BÖLÜM (Dövme-Sembol)

1737 Kelimeler
Herkesin nefesinin kesildiği bir an vardır. Bazen korkudan, bazen mutluluk ya da şaşkınlıktan... Ama her türlü nefesinin kesildiğini biliriz, hissederiz. Denya'nın nefessiz kalışı karışıktı. Korkusu, şaşkınlıkla birleşmiş ortaya farklı bir enerji yayar olmuştu. Pozitif mi? Negatif mi? Bilinmiyor. İçinde yaşadığı duygu karmaşası ikiliyi farklı etkiliyordu. Az önce dudakları arasından dökülüp kulaklarını tırmalayan çığlık, şimdi kalp atışlarının dengesizliğini kutluyordu. Belinde hissettiği parmaklar, bornozundan sızıp derisine sıcaklık yayıyordu. İçini saran kıvılcımlardan bihaber ne yapacağını kestiremiyordu. "Şşş sessiz ol." Gözlerini kırpıştırarak başını usulca geriye attı. Gözlerinin açısına maskenin kumaşı ardından koyu kahveler ilişmişti. Tutku ve öfke gördüğü o gözlerle, ne zaman tuttuğunu bilmediği nefesini bıraktı. Kalbinin sesini hâlâ duyuyordu. Kalbini ve sık sık aldığı nefeslerini düzene sokmak adına kendisini geri çekmek istedi ama beline sarılan kolların sıkılaşmasıyla başaramadı. "N-ne istiyorsun?" dedi titreyen sesine engel olamadan. Azrail'in karşısında neden sürekli bu durumda olduğunu düşündü ama saçma nedenlere varmadan vazgeçti. "Seni." Tereddütsüzce aldığı cevapla başını usulca salladı. İçinde yeşeren kelebeklere engel olmaya çalıştı, midesi kasıldı, yüzünü buruşturdu. Kelimelere düşme zamanı değildi. Bu zamana kadar hangi kelimeye düşmüştü ki, şimdi düşsün? Diye kendisini motive ediyordu ama biliyordu ki kendisini gizleyen Azrail'in her bir kelimesine düşüyordu. Neden mi? Çünkü hastalığını bilip, onun peşinde olan tek insandı. Neden ya da niye peşinde olduğu önemli değildi. Sonuçta peşindeydi ve bu Denya'ya yeterliydi. "Ben seni iste-" "Şşş sessiz ol." Sözünün kesilip, ondan duyduğu ikinci bir aynı kelimeyle sıkıntılı bir nefes alarak verdi. Her ne kadar sözlerine düşüyor olsa da bunu ona gösterecek değildi. Ellerini, Azrail'in göğsüne yerleştirerek onu tekrar kendisinden uzaklaştırmaya çalıştı. Kelimelerine, ilgisine olan yoğun duygular beslemesi ona Koala gibi yapışmasından rahatsız olmayacağı anlamına gelmiyordu. Üstelik üzerinde bornozdan başka bir şey yoktu. "Kim olduğunu bilmiyorum. Benden ne istiyorsun bilmiyorum. Seni her gördüğüm anda sülük gibi yapışıyorsun bana! Bırak artık beni!" Ne söylediği Azrail için önemli değildi. Denya'yı duymazlıktan gelerek burnunu açıkta kalan boyna yaklaştırmış, derin bir nefes almıştı. "Kokunu." dedi sıcak nefesini çıplak kalan tene üflerken. "Özlüyorum." Denya, kulağına dolan hırıltılı sesin ardından omuzunda hissettiği nefesle bedeni kasıldı. Zorlukla yutkunarak derin bir nefes aldı. Gözleri titredi. Söyleyecek çok şeyi vardı ama dudakları arasından tek bir kelime dahi dökülmüyordu. Belinden tutulup bir kaç adım geri ilerletildi ve nereden geldiğini anlamadığı tempolu bir melodi sardı odayı. Açılan şarkıya kaşlarını kaldırsa da sırtı dolapla birleşince boynundan ayrılan yüzle, başını geriye attı. Belindeki elin biri usulca akıp gitti ardından Azrail maskesinin ucundan tutup hafifçe çekiştirdi. O an aklından geçen melodiyi unuttu, sadece Azrail'e odaklanıp şaşkınlığını ağzını açarak belirtti. Yüzünü görme düşüncesi bile nefessiz bırakıyordu. İlk önce kumral teni göründü gözlerine. Ardından yutkununca oynayan adem elması. Titredi. Zorlukla yutkundu. Gözlerini oradan çekmek istiyordu ama yapamıyordu. Dudaklarını oraya bastırıp, dilini üzerinde gezdirmek istiyordu. Nereden çıkmıştı bu istekler düşünemiyordu. Sadece orayı diliyle fethetmek istiyordu. Gözlerini zorlukla biraz daha yukarı çıkardı. Bu sefer hafif sakallı ve sivri çenesi ilişti gözlerine. Ellerini oraya koymak ve sakalların, avuçlarında bırakacağı hissi tatmak istiyordu. Ellerini yumruk oluşturarak durdu. Adını dahi bilmediği bir adamın her bir tenine dokunmak istiyordu. Şaka gibiydi. Tanımadığı bir adamdan bu kadar etkileniyor olması çok saçmaydı. Bu... Bu sadece uzun zamandır kendisini tatmin etmediğinden kaynaklanıyor olmalıydı. Başka açıklaması olamazdı. Gözlerini, yüzünü görmek adına biraz daha yukarı kaldırdı ama bu sefer maskenin dudaklarının üzerinde durduğunu, daha fazla açılmadığını fark etti. Dudakları... Alt dudağı üst dudağına göre kalındı ve üzerindeki hafif çatlaklıklar dokunma isteğini tetikliyordu. Yüzünü izledikçe gözlerinde oluşan parıltıdan bihaberdi. Gözleri, dudaklarının üzerinde oyalanıyordu ve dudaklarının kıvrılıp, arasından tatlı bir kıkırtı dökülmesiyle irkildi. Azrail gülüyordu ve kulağına dolan erkeksi kıkırtıyla yutkundu. Onu ilk kez gülümserken görmüştü ve bu anı aklından hiç çıkaramayacağı kesindi. Gözlerini kapatıp derin bir nefes aldı. Onun etkisinde olduğunu biliyordu ve bundan kurtulmak için başka şeyler düşünmeye çalıştı. Mesela... Mesela yok. Çünkü aklının her bir köşesinde Azrail'in adem elması, çenesi ve dudakları vardı. "A-artık beni bırak." dedi kekeleyerek, odayı saran müzikten kendi sesini duymazken. Gözleri hâlâ kapalıydı. Çünkü daha fazla onu görmek ve etkisinde kalmak istemiyordu. Ama hiç bir şey istediği gibi olmadı. Azrail'in boşta kalan eli boynuna dolanırken çenesinde hissettiği dolgun dudaklarla, dudakları arasından hafif bir inleme döküldü. Belindeki el bir kaç saniyelik uzaklaşıp ardından tekrar yerini alırken belindeki sızıyla küfür savurdu. ---- "Siktir." Belindeki her ne ise canını yakıyor ama ardından bedenini titretecek kadar şehvet depoluyordu. Acıyı seven biri değildi lakin bir acının verdiği arzuyu seve seve kabul etmiş gibiydi. Son akıl kırıntısıyla kaçmak istedi. Elleriyle, göğsünden daha hızlı itmek istedi ama belindeki elin parmak baskısıyla durdu. Gözleri hâlâ kapalıydı. Bu durumda açık olsada kapanacağını çok iyi biliyordu. Ensesinden kayıp kalçasını sıkan parmaklarla tekrar bir inleme döküldü dudaklarından. Parmaklarının teninden narin bir yol izliyor olmasına dayanamamış, son akıl kırıntısını da kaybetmişti. Çenesindeki dudaklar, dudaklarına doğru yol çiziyor ve her geçtiği yere diliyle iz bırakıyordu. Bacakları titredi. Düşecek hissiyle ellerini, hızla omuzlarına sardı. Bir dudak ancak bu kadar eritebilirdi. Bir dudak ancak böyle yok edebilirdi. Dudaklarına kapanan dudaklarla bedeni titredi. Ne yapacağını şaşırdı. Kalçasında arsızca hareket eden ellerin ve belinde hissettiği acının yaşattığı haz, korkutucuydu. Bilmediği bir adamın hazzına esir oluyordu. Kendisine gelmeliydi ama dudaklarının arasından içeri sızan dille kendisini bir anda karşılık verirken buldu. Bornozundan açıkta kalan bacaklarını okşuyor, sıkıyor ve Denya'nın kendisinden geçmesine neden oluyordu. Sağ bacağını kaldırıp beline sarmasıyla, kendisini bastırdı ve ikilinin dudakları arasından aynı anda inilti döküldü sessiz odaya. Hissettiği sertlik, kasıklarında tatlı bir sızı oluşturuyordu. Daha fazlasını istiyordu. Ona dokunmak istiyordu. Onu içinde istiyordu. Gözüne zevkten bir perde inmişti sanki. Ne yaptığının farkında bile değildi. Eğer farkında olsaydı, kendisini asla o sertliği hissetmek için ona doğru ittirmezdi. Bornozundan içine sızan parmaklar, çıplak teninde dolanıyor oradan kalçasına ulaşıyordu. Çıplak ve soğuk kalçasında hissettiği sıcak parmaklarla bedeni bir kez daha titredi. Nefesi kesildi. Dudakları arasındaki dudağı şehvetle ısırdı ve koca bir inleme kazandı. Bedenine yayılan sıcaklık tatlı bir his uyandırırken, uyruk kemiğinden başlayıp sırtına doğru yol çizen parmakla ürperdi. Dudaklarının üzerinden çekilen dudaklarla boşluğa düşüyormuş gibi hissetti ama hemen ardından boynunda hissettiği ıslak dudaklarla sıkıca tutundu. Asıl düşme; dudaklara esir olmaktı bunu anlamıştı. Boynunda hissettiği durakların yerini dişler alıyordu. Her bir karışı öpüp ısırıyor, ardından dil darbelerini sunuyordu ve Denya'nın sesli iniltilerini kazanıyordu. Kendisinden öyle bir geçmiş durumdaydı ki, bornozunun iplerinin çözüldüğünün farkında bile değildi. Ya da farkındaydı ama umursamıyordu. Tek umursadığı şey Azrail'e dokunmaktı. Ama nedendir bilinmez, dokunmak adına elini omuzlardan bir türlü kaldırmıyordu. Belki de ona dokunursa, bu anın bozulacağını düşünüyordu ve kendisi bu andan hiç ayrılmak istemiyordu. -- Bedenini dolaptan ayırdı. Bornozunun iki yanından tutup yerle buluşmasını sağlayacakken çalan kapıyla, kollarında asılı kaldı. Boynundaki dudaklar, tenindeki parmaklar uzaklaştı. Hissettiği soğuklukla bedeni titredi. Boşluğa düşüp yuvarlandığını hissetti. Bir tenin sıcaklığını anca bu kadar kabul edebilir ve yokluğunda anca böyle düşebilirdi. "Denya?" Kapı ardından gelen sesle, titreyerek gözlerini açtı. Gözlerini kırpıştırarak etrafına baktı. Ayakta ve çıplaktı. Ne zaman bu hâle geldiğini düşünürken kaşlarını çatarak titreyen ayaklarını sabit tutmaya çalıştı. Köşede gördüğü bornozu hızla üzerine geçirerek kapıyı açtı. "İyi misin?" Elif'in sorusu üzerine, başını usulca salladı. Oysa iyi falan değildi. "Hasta olmadan üzerini giy, ardından aşağıya gel bir şeyler yiyelim." "Tamam." Kapanan kapıyla sıkıntılı nefes alarak omuzlarını düşürdü. Yaşadığı şeyler rüya olamayacak kadar gerçekti. Onu dudaklarında hissetmişti. Parmaklarını, teninin sıcaklığını hâlâ belinde hissediyordu ve bu kasıklarına tatlı bir sızı yayıyordu. Ama bir o kadarda hissettiği duygular son derece korkunçtu. "Sadece rüya." diyerek kendisini inandırmaya çalışırken, diğer yandan üzerini giyiniyordu. Oysa rüya olamayacak kadar güzel hissetmişti. Kazağını giyerek ayna karşısına geçti. Nemli saçlarını gelişi güzel dağıtırken, aynaya yansıyan hareketlilikle kaşlarını kaldırdı. Aynadan bile karşı binanın çatı katında oluşan hareketi fark etmesi mucizeydi. Üstelik şimdi fark ediyordu ki, aynanın yeri değişmiş ve pencerenin tam karşısına konulmuştu. Kaşlarını mümkünmüş gibi daha çok kaldırarak arkasını dönüp pencereye ilerledi. Gözleri, anında Azrail'i bulurken başını iki yana salladı. Artık şaşırmıyordu. Onun varlığına korkunç derecede alışmıştı. Her an izleniliyor olmasını da umursamıyordu. Azrail'in eliyle yukarı göstermesinin ardından gözlerini anlamsızca yukarı kaldırıp baktı. O anda bileğinin kalınlığında olan teli yeni fark ediyor olmasına küfür savurdu. Tel kendi penceresinin az üst tarafına monte edilmiş, oradan karşı binanın çatı katına kadar uzatılmıştı. Böylece Azrail'in eve nasıl girdiğini gayet iyi anlamıştı. Gözlerini telden çekip Azrail'e çevirdi. Elini tutup dudaklarına götürdüğünü ve ardından baş parmağını kaldırarak onaylamasına şahit olurken gülümsedi. Böylelikle anlamıştı ki, az önce yaşananlar rüya değil, gerçekliğin ta kendisiydi. Ona karşı hissettiği duyguların gerçekliği ile bedeni ürperirken gülümsemesini yüzünden sildi. Aklı başına yeni yeni gelirken küfür savurdu. Mutfağa girip, Elif'in hazırladığı masaya oturarak yemeğine başladı. Genelde evde yemek işlerini Elif yapıyordu. Hatta tüm işleri o yapıyordu. Arada kendisi yapar ya da yardım ederdi. Çünkü günün çoğunu ya uyuyarak ya da ders çalışarak geçirirdi. Bazen gün boyunca yemek yemediği dahi oluyordu. "Nasıl oldun? Bugün okula gelmişsin?" Ortamdaki sessizlikten sıkılmış olacak ki Elif, sessizliği soru sorarak bozmuştu. "Gayet iyiyim. Sürekli evde yatıp insanlardan kaçamazdım. Bir şekilde kendime gelmem gerekiyordu." dedi omuzlarını silkerek. Ardından yemeğinden bir kaşık daha alarak suyundan yudumladı. Kendisine gelmesini sağlayan kişinin Azrail olduğunu elbette söylemeyecekti. Her ne kadar Azrail'e olan hislerini tam belirleyemese de onun kötülüğü kadar iyiliği olduğunu da düşünüyordu Denya. "Kaan gelmiş?" dedi doğrulamak adına. Usulca başını sallayarak onayladı. Kaan'ın derdini anlayamamak canını sıkıyordu ama o gözlerde hiç bir duygu yokken anlayamayacağını gayet iyi biliyordu. "Niye gelmiş?" dedi sıkıntılı bir sesle. Tamam, Elif son zamanlarda kendisinden uzak duruyor demiştik değil mi? Sanmayın ki şu an sorular samimi geliyor. Kabul, dışarıdan gören biri samimi olduğunu sanırdı ama Denya değil. Çünkü o, arkadaşının aksine onu iyi tanıyordu. Sanki... Yanında olması ve onunla ilgileniyormuş görünmesi zorunluymuş gibiydi. Yine de yanıldığını düşünüp sesini çıkarmıyordu. "Beni özlemiş." dedi ve ardından kahkaha attı. "Beni özlediğini ve özür dilediğini söyledi, şaka gibi." diyerek kelimelerine devam etti, kahkahalarının arasından. Kendisini zorlukla durdurup, gözlerini sildi. Yemek yiyecek iştahı kalmamıştı. Bu yüzden kaşığı kenara bırakıp arkasına yaslandı. Gözleri, Elif'in kalkık kaşlarında oyalandı. Kendisinin aksine Elif sinirlenmiş gibiydi. "Şerefsiz, bir de utanmadan karşına çıkmış." diye sinirle soludu. Arkadaşının bu tepkisine gülümsedi. Her ne kadar soğukta olsa araları, onu düşünüyordu. Bunu görmek sevindirmişti Denya'yı. "Siktiret, nasıl olsa gereken cevabı aldı." diyerek omuzlarını silkip ayağa kalktı. "Ellerine sağlık, ben biraz uzanayım." diye cümlesine devam ederek mutfaktan çıkıp merdivenlere ilerledi. Sakince adımlarını atarken belinde yeni yeni hissettiği sızıyla kaşlarını kaldırdı. Bu sızının ne olduğunu bilmiyordu ama yeni fark ediyor olmasına küfür savuruyordu. Odasına girip, hızla ayna karşısına geçti. Belindeki sızı tuhaf bir his bırakırken, belini açarak sızlayan yerine aynadan baktı. Kaşları anında çatıldı. Bembeyaz teninde, etrafını kızartacak kadar iç içe işlenmiş bir dövme vardı. Dikkatli bakınca bunun bir mezar üzerine konulmuş şırınga dövmesi olduğunu anlayabilirdiniz. Bunun buraya nasıl işlendiğini düşünürken odada yükselen bildirim sesiyle telefonunu çantadan çıkarıp eline aldı. Mesajı açıp, okurken kaşlarını şaşkınlıkla kaldırdı. 'Bana ait bir kadın, bana ait bir sembolü taşımalı. Sembolün anlamını da kendi bulmalı.'
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE