BAŞLANGIÇ
Demir ve Nehir'in çocukları
Mehmet Karan Karaaslan ve Kayra Karaaslan'ın hikayesini okuyacağız. İlk bölüm'ü paylaşıyorum. Yeni kitabıma beklerim ..
KARAASLAN'IN VARİSİ
Güneş kampüsün üzerine sert bir şekilde vuruyordu ama buna rağmen hava ağır değildi. Ağaçların gölgesi yere parçalı desenler bırakıyor, öğrenciler çimlere yayılmış halde konuşuyor, gülüyor, hayatın basitliğinin tadını çıkarıyordu. Sırt çantaları, kulaklıklar, kahve bardakları… Her şey sıradandı.
Ama bazı insanlar için sıradanlık diye bir şey yoktu.
Mehmet Karan Karaaslan için mesela.
Kampüsün ana yolunda yürürken etrafındaki hiçbir şeye ait görünmüyordu. Üzerindeki siyah gömlek güneş ışığını emiyor, yüzündeki sertlik onu diğerlerinden ayırıyordu. İnsanlar farkında olmadan ona çarpmamak için yön değiştiriyordu. Bu, alışkanlık haline gelmiş bir şeydi. Karan nereye girerse girsin, ortam ona göre şekillenirdi.
Yanında yürüyen kişi ise aynı ağırlığı taşımıyordu ama yine de dikkat çekiyordu. Kayra Karaaslan, Karan’ın ikizi, aynı yüz hatlarının daha rahat, daha alaycı bir versiyonuydu. Elleri cebinde, etrafı incelerken hafif bir gülümsemeyle konuşuyordu.
“Gerçekten buraya adapte olmaya mı çalışıyoruz, yoksa sadece göstermelik mi?” dedi Kayra, yan gözle etrafa bakarak.
“Çünkü şunu söyleyeyim, buradaki insanların tek derdi sınavlar. Seninle hiç örtüşmüyor.”
Karan cevap vermedi. Gözleri düzdü, sabitti. Sanki bir şey arıyormuş gibi.
Kayra bunu fark etti. “Yine neyi analiz ediyorsun?”
Karan kısa bir nefes aldı. “Ortamı.”
Kayra güldü.
“Ortam dediğin şey çocuk parkı gibi. Tehlike sıfır.”
Karan o an durdu.
Bu duruş… rastgele değildi.
Kayra’nın bakışları hemen onun baktığı yöne kaydı.
“Ne oldu?” diye sordu.
Karan cevap vermedi.
Çünkü gözleri çoktan birine kilitlenmişti.
Çimlerin biraz ilerisinde, ağaçların gölgesine yakın bir bankta bir kız oturuyordu.
Etrafında insanlar vardı ama o, onların içinde değildi.
Sanki görünmez bir sınır çizmişti kendine.
Kimse o sınırı aşmıyordu.
Kızın üzerinde sade bir kıyafet vardı. Abartısız, dikkat çekmeyen ama düzenli. Çantası dizlerinin yanında duruyordu. Elinde bir defter vardı; bir şeyler yazıyordu ama yazarken bile çekingen bir hali vardı. Kalemi sayfada yavaş hareket ediyor, sanki her harfi yazmadan önce düşünüyor gibiydi.
Saçları yüzünün bir kısmını kapatıyordu. Ara sıra eliyle geriye atıyordu ama hemen sonra tekrar düşüyordu.
Omuzları hafifçe içe kapanıktı.
Bu… bilinçsiz bir savunmaydı.
Karan’ın bakışları keskinleşti.
“Kim o?” dedi.
Kayra birkaç saniye baktı, sonra omuz silkti.
“Yeni olabilir. Ama… ilginç.”
“Ne açıdan?”
“Kimseyle konuşmuyor. Tek başına. Bu kampüste nadir.”
Karan gözlerini ayırmadı.
Kız başını hafifçe kaldırdı. Etrafına baktı. Gözleri kalabalığın üzerinde kısa kısa gezindi. Ama kimseye takılmadı. Bir noktaya odaklanamıyor gibiydi. Sonra hemen tekrar önüne döndü.
Bu hareket…
Karan’ın dikkatini çekti.
“Bakışları sabit değil,” dedi alçak bir sesle.
Kayra kaşlarını kaldırdı. “Ne demek o?”
“Bir şeye odaklanmıyor. Sürekli kaçıyor.”
Kayra tekrar baktı. Bu sefer daha dikkatli.
“Doğru,” dedi. “Sanki… rahatsız gibi.”
Karan’ın çenesi hafifçe kasıldı.
Rahatsızlık…
Korkuya yakındı.
Ama bu açık bir korku değildi.
Alışılmış bir şeydi.
Kız bir an kalemini durdurdu. Parmakları defterin kenarında sabit kaldı. Sonra yavaşça etrafına baktı. Bu sefer biraz daha dikkatliydi. Sanki bir şey hissetmiş gibiydi.
Ama Karan’ı fark etmedi.
Ya da ettiyse bile…
Anlamlandırmadı.
Kayra hafifçe gülümsedi. “Seni görmüyor.”
Karan’ın bakışları karardı.
“Görmüyor değil,” dedi.
“Fark etmiyor.”
Bu… daha ilginçti.
Çünkü insanlar genelde onu fark ederdi.
Bakışlarını, varlığını, ağırlığını…
Ama bu kız…
Kendi içine o kadar kapanmıştı ki dış dünyayı algılamakta zorlanıyordu.
“Adını öğren,” dedi Karan.
Kayra hemen cevap vermedi. Gözlerini Karan’dan ayırmadan baktı.
“Ciddi misin?”
Karan’ın bakışı değişmedi.
Kayra iç çekti.
“Tamam. Ama bu sadece merak değil.”
Karan kısa bir cevap verdi: “Biliyorum.”
Kız defterini kapattı.
Hareketleri yavaştı.
Sanki acele etmeyi bilmiyordu.
Çantasını aldı, omzuna taktı. Ayağa kalktı.
Bir an durdu.Sonra yürümeye başladı.
Adımları küçük ama hızlıydı.
Omuzları biraz daha kapanmıştı.
İnsanların arasından geçerken dikkatliydi.
Kimseye çarpmamak için yön değiştiriyor, mümkün olduğunca kenardan ilerliyordu.
Karan onu izliyordu.
Hiçbir detayı kaçırmadan.
“Takip edeyim mi?” diye sordu Kayra.
Karan birkaç saniye sustu.
Sonra başını hafifçe salladı.
“Evet.”
Kayra yürümeye başladı. Mesafesini koruyarak kızın arkasından ilerledi.
Karan olduğu yerde kaldı.
Ama gözleri…
Onun üzerindeydi.
Efsun Sancak yürürken içindeki huzursuzluk büyüyordu.
Sebebini bilmiyordu.Ama bir şeylerin yanlış olduğunu hissediyordu.Sabah yurttan çıkarken de aynı his vardı.
Otobüste.
Kampüse girerken.
Şimdi…
Daha yoğundu.
Yavaşladı.
Sonra tekrar hızlandı.Etrafına bakmak istedi ama bakmadı.Çünkü bazen bakmak…
Daha çok korkutuyordu.
“Saçmalıyorsun,” diye düşündü.
Ama kalbi onu yalanlıyordu.Bir an durdu.
Çantasının askısını düzeltti.Sonra tekrar yürüdü.Kayra onu uzaktan izliyordu.
Gözlemliyordu.Karan gibi değil.
Ama yeterince dikkatliydi.
Birkaç dakika sonra geri döndü.
Karan hâlâ aynı yerdeydi.
“Yurda girdi,” dedi Kayra. “Tek başına. Kimseyle konuşmadı.”
Karan sessiz kaldı.
“Adını da öğrendim,” diye devam etti Kayra.
Karan’ın bakışları ona döndü.
“Efsun Sancak.”
İsim…
Karan’ın zihninde yankılandı.
“Bölüm?”
“Psikoloji.”
Karan kısa bir an düşündü.
Sonra gözlerini tekrar yürüdüğü yöne çevirdi.
Ama artık orada değildi.
Kayra kollarını bağladı. “Şimdi söyle bakalım… neden?”
Karan’ın cevabı gecikmedi.Ama sesi düşüktü.
“Bilmiyorum.”
Bu doğruydu.Ama eksikti.Çünkü içinde büyüyen şey…Bir sebebe bağlı değildi.
Bu bir ilgi değildi.Bir merak değildi.
Bu…
Kontrol edilemeyen bir dikkatti.
Ve Karan…
Kontrol edemediği hiçbir şeyi sevmezdi.
Ama bu sefer…
Durmadı.
O gün, Efsun Sancak’ın adı onun zihnine kazındı.
Ve Karan…
Bir şeyi aklına kazıdığında…
Onu oradan çıkarmazdı.
Gün devam etti.Dersler başladı.İnsanlar hayatlarına döndü.Ama Karan için gün…
Orada bitmemişti.Çünkü artık kampüs onun için sadece bir yer değildi.
Orada…
Efsun vardı.
Ve bu…
Yeterliydi.
O an, kendi içinde net bir karar verdi.
Sessiz.
Kesin.
Efsun Sancak izlenecekti.
Adım adım.
Fark edilmeden.
Ve o…
Hiçbir şeyin farkına varmayacaktı.
Başlangıç buydu.
Ve bazı başlangıçlar…
İnsanı geri dönüşü olmayan bir yere sürüklerdi.