Ne ölüme ne ölüne🥺🥺💔

2115 Kelimeler
Ayberk Akyüz Kardeşin kardeşe ettiğini bu hayatta kimse etmezmiş, bilmiş ve yaşamışsa söylemiş atalar. Aybike durup dururken bir anda ortaya çıkıp "Ben aşık oldum, evlendim" dedi. Ulan, bu kız hayatını okumaya, doktor olmaya adamıştı; biz de "Evlenemeyecek, evde kalacaksın" diye dalgasını geçerdik. Aybüke'nin yaptığı akla mantığa sığmıyordu. Babam ne yaptıysa, hatta ben de çok zorladım, yalan yok; Aybüke'yle aynı karında büyümüştük ama ikiz değil, iki zıt kutuptuk. Fakat onun tırnağına kıymık batsa benim canım yanardı. Şimdi kıyamadığım kız kardeşim, haberimiz olmadan, ruhumuz bile duymadan evlenmişti hem de dost görünümlü puşt Alphan Karadağ’la. Ulan, bende de vardı, nasıl anlamadım, meğer kardeşime göz koymuş it.Bana arkadaş gibi davranmasının sebebi kardeşimi kandırıp evlenmekmiş.Ulan mertçe gelip deseydi yardımda ederdim. Bizim hazmedemediğimiz, sevip evlenmesi değil; bizi yok sayıp evlenmesi. "Saygı duyun" diyor bir de. Ulan, neyine saygı duyalım? Üstelik yaptıkları terbiyesizliği saygı duyun diyip kapatmaya çalışıyorlar. Babamın fenalaşması bendeki son nokta olmuştu. Onun kaybetme korkusu, Aybüke'ye ve Alphan'a olan öfkemi arşa çıkarmıştı. Babamın kararına uyup Alphan'ın itinin kardeşini berdel alacaktım; gözüm dönmüştü. O kıza etmediğimi bırakmayacaktım. Tabii bu dövmek, ırzına geçmek anlamına gelmesin; öyle bir kanı bozukluk yok benim kanımda, çok şükür ama başka şekilde de insanı bıktırma, yıldırma metotlarım mevcut. Gerçi kızında suçu yoktu ki anasını satıyım , iyice devrelerimi yakmıştı, sağ olsun ikizim ve taze fırsatçı it kocası. Ne kocası, ne ara kocası oldu bu kızın? Hay senin beynine Ayberk! Babam hastaneden geldikten sonra beni karşısına alıp, "Oğlum, kızgınlıkla ağzımdan istemediğim, hiç sevmediğim bir iş çıktı. Berdel olmayacak birinin yaptığı hatayı bir başkası, üstelik haberi haddi olmayan bir kız çekmeyecek. Aybüke'ye ne kadar kızgın olsam da, gururumdan affetmeyecek olsam da, sessiz sedasız halledeceğiz bu işi.Sonra biz dağ onlar selamet, artık kocasıyla," dedi. Dili öyle söylüyordu ama babamı hiç bu kadar kırgın ve yıkılmış görmemiştim. Ah, ulan hain kelebek, yaktın lan yüreğimizi! Babama karşı gelmek istemediğim için, "Tamam babam, sen nasıl dersen öyle olsun," dedim ama bu Alphan'la Aybüke'yi rahat bırakacağım anlamına gelmiyordu. Biz böyle düşünürken, Aybüke'nin gizli nikahı duyulmuş, milletin ağzına sakız olmuştuk.Başınıza bide meclis toplantısı boku çıkmıştı. Bizde Karadağlar'da hiç istemesek de karşı geldiğimiz düzenin kurbanı olmuştuk. Bugün mecliste çıkan karar sonucu hem benle Afsa’nın hem de Aybüke ve Alphan'ın dini nikahı kıyılacaktı. Benim için bu evlilik kağıt üstünden öteye gitmeyecekti. Bunu Afsa’ya söylemek istedim. Başta öfkeyle saçma sapan düşünmüştüm, içi rahat olsundu, olaylar durulup unutulduktan sonra istediği hayatı ona vermek için yardım edip yolları ayıracaktım. Fatih ağadan müsaade isteyip, Afsayla baş başa konuşmak istedim. Bir odada yan yana geldiğimizde, ben daha ağzımı açmadan saydırmaya başlamıştı. "Benden sakın karılık bekleme Ayberk Bey, ne benden sana karı olur ne de senden bana koca. Sen kalbi taşlaşmış bir adamsın, sevginin, aşkın kıymetini bilmeyen nankör birisin. Abim sevmiş kardeşinle evlenmiş olabilir.Fakat sana asla eş olmayacağım bu böyle bilesin dedi.Ulan, beni daha tanımadan yargılaması ağrıma gitmişti. Ben neler söylemek için gelmiştim, kız ırzımı sikip atmıştı."Abisi neydiki kardeşi ne olsun.Kızın berdel olması umrunda değil gibiydi.Bana karşı başka bir kini vardı. Öfkeme yenilmekten korkuyordum ama altta kalmaya da beni tanımadan yargılayan bu küçük şeytana da acıyacak halim yoktu. "Merak etme, seni karım yapacak kadar yoklukta değilim, çok şükür. Olaylar durulup unutulduğunda hayatımdan siktir olup gidebilirsin,Afsa Karadağ," dedim.Sinirlerimi zıplatmıştı.Bende karım olacaksın dememiştim ki zaten meclis kararı olmasa hayatıma bile girmeyecekti.O söyleyeceğini söyledi bende söyledim. Gerisini konuşmaya da lüzum yoktu, odadan çıkıp bizimkilerin yanına geri döndüm. Annem, "İyi misiniz oğlum?" diye sordu. Canım annem hep olumlu, hep uyumluydu. O kadar kavga gürültü arasında bile herkesin arasında köprü olmaya, arayı bulmaya çalışıyordu. Ah Aybüke, ah şu kadını da üzdün ya, be sana daha ne diyeyim. Nikah için hoca geldiğinde önce Alphan ve Aybüke'nin hoca nikahı kıyıldı.Resmi nikahı gizli saklı yapmışlardı zaten.Alphan’ın Aybike’ye talak hakkı vermesine şaşırmıştım.Seven insan karısına boşanma hakkı verir miydi?Bunu göze alabilir miydi?Buna da ses etmedik bakalım daha neler olacak. Sıra bize geldiğinde hoca, "Mehir ne istersin kızım?" diye sordu. Afsa cevap vermeden be araya girip "Yaz hoca, kilosu kadar altın ve İstanbul'daki rezidans dairem Afsan'ın üzerine olacak," dedim. Bana şaşırarak bakmıştı acaba ne zannediyordu ki? Beni işte bunu gerçekten merak etmiştim. Ne ben onu tanıyordum ne de o beni, birkaç defa aileler arasında karşılaşmamız dışında. Bu kız beni resmen şerefsiz olmakla suçlamıştı. Tamam, kızgınlıkla "çektireceğim" demiştim ama kendi kendime söylediğim sözlerden kimsenin haberi yoktu.Nikah kıyıldıktan sonra babam ve Fatih Karadağ konuşmak için bir odaya çekildiler. Alphan yanıma gelip, "Biraz konuşalım mı?" diye sordu. Geç kalmıştı konuşmak için ama konuşalım bakalım. Avluya çıktığımızda, "Söyle, ne diyeceksin Alphan ağa dedim.Küfürden hallice bir üslupla daha saygı kalmamıştı aramızda çünkü - "Bak Ayberk, öfkeli olmakta haklısın, ben kardeşini severek aldım." Gözleri hiç öyle söylemese de, inanalım bakalım. "Eee, sadede gel," dedim tıslayarak, daha fazla tahammülüm kalmamıştı. "Ben böyle olacağını tahmin etmedim. Ama kardeşimi sakın ola incitme, istemediği bir şeye zorlama, bu onun suçu değil." Ulan, saçma sapan bir durumun içinde olduğumuz yetmiyor, adam gelmiş, kardeşimi incitme diyor. Bu saatten sonra karıma ne yapıp yapmayacağım beni ilgilendirir. Alphan ağa, nasıl ki biz size müdahale edemedik, gerçi kendi başınıza gidip evlendiniz; müdale sanşımız olmamıştı,şu saatten sonra da bana akıl verip beni daha fazla çileden çıkarma. Sen kendi karınla ilgilen, ben de kendi karımla ilgilenirim. Biz konuşurken babamlarda gelmişti. Salona geçerken ortamda ölüm sessizliği hakimdi. Normalde nikahtan sonra sevinilir, davul zurna sesi inletirdi; bizim nikah değilde cenazemiz vardı adeta. Babam sessizliği bölerek konuşmaya başladı. "Kızımı verdim, kızını aldım," Fatih ağa. "Bundan sonra ne ölüme ne dirime." Fatih ağa da kabullenerek, "Ne ölüme ne dirime. Miran ağa, kızın evin kızı olacak, kızımı da kendi evinin kızı yapasın." Annem, "Delirdiniz mi?" diye ayaklanırken, Merve hanım da, "Saçmalamayın, tamam yapıldı, bir cahillik etmeyin, eylemeyin," dese de iki baba da aileler arasındaki ipleri koparıp atmıştı. Akyüz ailesi, "Toparlanın, gidiyoruz," dedi babam, yeni gelin Afsa hanımı da alarak konağın yolunu tuttuk. Eve gelince annem Afsanın koluna girip, "Gel kızım, odanızı göstereyim," diyerek onu odaya götürürdü. Normal karı koca olacaktık sanki. Hey yarabbim, annemde bir tuhaftı. Babama dönüp, "Baba, sahiden tüm ipleri kesip attık mı? Görüşmeyecek miyiz artık?" dedim. "Görüşmeyeceğiz Ayberk, böyle olması gerekiyor aslanım. Daha sorgulamayı bırak. Afsayla aranda olacaklar ise tamamen size kalmış. İster al, gerçekten karın yap, istersen arkadaş. Sen benim oğlumsun, uyarmama gerek yok.Bir yanlış yapmazsın bilirim.Peki, Aybüke ne olacak baba?" "Bir daha bu eve girmeyecek. Benim Aybüke diye bir kızım yok bundan sonra," dedi. Yine Göğsünü tutmuştu.Dili reddetse de kalbi itiraz ediyordu. Babam odasına giderken mutfak kapısında hala kızım Sıla’yı gördüm. "Ah Sıla kız, hiç vazgeçmedin. Gönül düşmedi ki sana denedim ama olmadı işte,Aybüke'den farklı göremedim ki seni;Hoş görsem de kader farklı bir yazgı vermişti.” "Gel abisinin gülü, bakma orada kedi yavrusu gibi," dedim. Koşarak gelip sıkıca sarıldı. "Abim değilsin," Ayberk dedi,İlk kez reddederek. "O ne demek Sıla?" dedim, halbuki biliyordum ama bilmezlikten geliyordum. "Söylemesem de biliyorsun Ayberk, ben çocukluktan beri seni seviyorum. Biliyorum evlendin ama sahte olduğunu ikimiz de biliyoruz. Hem Afsada seni sevecek biri değil. Ben seni beklerim, bu evlilik bitinceye kadar beklerim. Mecbur kaldınız evlenmeye ama bir umut ver artık Ayberk. Sana tutunmam için bir umut ver." dedi. Sıla’yı kendimden uzaklaştırıp, "Sıla, sen ne dersin? Ne umudundan bahsediyorsun? Evet, sen beni farklı görüyorsun ama şunu anla artık; Afsa benim karım olmasa da bizim aramızda abi kardeşten öteye başka bir şey olamaz. Bak, yıllardır anlatmaya çalıştım, anlamadın. Belki yanlış anlattım sana kendimi. Umuda kapılıp gittin. Sıla, seni son defa uyarıyorum. Abicim, bu sevdadan vazgeç artık. Bizden olmaz. Sen Aybüke'den farksızsın benim için. Anla ve yoluna bak artık. Ne sen üzül daha fazla ne de benim vicdanım yorulsun." "Sen sevmedin mi yani beni?" dedi kırgınlıkla. "Sevdim Sıla ama anladığın manada sevmedim. Kardeş olarak, abin olarak sevdim öteye geçmedi be fındık, canın yansa benim de yanar ama aşk yok Sıla, sevda yok." "Biliyordum aslında ama işte hep kaçtım. Sanırım ben bir olmaza kapılıp gittim be Ayberk ama sağ ol söylediğin için. Hatırlatman gerekiyormuş anlamam için. Abimsin, bundan sonra umarım mutlu olursun." Hoşçakal diyerek arkasını dönüp gitti. Kabulleniş ne kadar zor olsa da istemeyene yol vermeyi öğrenmiştik büyüklerimizden. Sıla da kendisini istemeyen bana asil duruşuyla yol vermişti. Kalbi unutturmuydu bilmem ama bugünden sonra Sıla için ben bitmiştim, olması gereken oldu. Odada bekleyen karımın yanına çıktım. Onun da bilmesi gerekenleri söyleyip kalbimdeki ve beynimdeki ağır sorularla uyuyabilirsem vurup kafayı yatacaktım. Afsa'nın yanına çıkıp kapıyı tıkladım. İnce gel sesiyle içeri girdim. Elleriyle oynayıp bakışlarını gözlerime kaldırdı. Endişeliydi, her ne kadar nikahtan önce ahkam kesseler de ona bir şey yaparım korkusunu taşıyordu. Yanına gidip tam karşısına geçtim. "Sen beni şerefsiz olarak görebilirsin Afsa ama benim kanımda bozukluk yok. Nikahta ne söyleşiysem geçerli. Sen benim sadece kâğıt üzerindeki karımsın, o da senin. Rahat ol, bulduğumuz ilk fırsatta boşanacağız. O güne kadar kendi evin gibi rahat et," dedim. "Bize birbirimizden yol olmaz, ayrılık vaktine kadar bu evde misafir sayılırsın. Ayrılık vakti geldiğinde istediğin yere gidebilirsin. Şimdi uyu, dinlen, ben yan odada olacağım," diyerek konuşmasına fırsat vermeden çıktım. Kalbim niye sızladı bilmiyorum ama o sızıyla birlikte bir rahatlık da gelmişti. Olması gereken oluyordu ve siz olacakla öleceğe engel olamıyorsunuz. Alphan Karadağ Meclisten çıkacak kararla bir umut, Afsa bu işten sıyrılır denmiştim ama olmamıştı. Berdel olarak kardeşim de kurban olmuştu bu yolda. Babam benimle mecbur kalmadıkça konuşmayı bırakmıştı, annem konuşsada , o da kırgındı. Afsa'ya meclisteki kararı açıkladığımızda, "Abi, yaktın beni, Allah da seni bildiği gibi yapsın" diyerek gitmişti. Annem peşinden giderken vicdanımdaki ağırlık yakıp kül etmişti yüreğimi.Afsa hırçındı, asiydi, belki biraz şımarıktı ama hepimizin körpesiydi.Babamdaki bu sessiz kabulleniş de korkutuyordu beni ama istediğimde bu değilmiydi? Annem yarım saatin sonunda yanımıza gelip zor olsada kabullendi. Ama "Bende sizi affetmeyeceğim, Karadağ ağaları, bu yaptığınızı asla unutmayacağım" diyerek annemde kalkıp gitti yanımızdan. Babam rahatsız bir nefes verirken, "Yarın dini nikahınız kıyılacak, kardeşine biçilen kader, sana ömür boyu vicdan azabı Alphan, bu da senin cezan" diyerek o da gitti. Vicdan yüküyle baş başa kaldığımda, "Bu senden miras baba, ben ağa olmayı da bu insanlarda uğraşmayı seçmemiştim ki, bunu siz verdiniz elime. Şimdi vicdan yükü de bana kalmıştı." Dini nikah kıyılırken hoca Aybike’ye mehir olarak ne vereceğimi sordu. Talak hakkıyla birlikte kilosu kadar altın ve çalışacağı hastanenin yarı hissesini verdim. Gözlerini büyüterek bana dönen Aybike, "Ne yapıyorsun?" der gibi bakmıştı. Talak hakkına bizimkiler şaşırsa da bir tepki vermediler. Olur da işler ters giderse, Aybike’nin üzerinde bir hakkım olmadığını bilmesini istedim. Nikahtan sonra babamlar konuşmak için giderken ben de son kez Ayberk’i uyarmak istedim. Biliyorum aslında, kardeşimi zorbalayacak intikam işine girecek biri değildi. Ne kadar kızgın olsa da bizim ailelerimiz kadına değer veriyordu. Ayberk’in tepkisine şaşırmadım; kardeşine izinsiz, hesapsız nikah kıydığım için güç gösterisi yapıyordu ama biliyordum ki Afsa’ya istemediği bir şeyi asla yapmayacaktı. Bu iş bitip her şeyi açıkladığımızda, eğer aralarında bir şey olmazsa, onların da bizim gibi evliliklerini bitirmesini sağlayacak özgürlüklerini sağlayacaktım. Miran ağa başta berdel ve kan dese de çok geçmeden vazgeçip herkesi susturmuştu. Olayın duyulmasını sağlamıştım, çünkü servet öyle istemişti. Böylece çiban başını gösterecek, biz de amacımıza ulaşacaktık. Ki haklı çıkmıştı; servet delisi dayımın söylediğine göre mecliste ağaları fişfikleyenin Sancar ağa olduğunu, onun yüzünden berdeli kabul etmek zorunda kaldıklarını söylemişti. Ondan yola çıkarak tüm çibanları tek tek patlatıp yok edecektik. Sandığımızdan uzun sürmeyecekti belki de bu oyunumuz. Babam ve Miran ağa konuşup, Miran ağa da babam da tüm bağları koparıp atmıştı. Aybüke ile göz göze gelince amacımıza ulaştığımız için buruk bir sevinç yaşamıştık. Onların kabullenişi benim işimi kolaylaştıracak; onlar işine bakarken ben de hedefimdeki pislikleri bulup ortadan kaldıracaktım. Miran ağalar Afsa’yı da yanlarında götürürken Aybüke de bizde kalmıştı. Ne sikik bir durumdu ama bu kahrolası törenin kahrolası kanunuydu. Annem, "Eh, karını alıp kızımı verdiğime göre şimdi rahat rahat karının yanına gidebilirsin oğlum," diyerek lafını sokup ayaklandı Merve Sultan, babam da bana ters ters bakarak giderken ben de iki nikahlı sahte karımın yanına çıktım. Kapıyı çalıp içeri girdiğimde Aybüke koltuğa oturmuş düşünceliydi. "Nasılsın?" dedim yanına yaklaşarak. "Tuhaf," dedi, "yaptığımız onca saçmalık sonunda amacımıza ulaştık. Ailelerin arasını bozduk, tabii kardeşlerimizi de yakmamız dışında nasıl olmam gerekiyorsa o durumdayım," dedi. "Peki sen nasılsın?" diye sordu. "Senden halliceyim be Aybüke ama berdelin tek güzel yanı şu ki çiban başını gösterdi, onun üzerinden her şey çözülebilir," dedim. "Sahi mi, buldun mu yani şerefsizleri?" "Henüz değil ama biri kendini belli etti." "Kim belli etti?" "Sancar ağa, mecliste bizimkilerin üzerine oynamış, milleti kışkırtmış." "Köpek herif, ee şimdi ne yapacağız?" "Sen değil, ben yapacağım Aybüke. Birkaç gün sonra balayına gider gibi çıkacağız Mardin’den sonra sen okuluna Ankara’ya geçeceksin bende burda gölge olup şerefsizleri çözeceğim." Balayı dönüşü ne olacak, ailene ne diyeceksin? Hani gelin demeyecekler mi Alphan? Onu da düşündüm. Okulunu bitireceğini zaten biliyorlar, ona itiraz etmezler. Ben de senin yanına geleceğimi söyleyip burada gölge olacağım ama şu ki, Ankara’da anneannende kalamazsın. Sana bir ev tuttum, okul bitene kadar orada kalırsın. Koruman da olacak, gizliden izleyecek seni. Ben de takip edilmemize karşı arada yanında gözükeceğim. Hala takip edeceklerinden eminim. Yine her şeyi planlamışsın, keşke bu zekanı adamları bulmak içinde işe yarasaydı. O kadar zeki değilim demek ki. Bozulmuştum doğrusu, ben onun için uğraşırken o benimle dalga geçiyordu, arkadaş.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE