24. BÖLÜM: HAYALETLERİN DANSI ARAS (CERRAH) Ayaklarımın altındaki zemin, çocukluğumun en büyük kâbuslarının gömülü olduğu o eski ahşap parkeydi. Burnuma dolan o keskin benzin kokusu, yirmi yıl önceki o geceyi, ellerimin ilk kez birinin kanıyla lekelendiği o yangını geri getiriyordu. Ama bu kez durum farklıydı. Yanımda, o yangının en büyük enkazı duruyordu: Dila. Omuz omuza verdiğim, nefretle karışık bir tutkuyla bağlı olduğum o kadın, şimdi benim kefaretimin tek şahidiydi. Mert, o yatakhanenin tam ortasında, elindeki çakmağın metalik sesini odanın sessizliğine bir cellat gibi vururken, arkasındaki gölgelerin arasından bir gıcırtı yükseldi. Bu sesi binlerce sesin arasından tanırdım. Tekerlekli sandalyenin paslı rulmanlarından çıkan o ince, tiz ses… Yavuz. Ağabeyim, o yanık yüzüyle loş ı

