bc

Delta'nın Lunası

book_age16+
22
TAKİP ET
1K
OKU
mystery
another world
enimies to lovers
like
intro-logo
Tanıtım Yazısı

Aşık oldğu çocuk bir Alfa varisi. Eşiyse Alfa'nın hakimiyetini kabul etmeyen bir Delta. Bir omega olan Amethyst'in ikilemi nasıl son bulacaktır?

Çocukluk aşkı Valfred mi? Bir eş bile istmeyen eşi Albert mi?

chap-preview
Ücretsiz ön okuma
Bölüm 1 ~Barda Çıkan Olay
Korkunç bir baş ağrısı uyanmamı sağlamıştı. Uykuyu seven biri olarak önce yüzümü ekşittim ardından dün gece olanları hatırlayınca kanımın donduğunu hissettim. Hızlıca yataktan fırladım. Odamın kapısını bir hışımda açtım ve merdivenleri ikişer ikişer indim ve masada oturmuş çayını yudumlayan Valfred'e doğru yürüdüm. -Hey, hey sakin ol tamam mı benle ne ilgin var ya senin? Her zamanki Valfred olduğu için şaşırmadım ve ciddiyetimi bozmadım. Bu çocuğun alfanın oğlu olması inanılmaz sinirlerime dokunuyordu. Valfred ve ben 7 yaşından beri falan arkadaştık. Ve maalesef sürekli yüzüme vurmasından dolayı asla unutamadığım bir şekilde benden bir yaş büyüktü. Her zaman onu abim olarak görmüştüm o da bana her zaman küçük kız kardeşiymişim gibi davranmıştı. -Valfred dün gece ne oldu? Yemin ederim hepinizi öldürmek istiyorum. Bana doğruyu söyle! Yalan söylersen anlarım biliyorsun. Derin bir nefes aldı sonra ayağa kalktı ardından bana yaklaştı ve ellerimi avcuna aldı ve yapmacık ses tonuyla dramatik bir şekilde konuşmaya başladı. -Ah Ethyst başımıza neler geldi şimdi anlatmaya başlasam yarın sabah kadar sürer güzelim. Bana salak salak yürümesi dışında ses tonu bile gıcığıma gidiyordu. Tamam ona böyle davranıyorum ama gene de onu seviyorum yalan yok. Klasik Valfred işte çok ciddi bir şey bile olsa şakaya vurardı. Adım aslında Amethyst ama o bana Ethyst demeyi tercih ediyordu. -Bir gün abarta abarta anlattığın olaylardaki gibi trajik bir şekilde öleceksin ve ben senin o trajik kıçını kurtarmayacağım. -Ayıp ediyorsun Ethyst O abartılı derece de liseli kızlara benzeyen sesiyle bu sözleri söylediğinde bütün sinirime rağmen kıkırdamıştım ve bunu görünce alaycı olmadığını bildiğim o gülümsemesi yerleşti dudaklarına. Beni rahatlatabilmekten hoşnut olduğunu gösteren küçük ama hoş bir gülümseme. Hala avuçlarında olan ellerimi kıpırdatmamla ellerimi daha sıkı tuttu. -Dün gece neler oldu Valfred? Ortam gene gerilmişti. -Kişisel algılama Ethyst sinirili ve elinde güç olan kurt adamlar böyle şeylere yatkındır. Bir yanım haklı olduğunu söylüyordu bir yanım ise sadece beni rahatlatmak için böyle davrandığını söylüyordu. -Ölü ve ya yaralı var mı? Bir soruyu hiç sormak istemediğimi belli edecek sessizlikte bir fısıltı gibi sormuştum. -Ölü yok. Sadece bir kişi komada. Bir oğlan. Onun dışında üc ağır yaralı ve yedi hafif yaralı var. Nefesimi tutmuş bir şekilde Valfred'i dinliyordum. Bunların hepsi benim suçumdu. Sonra zihnimi okuyabiliyormuş gibi konuşmaya başladı. -Sakın kendini suçlama Ethyst. Burada kendini suçlaması gerekn biri varsa o kişinin o adam olduğunu hepimiz biliyoruz! Sonra kollarının beni sarmasına izin verdim. -Valfie şimdi o komadaki oğlana ne olacak? Derin bir nefes aldıktan sonra başımı omzuna yaslayıp sessiz sessiz ağlamaya başladım. Bana bir yandan sarılırken elleriyle belimi okşuyor ve beni sakinleştirmek için saçlarımdan öpüyordu. - Aslında çocuk reşit değilmiş ve aslında barda bile olmaması gerekiyormuş. 16 yaşında ama bir kurt adam olduğu için uyanma ihtimali insan doktorların söylediklerinden daha yüksek. Hafifçe gülümsedim. Kafamı omzundan kaldırdım. Valfred elini yanağıma koydu ve baş parmağıyla göz yaşlarımı sildi. Kulağıma yaklaştı ve konuşmaya başladı. Nefesimin kesildiğini hissettim. -O güzel gülüşün aynı yağmur sonrası ortaya çıkan gökkuşağı gibi güzelim. Bunu söyledikten sonra muzip bir şekilde güldü ve gene o her zamanlı Valfred'e dönüştü. Sonra geri kalktığı sandalyeye oturdu ve çayını yudumlamaya başladı. -Hey Valfie! Bana doğru şüpheci bir bakış attı. Ve sonra dalga geçerek. -Gene ne var Ethyst? Sen ve soruların olmadan bir tatile çıkmalıyım bence yoksa kolay kolay akıl sağlığımı geri kazanamayacağım. Hafifçe kıkırdadım. -Dünkü adama ne oldu? Bu sorumun onu üzdüğü belliydi. Başını pencereden dışarı bakmak için sağa çevirdi. -Bizim sürüden değilmiş. Bunun ne anlama geldiğini biliyordum. Bu bir çeşit elimizden kaçtı demek oluyordu. Sonra konuşmaya devam etti -Sürümüze yakın çok fazla insan köyü var biliyorsun. Onlardan herhangi birine kaçmış olabilir. Ama babam onu bu kadar arayacağımız kadar önemli biri oldgunu düşünmüyor. Bu fikri desteklemediği yan gördüğüm profilinden bile belli oluyordu. Gülümsedim ve elimi omzuna koydum. Bana döndü. O çimen yeşili gözlerini gördüm. -Sen babandan daha iyi bir alfa olacaksın Valfie! Hafifçe kıkırdadı ve sonra dalga geçerek konuşmaya başladı. -Hey yoksa sen benden mi hoşlanıyorsun Ethyst? Dalga geçtiğini biliyordum. Ama o çok güzel gülüyordu. Kendimi dudaklarına bakmaktan alamadım. Ağzımı açıp tek kelime bile edemedim. Neler oluyordu bana böyle kendine gel Amethyst! Ellerini teslim olmuş gibi havaya kaldırıp kıkırdadı ve konuşmaya başladı. -Dalga geçiyorum Ethyst! Bana öyle bakmasana! Tamam tamam eşini beklediğini biliyorum zaten. Korkutma beni! Bunu söyledikten sonra gene çok güzel bir şekilde gülmeye başladı. Ve gene gözlerimi gülüşünden alamadım. Kahrolası kendine gel Amethyst! Çimen yeşili gözleri güneşin geliş açısı yüzünden parlıyordu ve onu daha çekici yapıyordu. Valferd uzun uzun ona baktığım sırada bunu fark etmemiş gibiydi. Ardından kapının çalmasıyla Valfred kafasını kaldırıp kapıya baktı. Bense ona bakarken daldığım için kapının çalmasıyla bir anda irkilerek yerimden sıçradım. Kim gelmişti şimdi! Benim evime Valfie dışında kimse gelmezdi ki -evet tek arkadaşım Valfie maalesef- sonra etrafa dikkatlice buranın benim evim olmadığını fark ettim. Burası kahrolası alfanın eviydi. Ve oğlu olduğu için Valfie'nin evi. Sürekli buraya gelirdik. Zaten alfa neredeyse hiç eve gelmezdi sadece uyumaya gelirdi. Bazense sürü evinde sabaha kadar çalışırdı. Valfred hep alfa olunca asla masa başı iş yapmayacağını babasının şu anda onun yerine de yaptığını söyleyerek dalga geçerdi. Valfred ayağa kalkıp kapıyı açtı. Sarı saçları, buz mavisi gözleri ve bütün güzelliğiyle Opaline eve girdi. İnanılmaz derecede güzel görünüyordu. Her kızın o olmak istediğine emindim. Ben şu an yataktan yeni çıkmıştım. Siyah saçlarım karmakarışık, gözlerimde çapaklar, üstümde Valfie'nin bana büyük gelen gömleği ve son olarak ev terliklerimle onun binde biri kadar bile bir güzellik sergilemediğimi biliyordum. Zaten bu yüzden olsa gerek Opaline beni Valfred ile yarışmak için asla karşısına almıyordu. Zaten Valfred'in bana o gözle asla bakmayacağını ikimizde biliyorduk. Valfred sıcak bir gülümseme ile Opaline'e sarıldı. Opaline de onun yanağına küçük bir öpücük konurdu. Sonra içeri girdi. Göz göze geldik. -Harika görünüyorsun. Bunun üzerine bana gülümsedi ve nasıl karşılık vereceğini bilmiyormuş gibi etrafa baktı. En son bana döndü ve konuşmaya başladı -Kesinlikle sen de öyle. Bu söylediğinde ciddi olmadığını burada olan herkes biliyordu. Sadece ayıp olmasın diye söylemişti işte. Valfred onun için sandalyeyi çektiğinde oraya oturdu. Sinirlendiğimi daha doğrusu kıskandığımı hissettim. Bana hiç sandalye çekmemişti. Sonra kurdum benimle konuşmaya başladı. Sana sandalye çekerse sanki Opaline gibi bir hanımefendi gibi davranıp nazikçe oturacaksın sanki! İkimizde biliyoruz ki eğer sana sandalye çekerse "Benim ellerim yok mu ne münasebet" diyecek ve çocuğu buna yaptığına pişman edeceksin. Haklı olabilirsin ama bu Valfred'in Ophelia'ya özel olarak ilgi gösterdiği gerçeğini değiştirmez. Opaline özellikle Valfred'in dikkatini çekmek için abartılı bir şekilde onunla flörtleşiyordu. Aslında bakarsak Valfred de onunla ilgileniyor gibiydi Valfred herkese böyle kafayı yeme istersen Amethyst!!! Tamam haklısın ama- Haklıyım o kadar. İçimden konuşmam bile yasak ya. Sonra Opaline benim de dikkatimi çekmek için yüksek sesle öksürdü. -Şey aslında buraya gelmemin bir amacı var. Bunu söylediğinde Valfred'in ciddileştiğini gördüm. -Şu dün gece barda olan adamı sanırım gözcülerden biri Leezose'de görmüş. Valfred'in yavaşça yutkunduğunu gördüm. Sonra konuşmaya başladı. -Kaçmak için mantıklı bir köy. Tek yaptığı yorum buydu ne yani harika bir yere kaçmış aferin ona mı? Sonra Opaline konuşmaya başladı -Aslında ben bir de şeyi sormak istiyorum. Dün gece orada aslında ne oldu? Hadi ama haberlerdeki haydut olayının yalan oldğu çok belli. Valfred bana baktı. Tabi ki bunu onunla paylaşmak isteyip istemediğimi merak ediyordu. Tabi ki istemiyordum. Ben Opaline'ı hayatımda bile istemezken onu özel hayatıma bodoslama sokacak halim yoktu herhalde. Yavaşça başımı sağa ve sola salladım. Sonra Valfred'in gözleri benden Opaline'a kaydı. -Üzgünüm Opaline ama bu kişisel bir bilgi. Seninle paylaşabileceğimizi sanmıyorum. Opaline'e daha fazla zorlamamasını söyleyen bakışlar atan Valfred'e baktım. İlk tanıştığımız gün geldi aklıma... Gene soğuk bir kış akşamıydı. Dışarıda lapa lapa kar yağıyordu. Her kış olduğu gibi gene nezle olmuştum. Annem de daha hastalığım daha kötüye gider diye dışarı çıkmamı istemiyordu. Ama o kadar yalnızdım ki evde bile yapabileceğim hiçbir şey yoktu. Nedense sonunda yedi yaşında olmanın büyük bir şey olduğunu ve kendi kararlarımı verebileceğimi düşünmüş ve odamdaki camdan kaçmıştım. Dışarı çıktığım zaman gittiğim tek yere nehre gittim. Nehirdeki su donmuştu ve bana harika bir manzara sunuyordu. Öyle büyülenmiştim ki yanıma gelen oğlan grubunu fark etmemiştim. Bir süre sonra hepsi yakınıma gelince dönüp onlara bakmıştım. Kim oldğumu bilmedikleri için dikkatle beni inceliyorlardı. Sosyal biri değildim hala değilim. Ben de onları tanımıyorum. Aralarından altın sarısı saçlı bir çocuk öne çıktı. -Kimsin sen?! Emreder gibi konuşması sinirlerimi bozmuştu. Normalde olsa çekinsem de kendimi tanımaktan mutlu olurdum. Nedense kendimi tanıttıktan sonra daha az görünmez oldğumu düşünürdüm. O yüzden inat ettim ve kafamı başka yöne çevirdim ve ona tek bir kelime bile etmemiştim. Bu hareketime sinirlenip yanıma oturmuş ve kalanların eliyle gidin der gibi bir hareket yapmıştı. -Sen benim kim oldgumu biliyor musun?! Hayır bilmiyordum. Kimdi ki o? Kafamı ona çevirdim. İnanılmaz güzel çimen yeşili irislerine baktığımda büyülendiğimi hissettim. -Bunu hayır olarak sayıyorum Bu söylerken hafifçe gözlerini kıstı -Evet... Bunun üstüne muzip bir şekilde gülümsedi. -Ben Valfred Noreen Noreen... Noreen... Bu soyadı bir yerde duyduğuma emindim. Ama çıkaramıyordum. -Sen..? Hafifçe kıkırdadı. -Nerede yaşıyorsun mağarada falan mı? Ben alfanın oğluyum. İşte şimdi anlıyordum neden içimden böyle bir itaat duygusu geldiğini. Ve gözlerinin neden bu kadar büyüleyici olduğunu. Soyadını da babasının adıyla duymuştum tabi ki. James Noreen, Rodriguez Sürüsünün Alfası. -Senin baban alfa!! Büyük bir heyecanla nehre sırtımı ve ona yüzümü döndüm. Artık ters oturuyordum. Direkt gözlerime bakıyordu. Sanki bir şey arıyormuş gibi gözleri ruhuma nüfus ediyordu. O gözlere sabaha kadar bakabilirdim... -Sıra sen de! Sen kimsin? Yere baktım. Doğru tabi ki beni tanımıyordu. Ama tanıyabilirdi. Kafamı kaldırdım. Direkt göz göze geldik. -Ben Amethyst Armature! Elimi ona uzattım. Tuttu. -Tanıştığımıza memnun oldum Ethyst! Sonra elimi dudaklarına götürdü be öptü. Elimin karıncalandığını hissettim. Hafifçe gülümsedim. Ne güzel bir anıydı. En azından o zaman sadece ikimiz vardık. Valfie ve ben. Şimdi ise aramızda dünyalar var. Arkadaşlığımızın bile uzun süreceğini sanmıyorum. Biz apayrı dünyaların insanıyız. O aflanın oğlu ben ise omeganın kızıyım. Valfred'in sesi beni dünyaya geri getirdi. -Ethyst? İyi misin? Etrafıma bakınca Opaline'ın gittiğini fark ettim. Sonra Valfred konuşmaya devam etti. -Sorun ne hayalet görmüş gibisin? Valfred'e baktım ve yalandan oldğunu anlamasın diue kendimi sıkıp ona gülümsedim. -Sadece hâlâ dünkü olayın etkisindeyim sanırım. Sonra sandalyeden kalktım ve kapıya yöneldim. Kapıya baktım. Kahverengi tonlarında büyük bir kapıydı. Valfred kapıyı kırdığı için geçen yıl biz takmıştık bu kapıyı. Ama demekki anılara takılmamak gerekti. Kapının kulbundan tuttum ve derin bir nefes aldım. Sakince kapıyı açtım ve bana gülümseyen doğaya baktım. Doğa beni anında sakinleştirdi. Kapıdan dışarı bir adım attım ve kapıyı istemsizce çarparak evden çıktım. Derin nefesler aldım ve doğayı hissetmeye çalıştım. Ormana doğru yürüdüm. Çam ve meşe kokusunun beni sakinleştirmesine izin verdim. Gökyüzüne baktım. Güneş daha yeni doğuyordu. Ay Tanrıçası'nın bana verdiği eşin peşinden gitmem gerekiyordu. Şu ana takılamazdım. Eşimin kim oldğunu biliyordum. Onun o olduğunu hissetmiştim. Ve biliyordum o da hissetmişti. Şimdi tek yapmam gereken peşinden gitmekti. Hafifçe sırıttım. O zaman bir sonraki hedefimiz Leezose..! ~~~

editor-pick
Dreame-Editörün seçtikleri

bc

İNCİ TANESİ

read
11.3K
bc

AŞKIN KÜLLERİ [ YENİDEN DOĞMAK ]

read
7.5K
bc

Hayaletin Avukatı

read
16.9K
bc

Geyna-Layon'un Fısıltısı

read
1.3K
bc

FISILTI

read
9.4K
bc

ATEŞİN HÜKMÜ

read
7.2K
bc

KARANLIĞIN GİZEMİ

read
6.4K

Uygulamayı indirmek için tara

download_iosApp Store
google icon
Google Play
Facebook