bc

KAN ve MÜREKKEP

book_age16+
786
TAKİP ET
10.0K
OKU
revenge
dark
family
HE
fated
kickass heroine
gangster
drama
tragedy
sweet
bxg
lighthearted
serious
kicking
soldier
campus
city
enimies to lovers
secrets
superpower
war
musclebear
love at the first sight
surrender
like
intro-logo
Tanıtım Yazısı

Kelime ustası bir gizem. Kurşunların dilini bilen bir asker.

İstanbul'un kalbinde patlayan bir terör eylemi, adını sadece kitaplarının sayfalarında yaşatan, kimsenin yüzünü görmediği bir edebiyat öğretmeninin hayatını kökten değiştirir. Çocuklarının gözleri önünde rehin alınan bu genç kadın, aslında geçmişinden gelen derin bir sırrın gölgesinde yaşamaktadır.

Olayların sis perdesi dağıldığında, her şeyin bittiğini sanır. Oysa savaş yeni başlıyordur. Örgüt, sinsi bir hamleyle genç kadının kimliğini tüm dünyaya ifşa eder. Yıllarca sakladığı hayatı bir anda yıkılır, artık o, her adımında ölümün kol gezdiği bir hedef tahtasındadır.

Korumasıyla görevlendirilen Yüzbaşı ise, bu tehlikeli dünyada soğukkanlı bir avcıdır. Görev aşkıyla yaşayan, her nefesi strateji olan bu adam, kendini bir anda kurguların naif dünyasından gelen, hassas bir ruha siper olurken bulur. Zıt kutuplar gibi birbirine çekilen bu ikili, ölüm kalım mücadelesinin en kritik anlarında, kurşunların arasında imkansız bir aşka tutulur.

Peki, ateşle barutun bu destansı dansında aşk, onları küllerinden doğuracak mı? Yoksa genç kadının geçmişindeki sır, bu kez onu ve ona siper olan Yüzbaşı'yı da mı ele geçirecektir? Teröristlerin asıl hedefi, o sırrı tamamen yok etmekken, bu iki yürek, sadece hayatta kalmak için değil, aynı zamanda ülkenin kaderi için de savaşmak zorunda kalır.

Gerilimin soluk kesen ritmiyle, aksiyonun doruk noktasına ulaştığı bu hikayede, imkansız bir aşkın nasıl doğduğuna tanık olacaksın.

chap-preview
Ücretsiz ön okuma
Kulis Fırtınası
Muhabir Kaan Güneş, kalabalığın uğultusu ve sahneden yayılan ışıkların büyülü parıltısı arasında mikrofonunu sıkıca kavrıyordu. Sesi, adeta bu enerji dalgasına karışıyor, her hecesi heyecanla titriyordu. "İyi akşamlar Türkiye! Ekranları başındaki sevgili izleyicilerimiz, şu an sizlere İstanbul'un atan kalbinden, kelimenin tam anlamıyla nefes kesen bir müzik şöleninin tam göbeğinden sesleniyoruz! Burası, şehrin sadece en büyük değil, aynı zamanda en prestijli, en modern ve akustiğiyle dünya standartlarındaki kapalı konser salonlarından biri... Ve inanın bana, bu akşam burada soluduğumuz her nefes, elektrik yüklü bir beklentinin kokusunu taşıyor! Dışarıda, Boğaz'ın iki yakasından, İstanbul'un her bir köşesinden akın akın gelen yüz binlerce müziksever, adeta büyülü bir sel gibi bu devasa alanı hıncahınç doldurmuş durumda. Her yaştan, her kesimden insan, gençten yaşlıya, tüm enerjileriyle tek bir ortak heyecanın, tek bir büyülü ismin etrafında toplandı: Türkiye'nin tartışmasız Pop Starı! Günler öncesinden... Hayır, bu konserin biletleri satışa çıktığı ilk saatlerde tükenerek ulaşılmaz bir hale geldi. Sanatçının adını taşıyan her bir afiş, adeta bir koleksiyon objesine dönüştü. Ve şimdi, o an geldi çattı! Sanatçının sahneye çıkışını bekleyen bu devasa kalabalık, her geçen saniye biraz daha coşuyor, tezahüratın gücü duvarları zorluyor! Sahnenin devasa LED ekranlarından yayılan rengarenk ışık şöleni, salonun her bir köşesine dans ederek vuruyor, binlerce elin ritimle birleştiği alkış sesleri kulakları sağır edercesine yükseliyor, adeta bir gök gürültüsünü andırıyor. Sanki her biri ayrı bir melodi çalan milyonlarca kalp, şu an aynı anda, tek bir ritimle atıyor! İnsanların yüzlerindeki o pırıltıyı, gözlerindeki o saf sevinci ve beklentiyi görmelisiniz! Kimisi en sevdiği şarkının nakaratını tutkuyla fısıldıyor, kimisi en yakın arkadaşıyla kahkahalara boğuluyor, kimisi de cep telefonlarının ışıklarını bir fener alayı gibi sallayarak bu büyülü anı ölümsüzleştirmeye çalışıyor. Bu sadece bir konser değil, bu bir his, bu bir anı, bu bir devrim! Türkiye'nin müzik tarihinde kesinlikle unutulmazlar arasına girmeye aday, muhteşem bir geceye adım adım yaklaşıyoruz. Pop Starımız henüz sahnede yok, ancak enerjisi ve o büyük beklenti şimdiden tüm salonu, tüm İstanbul'u ele geçirmiş durumda. Az sonra... Evet, sadece saniyeler sonra o büyük an gelecek ve bu salon, eminim ki daha önce hiç olmadığı kadar yüksek sesle haykıracak, yer yerinden oynayacak!" Kaan Güneş'in coşkulu sesi kulisteki dev ekrandan yankılanırken, o anları birebir yaşamaya saniyeler kala, bir grup son sınıf lise öğrencisi adeta zapt edilemez bir enerjiyle dolup taşıyordu. Kulisi dolduran o steril ve her an her şeyin kontrolde olduğu havanın aksine, sahne arkasındaki bu özel bölüm, gençlerin taşkın neşesiyle dolup taşmıştı. Dev ekranda Kaan Güneş'in "Türkiye'nin Pop Starı!" diye haykırışı duyuldukça, mezuniyetlerini kutlamak için buraya özel olarak getirilmiş bu ayrıcalıklı öğrenci grubunun heyecan seviyesi katlanıyordu. "Duydunuz mu? Türkiye'nin Pop Starı diyor! Az kaldı!" diye bağırdı uzun boylu, enerjik bir genç, yanındaki arkadaşını omzundan dürterek. "Ya yemin ederim kalbim yerinden çıkacak! Onu görmek için neler vermezdim!" Bir diğeri, tişörtünü çekiştiren kız arkadaşına dönüp güldü: "Sakin ol prenses, sanki şimdiye kadar hiç konsere gitmedin." Pop Star'a özel olarak ricada bulunulmuştu; gençlerin bu mezuniyet dileğini kırmamış, konserin hemen öncesinde, kısacık da olsa onlarla tanışmayı kabul etmişti. Bu bilgi, zaten dorukta olan heyecanlarını patlama noktasına getirmişti. Yerlerinde duramıyorlar, minik gruplar halinde birbirleriyle şakalaşıp itişip kakışıyorlardı. "Kesinlikle efsane bir mezuniyet hatırası olacak!" diye haykırdı esmer, gür saçlı bir kız, havaya zıplayarak. "Hocalar bile kıskanır bizi!" Birkaç erkek öğrenci, aralarında hafifçe güreşerek enerjilerini atmaya çalışıyor, dev ekrandaki kalabalık görüntülerine kendi tezahüratlarıyla eşlik ediyorlardı. "Starımız nerede kaldı ya? Çıksın artık!" Gözleri ışıl ışıl, her biri ayrı bir hevesle doluydu. Kimi pantolonundaki hayali tozları silkeliyor, kimi saçını düzeltiyor, kimi de az sonra görecekleri idollerine söyleyecekleri birkaç kelimeyi zihnine kazımaya çalışıyordu. Pop Star'ın her an kapıdan içeri girecek olmasının verdiği o tatlı gerilim, her birinin yüzünden okunuyordu. Burası artık sadece bir kulis değil, gençlerin hayallerinin gerçeğe dönüştüğü, saf bir heyecan fırtınasının merkeziydi. Kaan Güneş'in sesi ekranda yükselirken, lise son sınıf öğrencileri arasındaki enerji giderek kontrol dışına çıkıyordu. Yanlarında, duruma hakim olmaya çalışan, takım elbiseli, ciddi tavırlı Ali Hoca vardı. Saçları özenle taranmış, gözlüğünü burnunun ucuna kadar indirmiş, sürekli saatine bakınıyordu. Gençlerin şamata seviyesi tavan yapınca, Ali Hoca ince, biraz da gergin sesiyle ortamı yatıştırmaya çalıştı: "Şşşşt! Gençler, sakin olun biraz! Burası kulis, çalan teneffüs zili değil!" Ali Hoca'nın uyarısıyla dönen gençlerden, o an bir kavgadan yeni çıkmış gibi dağınık saçlı, tişörtü hafifçe dışarı çıkmış Caner, kaşlarını çatarak homurdandı: "Bu niye geldi ya?" Hemen yanında, gözlüğünü parmağıyla düzelten, ders çalışmaktan yorulmuş gibi görünen ama zekası gözlerinden okunan Emre, kısık sesle ama alayla cevap verdi: "Aklı sıra Zeynep Hocayı götürecek düdük!" Bu yoruma gençlerin arasından kıkırtılar yükseldi, bazıları birbirlerine dirsek atıp güldü. Onların bu çocukça hallerine sabırla karşılık veren, enerjik ve neşeli, topuz yaptığı saçlarından birkaç tel fırlamış Büşra, gözlerini devirerek söze girdi: "Bu her akşam kendini eve götürebildiğine şükretsin, Zeynep Hoca ona gözünün ucuyla bakmaz!" Büşra'nın bu sözleri, kulisteki genç grubunu daha da kahkahalara boğdu. Yanlarında duran, gençlerle daha sıcak ilişkisi olan, sarışın, güler yüzlü Beril Öğretmen hemen araya girdi: "Şşşşşşşş! Hocanız o sizin, çok ayıp! Duyacak şimdi!" Beril Öğretmen bir yandan parmağını ağzına götürüp 'sus' işareti yaparken, bir yandan da Ali Hoca'nın durumu ve gençlerin yorumları karşısında dudaklarında oluşan tebessümü durdurmak için yanağını ısırmaya çalışıyordu. Büşra, omuz silkerek, "Ama haksız mıyız Beril Hocam?" diye sordu, masum bir ifadeyle. Beril bu kez işaret parmağını ağzına götürüp sert bir 'sus' işareti daha yaptı, ancak yüzündeki gülümseme iyice büyümüştü. İçinden, gençlerin haklılığına dair bir onay mırıltısı geçti: Zeynep asla Ali Hoca gibi yüreksiz bir adama bakmazdı. Ali Hoca'nınki akıntıya karşı kürek çekmekti. Ali Hoca yeniden saatine baktı, sanki zaman Zeynep'in gelmesiyle hızlanacaktı: "Hadi ama Zeynep nerede kaldın? Konser başlayacak!" diye mırıldandı kendi kendine, endişeyle kulis koridorunun girişine bakarak. Gençler ise kahkahalarını bastırmaya çalışırken, bir yandan da Ali Hoca'nın Zeynep Öğretmen'e duyduğu platonik ilgiyi kendi aralarında fısıltılarla yorumlamaya devam ediyorlardı. Kulisteki gergin bekleyiş, gençlerin bu neşeli muziplikleriyle tatlı bir kaosa dönüşmüştü. Kaan Güneş'in bitmek bilmeyen coşkulu sesi kulakları doldururken, gençlerin bakışları aniden koridorun girişine çevrildi. Ve işte! O an gelmişti. Kapının pervazında beliriveren o siluetle birlikte, kulisi dolduran heyecanlı fısıltılar, ani bir alkış tufanına ve kulakları sağır eden bir tezahürata dönüştü! "Ooo! İşte o!" "Geldi! Geldi!" çığlıkları birbirine karıştı. Uzun boylu, ışık saçan gülümsemesiyle Türkiye'nin Pop Starı, kendinden emin adımlarla içeri girdi. Üzerindeki sade ama şık sahne kostümü, doğal karizmasını daha da belirginleştiriyordu. Elini havaya kaldırarak gençleri selamladı. "Merhaba gençler! Nasılsınız bakalım? Mezuniyetiniz kutlu olsun!" dedi içten bir sesle. Gençler, hem şaşkınlık hem de büyük bir sevinçle kısa ama tatlı bir sohbete daldılar. Kimi hayranlığını dile getiriyor, kimi gelecek planlarından bahsediyor, kimi de pop starın yeni şarkısının ne zaman çıkacağını soruyordu. Ortamda saf bir hayranlık ve coşku hakimdi. Tam o sırada, kapı kenarında bekleyen görevlilerden biri, kolundaki saate bakarak kibarca araya girdi: "Üzgünüm ama... Son on beş dakika kaldı. Sahneye hazırlanmanız gerekiyor." Bu uyarı, gençlerin yüzlerindeki gülümsemeleri dondurdu, neşeleri bir anda bıçak gibi kesildi. Ancak tam o anda, grubun en önünde duran, uzun, parlak kumral saçları omuzlarına dökülen, irice kahverengi gözleriyle sevecen bakışlar atan Elif öne çıktı. Yüzündeki yalvaran ifadeyle Pop Star'a baktı: "Lütfen, lütfen biraz daha kalın!" dedi nefes nefese. Sesi, heyecan ve umutla titriyordu. "Bir arkadaşımız daha var... Fulya. Yetiştirme yurdunda kalıyor. Müdüründen konser için izin alamamıştı... Ama Zeynep hocamız onu almaya gitti! Neredeyse gelirler lütfen!" Elif'in gözleri dolmuştu. "Fulya sizin en büyük hayranınız! Odasının her yerinde posterleriniz var. Onun için birkaç dakika daha lütfen, ne olur!" Pop Star, Elif'in yalvaran gözlerine baktı, yüzünde şefkatli bir gülümseme belirdi. Etrafındaki hayranlarının bu içten isteğine kayıtsız kalamadı. "Peki," dedi yumuşak bir sesle. "Ama gelseler iyi olur. Sadece birkaç dakika. Sizin için bekleyeceğim, Fulya'yı üzmeyelim." Bu sözler, Elif'in ve diğer gençlerin yüzünde kocaman bir gülümseme yarattı. Pop Star'a minnettar bakışlar atarken, gençlerin meraklı bakışları kulis kapısına kilitlenmişken, koridorun ucunda bir hareketlilik başladı. İlk başta belli belirsiz bir siluet, ardından hızla belirginleşen bir koşuşturmaca... Bir anda kapıda beliren incecik, narin ama bir o kadar da enerjik genç kız siluetiyle birlikte, Fulya, adeta rüzgar gibi içeri daldı. Uzun, gür, dalgalı kumral saçları koşarken savruluyor, iri, meraklı gözleri heyecanla parlıyordu. Üzerindeki biraz eski duran ama özenle ütülenmiş tişörtü ve kot pantolonuyla, sanki hayallerine koşuyordu. Elif ve diğer arkadaşları, "Fulya! Geldin!" çığlıklarıyla ona doğru koşunca, kulisin o ciddi havası bir kez daha neşeyle dağıldı. Sıkıca birbirlerine sarıldılar, omuzlarda patlayan sevinç tokalaşmaları ve içten kahkahalarla coşkulu bir an yaşadılar. Fulya, nefes nefese arkadaşlarından ayrılıp gözleri dolu dolu etrafına bakarken, bakışları aniden köşede duran, az önce kendisi için bekleyişini uzatan o isme takıldı. Pop Star! Fulya'nın yüzündeki sevinç ifadesi anında bir şoka, ardından tarifsiz bir mutluluğa dönüştü. "Aaaaah!" diye içten, bastırılamaz bir çığlık attı, elleriyle ağzını kapatarak şaşkınlığını gizlemeye çalıştı. Pop Star, Fulya'nın bu saf ve içten tepkisine karşılık sevecen bir şekilde gülümsedi. "Sen Fulya olmalısın. Hoş geldin, nihayet yetişebildin!" diyerek genç kıza doğru birkaç adım attı. Fulya'nın ellerini tutarak kısa bir an sohbet etti, ona birkaç cesaret verici söz söyledi ve sonra konsere hazırlanmak üzere kibarca ayrıldı. Fulya ise sanki bir rüyadan uyanmış gibi, gözleri parlayarak Pop Star'ın arkasından baktı. Bu sırada, Beril Öğretmen'in dikkatini, Fulya'nın arkasından kapıdan içeri giren tanıdık bir siluet çekti. Zeynep Öğretmen! Omzuna düşen koyu, dalgalı saçları, bembeyaz teni ve zeki parıltılarla dolu masmavi gözleriyle, her zamanki gibi zarif ve vakurdu. Üzerindeki klasik lacivert ceketi ve beyaz bluzuyla, kulisin ciddiyetine ayak uyduran tek kişiydi adeta. Beril Öğretmen, Zeynep'e doğru hızla yürüdü: "Zeynep! İnanamıyorum!" dedi sevinçle. "Müdireyi nasıl ikna ettin? Bildiğim kadarıyla yurttan çıkışına pek sıcak bakmıyordu." Zeynep, sıcak bir gülümsemeyle karşılık verdi, gözlerinin içi gülüyordu: "Tüm forsumu kullanmam gerekti." Başını hafifçe arkasındaki kapıya doğru eğerek espriyle işaret etti. Fulya'nın sevinç çığlıkları daha tam dinmemişken, kulisin kapısında yeni bir hareketlilik oldu. Bu kez içeriye giren siluet, az önceki neşeli kalabalığı bir anda askerî bir düzene sokacak kadar heybetliydi. Kapı aralığında beliren uzun boylu, sarı saçları alnına düşen, çelik mavisi gözleri keskin ama tanıdık bir ifade taşıyan, kaslı ve atletik yapısıyla dikkat çeken Taşkın Komiser'i gören öğrenciler, bir anda organize bir koro gibi bağırmaya başladılar: "Taşkın Komiser oley! Taşkın Komiser oley! Taşkın Komiser oley!" Gençlerin coşkulu tezahüratları kulisi inletirken, Ali Hoca'nın yüzündeki şaşkınlık görülmeye değerdi. Beril Öğretmen ise Taşkın'ı görünce yüzünde samimi bir gülümseme belirdi. "Hayırdır başkomiserim?" diye takıldı. "Mesai mi var bu saatte?" Taşkın, gözlerini devirerek bıkkınlıkla Zeynep'i işaret etti. "İnsanın böyle kardeşi olunca mesaisi hiç bitmiyor Beril," dedi, sesi alaycı bir tını taşıyordu. "Kime bulaşacağı belli değil, bildiğin bela paratoneri bu kız!" Zeynep, Taşkın'ın bu sözlerine karşılık dudak büzdü. "İyi ki bir yardım ettin, bin yıl konuşursun artık!" diye laf attı. Beril, ikilinin bu didişmesine kısık sesle güldü. Onların kardeşlik bağını, bu tatlı atışmalardan çok iyi biliyordu. Ancak Taşkın, bir anda ciddileşerek Zeynep'e döndü. Mavi gözleri, endişeyle parladı. "Şaka bir yana Zeynep," dedi, sesi alçalıp sertleşmişti. "Müdire sana çok bilendi. 'Dava açacağım' derken bayağı ciddiydi." Zeynep, duyduklarına aldırış etmeden dudak büzüp omuz silkti. Başını sallayarak, az ötede arkadaşlarıyla kıkırdaşan, Pop Star'la tanışmanın mutluluğu yüzünden okunan Fulya'yı gösterdi. Yüzünde tarifsiz bir sevinç vardı. "Şu sevinç hepsine değer," diye mırıldandı, sesi inanç doluydu. Taşkın ise başını iki yana salladı. "O kızın durumunu fazla kişiselleştiriyorsun," diye uyardı Zeynep'i. "Unutma, sen bir öğretmensin, duygularınla hareket edemezsin." Zeynep derin bir nefes aldı, gözlerini bir anlığına tavana dikti ve sonra kararlı bir şekilde kardeşine döndü. "Siz olmasaydınız, ben de onun gibi olacaktım," dedi, sesi bir anlık kırılganlıkla dolmuştu ama hemen toparladı. "Evet, kişiselleştiriyorum. Şikayeti, olan varsa, gece uyumadan önce ağlayarak günlüğüne yazabilir." Zeynep'in meydan okuyan sözleri kulisin havasını bir anlığına dondursa da, Taşkın Komiser'in buna ayıracak vakti yoktu. Derin bir nefes aldı, kardeşine son bir göz devirdi ve ardından coşkuyla bağıran, etrafa saçılan gençlerin yanına doğru adımladı. Taşkın, kollarını kavuşturup sert bir ifadeyle gruba baktı. Sesi, kulisteki diğer gürültüleri bastıracak kadar gür ve uyarıcıydı: "Taş Pınar Koleji!" Öğrencilerin bir kısmı şaşkınlıkla Taşkın'a dönerken, komiserin bakışları her birinin üzerinde gezindi. "Burası okul bahçesi değil, ona göre! Taşkınlık yapanı içeri alırım, haberiniz olsun!" Komiserin bu sert uyarısı üzerine, gençlerden, grubun en uzun boylusu, esprili tavırlarıyla bilinen Murat öne çıktı. Tam bir polis filmindeki gibi, elini Taşkın'ın omzuna attı ve başını hafifçe aşağı eğip alaycı bir gülümsemeyle konuştu: "Al Taşkın'ı! Al Taşkın'ı!" Murat'ın bu beklenmedik ve cesur esprisi, tüm grubu bir anda kahkahalara boğdu. Gençlerin neşeli sesi kulisin duvarlarında yankılanırken, Taşkın'ın yüzündeki ifade bir anda buz kesti. Mavi gözleri, sert ve uyarısız bakışlarla Murat'ın ve diğer gençlerin üzerinde gezindi. Komiserin bu buz gibi bakışlarıyla karşılaşan grup, kahkahaları bir anda kesildi ve kuliste ani bir sessizlik oluştu. Herkes, Taşkın'ın şaka kaldırmayan ciddiyeti karşısında durulmuştu. Gençlerin kahkahaları boğazlarına dizilmişti. Ortamdaki gergin hava, her an patlayacak bir bombanın fitili gibiydi. Taşkın'ın sinirlendiğini gören Zeynep, hemen araya girdi. Sesi net ve komut vericiydi ama aynı zamanda yatıştırıcı bir tını taşıyordu. "Hadi bakalım, herkes konser salonuna!" dedi, ellerini hafifçe çırparak. Ardından, gözleriyle özellikle Murat'ı ve diğer enerjik gençleri üzerine basa basa bir kez daha uyardı: "Taşkınlık yapmak yok!" Zeynep'in bu müdahalesi üzerine Taşkın, bu kez sinirle kendi kendine bir göz devirdi. Kardeşinin onu etkisiz hale getirmesinden hoşlanmamıştı ama sesini çıkarmadı. Ali Hoca da, elinde saatiyle homurdanarak grubun peşinden, Zeynep Öğretmen'le birlikte salonun yolunu tuttu ve koridorda gözden kayboldular. Onlar gidince, kuliste sadece Taşkın ve Beril kalmıştı. Taşkın, adeta bu anı bekliyormuş gibi, tüm ciddiyetiyle ve hafif sitemkar bir ifadeyle doğrudan Beril'e döndü: "Çocuklarla konsere gidecek vaktiniz var ama benimle bir kahve içecek vaktiniz yok, öyle mi Beril Hanım?" Beril, bu beklenmedik sitem karşısında kıkırdadı. "İşimin başındayım başkomiserim," dedi, gözleri parlıyordu. "Öğrencilere gözetmenlik yapıyorum. Malum, her an her şey olabilir." Taşkın bıkkınlıkla elini havada salladı. "Ne yapayım anasını satayım! Liseyi baştan mı okuyayım bu yaşta? Lise önünde kız bekliyorum resmen! Düştüğüm hale bak!" dedi, sitemi komik bir çaresizliğe dönüşmüştü. Beril, Taşkın'ın bu halini daha da eğlenceli buldu. Yüzündeki muzip gülümsemeyle ona yaklaştı. Parmak uçlarında yükselip, Taşkın'ın yanağına kısacık, nazik bir buse kondurdu. "İyi mesailer başkomiserim," diye fısıldadı gülerek. Ardından, o da öğrencilerin peşinden, neşeli adımlarla salona doğru yol aldı. Taşkın ise kuliste tek başına kalmış, elini yanağına götürüp Beril'in bıraktığı o kısacık izin sıcaklığını hissederken, yüzünde istemsiz bir gülümseme belirmişti.

editor-pick
Dreame-Editörün seçtikleri

bc

TUTKUYA TUTSAK (+18)

read
43.6K
bc

CEHENNEM ÇUKURU

read
8.8K
bc

Patika

read
14.6K
bc

Sözleşmeli Erler

read
16.2K
bc

A D A M

read
4.8K
bc

Genç Polisler

read
2.2K
bc

Kara Kutu

read
7.5K

Uygulamayı indirmek için tara

download_iosApp Store
google icon
Google Play
Facebook