"Nasıl yani?"
Sessizce sorduğumda bana hiç bakmadı. Gözleri geniş süitin belirli noktalarında geziniyordu yalnızca. Ressamı belirsiz, mavi tonlu tabloda, duvara montelenmiş LCD televizyonda ve yatak odasını ayıran buğulu cam duvarda. Gözlerim akmaya hazırlanan yaşlar yüzünden yanmaya başladı. Korkudan değildi, zira Hilal'i bulmak pahasına her şeyi yapardım. Sadece mantıklı bir açıklama yapmasını istiyordum. Tırnaklarım avuç içlerime battı, sanki yüzümden göğsüme kadar alev almıştım.
"Öyle bakma."
Mırıldanır gibi konuşurken sesi yorgundu. Yoğun bakışlarında, anlaşılma ihtiyaç vardı. Bahadır, iç çektikten sonra kollarımdan kavrayarak kendisine çekti. Asansörün tam önünde, tablonun karşısında, ancak metrelerce uzaktık. Sert eli, saçlarıma dolandı ve parmak uçları saç diplerime masaj yapar gibi hareket etti. Dudakları benimkilere dokunmadan önce fısıldadı.
"İzleniyoruz."
Dudakları, sigara tadını dilimde hissettirene dek beni öptü ve geri çekildi. Kalbim sanki boğazımda atıyordu. Söylediği şeyler uğultuydu yalnızca. Beni orada bırakıp, sağdaki kapısı açık banyoya yöneldi. Arka cebinden telefonunu çıkardığında birisini aradığını tahmin edebiliyordum. Birazdan bu adamla sevişecektim. Rızam var mıydı? Bilmiyordum ama tehdit altında hissetmediğim için kendime kızdım. Bahadır'ın konuşmasını dinlemeye uğraştım, hatta sessiz bir iki adım bile attım ama başka bir dilde konuştuğunu fark ettiğimde pes ettim. Kalçamı, altın işlemeli büyük koltuğun arka kısmına yaslarken, kollarımı vücuduma sararak sakinleşmeye çabaladım. Alt tarafı seksti işte.
''Caner yalan söylemiş.'' dedi sabırsız bir ses tonuyla. Vücudum, duyduğu şeye tepki olarak refleksle öne atıldı ama Bahadır benimle konuşmuyordu. ''Babası ve amcası Kafkasya'dalar. Uzun kalacaklarmış bu kez. Bu o**spu evladı ne yapmaya çalışıyor bilmiyorum ama bir şeyler sezmiş olabilir. Leyla, otelin kamera kayıtlarına ulaşabilir misin? İmkansız diye bir şey mi var senin için kızım? Düşün bi'. Tamam, Yetkan gider işte. Ben en fazla on beş dakika oyalarım bu iti.''
Bahadır, bir elinde L beden kondom kutusuyla banyodan çıktığında telefonu arka cebine sıkıştırıyordu. Ela gözleri sakince üzerimde gezinirken, attığı her adımda ben de geri çekildim. Korkmuş gibi görünmeyi istemedim, deneyimsiz gibi görünmeyi de. Ama böyle aniden, hiçbir hazırlık yapmamışken...
Kaslı kolları, belime sarılacakmış gibi hareket ettiğinde, kalçam tekrar kanepenin arka kısmına yaslandı. Elindeki kutuyu kanepeye bıraktığında, bu kez vakit kaybedecek gibi değildi, bunu dudaklarıma tereddütsüzce değen dudaklarından anlamıştım. Konuşmaları fısıltı gibiydi, beni rahatlatmak için yaptığını biliyordum.
''Plan değişti.'' dedi öpücüklerin arasından.
''Yardım isteyebileceğim kimse yok, gelmeyecekler de.'' Dudakları, yanağıma kaydı, sonrasında ise çene çizgimden boynuma. Titrememek için elimden geleni yapıyordum, mesela arkamdaki koltuğun yumuşak kumaşını tırnaklamak gibi.
''Leyla, kamera sistemine mi ne, onun gibi bir şeye girmeye çalışacak. Ama içerden onay gerekiyormuş. Yetkan, güvenliğin odasına gidiyor şimdi. Yakalanırsa her şey boşa gider.'' Deneyimli olduğu belli olan elleri, kısa bluzumun eteklerini buldu, ve beni ürkütmeyecek bir yavaşlıkta yukarı doğru çekti. Ona hiçbir şey sormadım o an, zaten konuşmaya çalışsam da kelimeleri yanlış telaffuz ederdim.
''Peki,'' diye kısıkça sordum. ''Neden bunu yapmak zorundayız?'' Kafamı, boynumda ona yer açabilmek amacıyla geriye doğru attım. Saçlarım da sanki alan tanımak istercesine göğsümden sırtıma doğru aktı ve siyah, destekli sütyenimi açıkta bıraktı.
''Otuz bir çekecek çünkü.'' dedi boğuk bir sesle. Kim olduğunu bile sormadım. Lobideyken, gözlerindeki o sapık bakıştan, o çocukta korkunç bir şeyler olduğunu anlamıştım. ''Arkadaş gibi oturamayız, şüphelenir. Pek akıllı değil, ringde yumruk yemekten bir tane beyin hücresi kaldı ama sinsi piçin teki. Arkanı dön.'' Verdiği emirle gözlerim nemlendi, dudaklarımdan bir inleme kaçtı ve itaat ederek dediğini yaptım. Sıcak teni çıplak belimin kenarlarına dokunarak etrafıma sarılırken, parmak uçları hedefi olan kot şortumun düğmesi ile fermuarını istila etmişti bile.
''Daha önce seviştin mi?'' diye kulağıma eğilerek sordu, sanki çok umurundaymış gibi. Hayır desem, duracak mıydık ki? Kafamı olumlu anlamda salladım yalnızca. Kot şortum, bacaklarımdan aşağıya çekildi ve Bahadır'ın eli çiçek desenli külotumun kumaşında gezindi. Dalga geçeceğini sandım, ama ne güldü ne de herhangi bir yorum yaptı. Sağ eli kasıklarımı ovar gibi hareket etti önce, sonra tamamen kumaşın altına girdi. Refleksle öne doğru eğildim ve kalçam onun kasıklarına yaslandı. ''Gıdıklandım,'' diye saçmaladım bir anda. Yanaklarımın, saçlarımla aynı renge gelene kadar kızardığına emindim.
O ana değin nispeten sakindim, ama parmak uçları gizlenmiş klitorisime temas ettiği anda, öyle bir nefesim kesildi ki. Eli aşağı yukarı hareket ederken, bana nasıl bu kadar iyi hissettirebildiğini anlamamıştım. Zihnim puslanmıştı sanki, verebildiğim tek tepki inlemekti. Sol eliyle külotumu çekiştirerek aşağıya indirdi, dizlerimin üzerine kadar.
''Kutuyu aç.'' dedi, sakince. Ben aklımı yitirecek durumdayken, o nasıl bu kadar tepkisizdi? Sinirle koltuğa uzanırken, kolu kasıklarımla koltuğun arka kısmı arasında sıkıştı. Birbirine yapışık gri plastiklerden en uçta olanı kopardım. Bahadır'ın sol eliyle kemerini açtığını duydum ve bu ses, omurgama bir ürperti yolladı. Plastiğin ucunu yırtarken içinden çıkan kondomu orta kısmına dokunmamaya özen göstererek ona uzattım. Kafamı sol omzuma çevirerek kısık gözlerimle onu izlemeye başladım. Alt dudağımı dişlerimin arasına almıştım ve yaptığım şeyden utanmadığımı fark edemiyordum bile.
Kasıkları tıraş edilmemişti ve altındaki uzunluk onun avucunu tam dolduracak kalınlıktaydı. Hafifçe ıslanmış ucuna, uzattığım kondomu sabitleyip yukarı doğru yuvarlarken, gözlerinin üzerimde olduğunu fark etmemiştim.
**********************************
''Ya bu herif niye işin en ballı kısmını yapıyor da ben ayak işi yapıyorum?'' Asaf, arabadan inerken söylenip duruyordu, son iki dakikadır yaptığı gibi. Leyla burnundan derin bir nefes verdi ama gözlerini bilgisayarının ekranından ayırmadı. ''Ne bileyim Asaf abi ya? Sevgilini bulmaya çalışıyoruz, bir zahmet yap bir şeyler.''
''Eski sevgilim.'' diye düzeltti Asaf sinirle ve arabanın kapısını sinirle çarptı. Leyla bir küfür mırıldansa da, konsantrasyonunu bozmadı. Üç dakika içinde içerideki ana bilgisayara bir bildirim düşecekti. Bu bildirimi Caner veya güvenliklerden biri görürse sıçarlardı. Hem de tam anlamıyla.
Asaf, otelin arka kapısından içeri girdi ve kameraya gözükmeyeceğine emin olduğu açılarda koridorlarda yürümeye başladı. Kameralı güvenlik sistemi aşağı kattaydı, zamanında bu otelde garson olarak çalışmıştı, o yüzden her karışını kendi evi gibi bilirdi. Babası yüzünden çalışmadığı iş yoktu gerçi. Asaf'ı adam edebilmek için bir askeri kampa yazdırmadığı kalmıştı.
Alt kattaki koridordaki lambalar bir yanıp bir sönüyordu. ''Hala tamir ettirmediniz mi? Cimri piçler.'' diye mırıldanırken, sırtını ağır kapıya yaslayarak, sertçe kapanmasına engel oldu. Saatini kısaca kontrol etti. İki dakikadan az zamanı kalmıştı. Ne yapıp edip, odadan Kemal Ağabeyi çıkarması gerekiyordu.
Bahadır yine yapacağını yapmıştı ve en zor görevi Asaf'a vermişti. ''Umarım s*kin kalkmaz abi.'' diye içten bir dilek dilediğinde, sanki her şey onun lehine işliyor gibi, kapı açıldı. Kısa boylu, zayıf bir adam, Kemal Ağabey değildi, kapıyı kilitlemeden koridorun diğer tarafına doğru yürümeye başladı. Asaf, insan üstü bir hızla kapı kapanmadan içeriye kayar gibi girdi.
İçeriye adım attığı an, kocaman ekranın alt kısmında beyaz bir kutucuk yandı. İngilizceydi ama Asaf 'Danger' yazısından sıkıntılı bir şeyler olduğunu andı. Tam Leyla'nın yapacağı türden bir şeydi yani. ''Zeki kız,'' dedi sırıtarak ve fareyi yakalayarak uyarının altındaki yeşil tuşa tıkladı.
Kapıya doğru yönelmişti ki, o tanıdık adım sesini duydu. Ringe yürürken de aynı böyleydi, zayıf vücuduna rağmen güçlü görünebilmek için sert adımlarla basardı yere. Bu kez, ettiği her küfürden daha ağır bir şey söyledi ama içinden. Zira Caner, o tilkiye benzeyen suratının getirisi midir nedir, çok iyi duyardı.
Elinden geldiğince yavaş adımlarla, ekranın karşısındaki metal giyinme dolabının içine girdi. Uzun boyu yüzünden, iki büklüm içeri sığmaya çalıştı. Panjur gibi alt alta ince açıklıklar vardı ve hala ekranı görebiliyordu. Acaba Caner de onu görecek mi diye üç buçuk atıyordu ama panjurun mantığı dışarıdan içerinin görünmemesiydi.
Kapının kapanıp, üzerine bir de kilitlendiğini duydu. Kalbi hızla atmaya başlarken, nefesini bile tutmuştu. Bu it, ciddi manada her şeyi duyardı.
O an, Asaf'ın hiç beklemediği ama vücudunun tepkisini yüz seksen derece döndürecek bir şey oldu. Pare'nin ve abisinin yarı çıplak bedenlerinin büyük ekranda açılması, Caner'in kemerinin sesli bir şekilde açılması ve kendine dokunmaya başlamasıyla, Asaf ne hissedeceğine bir an karar veremedi. Pare, halinden oldukça memnun görünüyordu, hatta kalçasına tokat yediğinde bile yüz ifadesi değişmemişti. Bahadır ise... S*ktir ya, ağabeyini böyle görmek hiç istemiyordu.
Caner'in kız gibi inlemesine midesi mi bulansaydı, Bahadır'ın Pare'nin kalçalarını kavrayıp kendine doğru hızla itip çekmesine mi şaşırsaydı, yoksa pantolonunun içinde büyümeye başlayan erkekliğine lanet mi etseydi?