Olaylar Olaylar

2139 Kelimeler
------------- 19. bölüm Karanlıktan dolayı yarım yamalak gördüğüm siluetlerden anladığım kadarıyla bana sessiz olmam için işaret etmişti beni arkasına alırken. Benim bile zor duyduğum bir ses ile “burada kal, sakın bir yere ayrılma” dedi. Cep telefonum odamda kalmıştı, Serhat’ınki de gece yatarken yanında tutmama alışkanlığı yüzünden salonda masonun üzerinde olmalıydı. Evin sabit hattı holdeki bir büstiyerin üzerinde duruyordu. Uzun lafın kısası ikimizin de telefonu yanımızda değildi, ne polisi ne amcamı arayamazdık. Serhat kapının arkasındaki ceketlere uzanarak ceplerinin birinde içeriye girenlere duyurmadan bir şeyler bulmaya çalışıyordu. Hareketlerini yavaşlatmıştı. Sanırım aradığı şeyi bulmuştu. Tekrar bana burada kalmamı tembihledi ve hemen döneceğini söyledi. Kolundan çekiştiriyor, gitmesini istemiyordum ama tutamadım. Tedbirli ve sakin adımlar ile odadan çıkmıştı artık. Olduğum yerde donakaldım ve hemen dönmesini umarak beklemeye başladım. o an ters giden bir şeyler olursa ne yapmam gerektiğini planlamaya çalışıyordum ama panik halinden dolayı sağlıklı düşünemiyordum. Eve girmeye çalışan kişi artık girmiş ve evin kapısını kapatmıştı. Sonrasında sebebini anlamadığım bir şekilde ışıkları yakmaya uğraştı. Acaba evde biri olduğundan haberi yok muydu da böyle rahatça hareket ediyordu. Serhat’ın sesi geldi kulağıma “ Polisi aradım , bir kaç dakikaya kadar gelmiş olacaklar . Karanlık olduğu içi yüzünü görmedim , gidersen kurtulabilirsin yoksa kendine yazık edersin . ” Diye sesleniyordu içerdeki kişiye . “ Elimde silah var , yanlış bir şey yapmaya kalkayım deme ” diye ekledi . Polisi ne ara aradığını anlamamıştım ama böyle bir durumda blöf yapıyor olamazdı değil mi ? Karşı taraftan hareket gelmeden ışıklarımız geri gelmişti . Bir süre sessizlik olduğu için neler döndüğünü anlayamadım ama saklandığım kapının arkasından çıkmaya çok korkuyordum . Serhat bana “ Ezgi , 2 kişiler ! ” diye bağırınca ben de elime ne geçtiğine bakmadan ilk kavradığım şeyi alarak kapının önüne atladım . Ve o an anladım ki tufaya gelmiştim . Sedat başından beri mi biliyordu yoksa o da şimdi mi öğrenmişti bilemiyorum . Bu kez kesin hükmü yargısızca vermeyecek , idam mahkumunun son sözlerini dinleyecektim . Gıcık herif , ne ara öğrendiyse öğrendi . Örendikten sonra beni nasıl böyle bir konuda kandırabiliyordu? Meğerse gelenler amcam ve Serpil ablammış. Elektrikler olmayınca kapıyı açamamışlar , biz uyuyoruzdur diye de sessiz olmaya çalışmışlar . “ yok ” dedim . “ Kaçırdınız var olanı da . ” Bir yandan beni dinleyip bir yandan da gülüyorlardı . Benim ne kadar korkabileceğimi düşünememişler miydi ? Az evvelki paniğimden eser kalmamış , yerini Serhat’ı yere yatırıp saçlarını yolma arzusu gelmişti . “ Polisi molisi aramadın di mi ? “ - Yok kuzen yok . Zaten en başta ben de biri girmeye çalışıyor sanmıştım ama telefon yanımda olmadığı için önce korkutup kaçırmaya çalıştım . elektrikler gelmeseydi sonumuz nasıl olurdu hiç bilmiyorum. düşünsene şimdi ben elimdekini ortalığa sallıyorum hepimiz hastanelik... dur bekle kuzen , balım , Ezgi; nereye yaaa ? tamam kızdın ama ben de o anda karar verdim bunu şakaya vurmaya , eğlendik işte az biraz fena mı ? O anda dönüp cevap vermemek için zor tuttum kendimi ama konuşmamam ve tavrım ile ne kadar korkmuş olduğumu onlara göstermem lazımdı . gözlerimi kaçırdığım hissi vermeden ama yüzlerine de bakmadan ortalığa konuştum ve “ ben odama geçiyorum . hepinize iyi geceler . sayemde gülüp eğlendiğinize göre gerçi zaten iyi bir gece olmuştur hepiniz için. ne mutlu . “ diyip odama geçtim . girdiğimde kitabı bıraktığım son yerde gözüme ilişti. zaten yaşamış olduğum adrenalin yüklemesi üzerine uyku falan kalmadığından son bir gayret okumaya devam edip yarım saat içinde kitabı bitirmiş ve paketleyip yarınki ders programına göre hazırladığım çantama koymuştum . ışığı kapattığım zaman kapım tıklandı ve Serpil ablam içeri girdi . amaçlarının beni üzmek olmadığını , zaten ani bir karar ile yapılmış bir şaka olduğunu , hepimizin eğleneceklerini düşündükleri için yatıklarını ve üzgün olduklarından bahsetti . Şimdi konuşmak istemediğimi ve uyuyacağımı söyleyip uzandım . yengem de üzerime gelmedi , ışığı kapatıp çıktı odamdan . ne kadar korkmuş olabileceğim akıllarına gelmemiş ama ben zaten bir sürü şeyi bir arada yürütmeye çalışırken şaka kaldıramayacak modda olduğumu düşünmelerini beklerdim . Sabah hareketli başı olan tavuklu saatimin sesine uyandım . saat yediye geliyordu , kahvaltı yerine akşamki makarnadan biraz yanıma aldım acıkırsam yemek için . üniformam ile ilk kez okula gidecektim, saçlarımı yine at kuyruğu yapmıştım . Düzenli görünmek istiyordum çünkü Veysel’in yanına gidecektim . Onun ile karşılaşma düşüncesi hem hissettiğim mahcubiyeti gün yüzüne çıkarıyor hem de tuhaf bir heyecan kaplıyordu içimi . kimseye haber vermeden çıktım ve otobüs durağına yürüdüm . durak kalabalıktı ama tanıdığım yüzler yoktu , camın arkasındaki reklam panosundan gülümseyerek bakan babamın resmi dışında . her zamanki otobüs her zamanki vaktinde geldi . bugün otobüs de kalabalıktı ve yol boyu ayaktaydım . her durakta acaba bu durakta biner mi diye Veysel’i aradı gözlerim ama bugün bu otobüse binmemişti . okula girdiğimde her zamanki rutinimiz olduğu gibi bahçede bekledik ilk dakikalarda sonrasında ders zilinin çalması ile okul binasının kapıları açıldı ve içeri girdik . ilk iki saatimiz Emrullah hocanın Türkçe dersiydi . geçen hafta ancak yarım gün girebildiğim derslere artık ağırlık vermem ve eksik konularımı tamamlamam gerekiyordu . Babam ile ilgili gelişmelerden haberdar edilmek şartı ile kafamı bu konuya yormamak konusunda anlaşmıştık diğerleri ile . sınıfa geçtiğimde Serhat’ın attığı mesajı okudum. Sabah bir şey demeden gittiğim için Serpil ablam biraz üzülmüş . sorumsuzca davrananın kendi olduğunu ama bu konuyu böyle ilk okul çocuğu gibi abartmamam gerektiğini yazmıştı . o önce kendi sorumsuzluğundan kurtulsun sonra bana yaşa uygun davranma dersi versindi bir zahmet . “derse giriyorum , hayırlı işler . “ diye cevap yazdım . sinirden kuduruyordur gıcık herif . Okulda da Veysel’i görmemiştim . saçımı sıkmaya başlayan tokamı çözdüm ve yanıma aldığım kalem ile dağınık bir topuz yaptım , salaş ama cool durmuştu . sınıfa geçtiğimde ilk defa herkesi tam tekmil gelmiş gördüm . Tam yirmi beş kişiydik . Emrullah hocanın dersi olduğu için mutluydum , özlemiştim dersini de hocayı da . öğretmenler zilinin çalması ile sınıfa girdi Emrullah hoca. Bahsettiği sistematikteki gibi işledi dersini . ben yokken ses olaylarına geçmişlerdi . ilk derste konuyu sözlü olarak anlatmasının ardından defterlerimizi çıkarttırdı ve yazmaya başladık . ilk dersin sonunda hoca ; “ aramızda duvar boyama – grafiti ile uğraşan arkadaşlarımız tenefüste yanıma gelebilir mi , aklımda bir proje var ve yardımlarını isteyeceğim “ Tenefüs zili çalınca benim ile birlikte birkaç kişi daha Emrullah hocanın peşine takılıp koridor boyu ilerledik. Büyükçe boş bir sınıfa girdik , sınıf daha tadilat aşamasındaydı , duvarlarda alçı izi duruyordu henüz . zemin kirli , döküntülerle toz kir içinde duruyordu. Tahtası yeriinden sökülmüş , tek mobilya olarak bırakılan öğretmenler masasının üzeri muşambalar ile sarılıydı . hocanın karşısında dizildik ve bize ne soracağını düşündük kendi aramızda . hoca hepimizi susturup aklındaki projesini anlatmaya başladı . müdür yardımcımız Hüseyin hocadan izin alarak bir edebiyat odası oluşturma çabasına girişmiş . aklındaki konsepti bize anlatırkenki coşkusunu izlemekten ben gözümde canlandıramamıştım ama ilginç fikirleri vardı . duvarları ünlü yerel edebiyatçılarımızın portreleri ile doldurmak istiyormuş ama baskı resim kullanmak yerine çizim yapılmasının daha otontik olacağı görüşündeymiş . boyacı tutmak bizim gibi yerine yetenekli ve ilgili olan öğrencilerin elinden çıkma bir odanın hem bizden geriye okulumuzda değerli bir iz bırakacağını hem de espriye vurarak buna bütçe kalmadığını söyledi . sonuç olarak boş vakitlerimizi düzenli bir şekilde bu odaya ayırmamızı istiyordu. Farklı sınıflardan da gelenler ile birlikte toplamda 20 kişi kadardık . Düşünmemiz için bize zaman verecekti ama tahminen kaç kişinin katılacağını sordu , eğer katılması ihtimal dahilinde olanların sayısı az olursa mecburen boyacı ile anlaşacaklarmış . hızlıca aklımdan hesap kitap yapmıştım . okuldan sonra geriye çok vaktim kalıyordu ve ben daha lise ikinci sınıf öğrencisiydim yani hem birinci sınıflardan hem de üçüncü sınıflardan daha çok müsaittim. Öünkü birinci sınıflar ortam ve lise işleyiş sistemine , ders yoğunluğuna alışmak için , üçüncü sınıflar da seçtikleri alan derslerinde detaya inen konulara çalışmak için zaman harcayacaklardı . dördüncü sınıflar zaten uyumayı unutmuşçasına ders çalışıp sorular çözüyor , deneme sınavlarının birinden ötekine atladıklarından, yoğun bir programa sahiptiler . ayrıca kitap kulübü gibi aklımı meşgul edecek ve beni sınıf dışına da açabilecek ortamlara ihtiyacım vardı . Emrullah hocanın yanına gidip katılacağımı söylediğimde bana babacan bir tavırla kendimi çok zorlamamamı , eğer zorlanırsam da ayrılabileceğimi söyledi . ama bu durumdan diğerlerine bahsetmemeliymişim yoksa disiplin misiplin kalmazmış . gelenlerden bir kısmı katılamayacağını bildirdi ama katılacak kişiler çoğunluktaydı . İkinci derste hocamız kaldığımı yerden defterimize yazdırmaya devam etti . ses olayları konusunu bitirmiştik . akıllı tahtadan bize örnek cümleler ile alıştırmalar açtı . ikinci dersimiz de su gibi akıp bitmişti . ilk tenefüs meşgul olduğum için Mustafa’yı sıkıştıramamıştım ama verdiği söz hala aklımdaydı . tenefüs zilinin çalması ile yanında bitmeyi düşünmüştüm ama garibim hala sabah mahmurluğunu atlatamamış göründüğünden öğlen arasına kadar rahat bırakmaya karar verdim . Bir yandan da aklım Veysel’e vereceğim kitaptaydı . on ikinci sınıf olduğunu bilsem de şubesinden haberim yoktu . mecburen canım arkadaşım Melek’e yöneldim. Arkamı döndüğümde o da benim ile konuşmak istiyormuş da ilk adımı benden beklemiş gibi bir atılması vardı ki nasıl olmuştu da şimdiye kadar beklemişti acaba ? söze ilk o girdi: -kanka, neler gelmiş başına kitap kulübü toplantısından çıktıktan sonra öyle ? hiç de ipucu vermiyosun , bizim arka sıradakiler fark edince toplantıyı bölüp sizi izledik. Helal olsun ama Veysel’e nasıl da yakaladı çocuğu da getirdi sana çantanı geri ? - heee, sen ondan sormadın bana niye Veysel’i aradığımı . Aslında konuyu değiştirmek istiyordum ama Veysel’in hangi sınıfta olduğunu öğrenmem lazımdı ve sorabileceğim yegane yakın arkadaşım Melek’ti. “ Ne oldu, ne ara fark ettiniz de izlediniz bizi ? ” diye sordum . çantamın kapkaça kurban gittiğini gören kafe müşterileri ayaklanınca bizimkilerin toplantısı da bölünüvermiş. Veysel’in ardından da benim koştuğum tura onlar da arkadan sırf merak ettikleri için katılmışlar. Melek ile sınıftan birkaç kız daha okula kadar benim peşim sıra gelmişler ama Veysel’in elinde çantayla yanıma geldiğini görünce ben teselli etmekten vaz geçip uzaktan izlemek ile yetinmişler . Konuyu dallandırıp budaklandırmdan yani Melek sorgu suale başlamadan öğreneceğimi öğrenip ayrılmam gerekiyordu yanından . doğrudan lafa girip sordum : - Şey evet yaa , oldu öyle bir şeyler . ben de doğru dürüst teşekkür edemedim. Sana sınıfını soracaktım. Onun on ikinci sınıf olduğunu biliyorum ama hangi şubede olduğunu sen biliyor musun ? gidip bir teşekkür edeyim . - İyi yaparsın güzelim, herkes yapamazdı yani onun yaptığını . O da I şubesinde okuyor diye biliyorum ama dur bi bakayım. Ha bu arada öyle kuru bir teşekkür ile geçiştirme bence , bir kahve falan ısmarla bence . var mı paran , verebilirim eğer yanında yoksa ? - Yok canım sağ ol , var yanımda biraz . I dedin değil mi? Saatime baktım. Durduk yere babamın videodaki hali geldi aklıma . o tenefüs bir yere gitmemeye karar verdim , daha okulun bitmesine çok vardı. “bir sonraki tenefüs bi uğrarım yanına “ dedim. Melek bir şeylerin keyfimi kaçırdığını fark etmişti sanırım . ısrarcı olmadı bu tenefüs hemen gitmem konusunda . hatta konuyu kendisi değiştirerek bana bu hafta okumaya karar verdikleri kitabı haber verdi . bu hafta yine Tanzimat Dönemi sanatçılarından biri olan Nabızade Nazım efendi’ nin Zehra adlı kitabını okuyacakmışız. Sıradaki ders matematikti. Nuri hoca geçen seferki dersin aksine bugün elleri kolları dolu gelmişti . ama notlar ile değil, meyveler ile . hatta peşinden bir kaç öğrenci daha elinde poşetler ile birlikte girmişti sınıfa . meyveleri öğretmenler masasının üzerine yığdıktan sonra hocamız kısa bir konuşma yaptı : - Arkadaşlar, henüz sizde uygulamasak da bildiğiniz gibi son sınıf öğrencilerine uyguladığımız derse zamanında gelmeme veya ödevleri tamamlamama cezası oklumuzda hala yürürlükte olan etkin bir sistem. Bugünkü gibi bazen okula ziyafet vermemize vesile olan tembellikleri için arkadaşlarımıza teşekkür edip bir daha olmaması dileklerimizi iletelim. Hocanın gözüne batmadan Yaren’in kulağına eğilip bu komik başlangıcı neye borçlu olduğumuzu sordum. okulda yerleşik bir olarak uygulanan bir kuralmış bu . son sınıflar eğer yapması gereken bir şeyi yapmaz ise 1 kilo meyve alıyormuş. Ara sıra bu cezayı alanlar anlaşıp tek günde hasılatları getiriyormuş. Getirilen meyveler de okul vatandaşlarına dağıtılırmış . çok komik ve akıllıca gelmişti bu kural. Sınıfta bir anda yerli malı rüzgarı esmeye başlamıştı . matematikçimizin konuları yetiştirememe gibi bir derdi olmadığından ilk dersin yarısı yani yaklaşık yirmi dakika kadar meyveleri yiyip goygoy muhabbeti çevirdikten sonra hocamız derse başladı: - Meyvelerimizi yiyip lak lak da yaptığınıza göre artık derse bomba gibi hazır olduğunuzu düşünüyorum. Evet arkadaşlar çıkarın bakalım geçen hafta son dağıttığım fotokopileri , geçen hafta kaldığımız yerden devam ediyoruz ... Geçen hafta hocadan izin alıp dersen çıkmıştım, dolayısıyla nerede olduğumuzu bilmiyordum ve hazırlık da yapamamıştım. Ama konumuz fonksiyonlardı, ve benim uzmanlık alanımdı. Nuri hoca da öğretmenler odasında adımın zikredilmiş olduğunu duymuş olacak ki yanıma gelip “sınıfımıza bir matematikçi gelmiş diyolar, göster bakalım marifetini Ezgi hanım ” diyerek soruyu çözmemi istedi. Geçen haftaki derse katılamadığımı hatırlatarak soruların elimde olmadığını söylemem üzerine bana da kağıt verdi. İlk olarak kendim çözmek isterim diye başka birini seçti çözümü yapması için ama ben itiraz ettim. Hırslanmıştım hocanın sözleri üzerine, kendimi kanıtlamak istiyordum. Tahtaya kalkıp hızlıca çözdüm. Farklı bir yol kullanmamıştım ama hoca özgüvenimi ve pratik cevabımı beğenmişti. Ders boyunca soru çözümü yaptık. Tenefüs zilinin çalmasıyla birlikte sınıftan fırlayıp on ikinci sınıfların olduğu kata gittim.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE