bc

KARAASLAN'IN VARİSİ

book_age18+
421
TAKİP ET
3.7K
OKU
dark
HE
forced
badboy
mafia
gangster
heir/heiress
bxg
campus
city
like
intro-logo
Tanıtım Yazısı

Mehmet Karan Karaaslan…Adı bile korku salmaya yeterdi.Gücün içinde büyümüş, merhameti zayıflık sayan bir adamdı.Onun dünyasında hisler yoktu.Kadınlar… sadece ihtiyaçtı.Bağ kurmazdı.Sevmezdi.Ve asla kaybetmezdi.Ta ki…Efsun Sancak’la karşılaşana kadar.Efsun… kırılacak gibi duran ama asla kırılmayan bir kızdı.Gözlerinde korku değil, meydan okuma vardı.Yanlış adamın karşısında durduğunu biliyordu.Ama geri adım atmadı.Bu bir aşk hikâyesi değil.Bu… kontrolün, gücün ve teslimiyetin savaşı.Çünkü Mehmet Karan Karaaslan ilk defa bir kadını sahip olmak için değil…Kaybetmekten korktuğu için isteyecek.Ve Efsun Sancak…Ya onu diz çöktürecek…Ya da onunla birlikte karanlığa gömülecek.

chap-preview
Ücretsiz ön okuma
İLK BAKIŞ
Karan Karaaslan, hayatında çok az şeyden sıkılırdı. Sabah dersleri bunların başında geliyordu. Psikoloji ve Hukuk ortak seçmeli dersi — Sosyal Davranış ve Hukuki Sorumluluk — haftanın en anlamsız iki saatiydi ona göre. Ama babasının "Hukuk bilgisi her işe yarar, oğlum" sözünü duymamak için sessiz kalmayı öğrenmişti. Demir Karaaslan'a itiraz etmek, denizin ortasında yüzme bilmeden atlamak gibiydi. Yine de geldi. Saat sabahın dokuzuydu. Amfi dolu değildi ama boş da sayılmazdı. Karan en arka sıraya oturdu, kollarını göğsünde kavuşturdu ve gözlerini tahtaya dikti. Yanında Rüzgâr vardı — her zamanki gibi. Karan nereye gitse, Rüzgâr Yalçın'da oraya gelirdi. Bu bir alışkanlıktan ziyade, yıllarca birlikte büyümenin getirdiği doğal bir graviteydi. "Bugün de sıkıcı olacak," dedi Rüzgâr, kaleme döner gibi yaparak not defterini açtı ama hiçbir şey yazmadı. "Her gün sıkıcı," diye yanıtladı Karan. "O zaman neden geliyorsun?" "Sen neden geliyorsun?" Rüzgâr omuz silkti. "Sen geldiğin için." Karan hafif bir gülümsemeyle başını öne eğdi. Rüzgâr'ın bu cevabı beklenirdi zaten. İkisi de birbirinin gölgesiydi ama hangisi asıl, hangisi gölgeydi, bunu kimse tam olarak bilemezdi. Hoca henüz gelmemişti. Öğrenciler kendi aralarında fısıldaşıyor, telefonlara bakıyor, kahve içiyordu. Karan gözlerini sınıfta gezdirdi — alışkanlıkla. Babası ona küçük yaştan beri öğretmişti bunu: Her ortama girdiğinde önce oku. Kim var, nerede duruyor, kapı nerede, çıkış nerede. Tehdit var mı, yok mu. Bu bir reflekse dönüşmüştü artık. Sol köşede iki kız oturuyordu. Orta sırada bir grup erkek. Ön sırada, tahtanın tam karşısında durdu. Ön sıranın en ucunda, tek başına oturan bir kız vardı. Sırtı dik, kalemini tutmuş, not defteri açıktı ama hoca daha gelmemişti. Saçları siyahtı, omuzlarına dağılmıştı. Üzerinde sade bir kazak, koyu renk bir pantolon. Giyim tarzında dikkat çekmeye çalışan biri değildi. Ama dikkat çekiyordu. Tam olarak neden, Karan bir türlü tanımlayamadı. Belki duruşundan. Belki etrafına hiç bakmadan tahtaya odaklanmasından. Belki de hoca yokken bile not almaya hazır olmasından sanki burada olmak ona görevmiş gibi, lütuf değil. "Kim o?" diye sordu Rüzgâr'a sormadan, kendi kendine mırıldandı aslında. Ama Rüzgâr duydu. Öne eğildi, baktı. Sonra omuz silkti. "Bilmiyorum. Psikoloji bölümünden olmalı, yüzünü hiç görmedim." Karan bir şey demedi. Sadece baktı. Ders başladı. Hoca içeri girdi, sınıf kısmen düzeldi. Karan arkada oturduğu için hocanın yüzünü net göremiyordu ama zaten umursamıyordu da. Gözleri arada o ön sıraya kayıyordu. Kız, not alıyordu. Gerçekten not alıyordu — hızlı, düzenli, hiç duraklamadan. Hocanın her cümlesini yakalıyormuş gibi kalemi durmaksızın hareket ediyordu. Bir ara hocanın sorusuna yanıt verdi : "Sosyal baskı altında verilen kararlar, hukuki sorumluluk açısından değerlendirilebilir mi?" Hoca sınıfa soru sormak için baktı. Kız elini kaldırmadı ama hoca zaten ona baktı. "Sen düşüncen?" Karan kaşını kaldırdı. Rüzgâr'a baktı. Rüzgâr da ona baktı. "Benden sorma," diye fısıldadı. Kız öne doğru hafifçe eğildi. "Değerlendirilebilir," dedi sesi düz ve net çıktı. Yüksek değildi ama taşıyordu. "Ama sınır çizmek zor. Baskının derecesi, kişinin alternatif seçenek tanıyıp tanımadığı ve baskıyı uygulayan tarafın gücü belirleyici. Eğer kişi gerçekten başka bir çıkış yolu göremiyorsa, iradeyi tam anlamıyla özgür saymak mümkün değil." Hoca başını salladı. "Ve bu durumda hukuki sorumluluk?" "Azalır. Ama sıfırlanmaz." Kısa bir sessizlik oldu. Hoca "İyi" dedi ve devam etti. Kız geri yaslandı, kalemini aldı ve yazmaya döndü. Sanki hiç konuşmamış gibi. Karan o ana kadar sırtını kanepeye yaslamış gibi arkasına dönük oturuyordu. Şimdi farkında olmadan biraz öne eğilmişti. Rüzgâr bunu fark etti. Bir şey söylemedi ama dudaklarında hafif bir gülümseme belirdi. Karan onu gördü. "Ne?" diye sordu kaşlarını çatarak. "Hiçbir şey," dedi Rüzgâr masum bir yüzle ve not defterine baktı. Ders bitti. Öğrenciler kalkmaya başladı. Karan yerinden kalkarken gözleri yine o ön sıraya kaydı. Kız defterini kapıyordu, çantasını alıyordu. Yanında kimse yoktu ders boyunca da yoktu. Yalnız gelmiş, yalnız oturmuş, yalnız gidiyordu. Karan sınıftan çıkarken kız da çıkıyordu. Koridorda birkaç adım arayla yürüdüler. Karan bunu kasıtlı yapmamıştı ama adımları yavaşladı. Kız birden durdu. Çantasının yan cebini açtı, bir şeyler aradı. Karan hemen yanından geçti ama tam o sırada kız döndü ve ikisi neredeyse çarpıştı. Kız geri çekildi. Karan da durdu. Bir an, ikisi de hiçbir şey söylemedi. Karan onu yakından gördü ilk kez. Koyu kahverengi gözler neredeyse siyah. Yüzünde makyaj yoktu ya da çok az vardı. Yanakları hafif pembeleşmişti, muhtemelen az önce hızlı hareket ettiği için. Dudaklarını sıkmıştı, özür dilemek mi yoksa bir şey söylemek mi arasında kararsız gibi görünüyordu. Sonra "Dikkat et," dedi kız. Düz bir sesle. Ne sert ne de yumuşak. Ve devam etti yürümeye. Karan olduğu yerde kaldı. Rüzgâr yanına geldi, kızın uzaklaşmasını izledi. "'Dikkat et' mi dedi sana?" "Evet." Rüzgâr güldü. Kısa ama gerçek bir gülüştü. "Harika." Karan cevap vermedi. Sadece kızın gidişini izledi koridorun köşesini dönene kadar. Öğleden sonra üniversitenin kafeteryasındaydılar. Karan yemek yemiyordu, sadece kahvesini tutmuş öne bakıyordu. Rüzgâr karşısında oturmuş telefonuyla ilgileniyordu. "Adını öğrenmek ister misin?" dedi Rüzgâr, gözünü telefondan kaldırmadan. Karan kaşını kaldırdı. "Kimin?" "Sabah 'dikkat et' diyen kızın." Sessizlik. "Soyadı Sancak. Adı Efsun." Rüzgâr telefonu masaya bıraktı. "Psikoloji üçüncü sınıf. Burslu. Not ortalaması yüksek — çok yüksek. Bölümün birincisi geçen yıl." Durdu. "Ve yalnız yaşıyor. Babaannesiyle." Karan ona baktı. "Neden bu kadar çok şey biliyorsun?" Rüzgâr omuz silkti. "Ben her şeyi bilirim. Sen sordun." "Sormadım." "Soruyordun. Sadece ağzından çıkmamıştı henüz." Karan kahvesinden bir yudum aldı, bir şey demedi. Bu, Rüzgâr'ın haklı olduğu anlamına geliyordu. İkisi de bunu biliyordu. O gün akşam kampüs kütüphanesine gitti. Nedeni yoktu aslında ya da vardı ama kabul etmek istemiyordu. Bilgisayarda bakabileceği bir kaynağı aramak için geldiğini söyledi kendine. Kütüphanenin ikinci katı sakin ve serin bir ortamdı. Karan içeri girdiğinde etrafına baktı. Ve onu gördü. Köşedeki masada oturuyordu. Önünde iki kitap, bir not defteri ve bir de laptop açıktı. Kulağında küçük kulaklıklar vardı ama ekrana değil, pencerenin dışına bakıyordu. Dışarıda akşam çöküyordu, gökyüzü turuncu ile mora kesiyordu.Bakışında bir şey vardı. Yorgunluk değildi. Daha çok taşınan bir ağırlığın sessizliğiydi. Kimseye göstermeden sırtında taşıdığın bir yükün verdiği o derin, sakin gerginlik. Karan onu izledi. Sadece birkaç saniye. Sonra gözlerini çekti, en yakın boş masaya oturdu ve gerçekten bakmak istediği kaynağı açtı. Ama konsantrasyonu dağılmıştı. Yirmi dakika sonra Efsun kalktı. Kitaplarını topladı, laptopunu kapattı. Çantasını omzuna aldı. Giderken Karan'ın masasının yanından geçti. Karan başını kaldırmadı. Ama Efsun geçerken adımları yavaşladı o kadar az ki fark edilmeyecek kadar. Sanki bir an duraksadı. Sonra devam etti. Kapıdan çıktı. Karan başını kaldırdı, kapıya baktı. Kütüphane yine sessizdi. Malikanede geceleri bazen balkona çıkar, şehrin ışıklarına bakardı.O gece de öyle yaptı. Elinde sigarası gökyüzünü izliyordu , annesinin kokudan nefret ettiğini hatırlatıyordu hep. Ama ellerin boş olması bazen rahatsız ediciydi. Sadece durmak, sadece bakmak. Kayra'nın sesi geldi içeriden. "Hâlâ dışarıda mısın?" "Evet." Kapı açıldı, kız kardeşi yanına geldi. Kayra Karaaslan, kardeşiyle aynı boyda değildi — kısa ve ince yapılıydı. Ama gözleri aynıydı. Babalarından kalan mavi. "Ne düşünüyorsun?" diye sordu Kayra, balkona yaslanarak. "Hiçbir şey." Kayra güldü. "Yalan." Karan ona baktı. "Neden yalan olsun?" "Çünkü balkona çıktığında ya çok mutlusun ya da kafan çok karışık. Ve bugün mutlu göründüğünü sanmıyorum." Karan dışarıya baktı. "Kafam karışık değil," dedi. "Sadece… düşünüyorum." "Kim hakkında?" Karan cevap vermedi. Kayra da sormadı. Bir süre sessiz durdular. "Annem ile babam ne zaman gemi yolculuğuna çıkıyor?" diye sordu Karan sonunda. "Üç hafta sonra. Amcam ve yengem de gidiyor. Hatırlıyorsun değil mi?" "Hatırlıyorum." Kayra ona tuhaf bir bakış attı. "Neden sordun?" Karan omuz silkti. "Sadece sordum." Kayra bir şey demedi ama kardeşini tanıyordu. Karan bir şeyi "sadece" sormadı hiç. Her sorusunun altında bir hesap vardı. Ve bu hesabın neyle ilgili olduğunu Kayra'nın bilmesi için henüz erkendi. Ertesi sabah. Karan kampüse erken geldi — bu alışkanlık değildi. Ama o sabah ayakları onu sürükledi sanki. Bahçede bir banka oturdu, kahvesini içti. Beş dakika sonra Efsun geldi. Kampüsün ana kapısından girdi, sırtında çantası vardı. Yüzü serinkandı. Etrafına bakmadı. Doğrudan ana binaya yürüdü. Karan baktı. Efsun tam yanından geçerken — iki adım mesafede — gözleri bir an Karan'a takıldı. Tanıdı mı? Belli değildi. Yavaşlamadı. Duraksadı mı? Belki. Belki sadece Karan'ın gözleri onu görmeye fazla hazırdı o sabah. Efsun geçti gitti. Karan kahvesine baktı. İçinde garip bir şey vardı. Tuhaf bir his. Tanıdık ama yabancı. Merak mıydı? Belki. İlgi miydi? Muhtemelen. Ama Karan Karaaslan'ın ilgisi, sıradan bir meraktan çok daha ağır bir şeydi. Ve o ağırlığı hâlâ fark etmemişti. Ya da fark etmek istememişti.

editor-pick
Dreame-Editörün seçtikleri

bc

MARDİN KIZILI [+18]

read
570.6K
bc

AŞKLA BERDEL

read
94.9K
bc

MENZİL 🧭🧭🧭

read
4.5K
bc

Ağanın Sözde Karısı

read
93.7K
bc

ÖTEKİNİ SEVMEK

read
1.5K
bc

EFSUN: AĞANIN GELİNİ

read
68.1K
bc

CEO'NUN FİRST LADY'SI (+21)

read
60.5K

Uygulamayı indirmek için tara

download_iosApp Store
google icon
Google Play
Facebook