Arsız Prens

2697 Kelimeler
Elindeki kumandayla son kaydedilen görüntüleri açtı. Televizyonun önüne geçtim ve kollarımı açarak görmesini engellemek istedim. -Efendim bu...Bu yasal mı? Böyle bir şey...Ah! İnanamıyorum. Aklıma yatağımda oturup Prens Aren hakkındaki düşüncelerimi arkadaşlarıma anlattığım anlar gelince daha fazla yalvarmaya başladım. -Lütfen efendim. Bakmayın. Bu hiç uygun değil. Kaşlarını çatarak elini salladı çekilmem için. -Çekil kenara. Bu kadar mı korkuyorsun kişiliğinden? İnatla iyice yapıştım televizyona. Başımı durmadan sağa sola sallıyordum. Prens Aren'le göz temasından mümkün olduğunca kaçınsam da ayağa kalktığında yüzüne bakmak zorunda kalmıştım. Ellerini cebine koyarak yeniden emretti. -Televizyondan ayrıl diyorum. -Olmaz efendim. Habersizken kayıt altına alınmamızı ahlaken doğru buluyor musunuz? Yine o...Yine o tuhaf, gıcık gülüşü yüzünde belirttiğinde bugünün ve bundan sonraki günlerin artık o kadar sakin geçmeyeceğini çok iyi anlamıştım. -Ahlak? Siz, insanların bundan haberi var mıydı? Olumlu cevabımı başımı sallayarak verdim. -Kendi adıma yanıtlayacak olursam, evet. Benim haberim var. Ve siz benim habersiz çekilen görüntülerime bakmak istiyorsunuz. Kim ahlaktan bihaber? Verdiğim cevaba karşın kaşlarını kaldırdı. Hayret etmiş bir ifadeyle kaldırdığım kollarımı tutarak indirdi. İki yanımda sabitlerken dediğim sözleri hiç dinlememiş gibi kendi bildiğini okudu. -Prensinin emrine itaatsizlik mi edeceksin, Maral? İlk kez adımı kullanmasına şaşırarak beni yönetmesine izin verdim. Kolumdan çekip yatağa oturttu. Ardından da kendisi oturdu. Şimdi yan yana televizyon ekranına kilitlenmiştik. Dizlerim titriyordu. -Sadece son kayda bakacağım. Dedi ağzının içinden. Duyup duymayacağımı önemsemeden söylediği bu söz az da olsa içimi rahatlatmıştı. Yine de onunla beraber kendisine laf ettiğim kayıtları izlemeye cesaret edemedim. İçeri gitsem iyi olur, diyerek ayağa kalktım. Fakat kalktığım anda Prens Aren elimden tutup oturmamı istedi. Yutkunarak yavaş yavaş oturdum. -Hadi ama, mahremiyete saygım var herhalde. Sadece konuştuğun yerlere bakacağım. Unutma ki ben asil bir prensim. Sizin için itibarın önemi büyük. Son sözünden sonra göz kırparak daha da gıcık bir hal alırken beni utandırmayı ne de çok sevdiğinin ciddiyetine vardım. İtiraz ettim dediği söze. -Ben...Öyle düşünmediğimi defalarca kez söyledim Prensim. Neden inanmıyorsunuz? Başını televizyona çevirdi ve kaydı başlatırken yeniden ağzında birkaç kelime yuvarladı. -Göreceğiz. Video kaydı başlamıştı. Hep izlendiğimi hissettiğimden ekranda görüntü yoktu. Çünkü televizyonu daima bir çarşafla örterdim. Prens Aren görüntüsüz kaydı gördüğünde gülmeye başladı. Yüksek sesi ailemi kapıya dayatacak diye endişeyle kıvranırken müdahale edememek beni geriyordu. -Akıllı kız. Televizyona örtü örtmek... Bana döndü gülmeye devam ederken. Kısılan gözlerine baktığımda utanarak başımı eğdim. Neden bu kadar utanıyordum? Rahatsız edici bir his... -Kaydedildiğinin farkında mıydın? -Sadece izlendiğimi hissediyordum. Küçümsemeden ilk kez taktir etti. -Tebrik ederim. Zekanla kolayca tavlayabilirsin beni. Tabi utandırmayı da ihmal etmemişti. Ateş gibi yanan yüzümü çevirdim. -Efendim, böyle şeyler söylemeyin. -Neden, hazır fırsat sunuyorum sana. Televizyondan gelen sesler eşliğinde cevap verdim. -Lütfen böyle şakalar yapmayın. Kayıtta tam olarak gelecek planını öğrenip Savaş'ı aradığım andaydık. Bana "Gerçekten bunu öngöremedin mi?" diyerek zaten bizim evlilik için uygun çift olarak seçilmemizi kendisinin tahmin ettiğini söylüyordu Savaş. Tam bu sözüne Prens Aren gülerek tepki verdi. -Bu çam yarması, insan azmanı değil mi? Nedensizce gülmek istedim bu sıfatlara. Elimle ağzımı kapadım. Ekranda hiçbir şeyin görünmemesi içime gerçekten de su serpmişti. Şimdi sesleri dinlemekten sıkılıp kapatacaktı muhtemelen. -Nereden öngörmüş acaba? Çok mu uyumlusunuz Maral? Konu yeniden statü ve itibar meselesine gelmişti. Prens Aren'in sorduğu soruyla yüzüne baktım. Dediği gibi her şey statü meselesiydi Lotus'ta. Başımı salladım. -Savaş'ın dediğine göre ailelerimizin konumuna dayanarak bizim evlilik için seçileceğimiz en başından belliydi. Bir galibiyet kazanmış gibi güldü. -İtibar evliliği de denebilir mi? Ne yazık ki haklıydı. Prens Aren bu sistemle epey dalga geçmişti. Geçiştirerek cevapladım. -Evet, bir nevi. Yatakta geriye doğru bıraktı kendini. Ellerini ensesinde birleştirdi ve gülmeyi kesmeden dalgasına devam etti. -Sen de amma nazlı çıktın. Çam yarması kabul etmiş işte, neden reddediyorsun? -Efendim, size daha önce söylemiştim. Ben başka birinden hoşlanıyordum. Kahkaha attı. Bense yine tetikte halimi kaybetmeden kapıya baktım. Galiba televizyona fazlasıyla odaklandıkları için bizi duymuyorlardı. Kayıt videosundan benim sözlerim kulağımıza ulaştı. "Şımarık, ah! Seni bir elime geçirsem..." Bu sözleri söylediğim kişi tam olarak yanımda oturuyordu. Fakat kendisinden bahsettiğimi anlamamıştı. Neyse ki isim vermemiştim. -Kime kızdın bu kadar? Diye sordu. Omuz silktim. -Hatırlamıyorum. -Her kimse çok nefret ettiğin belli. Neyse! Sıkıldım. Bir önceki kayıta gidelim. Burada bir numara yok. Sıkıcısın insan. Toparlanarak karşı çıktım. -Sadece bir kayda bakacaktınız! Neden devam ediyoruz? Lütfen duralım prensim. Başını sağa sola salladı. -Ama tam tatmin olmadım diğer insanlardan farklı olup olmadığına... Yine duymamı umursamadan sarf etmişti sözlerini. Bir önceki kayda bastı. -Korkma, korkma... Dedi gülerek. -Herhalde odanda yasadışı eylem yapacak halin yoktur. Göz ucuyla Prens Aren'e baktığımda bulunduğu halden keyif alıyor gibiydi. Ayrıca yasadışı eylem mi? Bence tam olarak kaydedilmemiz illegalin ta kendisiydi. Hissettiğim her şeyi önceden görüp beni uyarma ihtimaline karşın başka şeyler düşünmeye çalıştım. Ne kadar yardımı olacaktı, bilemiyorum. Kaydedilen video bir süre sessizlik içerdi. Ardından Prens Aren kaydı sardırarak konuşma kısımlarına getirdi. Belki de sonumu hazırlayacak cümleleri duyuyorduk. "Kibir abidesi, şımarık çocuk ekranda. Bu televizyonları neden asla kapatamıyoruz Teo?" Prens Aren gözlerini dikmiş yüzünde heyecanla dinliyordu. -Kimden bahsediyorsun? Kibir abidesi, şımarık çocuk da kim? Ellerimle yüzümü tamamen sakladım. Kendi itirafımı izlemek utanç vericiydi. Ortamdaki gerginlikten dolayı kilitlediğim kapının kilidini açtım. Her an dışarı koşarak çıkmak zorunda kalabilirdim. Prens Aren'in dikkatini çekmeden yerime oturdum. Teo'nun sesi geldi. "Öncelikle Prens Aren'e karşı bu nefretine anlam veremiyorum." "O şımarık suratını yumruklamak istiyorum. Yayından sonra gidip çocuk parkında oynayacak. Şu kibirli tavrına bak, ah!" Fırtına öncesi sessizlik hakimdi. Tam şuanda belki de yüzlerce kez hislerini çaldığı kişilerin konumundaydım. Her an hislerimi çalabilir ya da işkence edebilirdi. Tüylerim diken diken olmuştu adeta. Sesimi duyacağından emin olmadan fısıldadım. -Prens Aren...Ben aslında...Ben çok özür... Düşündüğümle alakasız, kahkahayla gülerek tepki verdi Prens. Bu defa sesi daha yüksekti. Sakladığım yüzümü çevirip baktığımda gülmekten gözlerinden yaş geldiğine şahit oldum. İnanılmaz derecede mahcup hissediyordum. Hakkında söylediklerim...Tüm odada tekrar tekrar yankılanıyor muydu yoksa Prens Aren durmadan kaydı sarıp yeniden mi dinliyordu? Uzun süre aynı sözü dinledikten sonra kaydedilen videoları kapattı. Kendini yatakta geriye attı. -Tamam ikna oldum. Diyerek insanlardan farklı olduğuma kanaat getirdiğini söylediğinde şaşkınlıkla ona döndüm. Bana kızmamış mıydı? -Özür diliyorum. -Dileme, fikri yüzünden özür dilememeli kimse. Hakkımda böyle düşünmen beni sadece güldürdü. Benimle dalga geçme ihtimali var mıydı acaba? Bir türlü konduramıyordum onun aklı başında bir birey olduğu fikrini. Dudaklarından çıkan sözler korkmamamı söylerken bakışlarının arsızlığı ve alaycılığı uzun süre kendisinden kurtulamayacağımı anlatıyordu. Kayıtlarda daha eskiye gitseydi eğer duyduklarından sonra sakin kalmaya devam edecek miydi? Belki de Prens Aren sandığım kadar tehlikeli değildi. -Maral! Ah! Hayır, hayır. Bu annemin sesi ve odama doğru geliyordu. Hızla ayağa kalkıp Prens Aren'in koluna yapıştım. -Efendim annem sizi burada görmemeli. Bıkkınlıkla ayağa kalktı. -Ne yapayım? Beni dolaba falan kilitlemeyeceksin herhalde. -Üzgünüm efendim, girmek zorundasınız. -Ben oraya sığmam... Aniden açılan kapıyla beraber Prens Aren'i göğsünden ittirip kapının arkasındaki duvara yasladım. Açılan kapıdan başımı uzatıp anneme cevap verdim. -Efendim anne. -Kapsüllerini getirdim. Oda neden bu kadar karanlık. -Şey...Ben ekranı örttüm de. Işık gözlerimi yoruyor. Bilirsin... Tam arkamda duran Prens Aren'in elleri karnıma dokunup bedenimin buz kesilmesine sebep olmuştu. Kendine doğru çekip sarıldığında ansızın bağırıverdim. -NE YAPIYORSUN! Annem şaşkınca sorguladı beni. -Kızım ne yaptım ki? -Ah! Yani...Yani şey...Ne yapıyorsunuz içeride? Ben yorgun hissettiğim için... Soğuk elleri bu defa enseme dokunduğunda güçlükle yutkundum ve anneme hissettirmemeye çalışarak sözüme devam ettim. -...biraz uyuyacağım. Odanın içine iyice göz gezdirdikten sonra kapsüllerle dolu minik kavanozu elime tutuşturdu. -İyi peki, saatlik yayını kaçırma. Televizyonun üzerini örtmeyi bırak. Pencereden ışık yansımazsa senin hakkında yanlış düşünürler. -Tamam, tamam anne. Kapı kapanır kapanmaz benim bu halimden oldukça eğlenen Prens Aren'e döndüm. Öfkeden çıldıracak gibiydim. Ellerimi belime koyup bir açıklama yapmasını bekledim. Kahkahalar eşliğinde cevap verdi. -Hayalindeki Prens Aren'i görmeni istedim. Ne var bunda? Şımarık çocuk oyuncağıyla oynadı işte. Bu adam! Gerçekten... Korkuyla titreyen elimi başıma koymadan önce kapıyı kilitledim yeniden. Nefes alışverişim sıklaşmış dizlerimin bağı çözülmüştü. -Efendim...Lütfen bunu tekrar yapmayın. Kapının kulpuna dokunarak bir adım attı bana doğru. Yüzündeki o imalı gülüş bir an olsun geçmiyordu. -Sen böyle kapıyı kilitleyince beni kafeslemeye çalıştığını düşünüyorum. Utanarak başımı çevirdim. Aynada gördüğüm yüzüm kıpkırmızı haldeydi. Durmadan beni utandırarak neyi amaçlıyordu ki? Bu çok, çok... -Prens Aren, böyle şeyler söylemeyin! Ben asla... Sözümü keserek kapının üzerindeki anahtarı tuttu. -Her neyse. Çok işimiz var. Bir süre gel deyince gelen vur deyince vuran bir oyuncağa dönüşsen gerçekten de faydalı olabilirdi. Sözlerimi ikiletmeden vereceğim her görevi yerine getirmelisin. Kapının kilidini açmadan önce yüzüme yaklaştı ve aynadan gözlerime baktı. Göz temasımız yansıma yoluylayken bile tüylerim diken diken oluyordu. Gülmeyi kesmeden konuştu. -Biliyorum beni alıkoymayı seviyorsun ama gidip çalışacak bir şeyler bulayım. Biz köylüler çalışmadan duramıyoruz. Göz kırptıktan sonra kapının ardında biri olma ihtimalini umursamadan kilidi açtı. Dışarı çıktıktan sonra yakalanmadan misafir odasına geçti. Üzerime bu kadar gelmesi beni deli edecekti ve Lotus düşmeden utancımdan ölecektim. Annemin verdiği kapsüllerden ikişer üçer yutarak bir süre pencerenin önünde sisli havayı kokladım. Bir oyuncak olmamı istiyordu demek. Kedni dilimin tuzağına düştüğümü ilk kez görüyordum. Onun hakkında söylediklerimi durmadan yüzüme vuracaksa...Çok işimiz vardı. Rüzgarlı hava odaya dolarken gözlerim beni yanıltmadıysa eğer karşı binanın çatısında yıllardır görülmeyen güvercinlerden gördüm. Hevesle kalkıp pencereden sarktım. Daha dikkatli bakmak için kıstım gözlerimi. Bu gerçekten de bir güvercindi. Bir güvercin görecek kadar şanslıysan eğer uzun bir ömrün olacak, derlerdi. Belki de... İlaç kapsüllerini de kullandıktan sonra yattım. Farkında olmasam da bedenim Kanlı Haydut'la karşılaştıktan sonra oldukça hırpalanmıştı. Ağrıyan kollarım, düşerken incittiğim belim...Her yanım sızlıyordu. Prens Aren orada olmasaydı eğer, canım yandığı için şikayet hakkım dahi olmayacaktı. Ona can borçluydum. Ama beni bu kadar yorup hayatıma adrenalin katmaya çalışırken borçlu olduğum canı da kaybedebilirdim. Kim görmüş benim böyle maceralar aradığımı. Ah! Elimi başıma vurdum sitemkar bir şekilde. Ne yapacağım ben bu adamla? Başıma ne işler açtım böyle? Panikleyip elimi ayağıma dolaştırmam gerekiyordu belki de fakat kendimi tutabiliyordum. Şaşırtıcı derecede sakin karşılıyordum içinde bulunduğum durumu. Evet, bu sakin karşıladığım halimdi. Gözlerim odanın loşluğuyla beraber usulca kapandı. Saatler sonra tekrar açtığımda çoktan sabah olmuştu. Kendi kendime uyanmamış gibiydim. Sanki bir ses uyandırmıştı beni. Yoksa Prens Aren mi, diyerek etrafı kolacan ettim. Odamda değildi. Nefes verip bunun rahatlığıyla tekrar yattım. Aynı ses kulağıma ulaştığında gözlerim faltaşı gibi açıldı. -Hey Maral, Maral! Aşağıdan bana seslenen Teo'nun sesiydi. -Maral! Uyan artık uykucu! İkinci ses ise Yağmur'a aitti. Ne tuhaf! Dışarıdan bana seslenmeleri sanki... -Bağırıp durmayın belli ki uyuyor. Bu son sesle beraber emin olup ayağa kalktım. Savaş'ın sesi istemsizce hareket etmemi sağlamıştı. Pencereden eğilip bana el sallayan arkadaşlarıma baktım. Afallayarak el salladım. Neydi bu? Sanki dünü ve ondan önceki günü yaşamamış gibiler. Peki ya ben? Şuanda gülümseyerek el sallamam neyden kaynaklıydı? -Biraz halsizim. Diye cevap verdim. Teo ve Yağmur ısrar ettiler. -Hadi biraz gezelim! Sana da iyi gelir. -Hadi Maral, hava alalım özledim seni. Savaş'ın sesi çıkmıyordu ve sırtı bana dönüktü. Hepsine kırgın olmama rağmen dışarı çıkma isteğim daha baskındı. -Geliyorum. Diyerek odamdan çıktım. Soyluluğun temsili olan tokayı saçlarıma tutuşturdum. Öncesinden farklı olarak saçlarımı toplamamıştım. Hatta beni böyle görünce şaşıracaklarına emindim. Genelde tek bir örgü ya da topuzla görünür halinden kaybederdim saçlarımı. Yüzüme gözüme değmesi huzursuz ederdi. Bugün değiştiğimi şeklimle de göstermek istiyordum onlara. Aşağıya inme sebebim hava almak mıydı, sanmıyorum. İyiyim ve güçlüyüm, imajını vermekti belki de. Dışarıya çıkmadan evvel Prens Aren'in kaldığı misafir odasının kapısını çaldım. Ses gelmeyince yavaşça açtım fakat içeride yoktu. Yatak dağınıktı sadece. Aynı sessizlikle kapıyı kapatıp gitmek için arkamı döndüğümde kapı kadar sert olan Prens Aren'in göğsüne çarptım. Hayır, aynı hatayı iki defa yapmış olamam. Başımı kaldırdığımda hiç yerini bırakmayan sinsi ve alaycı gülüşüyle karşı karşıya geldim. -Şimdi de beni mi dikizliyorsun? Bak, hoşuma gidiyor ama biraz hastalıklı bir tavır. -Hayır, hayır...Ben yalnızca içeride misiniz diye bakmak için... Sözümü kesti arsız kelimeleriyle. -Saçların ne hoş olmuş. Sanki az önce beni hiç utandırmamış gibi şaşkınca teşekkür ettim iltifatına o kapıyı açarken. Odasına girmeden hemen önce göz kırparak teşekkürüme pişman ettirdi. -Beni tavlamak için stil değiştirmene gerek yoktu. Tam itiraz edecekken kapıyı yüzüme kapattı. Başımı iki defa kapıya vurup sıktığım dişlerimle bağırmak istedim. Fakat içeriden duyup da sorgularlar diye sesimi kestim. Bu adam beni deli etmek için mi gönderildi başıma? Şımarık, kibirli, gıcık...Ah! Çok gıcık... Söylene söylene evden çıktım. Asansörün aynasında açtığım saçlarımın tenimle oluşturduğu zıtlığa baktım. Utancımdan kızaran yanaklarım ise sisli Lotus'a renk katacaktı belli ki. Neler oluyordu bana böyle? İki kelimeyi bir araya getirip de kendimi savunamıyordum. Nihayetinde aşağı ulaşmıştım. Asansör açılır açılmaz Yağmur boynuma atlayıverdi. Sımsıkı sarılırken karşılık vermek gelmedi içimden. Beni saran kollarını kibarca ayırıp toplandıkları yere adımladım. Teo da sarılmak için hamle yaparken elimle set koydum. Gülümseyerek: -Meydanda samimiyet sergilemek uygun değil, bilirsin. Dediğimde şaşkınca geri çekildi. -Haklısın, tabii. Ne de olsa soylusun. Mülteci bir köylüyle sarılman sorun yaratabilir. Bu aptalca statü meselesine dair hiçbir yorumda bulunmak istemedim. Hatta daha da ötesi: -Evet. Dedim. -Evet, ayrıca bir gelecek planına tabiyiz. Savaş anlatmadı mı? Çatık kaşlarıyla konuya dahil edilmekten huzursuzluk hisseden Savaş, elleri kamuflaj desenli pantolonunda yumruk halindeyken gözlerime "ne yapıyorsun?" der gibi bakış attı. Teo şaşkınlığını koruyordu. -Savaş biliyor da biz neden bilmiyoruz gelecek planının çıktığını? Öyle olsun. -Bilmem Savaş söylesin. Diyerek topu ona attım. Böyle davranmamın sebebi Prens Aren'le yola çıkmadan önce içimde kalan şeyleri dökme hevesiydi. Teo'nun benim hakkımda düşündüklerini bilmek huzurlu hissettirecekti. Kanlı Haydut açık açık Teo'yu sevdiğimi söylediğinde kapıyı çarpıp kaçmıştı. Ne acı! Aşkından yataklara düşer ızdırap içinde ağlarım sanıyordum. Belki de sadece gençlik hevesiydi. Yasağın çekimiydi. Savaş gerilmeden, heyecanlanmadan, çok doğal bir durumdan bahseder gibi anlattı. -Bakanlık Maral ve beni eşleştirdi. Yakın zamanda gelecek planına uyarak evleniyoruz. Yağmur sevinerek bize sarılırken Teo öylece bakakalmıştı gözlerime. -İkinizin gelecek planının ortak olacağı belliydi. Lotus'ta sizden başka bu kadar yakışan ikili mi var? Çok sevindim Maral...Çok mutlu oldum. Yağmur'un tebriğini gülümseyerek kabul ettim. İçinde beni yalnız bırakmanın pişmanlığını taşıyan ve mahcup davranan tek kişi Yağmur'du. Ne Teo ne de Savaş verdikleri karardan rahatsızlık duymuş gibi görünmüyorlardı. Onlara göre kendi canlarını kurtarmak tabii ki benim hayatımdan değerliydi. Oysa ben...Ah aptal ben... Kim ne düşünürse düşünebilirdi bu saatten sonra. Nasıl olsa sonunda hayatımın nasıl devam edeceğini gösteren yolculuğa çıkacaktım. Herkese karşı rahat davranmak istiyordum. İçimden geldiği gibi. Prens Aren'in arkamdaki varlığına mı güveniyordum, bilemiyorum. Henüz güvenmek için çok erken olsa da-beni utandırdığı fikirleri dışında- sözlerini mantıklı ve bilgece buluyordum. Bu yüzden bana verdiği teminatla "eski" dostlarımla fütursuzca konuşabiliyordum. -Siz...Siz ciddi misiniz? Diye sordu Teo. Gözlerimin içine yalan olduğunu haykırmamı isteyerek bakıyordu. Benim kadar hayal kırıklığına uğramış mıydı acaba? Onu sevdiğime dair Kanlı Haydut'un söylediği sözleri unutmasını istiyordum. Aklında hiçbir soru işareti kalmadan bana dair ne duygu hissediyorsa hepsini bir kalemde silmesini... O gün ulusal telefonla aradığımda Savaş'ın bana söylediği sözü sanki kendi fikrimmiş gibi Teo'ya cevap niteliğinde söyledim. -Hadi ama, bunu herkes öngörebilirdi. Aileler, görünüşler...Herkes Savaş ve benim gelecek planında eş olarak seçileceğini tahmin ederdi. Hüzünle kaşları düşen Teo'dan; ilk kez şaşırdığını yüzünde yansıtan Savaş'a göz ucuyla baktım. Hoşuna mı gitmişti? -Ama siz...Yani Maral, sen...O gün o Hisçalan... Nasıl böyle rahat konuşabiliyordum, bu ben miydim gerçekten? Prens Aren cüretimi arttırmıştı sanki. Teo'nun karşısında içimde herhangi bir sevgi beslemeden konuşabiliyordum. Kafası oldukça karışmıştı Teo'nun. En az bir Hiscalan tarafından yakalanmışken yüzüne hoşlandığı kişi tarafından kapı çarpılmış kadar hüzünlü bakıyordu. İronik. -Siz birbirinizi seviyor musunuz? Sorduğu soruyla beraber gözlerine kenetlendim. -Yani Savaş ve sen, ne zamandır...Ne zamandır birbirinize karşı böyle hisler besliyorsunuz? Hadi ama! Az önceki cesur Maral'a ne olmuştu? Konuşsana kızım! Bir şeyler söyle artık. -Maral, bu çok karmaşık değil mi? Savaş ve sen birbirinizi seviyor musunuz, evliliğe hazır mısınız? -Hazırız. Kolunu omzuma atıp her zaman şikayet ettiği meydanda sarılma olayını tam anlamıyla gercekleştiren Savaş benden önce bu soruya cevap vermişti. Başımı kaldırıp yüzüne baktım. Sahte sahip çıkma rolünü mü üstlenmişti şimdi? Hah! Bugün burada gerçekten de komik şeyler oluyordu. -Teo, burada kalmak için çoktan bir hanımefendiyle evlilik yolunda anlaştığını işittim. Ne zamandan beri vermiştin bu kararı? Bize söylememen beni üzdü dostum. Teo, evlilik kararı mı almıştı? Savaş'ın nereden haberi olmuştu ki? Savaş'ın sözüyle Teo'nun bakışları dostunun gözlerine gitti. Birkaç saniyelik sessizlik tufanını durduran ise yine Teo oldu. -Demek böyle öğrenecektik bu arkadaş grubunun evlilik haberlerini. Adınıza sevindim dostlarım. Herkes yaşamını kurtarmaya çabalıyor. Pekala. Asansörün yere inme sesiyle başımı çevirdim. Hayır, hayır, şuanda bu gülüşün ve tavrın sırası hiç değildi. Neden inmişti ki aşağıya? Savaş'ın omzumdaki elini hızlı bir hamleyle çekip kendini gösteren Prens Aren'in yanına gittim. Dışarıda olduğu kısa sürede saçına bir siyah boya almış olmalıydı. Kömürlü halinden daha farklı siyah saçları parlıyordu. Acaba kapıda karşılaştığımızda boyalı mıydı? Tam zamanı saçındaki boyayı düşünmenin. Yaramaz bakışları eğlenceye dalacağının işaretini veriyorken bir cüretle panikleyerek kolundan tuttum. Kaşlarıyla Savaş'ı işaret etti gülerek. Bize baktığını ima ediyordu. Düşündüğü gibi de oldu. Savaş yanıma gelip omzuma dokunarak: -Bu seninle gelen köylü değil mi? diye sordu. Savaş'ın sorusuyla beraber Prens Aren'e beni utandırmaması için yalvaran gözlerle baktım. Dalgacı tavrını bırakıp bana uyum sağladı ve Savaş'ın önünde hafifçe eğilerek selam verdi. -Merhaba efendim.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE