BÖLÜM (Beklenmedik beline dolanan kollar)

1491 Kelimeler
Ortamın gerginliği bir toz bulutu olup havada uçuşurken, Denya'nın şaşkınlığı dillere destandı. Etraftaki kızlar teker teker alaylı ve kıskanç dolu gözlerini çekip gidiyorlardı ama Denya hâlâ şaşkınlıktan çıkabilmiş değildi. Akıllara kazınan en büyük soru, Kaan'ın burada ne işi olduğuydu? Gözlerini kırpıştırarak yanında yer alan bedene döndü yavaşça. Bir kaç gün önce, kendisini gördüğünde tiksintiyle bakan gözlerin en derinine baktı. Şaşırmıştı. Çünkü orada tiksinti yoktu. Hatta hiç bir duygu yer almıyordu. Daha bir dikkatli baktı gözlerine. Öyle ki karşısındaki bedenin rahatsızca gözlerini kaçırıp etrafa gezdirdiğini gördü. Kaşlarını yavaşça çattı çünkü gözlerin hemen altında yer alan kapatıcı, gözlerine göz kırpıyordu adeta. Birinden fena halde dayak yemiş ve oluşan morlukları kapatmaya çalışmıştı. Güzel de işçilik çıkarmıştı lakin kendisinin kapatıcılarla arası çok iyi olduğu için ilk bakışta anlamıştı Denya. Üzerinde durmadı, birisiyle kavga etmesi hoşuna bile gitmişti. Belki fiziksel değildi ama ruhsal şiddet gördüğü bir insana üzülmeyecekti. "Özlediğini bu kadar belli etme istersen." Alaylı sese karşılık kaşlarını çatarak, dudağının sol kenarını kıvırdı. "Af buyur, özlemek nedir?" "Gözlerin, her bir karışımı ezberlemek adına gezintiye çıkmış. Ona sormak gerekir." Bir kaç adım atarak, arada kısa bir mesafe kalmasını sağladı. Gözlerini kısıp biraz daha dikkatli baktı. "Burada ne işin var?" Sesindeki sakinlik insanı titretecek türdendi. Sanki fırtına öncesi sessizliği andırıyordu. "Seni özledim...sevgilim." Alayla gülümsedi. Özledim mi demişti o? Başını geriye atarak, kantini inletecek bir kahkaha döküldü dudakları arasından. Kantinde bulunan başlar onlara dönerken, tek bir kişi hariç, Denya'yı ezbere bilen tek bir kişi hariç, onları mutlu bir çift olarak görüyordu. "Sen özledin öyle mi?" diyebildi kahkahalarını durdurmaya çalışarak. "Özlemeyi biliyor muydun sen? Vay be, şeref yoksunu Kaan özlemeyi biliyormuş." diyerek dinen kahkahası tekrar yer göstermişti. Kahkahadan yerinde duramıyor, ellerini sürekli -iki, şakalaşan insanların yaptığı gibi- Kaan'ın omuzuna vurup duruyordu. "Kelimelerine dikkat et Denya." Sessiz ama bir o kadar da tehdit kokan sesle, gülmekten yaşaran gözlerini silip derin bir nefes aldı. Bir kaç gün önce kendisine hakaret eden insana karşı, kelimelerine asla dikkat etmezdi. Hatta daha fazlasını söylerdi. "Etmem!" diyerek şiddetle bağırdı. Etrafında kaç insan vardı ya da kendilerine bakıyor muydu? Umurunda değildi. Sessizlik canını yakmıştı. "Sen kelimelerine dikkat etmedin! Ben asla dikkat etmem!" diyerek omuzuna bu sefer sinirle vurdu. Her vuruşunda dudakları arasından ayrı küfürler çıkıyordu. Küfürleri, bedenine dolanan kollarla kesilirken başı Kaan'ın omuzuna düşmüştü. Kaan ona sarılmıştı. "Özür dilerim, kalbini kırdım. Cidden özür dilerim sevgilim." Kulağına, yatıştırmak adına söylenen sözler sinirlerini yatıştırmıyor aksine çileden çıkmasına neden oluyordu. Dışarıdan bakılınca sarılan iki aşık gibi görünebilirdi ama bunun gerçek olmadığı her ikisi de biliyordu. Denya, kendisini yavaş bir şekilde kollarının arasından çıkardı. O kollar artık ona hissizlik değil, tiksinti veriyordu. Ne yapması gerektiğini bilmiyordu ama ne söylemesi gerektiğini çok iyi biliyordu. "Biliyor musun?" diyerek nefesini dudaklarına verdi. Karşısındaki beden anında kasıldı. Alayla gülümseyerek dudaklarını, Kaan'ın dudağının kenarına bastırdı. Kaan'ın dudakları arasından dökülen hafif acı dolu inleme ile dudaklarının yerini dilini bastırdı ve geri çekildi. "Kanla birleşen kapatıcının tadı iğrenç." diyerek bir kaç adımla geri gitti. Yüzünü tiksinçle buruşturarak dudaklarını sildi. "Bir daha çevremde dolaşma şerefsiz." Arkasını dönüp ilerleyecekken, karşı tarafta boş gözlerle onları izleyen bozayı ve Efkan ile duraksar gibi oldu ama belli etmeden yoluna devam edebildi. Onunla tartışmayı tercih ederdi. Şaka gibi ama cidden Kaan'la muhatap olmak yerine onunla kavga etmeyi tercih ederdi. Daha fazla düşünmek yerine, gözlerini Bozayı'dan çekip kantinden çıkarak dersinin olacağı sınıfa doğru ilerledi. ... İki saat blok dersten sonra beynini yemek üzereydi. Derslere hep odaklı olan aklı bu sefer Kaan'a takılı yerdeydi ve dersin öylece akıp gittiğini, hocanın dersi bitirdiğine dair sözleriyle anlamıştı. Neden gelmişti Kaan? Özür dileyip barışmak olmadığına kesinlikle emindi, lakin bir sonuca varamıyordu. Eşyalarını toplayıp sınıftan çıktı. Gün içinde Elif'i görmemiş, hatta nerede olduğunu bile merak etmemişti. Son zamanlarda Elif'in kendisinden uzak durduğunu biliyordu ama bunun nedenini bir türlü anlamıyordu. Sınıftan çıkarken ağır adımlarla ilerliyordu. Her adımında farkında olmadan düşüncelere dalıyor, ayakları yolu ezbere gidiyordu. Henüz saatler önce sabah evden çıkarken mutluydu, umutluydu, peki şimdi ne olmuştu da bu kadar durgundu? Bahçeye çıkıp boş bulduğu ilk banka oturdu. Ellerini cebine koymadan önce, şapkasını kafasına geçirdi. Güneş fazla olmasa bile doğrudan ona vuruyordu. Şu an güneşin ona vurmasını bile önemsemiyordu ama yine de önlemini almak için başını biraz daha yere eğerek güneşin yüzüne vurmasını engelledi. Ne kadar zaman geçti bilmiyordu ama bir sonraki dersin başlangıç sesini duymuştu, lakin kalkmadı. Bir sonraki derse girmek istemiyordu. Öylece durdu. Bahçede tek bir insan kalmayana kadar bekledi. Tuhaf. Her şey bir anda o kadar tuhaflaştı ki... Sabah mutlulukla uyanan Denya, şimdi durgun, sessiz ve sakindi. Mutluluktan eser yoktu. Kolunu dahi kaldırmak istemiyordu sanki. Nefes almak bile boşunaymış gibi geliyordu. Derin bir nefes alarak şapkasını ters çevirip taktı ve ardından okuldan gitmek için ayağa kalktı. Bir kaç adım atıp ilerlerken okulun arkasından gelen seslerle olduğu yerde durdu. Kaşlarını çatarak topuğunun üzerinden köşeyi dönerken yüzüne gülümseme yerleştirdi. Yaklaştıkça netleşen seslere karşılık yüzüne alaylı bir gülümseme peydahlandı, anlaşılan birileri sadece ona sataşmıyordu. Diğer köşeyi dönmek yerine karşı tarafa ilerleyip ağaçların arasında durdu. Karşısında, birbirilerine bağıran ikiliye gülerek baktı. Bozayı ve göt biti. Az önce nefes almayı boş gibi hissederken şimdi gülmeyi kendisine örnek almış gibiydi. Kollarını birbirine dolayıp tek ayağına yük verirken, omzunu ağaca yasladı. Uzun zamandır beklediği film gösteriye girmiş kadar heyecanlı ve mutluydu, bir o kadarda dikkatli dinleyip, izliyordu. "Saçmalama lan! Ona söyleyeceksin!" diyerek kükreyen Bozayı'ya başını yana yatırarak baktı. Herkese karşı kaba olan bozayı Efkan'a ilk kez bağırıyordu ya da kendisi ilk kez buna şahit oluyordu. Her zaman Bozayı'yı sakinleştiren, onu durduran tek kişi Efkan'dı. Şimdi ise ona bağırıyor hatta gözlerinde gördüğü öfkeyle ona saldıracak gibi duruyordu. Bu duruma içten içe sevinmeden edemedi. Efkan ile her hangi bir sorunu yoktu ama Bozayı'nın canının yanması, çevresinin dağılması Denya'nın işine gelirdi. "Öyle bir şey olmayacak Altay! Ona hiç bir şey söylemeyeceğim! Gerekirse gidip kendin söyleyeceksin!" diyerek aynı ses tonuyla karşılık vermişti Efkan. Bozayı, sinirle ellerini saçlarından geçirirken arkasında kalan duvara yumruk attı. Çileden çıkmış gibiydi. O her duvara yumruk attığında Denya'nın gülümsemesi kayboluyordu. Yıllardır kavga etmişlerdi, sinirleriyle tüm okulu kasıp kavurmuşlardı ama Altay'ın ilk defa bu denli delirmiş görüyordu. Ve bu biraz korkutucuydu. Denya, yerinde dikelmiş, kaşlarını çatmış, olası bir durumda atağa geçmek için hazırda bekliyordu. Altay'ı bu denli sinirlendiren her ne ise Efkan'ı öldürecek gibi görünmesine neden olmuştu. Gözlerinin önünde bir cinayet işlenmesine müsaade edemezdi. "Bana inanmaz! O bana asla inanmaz." sonlara doğru sesi kısılmıştı lakin duvara yumruk atmaya da devam ediyordu. Denya daha fazla yerinde duramadı ve ileri atılarak Altay'ın elini tuttu. Neden yaptı bilmiyordu ama onun duvara vuruyor olması canını sıkmıştı. Gözleri önünde kendisine zarar veren birini görünce dayanamıyor ve eskiye dönmemek adına hızla müdahale ediyordu. "D-Denya?" Şaşkınlık kokan sesle yutkundu. Başını yana yatırarak gözlerinin içine baktı. Orada gördüğü duygulara anlam vermek istemeyerek gözlerini kaçırdı. Farkında mıydı bilmiyordu ama elleri hâlâ elini tutuyordu. Arkada kalan bedene göz ucuyla baktı. Efkan, kollarını birbirine dolamış sabit yüz ifadesiyle onlara bakıyordu. Kuruyan dudaklarının üzerinde dilini gezdirip, avucundaki eli bıraktı. "Kendine zarar verme." dedi sakin bir tonla. "Neden?" dedi kendisini hızla toplayıp alaylı sesini takınarak. "Yoksa canın mı yanar çirkin? Benim için endişeleniyor musun?" diye devam etti. Kaşlarını çatarak, yüzüne gülümseme yerleştirdi, aradaki mesafeyi biraz daha kısaltarak yaklaştı. Gözlerini kısıp, yüzünde tur attırdı. "Maalesef Bozayı." diyerek elinin tersiyle usulca yanağını okşadı. Elinin altındaki bedenin kasılışına şahit oldu lakin geri çekilmedi. "Sana zarar veren tek kişi ben olmalıyım." diyerek elini çekmeden önce bir kez daha okşadı ve göz kırparak arkasına döndü. Yüzündeki gülümsemeyi silmek için dudaklarını birbirine bastırdı. Öyle ki arkasında biri sinirden, diğeri şaşkınlıkla bakan iki kişi vardı. Bir kaç adım atmıştı ki kolunun tutulup çekilmesiyle alaylı gülümsemesi büyüdü. Bunu bekliyordu, hiç yanılmamıştı. "O halde bende sana bir şey söyleyeyim çirkin." Alaylı suratı, yüzüne yaklaştı. Arada bir kaç santim kala durdu. "Çevrene yaklaşan insanlara dikkat et, zira canını yakan tek kişi ben olmalıyım." diyerek sözlerine devam etti. Denya'yı taklit ediyor olması gülümsetmişti. Başını usulca iki yana salladı. Aradaki mesafeyi açmak için bir iki adım geri atarak uzaklaştı. "Benim canımı benden başka kimse yakamaz bozayı. Buna izin vermem. Çünkü kimse benim için o kadar önemli değil." dedi ve yanağından makas alarak hızla uzaklaştı. Onu sinir etmek ve laflarını yutturmak hoşuna gidiyordu. Tüm sinirini alıp götürüyordu. Oysa söyledikleri doğru muydu? Kendi canını kendisinden başka kimse yakamaz mıydı? ... Evin kapısını açarak hızla içeri girdi. Çantasını herhangi bir köşeye fırlatıp mutfağa ilerledi. Kendisine atıştırmalık bir şeyler hazırladı. Acıkmıştı. Belki de ilk kez bu kadar açlık hissediyordu. Tuhaf gününde olduğunu söylemiştim değil mi? Daha ne kadar tuhaf şeyler olacak merak ediyordum açıkçası. Yemeğini yiyip, mutfaktan çıkarak merdivenlere ilerledi. Çantasını fırlattığı köşeden alıp merdivenleri çıkarak odasına girdi. Okuldan erken çıktığı için Elif evde yoktu. Zaten son günlerde pek fazla konuşmuyordu. Belki de yataktan çıktığını bile bilmiyordu Elif. Çantasını köşeye bırakarak banyoya girdi. Üzerindekileri çıkarıp kısa bir duş aldı. Yüzünden ve bedeninden silinen makyajın yerine bıraktığı doğallığa burukça baktı. Kim kabul ederdi ki onu bu halde? Kim severdi? Kim isterdi? Kimse. Kimse yanında olmazdı. Her gören hakaret edip giderdi ona göre. Başını iki yana sallayarak üzerine bornozunu giyip banyodan çıktı. Giysi dolabına ilerleyip kapağını açtı. İçinden üzerine rahat bir şeyler alıp arkasına döndü. O an. İşte o an beline sarılan kollarla sessiz çığlığı, nefesine karıştı.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE