8. Bölüm

1038 Kelimeler
("Neyine güveniyorsun? Kıçı kırık bir futbolcu olmuşsun, bir iki seneye kalmaz daha da tanınırsın, sonrası fos! Takılacaksın uzun bacaklının birine, hayatının içine edeceksin. Sonra da sıvayacaksın sıçtığını; alkole, kadına doyacaksın. Kulüp tekmeyi koyacak bir yerine. Toparlanamayacaksın!" Öngörülerini bitirip kendini gösterdi. "Sence ben senin gibi bir beyinsize ne yapayım?" Jan'ın sindirecek çok şeyi vardı. Olası şeylerdi bunlar, hep olurdu. Fakat beyinsiz olduğunu düşünmüyordu.) "Beyinsiz değilim ben!" Aracı gösterdi Sevda.  "Dik alasısın. Ne kadara aldın bunu mesela? Parayı bulunca hemen aldın değil mi?" Hemen almamıştı Jan ama belirtmeye utandı nedense. "Yanına da aldın bir manken, oh!" Kızın öyle bir tavrı vardı ki Jan'ın gülesi geldi. Gülmedi, ciddiyetini korudu. "Egosunu şişirmişler tabii beyimizin. Herkes ona yanık zannediyor!" Kendi kendine söylenmeye başladı.  "Öyle demedim ben. Yalnızca tesadüflere inanmam." Sevda da inanmazdı tesadüfe. Din dersinde denirdi hep tesadüf diye bir şey yoktur, kader vardır diye. Jan Türkiye'de okumamıştı bilmezdi şimdi o. Girişmedi kader işine falan.  "İnan, inanma. İlgilenmiyorum. Beni gördüğün gün, o civarda bir lokantada çalışıyordum. Bugün de..." Gökhan'ı gösterdi. "Gruber'den imza almak istedi. Gruber de yanında kalmamız için ısrar etti. Olan biten bu, daha fazlası değil!" Yüzünü sıvazladı Jan. Gökhan o gün de kendisinden imza almıştı. Kızın tavrından ötürü daha fazla kurcalamadı.  "Bak," dedi daha yumuşakça. "Klara biraz hassas bir kadın. Üzülmesini istemiyorum." Klara dediği sevgilisiydi.  "Haddimi bilirim ben."  "Had bildirmek değil niyetim. Klara kıskanç bir kadın." Gözlerinin içine içine baktı. Hafifledi hakaretleri... "Aynı ortama girmeyin istiyorum." Kaşları çatıldı kızın. Gireceğinden değil de meraktan sordu.  "O neden?" Karasız göründü Jan gözüne.  "Çünkü..." dedi soluyarak. "...Seni biliyor."  ***  'Ah!' dedi içinden Sevda. 'Beni anlatmış, unutmamış.' Gitti bütün siniri, uçtu. Kuş oldu kondu bir yerlere. Göğsü genişledi kızın. Mutlu oldu, içi içine sığamadı. Sonra aklına geldi. Jan, Sevda'yı sevgilisine anlatmıştı. Ne diye olabilirdi ki?  "Neden?" diye soruşu kendi içinde bir anlam veremeyişindendi. Bocaladı Jan ama kelimeler döküldü dilinden. Döküldüğü yerden kanadı kızın kalbi.  "Klara meraklıdır biraz. En küçük detayı bile öğrenmek ister hakkımda." Sevda küçük bir detaydı demek ki. "Şimdiye kadar bir sorun yaşamadık, şimdi de yaşamak istemiyorum." Özür diler gibiydi ama yüzü olmadığından özrünü dile de getiremiyordu. Sesi düştü Sevda'nın.  "Yolumdan koymasan karşına bile çıkmazdım Jan." Kendi için yedi yıllık bir hattı olan anıyı basitleştirmek istedi. "Öyle rahatsızlık verecek kadar bir şeyler yaşamadık senle. O durumda hiç olmadık." Yutkundu Jan. Yutkunuşunda bir anlam gizliyse de Sevda çözmek istemedi o manayı.  "Bunu bilemezdim, garantilemem gerekiyordu." Omuzları çöktü kızın. Şöyle evire çevire vurmak istiyordu adama. 'Sen!' demek istiyordu. 'Sen ilk golü benim için atacaktın.' İçinde kaldı.  "Artık biliyorsun." Aracı gösterdi yeniden. "Şimdi götür bizi." Jan'ın tek laf dahi etmesine fırsat vermeyerek açtı kapıyı, oturdu. Gökhan'ın bakışları üzerine yöneldi. Çocuk, kızın mutsuzluğunu görünce suratını asıverdi. Tuttu elinden destek verircesine. O an ağlayası geldi kızın Gökhan bunu fark edince Jan'ın arabayı çalıştırmasına müsaade etmeden açtı kendi tarafındaki kapıyı.  "Biz burda ineceğiz." O öyle söyleyince Sevda da açtı yeniden kapısını. Jan şaşkınca baktı.  "Şehir merkezi uzak kaldı."  "Biz hallederiz!" diyerek pahalı aracın canına kast edip sertçe kapattı. Aynını Sevda yapamadı. Ne öyle ergenler gibi... Jan artlarından bakakaldı. Gökhan kızdan küçük olmasına rağmen uzun boyunun avantajı ile omuzlarını sardı Sevda'nın. "Piç!" dedi hınca hınç. "Ne dediyse unut gitsin. Oruspu çocuğu, belli ama tipinden. Böyle yapıp edip sonra da kenara çekilen puştlara benziyor." Gözyaşı yanağından akıp gitti Sevda'nın. Jan da aracıyla hızla geçti önlerinden.  "Arabası güzel ama!" dedi ağlamaklı sesine aldırmadan.   "Soksun arabasını bir yerine. Arabası güzel olsa kaç yazar. Adam sürmüyor o arabayı," dediğinde gözyaşlarına rağmen güldü kız.  "Biz nasıl gideceğiz peki? İndirdin bir de bizi." Yüreğini ferahlatmak için tebessüm etti çocuk da.  "Biraz açıl hele. Okan dayımı çağıracağım." Yüzü asıldı kızın.  "Çağırma sen onu." Düşündü kimi çağırsa diye. "Alfred gelir mi dersin." Çocuk telefonunu çıkarıp saate baktı.  "Vardiyası bitmiştir, gelir herhalde." Sonra aradı adamı, Alfred gelecekti. Nefeslendi Gökhan. Belki gerçekten merak ettiğinden, belki de Sevda'nın aklını dağıtmak isteğinden, "Babam gitmiş midir sence?" diye soruverdi. Sevda şaşırdı, biliyordu demek onca zaman. İçinden ne geçirdiğini duymuş gibiydi çocuk. "Biliyordum geleceğini. Annemin tavrı belli ediyordu zaten. Bir de dayımın tavrı..." Gözyaşlarını geri gönderdi Sevda. Tek aşk acısı çeken o değildi herhalde. Hem kalbinde baba ağrısı taşıyan vardı yanında.  "Ne olduğunu biliyor musun peki? Neden herkes böyle..." Yüzü buruştu kızın. "Tuhaf davranıyor?"  "Babam ben beş yaşındayken taciz etmiş beni." Afalladı Sevda. Böylesi bir cevap beklemeyi kenara bırak aklından dahi geçirmemişti. Buz gibi oldu vücudu. Gökhan onu daha sıkı sardı. Çocuk kendi derdinden sakınmak ister gibiydi. "Müzeyyen abla görmüş bunu." Omuz silkti. "Ben ne olduğunu anlamıyordum ki." Sıktı dişlerini. "Yine de çok etkilenmedi ben. Şimdi bile öyle anı gibi, buğulu böyle." Sevda kolunu beline sardı çocuğun. Sıktı yanındayım dercesine. "Her neyse Müzeyyen abla görünce kızı susturmak istemiş. Tecavüz etti yanımda..." Sanki Sevda'yı buz dolu bir kovanın içine bırakıp çıkartmış gibi titretti söyledikleri. "O da küçüktü ama unutmadı hiç. Okan dayım kurtardı ikimizi. Bıçakladı babamı." Kanı donan Sevda'ya döndü. "O yüzden hastalandı Müzeyyen abla. Çok zayıfladı." Burukça gülümsedi. "Bana bir etkisi olmadı da işte hep şey derler; büyük gibi konuşur, düşünür." Dalga geçti kendiyle. "Olgunlaştırmış beni bu olay."  Ne söyleyeceğini bilemedi Sevda. Teyzesini, kızları düşündü. Onca zaman hiçbir şey dememişlerdi, saklamışlardı hep. Büyük dram yaşamışlardı da çıt etmemişlerdi. Ellerini kapadı yüzüne hıçkıra hıçkıra ağladı. Kendi derdi küçücük kaldı. O da dert miydi ki? Utandı, midesi bulandı. Teselli vermesi gereken kendiyken Gökhan sıvazladı sırtını.  "Şimdi sen eve gider sorarsın diye dedim. Yanlış bir şey deme Müzeyyen abla, üzülmesin yine diye. Deme olur mu? Yeni yeni toparlanıyor." Başını salladı kız olur babında. Konuyu dağıttı.  "Vuracaktım ben sana bugün yaptıkların yüzünden."  "Acımışsındır şimdi bana ha? Acı lütfen!" Diye ellerini kaldırdığında ağladığı, güldüğüne karıştı. Toparlandı çocuk. "Şaka bir yana vuracaksan vur da benim sayemde Gruber ile bir randevun var!" Büyük nimetti bu Gökhan için.  "Gitmeyeceğim ki."  "Gitmeyen aptaldır." Bozuk attı kız.  "Aptal değilim. Jan ortamından uzak durması istiyor." Burnundan bir homurtu çıktı Gökhan'ın.  "Bey buyurdu sen de yapacaksın." Yükseldi birden sesi. "Siktirsin gitsin."  "Bir o yüzden değil ki. Adam biraz yavşak gibi." Gökhan güldü bu tabire.  "Erkeklerin topu yavşaktır."  "Sen de erkeksin." Sorgular gibiydi kız ama neşeliydi sesi.  "Ben de yavşak sayılırım." Sevda'nın kahkahası çınladı boş yolda. "Birinden hoşlandığımda yavşarım hemen." Kız, çocuğun omzuna vurdu neşeden yaşaran gözlerini silerken.  "Allah iyiliğini versin Gökhan. Sen gibisini görmedim." Sahtekarlıkla ovdu kolunu Gökhan.  "Versin tabii de gidecek misin şu sergiye?" Bilmiyordu Sevda. Gidesi pek gelmiyordu ki. Bir de cesareti kalmamıştı, kırılmıştı... 
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE