Saat 04:30 civarıydı. Berivan ağlamaktan bitap düşmüş, uyuyakalmıştı Devrim’in göğsünde. Devrim ise saatlerdir kollarında uyuyan karısını izliyordu öylece. Yüzünün her milimini izleyip kazıyordu hafızasına.. “Gerçek olamayacak kadar güzelsin be dağ çiçeğim..” diye mırıldanıp bir buse kondurdu karısının saçlarının arasına.. Ardından Berivan’ı uyandırmamaya dikkat ederek, başını usulca bıraktı koltuktaki yastığa. Hızla yatak odasından battaniye alıp örttü karısının üzerine.. Salondan çıkarken dönüp tekrar bakmayıda ihmal etmemişti tabi.. Balkona çıkıp, aydınlanmaya başlayan gökyüzüne çevirdi başını.. Derin bi soluk aldıktan sonra aldı telefonunu eline.. “Günaydın Devrim Alaz.. Bu saatte hayırdır oğlum, rüyanda beni mi gördün?” diyen amiriyle kıvrılmış dudakları.. “Günaydın amirim..

