Bölüm 1: Yemin Taşı

628 Kelimeler
Bin yıl önce, tanrılar yeryüzünü terk ederken bir söz verdiler: "İnsanlar unuttuğunda, biz yeniden doğacağız." Ama yeminler kolay kolay kaybolmazdı. Ve bazen, toprak bile hafızasını kaybetmezdi. Ay ışığı, Frig Vadisi'nin yıpranmış kayalıkları üzerine gümüş bir örtü sererken, sessizliği bölen bir ses yükseldi. Kayanın derinliklerinden gelen o uğultu, önce hafif bir titreşim, sonra yankılanan bir çağrıya dönüştü. Yerin altındaki kadim bir taş – Yemin Taşı – bin yıllık uykusundan uyanıyordu. Üzerinde kabartmalarla dolu antik yazılar, ışığın altında parlayarak birer birer ortaya çıktı. Rünlerle işlenmiş bir kehanet metni, taşın kalbinden yankılanarak dışarı sızdı: "İkinci uyanışta, ne tanrı kalacak ne krallar. Yalnızca kalbin taşıdığı söz yaşayacak. Ve onu çağıran, yıkımı da kurtuluşu da seçecek." Taş çatladı. İnce bir duman bulutu kayaların arasından sızarak geceyi sardı. Ve o anda, dünyanın başka bir köşesinde, sıradan bir odada genç bir kız uyanarak ter içinde doğruldu. Nefes nefese kalan Lina, rüyasında gördüğü parlak taşı ve kulaklarında çınlayan sesi unutamıyordu. "Beni bul." Fısıltı, rüyadan gerçekliğe taşmıştı. Ama Lina henüz bunun yalnızca bir başlangıç olduğunu bilmiyordu. Henüz, kendi kaderinin bin yıl önce verilen bir yeminle örüldüğünden habersizdi. Lina yorganı üzerinden atıp yatağın ucuna oturdu. Kalbi hızla atıyordu, alnından damlayan terin soğukluğu, gördüğü rüyanın sıcak kargaşasına hiç benzemiyordu. “Taş... konuştu.” diye fısıldadı kendi kendine. Ama bu, sadece bir rüya mıydı? Masasının üzerinde, geçen hafta kazı stajında profesöründen aldığı fotokopiler dağınık duruyordu. Dikkatlice uzandı, rüyanın etkisi hâlâ ellerini titretirken sayfaları çevirmeye başladı. Ve birden — Sayfalardan birinde, neredeyse görünmez mürekkeple çizilmiş bir sembol dikkatini çekti. ⨁ Bir çemberin içinde yıldırım ve göz şekli. Rüyasında taşın üzerinde beliren simgelerin biri buydu. Tesadüf müydü bu? Lina ayağa kalktı. Penceresini açtı. Konya'nın serin gece havası yüzüne vurdu. Gökyüzünde tek bir yıldız kaydı. "Beni bul." Fısıltı bir kez daha zihninde çınladı. Ama bu kez rüya değildi. Bu ses, uyanıkken de vardı. Telefonunun ekranına baktı. Saat 03:33’tü. Ertesi sabah, uyanır uyanmaz soluğu fakültedeki arkeoloji laboratuvarında aldı. Kimse yoktu. Herkes henüz gelmemişti. Elindeki sembolü, üniversite arşivindeki dijital veri bankasında aramaya başladı. Ve buldu. Ama yalnızca tek bir kayıt vardı: “Yemin Taşı / Frig Bölgesi - Ulaşılamamış Anıt / Kehanet Unsuru - Uyarı!” Altında yalnızca tek cümle: "İkinci çağrıda, seçilmiş kişi uyanır." Lina'nın nefesi kesildi. “Ben mi?” dedi kendi kendine, elleri klavyede donmuşken. Henüz bilmiyordu. Ama çok yakında, cevabı hem kendi kalbinde hem de toprağın altında bulacaktı. Laboratuvar sessizdi. Dışarıda gün yeni doğuyordu ama Lina'nın içindeki gecenin karanlığı henüz dağılmamıştı. Ekrandaki o cümle hâlâ gözünün önündeydi. “İkinci çağrıda, seçilmiş kişi uyanır.” Birden, bilgisayar ekranı titredi. Hafif bir parazit oluştu, sonra ekran karardı ve gri zeminde kırmızı bir sembol belirdi: ⨁ Tam da o an, kapı sertçe açıldı. Lina yerinden sıçradı. İçeri giren kişi staj danışmanı Dr. Cemre Yıldızdı. Genç, ciddi bakışlı bir akademisyendi ama bugün sesi Lina’ya olduğundan daha soğuk geldi. “Bu saatte burada ne yapıyorsun Lina?” Lina gözünü ekrandan ayırmadan, “Sadece biraz araştırma yapıyordum,” dedi. Dr. Cemre ekranın titrediğini fark etti. “Sistemi bozma, arşiv hassastır. Şifrelenmiş belgeler var, bazıları devlet denetiminde.” Lina başını salladı ama zihni hâlâ rüyadaydı. O akşam eve dönerken otobüs penceresinden dışarı bakıyordu. Hava kararırken, gökyüzünde yavaşça bir dolunay yükseliyordu. Ve sonra... Otobüs viraja girdiği sırada, Lina bir duvarın üzerinde aynı sembolü – çember içindeki yıldırımı – sprey boyayla çizilmiş hâlde gördü. Dondu kaldı. Bu mümkün değildi. Bu sembol sadece eski belgelerde, sadece rüyasında vardı. O gece Lina, yatağında dönüp durdu. Yastığının altında, kazı sırasında aldığı bir taş parçası vardı. O an fark etti: Taşın bir yüzeyi, sabahları hiç parlamayan kısmı... şimdi ay ışığında fosfor gibi yanıyordu. Taşı eline aldı. Titriyordu. Tam ortasında ince bir yarık vardı. Bir an için, taş nefes alıyormuş gibi geldi ona. Ve taşın içinden bir cümle daha duydu: “Yalnızca kalbini dinleyeceksin.” Lina, bilinçsizce taşın üzerine elini koydu. O anda gözleri karardı.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE