bc

Havva'yı Öldürmek

book_age18+
39
TAKİP ET
1K
OKU
dark
forbidden
love-triangle
age gap
fated
opposites attract
mafia
gangster
drama
tragedy
serious
kicking
mystery
scary
detective
city
like
intro-logo
Tanıtım Yazısı

Pâre, kaybolan arkadaşı Hilal'in telefonunda kayıtsız bir numara bulur ve mesaj atar.

Hilal: Asaf sen misin? 01.12

Hilal: Hilal kayboldu. Mesajı görünce döner misin? 01.13

05*******12: İlgi or*spusu olduğunu biliyordum da 01.30

05*******12: Dikkatimi çekmen için yeterli değil 01.30

Hilal: Ben Pâre. Hilal'in arkadaşıyım. w******p'ta sadece seninle mesajları duruyordu. 01.32

Hilal: Ona ulaşamıyorum ve yardımına ihtiyacım var. 01.32

05*******12: Konum at. Geliyorum. 01.33

chap-preview
Ücretsiz ön okuma
Bir
Eski model telefonu bilindik melodiyle çalmaya başladığında, Mehpare yerinden sıçradı. Asaf, Hilal'in sevgilisi, sonunda gelmişti. Gecenin bir yarısı, kaldığı aparttan ayrılmış; bahçedeki tek kişiye, motorunun üzerinde oturan adama, yürümüştü. Vücudu hafifçe titredi, fakat hava o kadar da soğuk değildi. Asaf'ın bakışları, genç kadının rüzgara karşı koyamayan; gecenin karanlığında alev almış bir meşale gibi görünen turuncu saçlarındaydı. Dikkatli gözleri, kızarmış yanaklarında, endişeli bakışlarında oyalanırken; zihninde onu sevdiğiyle karşılaştırmaktan geri alamadı kendini. Hilal Havva ise, bu kız ancak Lilith olabilirdi. "Pare?" dedi, güçlü çıktığını düşündüğü bir sesle; fakat kaskı yüzünde boğukça ve kalın duyulmuştu. Kucağındaki bebek mavisi kaskı uzattı; uzun yıllar kullanılmışçasına eski, fakat sağlam görünüyordu. "Atla." Bunun Hilal'e ait olduğunu tahmin ederek takmıştı ve gereksiz bir sohbete girmediklerinden içi rahattı. Yokluğunu fark ettiğinden beri yutkunmakta zorluk çekiyordu, yemek yemekte ve konuşmakta bile. Üstelik stajdan ve kütüphanede ders çalışmaktan dolayı eve yorgun döndüğünden, en az iki gün Hilal'in ortalıkta olmadığını anlayamamıştı. Adamın arkasında yerini almışken, kollarını vücuduna sıkıca sardı. Motora ilk defa biniyordu. Bu sebepten kendini sağlama almaya çalıştığında, Asaf'ın üst bedeni, alışıldık olmayan dokunuşuyla ürperircesine hafifçe kasıldı. Birkaç dakika içinde şehir merkezindeydiler. Adam motordan inmesine rağmen, o oturmaya devam etti. "İyi misin?" Motoru sabit tutarken, kahverengiye yakın ela gözleri karşısındaki bedenin üzerindeydi. Pare'nin ufak, soluk tenli elleri kaskı çıkarırken hafifçe titrediler. Ela bakışları, Asaf'ınkilerle buluştu. Bu kasvetli yüz, ona tamamen yabancıydı. En yakın arkadaşının sevgilisi olmasına rağmen, ancak Hilal kaybolduktan sonra tanışabilmişlerdi. "İyiyim. Nerede konuşacağız? Starbucks'ta mı?" Pare, önlerindeki kahve dükkanını çenesiyle işaret ederken konuştu. Adam, üç numara olan kafasını düşünüyormuşçasına sıvazladı ve onaylamaz bir cık sesi çıkardı. "Bekle biraz, sessiz bir yere geçelim." Kafeye giren adamın ardından dalgınca baktı. Hilal'in tercih ettiği erkekler gibi beyefendi bir tavrı yoktu. Küfür ediyor, emir kipleriyle konuşuyor, herhangi bir duygu emaresi göstermiyordu. Öncesinde kırıldığı belli olan burnunda bariz bir eğrilik vardı; alnında silik bir yara izi ve yaşadıkları tarafından keskinleştirilmiş, rahatsız eden bakışları. Ona göre yakışıklı değildi, hatta en az beş yaş büyük olduğuna da emindi. Asaf, karton bardaklardan birini kıza uzatırken, ela gözleri hareketlerini yargılıyor ve Hilal'e benzemeyen her bir tarafını karşılaştırıyordu. O kırılgan ve kabulleniciydi. Manipüleye açık, korunması gereken bir hazineydi. Bu kızın aurası ise tam tersi: saçları gibi yakıcı ve duygularının yoğunluğuyla kırmızı. Birkaç dakika, şehrin gürültüsünde sessizce yürüdüler. Pare'nin içi içine sığmıyor ve her şeyi anlatmak istiyordu. Hilal'in telefonun bomboş olduğunu, kaybının planlı olabileceğini, Asaf'ın yardımına ihtiyacı olduğunu tekrar tekrar söylemek istiyordu, fakat beklemek zorundaydı. İnsan kalabalığı yavaşça kayboldu ve bilindik bir otelin sessiz otoparkına girdiler. Asaf, siyah bir Sedan'ın alarmının ötmesini sağladı. "Nereye gideceğiz? Merkezden baya uzaklaştık zaten." Pare, içini saran korkuya rağmen sakince konuştu. Evet, en yakın arkadaşının sevgilisiydi ve ona güvenip yardımını istemişti; fakat bir anlığına içgüdüleri kalbini sıkıştırmıştı. Dış görünüşüne göre yargılamak istemese de, bu adam güvenilir görünmüyordu. "Sakin ol, yemeyeceğim seni. Arabada konuşacağız." Kafasıyla yolcu kapısını işaret edip kendisi için sürücü kapısını açtı. Herhangi bir kafede veya caddede konuşamazlardı, hava soğuyordu ve bu kızın üşümeye başladığını, kızaran burnundan anlamıştı. Motoru çalıştırdıktan sonra klimaları açtı. Biraz sonra sıcak hava, Pare'nin konuşmaya başlamadan önce rahat bir nefes almasını sağladı. "Hilal-" Asaf, konuşmasını sert bir sesle böldüğünde, bakışları kısık ve duygusuzdu: "Sırf senin yüzünden annesini aradım. Sesi normaldi, Hilal'i sordum, endişelenmedi bile." Pare, adamın gözlerine baktı ve sevgisini sorguladı. Bu adam gerçekten onun sevgilisi miydi? "Annesinin tek umursadığı şey yeni kocası ve çocukları. Başına bir şey geldi, bundan eminim." Asaf, alayla bir nefes verdi. Bu kız fazla meraklıydı; sinirlerini geriyordu. Gecenin bir yarısı işini bırakıp gelmişti, ancak Hilal artık onun problemi bile değildi. Yüz kasları nefret dolu bir sırıtışla gerildiğinde, sözlerini filtrelemeyeceği barizdi: "Açık konuşalım. O orospunun hangi delikte olduğu sikimde bile değil. En yakın gece kulübünde kafayı çekiyordur muhtemelen. Anti-depresanları bırakabildiyse-" Pare'nin, kahve bardağını sertçe torpidonun üzerine koyması ve hızla konuşmaya başlaması, Asaf'ın sözlerini yarıda kesti. Bardaktan sıçrayan kaynar damlalar, beyaz üst bacaklarına döküldü. Farkında değil gibiydi. Bağırmaya devam ederken gözleri, anında kızaran teninden bir süre ayrılamamıştı. "İnanılmazsın! Sevgilini hiç mi tanımadın? İyi ki senin gibi birinden hamile kalmamış, arkasından küfreden birinden." Lafının bitmesiyle güçlü eli, kızın ufak suratını pek de hafif olmayan bir baskıyla kavradı. İşte şimdi acı çekiyor gibi görünüyordu. Mavi gözleri irice açılmış, hassas teni adamın uyguladığı güçten dolayı kızarmaya başlamıştı. Alt bedenindeki karıncalanmadan nefret etti Asaf; bu sebeple avcundaki yüzü daha sert sıktı. "Ne hamileliği?" diye sordu, tehditkar bir tavırla. Böyle bir şeyden nasıl haberi olmazdı? Zihnine doluşmaya başlayan hiçbir düşünceyi durdurmadı: özellikle de Hilal'in onu aldattığı ile ilgili olanı. Daha önce bir kere yapmıştı değil mi? Sarhoş oluşunu sebep olarak öne sürmüş, defalarca yalvarmış ve zor da olsa Asaf'ın onu affetmesini sağlamıştı. Pare'nin suratını öyle yakına çekmişti ki, burunları neredeyse birbirine değecekti. Kahverengiye çalan ufak çilleri özenle çizilmiş gibiydi. Üst dudağındaki ufak, soluk yara izi bile sanki özellikle yerleştirilmişti. Aralarındaki negatif enerji, içinde bir yerlerde ilkel dürtülerini uyandırmaya başladığında ise; gittikçe nefret ettiği kişiye dönüştüğünü fark etti. "Bırak." Mavi gözlerinden belli belirsiz bir hüzün geçti, ancak öfke tarafından hızla gölgelendi. Yüzünü hafifçe sağa, Asaf'ın kalın yüzüklü baş parmağına doğru çevirdi. Kırmızı dudakları, sıcak tenine dokunmak üzereydi. Adam bir anlığına gözlerini kapadı, bu esnada adem elması yavaşça hareket etti. Hemen ardından kemikli parmağı, kızın yumuşak dudakları yerine nemli ağzının içindeydi. "Ah! Ağzını-" diye iç çeker gibi konuştuğunda, ikisine de tuhaf hissettiren bir inleme kaçtı genzinden. Öyle bir ısırmıştı ki, teninin anında kızardığına emindi. Kasıklarındaki suçluluk dolu yangın sönüverdi; neden başladığını da anlayamamıştı. Belki sebebi sıcak kahvenin döküldüğü üst bacaklarının görüntüsüydü, belki de çilekli şampuanının rahatsız edici kokusu. "Köpek misin kızım sen?" dedi, öfkeyle. Parmağını ovuştururken, Pare'nin ebesi hakkında hoş olmayan şeyler söylemişti. Kız, yalnızca suratını buruşturmakla yetindi ve kendini korumak amaçlı kollarını göğsünde çaprazladı. Adam'ın bakışları daha önce gördüğü hiçbir erkeğinki gibi değildi; bu kalbinin korkuyla atmasına sebep oluyordu. "Bırakayım da çenemi kır, değil mi? Aptal." diye, ondan bile daha öfkeli biçimde konuştuğunda; Asaf, tanıdığı birini görür gibi oldu: Arkadaşlarını herkesten çok önemseyen, onlara saygısızlık edilmesine izin vermeyen birini. "Konuş şimdi. Seni arabadan atmadan önce." dedi, tuhaf bir sakinlikle. Diğer türlü kalbindeki ağırlığı ve özlemi nasıl görmezden gelebilirdi; hiçbir fikri yoktu. Pare, yutkunurken, gergince kafasını salladı. Konuşmadan önce kahvesinden ufak bir yudum aldığında, tadının berbat olduğunu fark etti. Asaf'ın kahve seçimi de kendisi gibiydi belli ki. "Hamile olabileceğinden şüpheleniyordu. Ayrıca depresyon tedavisi bitmişti, ilaç falan kullanmıyordu yani. Bilmiyor muydun?" Asaf bir süre konuşmadı, belki bir dakikalığına. Gözlerini direksiyona dikmişti. İnip kalkan adem elmasını izledi Pare. Bu adam ona yardım edecek miydi bilmiyordu, ama Hilal'i hala sevdiğini hissetmişti. Arkasından küfrediyor, sanki kötü birisiymiş gibi konuşuyordu, çünkü bitmeyen bir şeyler vardı. "Hayır. Ayrıldık biz. Aylar oldu." dedi yalnızca. Siyah kotunun arka cebinden, açılmamış paket Parliament çıkardı. Şeffaf paketi soyarken, çelik yüzükler taktığı kemikli eli hafifçe titremişti; duygularını dillendiremeyen birinin bedeninin en hafif tepkisiydi bu. "Benden olamaz." diye eklerken, sesi nemli dudakları arasındaki sigara sebebiyle mırıltı gibi duyuldu. Pare, adamın her bir hareketini dikkatle izliyordu. Dumanı üflerken öne doğru ittiği kemikli çenesini, düşünmekten kısılan gözlerini ve ne hissettiğini belli etmeyen yüzünün, düzgün sağ profilini. Sinirli miydi yoksa pişman mıydı? "En son ayrıldığımız gece seviştik, üç buçuk ay falan oldu. İkimiz de korunduk." Pare, başını olumlu anlamda sallarken kırmızı alt dudağını gergince ısırdı. Eğer Asaf değilse, o zaman başka bir adamla görüşüyor demekti ve bundan hiç bahsetmemişti. En yakın arkadaşı, belki de onu en yakını olarak görmüyordu. Kot şortunun arka cebinden, son model Apple marka telefonu çıkardı ve adamın kucağına bıraktı. "Onun telefonu. Belki bir şeyler bulursun. Ben yalnızca w******p'a baktım. Sanki planlanmış gibi. Tüm mesajları silinmişti, seninle olanlar hariç." Asaf, sigarayı astım ilacıymışçasına içine çektikten sonra kafasını salladı. Duman burnundan ve aralık dudaklarından döküldü. Pare duman yüzünden kesik nefesler alıyor, göğsü zorlukla inip kalkıyordu. "Onu bulabiliriz. Yardım et bana." Asaf, kızın söylediği şey komik bir espriymiş gibi gülmüştü. Pare onun duygularını göstermediğini sanmıştı ama kahkahasının ardından dolan gözleri, kasılan çenesi ve titreyen ellerinden anlayabiliyordu. Bir tür kriz geçiriyor gibiydi, ne yaparsa yapsın hafiflemeyecek türden. "Bulunmak isterse." ////// Birlikte şehir merkezine dönene kadar hiç konuşmadık, tamamen yabancıydık birbirimize. Ders sonraları Hilal'i almaya geldiği zamanlar hariç görmemiştim onu. Neden bizi tanıştırmadığını anlayabiliyordum. Asaf, herhangi biriyle tanıştırabileceğiniz bir adam değildi. Hilal başka birisiyle görüşüyordu, onunla bebek sahibi olma planları yapıyordu ve o kadar kendi dertlerime gömülmüştüm ki, hiçbir şeyi fark edememiştim. "Aparta bırakayım seni." Mavi kaskı uzatan Asaf'a bakabilmek için kafamı kaldırdım. Gözleri hala kırmızıydı, dudakları hafifçe şişmişti. Karakterini beğenmemiştim, tutuşundan dolayı yüzüm hala biraz ağrıyordu; bir yandan da hamilelik olayının onu ne kadar yıktığının farkındaydım. "Yanlış anlamazsan yakınlarda bir bar var. Bizim okulun öğrencileri gidiyor sadece. Bu saatte boştur. Oturalım mı?" Yumuşak bakışlarım, kemikli yüz hatlarında gezindi. Şefkatli bir insan olduğumu söyleyemezdim aslında, ama Hilal söz konusuysa kendimi öyle olmaya zorlayabilirdim. "Olmaz. İçesim yok." "Çorba mı içesin vardı?" diye fısıldadım tatsız bir tonda; zira geldiğimiz mekandaki çalışanları ya da sarhoş müşterileri rahatsız etmek istemiyordum. Saat gecenin iki buçuğuydu, bu sebepten açık olan yerler ya bar ya çorbacıydı. Asaf'ın koyu bakışları, telefonda biriyle konuşurken bana kaydı: susmam için olduğunu biliyordum. Etraftaki işkembe kokusu mercimeğinkini bastırıyordu ve her an öğürebilirdim. Garsonlardan biri yanımıza gelip Asaf'a selam vermiş, sonrasında bana kaymıştı gözleri. "Aa, ben seni tanıyorum. Bizden kopya istemiştin." diye, kendimi tutamadan konuştuğumda esmer, uzun boylu çocuk mahcup bir şekilde gülümsedi. Hemşirelik birinci sınıftı ve üst sınıfların yardımıyla vizeleri geçebilmişti. Boyuna göre zayıf ve formasının altında iyi giyinimliydi. Asaf, telefonu kapattıktan sonra beni masalardan birine yönlendirmiş; belki başlayacak olan sohbetimizi bölüvermişti. "Bize iki işkembe getir koçum." Bu adamın davranışlarına suratımı ekşitmek dışında tepki veremiyordum tanıştığımızdan beri. Kabaydı, çok fazla küfrediyordu ve tam bir esnaf gibiydi. "Ben işkembe yemem." dedim, mızmızlanarak. Sırf o istiyor diye tadı rezalet olan bir şeye para ödeyecek değildim. "Ne inatçısın be kızım.'' dedi, sinirle karışık bir sabırsızlıkla. ''Biri mercimek olsun." Asaf'ın yüzünü aydınlık ortamda inceleme fırsatım yeni olmuştu. Parmak uçlarının arasındaki siyah zippoyu belirli aralıklarla temiz masaya vururken derin nefesler alıyordu: Kendini ikna etmeye çalışıyor olabilirdi. Eski sevgilisi ortada yoktu, son zamanlarında başka bir adamla birlikteydi; öyle ki çocuk sahibi olmayı göze almıştı. Belki de bir gün tekrar barışacaklarını düşünüyordu. Tabakları dikkatle bırakan çocuğa içten bir şekilde gülümsedim. Gitmeden önce derin tabaktaki yeşillikleri önüme koyduktan sonra konuştu: "Salata ikramımız. Afiyet olsun." Asaf alayla, boğuk bir şekilde güldü. Sorarcasına baktığımda tek kaşını, bitiş kısmına jiletle çizik atılmıştı, kaldırdı. "Yıllardır müşterisiyim buranın, bir kere bile salata ikram edilmedi. Bundan sonra seninle gelelim." Gözlerimi kısarak çorbayı içişini izledim. Nedenini bilmediğim bir şekilde, bu adamın davranışları içimde bir yerlere dokunuyor ve karıncalanma hissi yaratıyordu. İyi mi kötü mü olduğuna karar verememekle birlikte, dikkatli olmam gerektiğini hissediyordum. Asaf, bir anda ayaklandığında gelen kişiyi görmek adına kafamı kaldırdım. Kıvırcık, uzun siyah saçlar ilk dikkatimi çeken şeydi bu kızda. Kahverengi gözleri gençliğin verdiği heyecanla ve zeka belirtileriyle parlıyordu. "Selam. N'aber?" Asaf'a kısaca sarıldığında boy farklarının fazla olmadığını fark ettim. Bedeninin kaslı olduğu bacaklarından belli oluyordu. Bana döndüğünde pembe dudaklarında bir gülümsemeyle konuştu: "Hilal sen misin? Çok güzelmişsin. Leyla ben." Ben daha cevap veremeden Asaf'ın sert sesi duyuldu; sıkılmış bir tınısı vardı: "Değil. Otur şimdi." Kız şaşkınlıkla güldü. Bu sırada görünen dişlerinin uzunluğu bir vampiri andırdı. Büyük sırt çantasını masaya bıraktığında, karşıma oturabilmek için ayağıyla sandalyeyi iteklemişti. Göz teması kurduğumuzda Asaf'a yönelerek sordu: "Hilal mi değil, güzel mi değil?" Asaf, suratını buruşturarak kıza baktı. Cevabı umursamazca ve gelişigüzeldi. "İkisi de." "Pare ben de, memnun oldum." diye konuştum elimi uzatırken. Asaf önümdeki salatayı kendi önüne çektiğinde iğneleyici bir ses tonuyla, bir yandan da ağzına attığı taze ekmek sebebiyle, homurdanmıştı: "Hilal'le tanışmak istiyorsan önce onu bulmamız lazım. Bilgisayarın yanında mı?" Leyla kafasını olumlu anlamda salladı. Büyük sırt çantasını önüne çekti ve kullanılmaktan eskimiş, pahalı marka bilgisayarını çıkardı. "Bulmamız lazım derken? Nerede ki?" Asaf sesli bir şekilde çorbasını içiyordu, nedense beni rahatsız etmemişti bu ama Leyla'nın çıkan seslere katlanamadığını fark etmiştim. Ağzı doluyken konuşmak için kafasını kaldırdı, bu sırada yağlı işkembe, ağzından çenesine doğru aktı. "İğrençsin." diye mırıldandıktan sonra masanın üzerinden uzanıp, avuç içimle çenesini sildim. Düşünmeden yaptığım bir hareketti, hiçbirimiz umursamamıştık da. Yutkunmasının ardından, sanki kaybolmasının suçlusu Leyla'ymışçasına sinirle konuştu. "Nereden bileyim kızım? Yok işte. O yüzden bulmamız lazım dedim ya." Elinin tersini, çenesi boyunca gezdirirken ela gözleri ufak bir anlığına elime takıldı, sonrasında ise Hilal'in son model telefonunu masaya koydu. Leyla, telefonu eline alırken sorar gözlerle önce bana, sonra Asaf'a baktı. "Mesaj, not, fotoğraf, mail... Ne varsa geri getir." Doğru düzgün iletişim kuramıyor oluşu mağarasından yeni çıkmış ilk insanları andırıyordu ve bu, sinirlerime dokunuyordu. "Yani getirebilir misin? Aparta gelmedi, aradığımda telefonun odada olduğunu fark ettim. Şifresini kaldırmış. Sadece Asaf'la olan mesajlaşmaları duruyordu. Başına bir şey geldi bence. Kimse telefonu olmadan dışarı çıkmaz." diye kısaca açıkladığımda, alnına düşen kıvırcık saçların hareket etmesini sağlayan biçimde başını salladı. "Hanımefendi polise gitmek yerine bana geldi. Ne sikindirik işlerle uğraşıyorum." diye, şikayetlenircesine konuştu. Bir yandan da ekmeği iki parçaya bölmüş, sözleri bittiği an büyük olan kısmı ağzına sokmuştu. Herhangi bir cevap vermedim Asaf'a: 'Polisler bir şey yapmaz, umursamazlar bile.' demek istesem de. Mercimek çorbam soğumaya başlamıştı, ilk kaşığı aldığımda fark etmiştim. "Polislerin de çok umurundaydı." Leyla düşüncelerimi birebir dile getirdiğinde, Asaf'a orta parmağımı göstermeyi çok istedim; yine de ne tepki vereceğini kestiremediğimden sakinliğimi korudum. Leyla, mavi ekran koruyucu gözlüklerini taktı, dizüstü bilgisayarının parlak ışığının yansıdığı yüzü ciddiydi. "Burada internet çok kötü." diye mırıldandığı sıra, Asaf'ın telefonu masada titremeye başlamıştı. İkiye bölmüş olduğu ekmeğin diğer parçasını kemirebilmek adına elime aldığımdan olsa gerek; rahatsız edici bir bakış attıktan sonra aramayı yanıtladı. "Efendim ağabey? Çorbacıda. Gelemem şimdi. Arkadaşlarlayız. Gelemem dediysem... İyi amına koyayım. Tamam." Gergin konuşmasının ardından ikimize de bakmadan söylendi: "Palaz'a gideceğiz birazdan. Çorbanı bitir." Şaşkınlıkla ona baktım, saat gece üçe geliyordu ve Palaz derken o pahalı yeri mi kastediyordu? Bir an itiraz edecektim, sabah erkenden staja gitmem gerekiyordu, finaller yaklaşmıştı, bu adama pek de güvenmiyordum; fakat Hilal için her şeyi yapmaya hazırdım. Soğumuş mercimeğin tadı damak zevkime hitap etmese de, sözünü dinleyip hızla yemeye çabaladım. Palaz, gece kulübünü andıran, ancak kafe olduğu da belli olan alkollü bir mekandı. Şehrin pahalı otellerinden birine çok yakındı ve oldukça işlek bir yerdi; bu sebepten gelmekten kaçındığım bir yerdi. Leyla'nın ara ara bakışlarını üzerimde hissediyordum, kim olduğumu, Asaf'la ne zaman tanıştığımızı merak ediyor olmalıydı. Bu geç saate rağmen, insan kalabalığının fazla olduğu caddede yürümeye başladığımızda, yüksek bel kot şortum yüzünden bacaklarım soğuktan titriyordu ve midem endişeden bulanıyordu. Hilal'i bulmak ne kadar sürecekti bilmiyordum; buna rağmen stajımı onun için yakmaya hazırdım. Kimliklerimizi göstermeden girdiğimizde içerisinin asker koğuşundan hallice olduğunu fark etmiştim. Normalde olsa damsız girilemeyecek mekanda, neredeyse herkes erkekti. Alt dudağımın kenarını dişlerken Leyla'nın elini elimin üzerinde hissettim, hafif bir dokunuştu. Güven vermek ister gibi, ancak burada güvenebileceğim tek kişi bendim. "Yetkan! Uyuşma, haydi." Barmenin seslendiğini duydum. Garip olansa hemen arkasından Asaf'ın koşar adımlarla ona gitmesi ve fırlattığı önlüğü yakalamasıydı. Leyla dirseğimden tutup hafifçe barmene doğru yönlendirdi. Yakınlaştıkça, adamın yüzünü daha iyi seçebilir hale gelmiştim. Kırklarına yakın görünüyordu zira saç ve sakalında beyazlar vardı. Karizmatik yüzünde kırışıklıklar yeni yeni yer ediniyor gibiydi. "Hocam, Wi-fi güçlendiriciyi nereye takmıştınız?" Bahadır'ın, Asaf'ınkileri andıran ela gözleri üzerimde oyalanırken selam verircesine gülümsemişti. "Tuvaletin girişinde, sağdaki masa.'' diye, kafasıyla sağını işaret ettikten sonra bana döndü: ''Bahadır ben. Yetkan'ın ağabeyiyim." Gümüş yüzüklü elini bana uzattığında hızlı bir hareketle sıktım. Gülümsemeden edemedim, hatta biraz fazla sırıtmış olabilirim, çünkü Asaf'ın sinirime dokunan homurdanmasını işitmiştim. "Pare ben de, memnun oldum." ''Leyla hiç bahsetmedi senden.'' diye, konuşmayı sürdürürken; yüzünde flörtöz bir gülümseme belirdiğini sandım, ya da öyle olmasını diledim. ''Benim arkadaşım çünkü.'' diye araya giren Asaf'ın sesinde, rahatsız olmuş bir tını vardı. ''Bahsetmeye değecek biri değil.'' Leyla önden ilerlerken, Asaf'ın beni hafifçe iteklemesi sonucu aramızdaki iletişim de son bulmuştu. Leyla U şeklindeki koltuğun ortasına geçtiğinde, ona yakın olabilmek için hemen soluna oturdum. "Hilal'in olayı ne ya? Sır gibi saklıyordu onu; hakkında hiçbir şey bilmiyoruz neredeyse. Nasıl biri, sık sık böyle şeyler yapar mı?" Odaklandığından ötürü mırıldanır gibi konuşmuştu. Müzik sesi buradan az duyuluyordu ve ne bar kısmı ne de geniş alan görünmüyordu. "Hayır. Yani, normalde eve geç geldiği olurdu. Bazen günlerce gelmezdi, ama hep haber verirdi. Bu kez farklı, eminim." Kafasını bilgisayar ekranından kaldırıp gözlerime baktığında, yüzündeki ifadeyi çözemeden dizlerimiz hafifçe birbirine sürtündü. "Arkadaş seçiminde iyiymiş." dedi, kulağıma doğru hafifçe eğildiğinde. Minnettar bir gülümseme belirdi dudaklarımda, ancak Asaf'ın masaya bira bardaklarını sertçe çarpmasıyla ikimiz de şok içinde ona döndük. Leyla'ya doğru eğilip yüksek sesle konuştuğunda, gözleri muzipçe parlıyordu: "Boşuna kürek çekiyorsun. Hetero olduğu çok belli değil mi?" "En azından otuz bir çekmiyorum. Ayrıca-" ''Başlama şimdi herkes aslında biseksüeldir muhabbetine.'' Leyla suratını buruşturarak, başını sen iflah olmazsın der gibi salladı. ''Değilim, ay pardon, yani heteroyum diyecektim.'' diye, saçmaladığımda, yanaklarımın kızardığını yüzümde başlayan o yanma hissinden anlamıştım. Böyle bir şey beni neden heyecanlandırmıştı bilmiyordum, Asaf'ın varlığına karşı neden bu kadar hassas ve farkında olduğumu da.

editor-pick
Dreame-Editörün seçtikleri

bc

Koca Adam +18

read
256.0K
bc

OYUN BİTTİ | 3

read
5.3K
bc

YEMİN KANLA YAZILIR, AŞKLA BOZULUR

read
3.1K
bc

Kimse Sağ Çıkmaz |Çıkmaz Serisi 2 |

read
1.8K
bc

Hayal İle Aşka Yolculuk

read
44.9K
bc

Eylül Masalı

read
6.3K
bc

Tesadüf (Türkçe)

read
5.6K

Uygulamayı indirmek için tara

download_iosApp Store
google icon
Google Play
Facebook