşacak, bu yeri terk edecek oldu; Sevda kolundan tutup izin vermedi.
"Lütfen kimseye bir zararım yok benim!" Dese de inanmadı Sevda. Jan inancını bitirmişti çünkü.
"Çantanı aç." Kız ikiletmedi açtı. Üstünkörü baktı Sevda da. Fotoğraf makinesi falan yoktu. "Telefonun!" dediği an eline sıkıştırdı kız da. 'Amma korkak çıktı bu,' dedi kendi kendine. Böylesi sapık makuldu ona göre. Kilidini açıp verdiğinde neredeyse acıyacaktı kıza.
Küçükken mahallelerinde huysuz bir amca vardı. Sevda bahçesine girdiğinde kızılcık sopası ile kovalardı onu. Başka zaman gördüğünde ise cebinden şeker çıkarıp Sevda'ya uzatırdı. Kızcağız o zamanki Sevda gibi bakıyordu, keşke Sevda'nın da cebinde şekeri olsaydı... Galerisine girip inceledi. Yetmedi kızın uygulamalarını didik didik etti. Kızın adı Adelisa idi. Ne de soylu isim dedi içten içe. Küçüklükten bildiği, üzerine cuk diye oturttuğu dedektifçilik kumaşından sıyrıldı. "Adamı takip etmeye utanmıyor musun, şimdi seni şikayet etse ne yapabilirsin?" Adelisa denilen kız bir silkindi yeniden o havalı, kendini beğenmiş kadın oluverdi.
"Bana bir şey olmaz!" Sevda'nın karnını tuta tuta gülesi geldi.
"Hadi ya! E gidip Gruber'e anlatalım bakalım küçük Gülben'i..." Adelisa'yı alakadar eden kısım kız için oldukça mühim olacak ki durdurdu Sevda'yı. "Dur, tamam!" Parmaklarını göz pınarlarına bastırdı. "Ne kadar istersin? On bin Euro! Nasıl?" Sevda parayı Türk lirasına çevirdi hemen kafada. Vay anasını diyecekti nerdeyse. Almanlar da bildiği kadarıyla tutumlu insanlardı halbuki. Elbiseye bile para vermemek için kot tişört gezerlerdi hep.
"Elli Euro!" Üç yüz doksan bin sekiz yüz elli liraydı...
"Tamam!" Dedi Adelisa da.
"Manyak mısın, savurgan mı?" Kız dudaklarını dişledi. Kafasında bir takım şeyleri ölçtü, biçti.
"Elli Euro al, arkadaşın olayım?" Şehrazat duysa çok kıskanırdı vallahi.
"Parayla arkadaşlık mı olur!" Dudak büktü Adelisa. Ne de dolgun, koyu dudakları vardı...
"Olanı gördüm." Tavrı hakikiydi, öyle sahte birine de benzemiyordu.
"Neden istiyorsun arkadaş olmayı?" Kız kollarını bağlayınca aklına Müzeyyen geldi. Kızın göğüsleri de fena değildi şimdi.
"Anlamışsındır bence."
"Gruber için?" Başını salladı kız.
"Gruber için," diye onayladı. Arkasına dönüp kardeşi ile hararetle konuşan adama baktı Sevda. Böyle bir sapığı duysa herhalde gülüp geçerdi. Biraz öyle bir adama benziyordu çünkü. Çoğu şeyi ciddiye almayan, güzel kız gördü mü kendini kaybeden ergenler gibi. Kollarını göğsünde bağlayıp dik tuttu başını Sevda.
"Sapığın biri ile değil elli Euro'ya yüz Euro'ya da arkadaş olmam." Gidiciymişçesine döndüğünde havalı sapık kız tuttu kolundan.
"Ben de basına Jan Ali ile olan fotoğraflarını sızdırırım!" Buz kesti Sevda. 'Tövbe bismillah!'diyecekti az daha. 'Kız sen nereden biliyorsun Jan'ı?' Fakat şok olmuş bir ifade ile bakakaldı. Adelisa telefonunu çıkarıp dosyaları açtı. Barnie'nin çektiği, Jan'ın sil dediği fotoğraflardı bunlar. Görmüş değildi ama yani hangi mantıklı insan görse açılardan anlardı Barnie'nin çektiğini. Hain Barnie! Söz vermişti bir de.
"Yine de seni reddedeceğim!" Adelisa öyle bir gülümsedi ki buz kesti hava.
"Sen bilirsin. Daha okulun açılmadan ailen dönmeni isteyecek..." Alenen tehditti bu. Sevda neyin içine düşmüştü anladığı yoktu da. "Belki şu tecavüz ve taciz olayı da duyulur?" Başını yana yatırdığında tam bir bayan Tramell olmuştu. Şöyle başını yatırıp kısaca gülümsedi. 'Yok yok. Bu kesin onu taklit ediyor,' dedi içinden Sevda. Şimdi 'Öyle oluyor değil mi?' dese ciddiye almayacaktı kızı ama demedi işte. Onun yerine, "Bir de şu küçük oğlan var. Babası tarafından tacize uğrayan... Hayalleri de var ne kötü!" dediğinde yutkunamadı bile Sevda. Çok kısa zaman olmuştu onları tanıyalı ama kanatları altına alıp satmak istiyordu hepsini. Şu kötülükten kurtarmak için.
"Kötülükte kiminle yarışırsın?" Kız az biraz sarsıldı. Safi kötü değildi demek ki. Belki de blöf yapıyordu. Adelisa kendinden emin görünmeye çalıştı ama Sevda pek inanmadı görünüşüne. Kız özde hemen pişman olan, özür dilemeye yatkın bir kişilikteydi. Yeşilçam'ın muazzam sarışınlarından değildi demek ki. Ya da bayan Tramell... Kolunu çekti Sevda. "Nedense bana o kadar da korkutucu gelmedin. Ciddi değilsin!" Adelisa rimelli kirpiklerle çevrili gözlerini kırpıştırdı.
"Beni sınamak mı istiyorsun?"
"Hayır, gerek yok. Sende o kumaş yok çünkü." Keşke şöyle iki afili laf yapıştırabilseydi. Yine gidecek gibi oldu. Bu yerden çıkacaktı. Zaten resimleri de sevmemişti çok, biri hariç. O da hatıralar olmasa bakmazdı belki. Ressamın kendisi de iyi değildi. Tutmamıştı enerjileri. Kız görümce görümce bakıyordu. Şu iki sarışını birbirine kırdırsa ne de güzel olurdu. Üç dört adım uzaklaşmıştı ki Adelisa bu sefer kolundan tutmayıp önüne geçti.
"Babam o kumaşta. Lütfen!" Kız çaresiz görünüyordu. Kaşları çatıldı Sevda'nın.
"Anlatacak mısın yoksa Gruber'e sapığını anlatayım mı?" Kız gözlerini sıkıca kapayıp sabır dilercesine açtı.
"Sonra anlatsam?" Gruber'e değdi bakışları. Kendilerine doğru geliyordu. Adam her adım attığında eteği salınıyordu. "Yalnızca arkadaşınmışım gibi davran. Lütfen!" Kız o kadar çok lütfen demişti ki acımıştı. Belki de zor durumdaydı kim bilir? Öğrenecekti ama.
"Hanımlar?" dedi Gruber yanlarına vardığında ve soft bir şarkı başladı. El çırpmalı, gitarlı, çıplak sesli... Biraz tereddüt içindeydi adam. Sevda'nın yanındaki yabancı mıydı, tanıdık mıydı diye. Sevda'dan önce tanıttı kendini kız.
"Adelisa. Sevda'nın arkadaşıyım." Sevda hiç demedi bu adımı nerden biliyor diye. Soyunu sopunu da araştırmıştır hem.
"Öyle mi?" Diye sordu adam. Soruşunda bir işve, bir cilve. Sevda'nın şaşıracağı varsa da şaşırmamıştı. Erkekti işte, hepsi iki mavi göze, tel tel sarı saça, iki güzel memeye kapılıyordu. Kendi göğüslerine kaydı bakışları. Adelisa'nınkinden biraz daha küçüktü sanki. Keşke Müzeyyen olsaydı, onun gözleri daha keskindi hemen ölçer biçerdi. Üstelik kıza da ağzının payını verirdi. "Memnun oldum." Sevda'ya döndü Gruber.
"Buraya yeni geldin sanıyordum." Daha cevap veremeden Sevda, kız atladı yine.
"İnternet arkadaşlığı bizimkisi. Bu yakınlarda olduğunu öğrenince görmek istedim." Kızarmadan yalan söyleyebiliyordu.
"Leonard Gruber," diyerek elini uzattı. Kız da elini uzatıp,
"Memnun oldum," derken Gruber elini öpünce bir eridi, pir eridi! Fakat o kadar, eridi sadece. Adamı tanımazdan geldi. Gruber, kızın çığlık atmasını ya da 'Aa! O sen misin?' demesini beklercesine bakındı ama kızdan bir es almayınca yüzü düştü.
"Futbolcu olan Gruber..." diyerek homurdandı. Adelisa etkilenmemiş gibi dudak büktü. Adamın yüzünü inceledi.
"Ben de diyorum bir yerde mi gördüm acaba..." O kadar umursamazca söylemişti ki Sevda az önceki yaşananların bir tarafı olmasa inanırdı. Sonra gezinip durdular resimlerin arasında. Gruber kasketini indirip kendini gizleme, Adelisa ise sanki sapığı değilmişçesine ilgisiz davranmakla meşguldü. Şükür ki Gruber'in kardeşi Leah, Adelisa'yı sarmıştı da Sevda rahat bir nefes almaya başlamıştı. Çizilenler de iki saniyede güzelleşmişti Sevda'nın gözünde. İnşallah Leah, Adelisa'yı çiğ çiğ yerdi!
Bütün galeriyi gezdikten sonra Gruber'in söz verdiği tablo ile birlikte vedaya girişti Sevda. Leah ile çok kolay olmuştu, zira o biraz küçük dağları yaratmakla meşguldü.
"Kuzenim gelecek birazdan." Adelisa üstüne vazifeymiş gibi,
"Nereye gidiyorsunuz?" diye sorunca Sevda'dan, 'Sana ne?' bakışı aldı. "Ben de geleyim sizinle. Özlem gideririz..." Sevda patladı patlayacak gibi oldu.
"Bir eğlence mekânına gideceğiz," deyişiyle Gruber atıldı hemen.
"O halde hep beraber gidelim." Leah atıldı.
"Beni yok sayın Leo. Gidip rahatlama gerek!" Enerjikti. Ne ima ettiğini yanlış anlamıyorduysa Sevda'nın yanakları kızaracaktı. Küçücük göz kırpınca bela okudu, doğru anlamıştı!
"O halde..." diye girdi söze adam. Yolu gösterip, "Sizi güzel bir mekâna götüreyim. Sevda, kuzenin dediğim yere gelsin olur mu?" Olur demeyecekti de ne diyecekti. Bir sapık, bir de flörtöz ile çıktılar yola. Sevda mesaj attı gidecekleri yerin adresini. Sonuna da şunu ekledi. 'Kurtar beni!!!!'